Antalya, Türkiye’nin güney kıyılarında yer alan Akdeniz’in incisi ve ülkenin en önemli turizm başkenti. Dört bin yıllık tarihi boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerini bünyesinde barındıran bu coğrafya, sadece plajları ve denizi ile değil, köklü kültürel mirasıyla da ziyaretçilerini büyülüyor. Batı demokrasilerine ilham veren Likya Uygarlığı‘nın beşiği olan bu topraklarda, her adımda tarihin izlerini keşfedebilirsiniz.
Toros Dağları ile masmavi Akdeniz arasına kurulmuş olan Antalya, doğal güzelliği kadar zengin arkeolojik hazineleriyle de ön plana çıkıyor. Kaleiçi‘nin dar sokakları, Hadrian Kapısı‘nın ihtişamı ve çevredeki antik kentlerin görkemli kalıntıları, bu şehri sadece bir sahil tatili destinasyonundan çok daha özel kılıyor. Modern turizm tesisleri ile antik eserlerin uyum içinde bir arada bulunduğu Antalya, her yaştan ve ilgiden ziyaretçi için unutulmaz deneyimler sunuyor.
Antalya’nın En Güzel Tarihi Yerleri 🏛️
1. Tarihi Kaleiçi, Antalya

Kaleiçi, zamanın pürüzsüzleştirdiği asırlık dokusunu günümüze taşıyan bir Ortaçağ yerleşimi. Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlıların izlerini taşıyan tarihi yapıların büyük bir kısmını hâlen koruyabilen, Anadolu’nun en eski kentlerinden biri. Göz alabildiğine uzanan taş döşeli dar sokakları, cumbalı ahşap evleri ve sakin avlularıyla Kaleiçi’nde Antalya’nın tarihi ruhunu görmek mümkün.
Geçmişten süzülen bir inceliği sergileyen evlerin bahçelerinden sokaklara taşan begonviller taş evlere yakışmış. İki katlı, yüksek tavanlı dış sofalı evlerin büyük bir bölümü restore edilmiş. Genellikle 3 katlı olan evlerin çoğu butik otel, restoran, antikacı ve hediyelik eşya dükkanı olarak hizmet veriyor.
Kale Kapısı mevkiindeki dış surlar üzerinde bulunan 14 metre yüksekliğindeki Tarihi Saat Kulesi, 1901 yılında II. Abdülhamit adına inşa ettirilmiş.
2. Yivli Minare, Kaleiçi

Yivli Minare, şehrin hemen hemen her noktasından görülüyor. Antalya’nın sembol eserlerinden biri olan Selçuklu zamanından kalma tarihi Yivli Minare, Antalya’da ilk gidilecek yerlerden kuşkusuz. Kesme taşlı kare bir blok üzerine yarım silindirli yiv şeklinde sekiz kuşağı ve firuze taşlarla bezeli 45 metrelik minaresiyle şehrin sembolu benim diyor.
Selçuklu hakimiyetinin simgesi, I. Alaeddin döneminde bir anıt olarak tasarlanmış. Çevresinde Ulu Camii, Ulu Camii Medresesi, Atabey Armağan Medresesi, Antalya Mevlevihanesi, Zincirkıran Mehmet Bey ile Nigar Hatun türbeleriyle bir külliye oluşturuyor. Hepsi de görmeye değer önemli tarihi miraslar.
3. Tarihi Liman Antalya Marina

Kaleiçi, surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı tarihi yat limanı göz alıcı bir manzaraya sahip. Mendireğin iki ucunda bir yanıp bir sönen fenerine nazır boy boy yelkenliler ve sandallar sırlanıyor. Palmiye ve hurma ağaçlarının çevrelediği bu güzel limanı Bergama Kralı II. Attalos’un dünyadaki cennet olarak yanımladığı söyleniyor. Sabahı ayrı güzel, akşamı ayrı.
Dalgakıranın ucuna kadar bir yürüyüşe çıkın. Antalya Tarihi Liman‘dan denize açılan irili ufaklı teknelerle, falezleri gezen ve Düden Şelalesi‘ni de görebileceğimiz kısa bir tura çıkmanız da mümkün. Limanın hemen altında yer alan küçük Mermerli Plajı ise buradan uzaklaşmadan deniz keyfi yapmanız için doğru adres.
Antalya surlar üzerinde 2. yüzyılda yapılmış silindir biçimindeki Hıdırlık Kulesi‘nin göz alıcı bir manzarası var. Surların güneybatı köşesinde, Antalya’nın en eski parklarından biri olan Karaalioğlu Parkında yer alıyor.
4. Hadrian Kapısı

Hadrian Kapısı, Üç Kapılar olarak bilinen, antik dönemde kente Kaleiçi ve liman bölgesinden giriş kapısıydı. Bu anıt kapı, MS 130 yılında Roma İmparatorlarından Hadrian onuruna inşa edilmiş. İki sütunlu cephesi ve dört kapı kulesi üzerinde yükselen üç kemeriyle tipik Roma zafer takı görünümünde. Bugüne ulaşamayan ikinci katında ise sadece Roma imparatorunun değil aile üyelerinin de heykelleri bulunuyordu.
5. Phaselis Antik Kenti

Phaselis (Faselis), Kemer’e bağlı Tekirova Beldesinde, doğal güzellikleri, antik şehri, koyu ve plajı ile ünlü, sakin ve huzurlu bir cennet. Phaselis Antik Kenti, tarihi antik tiyatrosu, su kemeri, agorası ve hamamları ile deniz ve tarihin bir arada bulunduğu antik bir yerleşim yeri.
MÖ 6. yüzyılda Rodos’lular tarafından kurulmuş. Likya’nın doğu kıyısının en önemli limanıydı. MÖ 333’de Büyük İskender’in Makedonya’dan Hindistan’a uzanan seferinde bir süre Phaselis’te konaklamış. Phaselis Koyu, Antik Phaselis Kentinin bir parçası. Yazın hafta sonları günübirlik pek çok ziyaretçi ağırlayan koy, Antalya’ya 60 km uzaklıkta yer alıyor. Yiyecek ve içeceğinizi yanınızda götürün.
6. Aspendos Tiyatrosu, Serik

Aspendos Tiyatrosu, antik tiyatrolar arasında en iyi korunan ve Anadolu’daki Roma tiyatroları arasında sahnesiyle günümüze ulaşan nadir örneklerden biri. Aspendos Tiyatrosu, 138-164 yılları arasında imparator Antonius Pius döneminde, mimar Zenon tarafından yapıldığı biliniyor. Yarım daire biçimindeki 15 bin kişilik anfi, klasik Grek tiyatro geleneğindeki gibi akropolisin doğu yamacına yaslanmış.
Halk arasında ‘Belkıs Harabeleri’ olarak bilinen Aspendos Antik Kenti Yukarı Kent ve Aşağı Kent olarak iki bölümde geziliyor. Tiyatro, Aşağı Kent’teki en önemli yapı. Görülecek yerler arasında surları, agorası, çeşmesi, eksedrası, stadionu, hamamları, su kemerleri, tapınak ve nekropolleri yer alıyor. Antik kente, Antalya-Manavgat karayolundan ayrılan asfalt yoldan ulaşılıyor.
7. Perge Antik Kenti, Aksu

Perge Antik Kenti, Antalya şehir merkezine sadece 18 km uzaklıkta, Aksu ilçesi sınırları yer alıyor. Pamfilya Bölgesine başkentlik yapmış bir antik kent, Antalya’nın en güzel tarihi yerlerinden. UNESCO Dünya Geçici Miras Listesi’nde yer alan Perge Antik Kenti, Helenistik dönem boyunca eski dünya içerisindeki en zengin ve güzel şehirler arasındaydı.
Tarihi Tunç Çağı’na kadar inen Perge Antik Kenti, Geç Klasik, Helenistik ve ağırlıklı olarak Roma İmparatorluk dönemleri bağlamında planlama açısından önem taşıyan bir kent. Aziz Paulus ile Barnabas Hıristiyanlığı yaymak üzere Anadolu’daki ilk gezilerine buradan başlamış.
8. Xanthos Antik Kenti, Kaş

Xanthos Antik Kenti Antik Çağ’da Likya Uygarlığı’nın en büyük idari merkeziydi. Meclisi Patara’da olmasına rağmen, birliğin başkenti Xantos‘tu. Fethiye merkeze 46 km uzaklıkta bulunan Xanthos, dini merkez Letoon ile birlikte bölgenin en önemli yerleşimiydi.
UNESCO Dünya Mirası Listesine 1988 yılında alınan Xanthos, birçok kanlı savaşa ve birbirinden önemli tarihi olaylara şahitlik ettiği için, ne yazık ki kentte günümüzde görülebilecek pek fazla yapı bulunmuyor. 1840’lı yıllarda yapılan kazılarda bulunan eserler British Museum‘da sergileniyor.
9. Termessos Antik Kenti, Korkuteli

Termessos Antik Kenti, Antalya’nın 30 km kuzeybatısında, Güllük Dağının tepesinde doğal bir platform gibi yükselen ve Anadolu’nun en iyi korunmuş antik şehirlerinden biri olarak hâlâ nefes kesiyor. Pisidialı Solym’ler tarafından kurulmuş bu kent, Büyük İskender’in MÖ 333’te kuşatma girişimini bile boşa çıkarmış, yani burası “bu topraklarda tarih yaşanmıştır” diyen gerçek bir yer.
Kaya mezarları, zengin bezemeleriyle tapınaklar ve devasa Roma dönemi tiyatrosu ile hem antik mimarinin hem doğanın kucağında dolaşmak isteyen gezginler için ciddi bir adres. Termessos aynı zamanda Milli Park içinde yer alıyor, doğa yürüyüşüyle tarih yürüyüşünü birleştirmek isteyenler için akıllı bir seçenek.
10. Alanya Kalesi

Alanya Kalesi, Antalya’nın Akdeniz sahilinde kentle denizin tam ortasında uzanan o heybetli yarımada surlarıyla bölgenin simge yapılarından biri olarak duruyor, Helenistik’ten Selçuklu ve Osmanlı’ya uzanan katmanlı tarihini her adımda hissettiriyor. Saray kompleksi, Kızılkule, Tersane ve surların tüm uzunluğu ziyaretçiye Ortaçağ’ın açık hava müzesini sunuyor, burası sadece fotoğraf noktası değil, tarih boyunca korsanların, denizcilerin ve kralların gündelik yaşamlarıyla dolu bir yer.
🔥 Açık konuşayım, bu tarihi kale, Alanya tatilinin hem “görsel imza”sı hem de bölgedeki kültürel zenginliğin en güçlü temsilcilerinden biri, burayı şehir merkezden teleferikle çıkıp gün batımında gezmek akıllı bir plan olabilir.
11. Myra Antik Kenti, Demre

Myra Antik Kenti, Antalya’nın batısında Demre ilçesinin Alakent Mahallesi sınırlarında, Likya uygarlığının başkentlerinden birinin izlerini taşıyan büyüleyici bir tarih durağı olarak karşına çıkıyor. Kaya mezarlarının cepheden bakan yüzleri, Likya yazılı kitabeleri ve geniş Roma dönemi tiyatrosu sayesinde burası “gelmişken görmeden dönülmez” listesinde yer almalı.
MÖ 5. yüzyıla kadar uzanan geçmişiyle sadece mimari kalıntılar değil, aynı zamanda Likya’nın sosyal ve ticaret hayatına dair güçlü ipuçları da sunuyor. Bu antik kentte yürürken her taşın bir hikâyesi var, hele St. Nicholas (Aziz Nikolaos) Kilisesi‘ne de gidersen buranın ne kadar merkezî bir yerde olduğunu bir kez daha hissedersin.
12. Apollon Tapınağı, Side

Apollon Tapınağı, Side’nin denizle en güzel selamlaştığı noktada, Akdeniz’in kıyısında adeta sahnenin ortasına kurulmuş gibi duruyor. Dürüst olmak gerekirse, Side’ye gelip de burayı gün batımında görmeden dönmek büyük eksik. Güneş denizin içine ağır ağır inerken, tapınağın ayakta kalan sütunları altın rengine bürünüyor ve ortaya gerçekten kartpostallık bir manzara çıkıyor.
Side Antik Kenti‘nin baş tanrılarından, ışığın, güzelliğin ve sanatın simgesi Apollon’a adanmış bu tapınak, hâlâ kentin ruhunu en iyi anlatan yapıların başında geliyor. Üstelik 24 saat açık ve ücretsiz, canın ister sabahın köründe, ister gece yıldızların altında gez. MS 3. yüzyılda Side Hristiyan kimliğine bürünmeye başlayınca, tapınağın bazı taşları bazilika yapımında kullanılmış, yani gördüğün her sütun biraz eksik, biraz yarım ama bir o kadar da gerçek.
📌 Yolda aklında bulunsun: Apollon Tapınağı’nı gezerken rotayı dar tutma, hemen yakınındaki Side Antik Tiyatrosu’nu ve vaktin varsa Köprülü Kanyon’u da ekle. Bana göre Side’yi Side yapan üçlü budur: deniz kenarında Apollon, taşın içinde tiyatro, dağların arasında kanyon.
13. Olimpos Antik Kenti, Kumluca

Olympos Antik Kenti, hâlâ gömülü kalmış tarih katmanlarını usul usul gün yüzüne çıkaran, Antalya’nın en etkileyici duraklarından biri. Sadece bir antik kent değil burası, aynı zamanda back-packer rotalarının parlayan yıldızı, her bütçeden gezgini kucaklayan bir yaşam alanı. Ağaç evlerin o huzurlu sabah sesleri, nehir kenarı kampın dinginliği, lüks butik otellerin rahatlığı…
Ne ararsan burada var. Gündüz antik tiyatronun taş basamaklarında tarihin dokusunu hissederken, akşamüstü Olimpos’un alevlenen gökyüzü altında bir kamp ateşi başında yeni dostlarla sohbet etmek… Net söyleyeyim, burası “gelmişken bir gece daha” dedirten yerlerden.
14. Rhodiapolis Antik Kenti

Rhodiapolis, ismindeki o “Rodos kokusu” yüzünden gerçekten Rodoslular’ın kurduğu bir şehir gibi kabul edilen, Antalya’nın Kumluca ilçesi Sarıcasu Köyü yakınında tepenin başında dimdik duran antik kentlerden biri. Burası Likya Birliğinin üyelerinden, Gagai, Phaselis, Korydalla ve Olympos gibi komşularının arasında hala ayakta duran taş evleri, agora ve tiyatrosuyla görmeye değen sessiz bir tarih durağı. Opramoas’ın anıt mezarı gibi hikâyeli kalıntılarıyla bazen “daha az bilinen ama fazlasını saklayan” antik kent kategorisine giriyor.
2026 itibarıyla Rhodiapolis Antik Kenti haftanın 7 günü ziyarete açık ve giriş tamamen ücretsiz şekilde devam ediyor, yani cüzdana dokunmadan tarih içinde yürüyüş yapmak mümkün. Ziyaret saatleri için resmi bir ücretlendirme veya zaman sınırlaması olmadığı belirtiliyor, dolayısıyla sabah erken de gelebilirsin akşamüstü de, etrafı keşfetmek için bilet kuyruğuyla uğraşmana gerek yok.
15. Gelidonya Feneri, Kumluca


Gelidonya Feneri, Türkiye’nin deniz kenarında bulunan en büyük feneri olarak biliniyor. Taşlık Burnu’nun ucunda, denizin ortasına doğru uzanmış gibi duran bu yalnız fener, Türkiye kıyılarındaki en büyük deniz feneri. Resmi kayıtlarda ‘Taşlık Feneri’ olarak geçen fener, ülkemizin en güzel manzarasına sahip yerlerinden.
Şöyle söyleyeyim, Gelidonya Feneri insanın aklını başından alan yerlerden. Rüzgâr burada hep bir tık sert eser, dalgalar aşağıda kayalara patlar, sen yukarıda Akdeniz’in o bitmeyen mavisine bakarsın. İlk kez çıktığımda “manzara diye bir şey varsa bu” demiştim, ne abartı, ne kartpostal süsü… Saf, ham ve etkileyici.
🧭 Yolda öğrenilen ders: Likya Yolu’nun en unutulmaz duraklarından biri olmasının sebebi de bu zaten. Buraya gelmek biraz emek ister, patika yer yer taşlık, yazın güneş acımasız. Ama feneri gördüğün an tüm yorgunluk buhar olur. Resmi adı Taşlık Feneri olsa da herkes onu Gelidonya diye bilir. Gün batımında Beş Adalar silüetiyle birlikte ortaya çıkan manzara, yürüyen herkese aynı cümleyi kurdurur: “İyi ki gelmişim.”
16. Antalya Müzesi

Antalya Müzesi, Antalya tarihinin izlerini sürmek için uğramanız gereken yerlerlerden biri. Zengin koleksiyonlara ev sahipliği yapan müzede Likya, Pamfilya ve Psida gibi önemli medeniyetlere ait eserler görülebilir. Müze, Akdeniz çanağının en başarılı müzelerinden biri olarak kabul ediliyor.
31 yıllık mücadelesi sonucunda yuvasına dönen Perge Herkülü, ya da daha çok bilinen adıyla Yorgun Herkül, elbisesiyle bedeni farklı renklerde yapılmış Dansöz Heykeli görülmesi gereken önemli eserlerden birkaçı. İşçiliğiyle insanı hayrete düşüren geniş bir lahit salonu da var. En değerlilerinden ise Herakles Lahdi.




