Dresden, nefes kesici güzelliğiyle şehri çevreleyen Elbe Nehri’ne nazır nefis bir Almanya şehri. Doğu Almanya’nın mücevheri Dresden’i her yıl kenti ziyaret eden binlerce turist tarafından Kuzeyin Floransa’sı olarak anılıyor. Çok sayıda sanat eseri koleksiyonları barındıran şehir adeta bir açık hava müzesi. Kadim geçmişi, her yüzyıldan taşıdığı mimari miras ve onun getirdiği zenginlikle mücevher gibi bir şehir.
Burası Avrupa’nın acıyla güzelliği aynı potada eritebilmiş nadir şehirlerinden biri. 1945’te neredeyse haritadan silinmiş bir yerden bahsediyoruz. Bugün Frauenkirche’nin taşlarına bakarken, aslında bir kiliseye değil, kolektif hafızaya bakıyorsun. Bu görkemli şehrinde dolaşırken, eğer geriye kalan buysa, acaba öncesinde Dresden nasıldı diye düşünmeden edemedim. Dresden’in estetiği tesadüf değil; bilinçli, inatçı ve sabırlı bir yeniden ayağa kalkışın sonucu.

Elbe Nehri boyunca yürürken şunu fark ediyorsun: Dresden gösteriş yapmıyor ama kalitesini saklamıyor da. Barok mimari burada “bak ne kadar süslüyüm” diye bağırmıyor; yerli yerinde, dengeli ve ağırbaşlı. Bu yüzden Dresden’i gezmek bir check-list işi değil. Bu şehir, “şurada foto çekeyim”den çok, “burada biraz durayım” dedirtiyor.
Eğer Almanya’da bir şehir sana estetikle sükûneti aynı anda verecekse, o şehir Dresden’dir.
Sanat galerileri, müzeler ve farklı koleksiyonlar ile sanat severleri görülmeye değer. Orta Avrupa turları arasında Dresden yerini yavaş yavaş almaya başlasa da bence Leipzig ile birlikte başlıbaşına bir rota olmayı hakkediyor. Dresden bir günlük tur ile keşfedilecek bir yer değil. Aksi halde aklınızda ağır barok mimarili gri bir şehir kalabilir, ki bu yanıltıcı olur.
Doğu Almanya’nın Mücevheri: Dresden Gezi Rehberi
Dresden, yüksek kültürel değerine 17. yüzyılda ulaşmış bir Alman şehri. Muhteşem barok mimarisiyle Almanya’da kültür ve sanat denildiğinde akla gelen ilk kentlerden biri. Dresden, kelimenin tam anlamıyla küllerinden doğmuş bir şehir.
II. Dünya Savaşı’nın son günlerine kadar neredeyse tek bir hava saldırısı almayan Dresden, Almanya’nın teslim olmasına rağmen savaşın bitimine çok az kala tarihin en acı bombardımanlarından birine maruz kaldı. Müttefik devletler, bombalanan İngiliz şehirlerinin intikamı gerekçesiyle tarihe Dresden Bombardımanı olarak geçen saldırıyı gerçekleştirdi. Alman kaynaklarında uzun süre bu saldırıda 230 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti. Ancak bugün bu rakamın, dönemin siyasi atmosferini sarsmak amacıyla bilerek abartıldığı ve bir sıfır fazla yazıldığı biliniyor.
Bombardıman sırasında eski şehrin neredeyse tamamı yerle bir edildi; “masal şehir” olarak anılan Dresden, kısa sürede dev bir harabeye dönüştü. Bu travmatik dönem, özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra çekilen bazı filmlerde de konu edildi.
Savaşın ardından şehir şaşırtıcı bir hızla toparlandı. Ağır hasar alan anıtlar ve tarihi yapılar, aslına sadık kalınarak birer birer yeniden inşa edildi. Frauenkirche, Zwinger Sarayı, Semper Operası ve Elbe Nehri kıyısındaki saraylar bu yeniden doğuşun en önemli simgeleri arasında yer alıyor. Bugün bile Dresden’de birçok restorasyon çalışması hâlâ devam ediyor.
Günümüzde Dresden, nereye baksanız insanı heyecanlandıran tarihi yapılarıyla Almanya’nın en gözde şehirlerinden biri. Şehrin başkentliğini yaptığı Saksonya Eyaleti, “Sakson İsviçresi” olarak da biliniyor. Dresden–Leipzig–Chemnitz üçgenini oluşturan bu bölge, çok sayıda görkemli saray ve tarihi yapı barındırıyor.
Dresden aynı zamanda önemli bir üniversite şehri. Yükseköğretim kurumlarında 40 binin üzerinde öğrenci eğitim görüyor. Bu yönüyle şehir, eski Doğu Almanya’nın ekonomik açıdan en güçlü bölgelerinden birinin merkezini oluşturuyor.
Dresden’de Almanya’nın resmi dili olan Almanca konuşuluyor; ancak ülkedeki yüksek eğitim seviyesi sayesinde İngilizce de oldukça yaygın. Almanya’nın para birimi Euro. Dresden, Türkiye’den 1 saat geride ve yaklaşık 600 bin nüfusa sahip.
Şehrin bugünkü görkemli planlamasında, Saksonya Elektörü ve Polonya Kralı olan Augustus the Strong (Güçlü Augustus) büyük pay sahibi. Onun vizyonu sayesinde Dresden, bugün hayranlık uyandıran eserlerle dolu bir kent olarak karşımıza çıkıyor. Şehir, Elbe Nehri’nin iki yakasına yayılan Altstadt (Eski Şehir) ve Neustadt (Yeni Şehir) olmak üzere iki ana bölüme ayrılıyor.
DRESDEN NEREDE 📍
Dresden, Almanya’nın Saksonya eyaletinin merkezi olan bir şehir. Çek Cumhuriyeti sınırına yakın, Elbe Nehri üzerindeki bir vadide yer alıyor. Almanya’nın başkenti Berlin’e 193 km, Leipzig’e 115 km, Prag’a ise 147 km uzaklıkta. Orta Avrupa’nın önemli kavşak noktalarından biri olduğu için kara, demir yolu ve hava ulaşımı açısından oldukça avantajlı bir konumda.
DRESDEN’E GİTMEK İÇİN NE GEREKİYOR
ⓘ Dresden’e gitmek için ya Yeşil Pasaport sahibi olmanız ya da Schengen vizesi almanız gerekiyor. Eğer daha önce hiç vize deneyiminiz olmadıysa Vize Nasıl Alınır ve Vize Ücretleri Ne Kadar yazılarım işinizi ciddi anlamda kolaylaştırır. Pasaportunuz yoksa Pasaport Çeşitleri ve Pasaport Başvurusu Nasıl Yapılır rehberlerine mutlaka göz atın. Yurt dışına çıkarken yurtdışı çıkış harcı ödemeniz gerektiğini de unutmayın.
ⓘ Daha verimli ve bütçe dostu bir Dresden gezisi için Seyahat Rehberi kategorisindeki uygun otel nasıl bulunur, vize ve pasaport ile hayat kurtaran mobil uygulamalarla ilgili yazılara da mutlaka bakmanızı öneririm.
DRESDEN’E NASIL GİDİLİR
✈️ Dresden, Leipzig’in yaklaşık 100 km güneydoğusunda yer alıyor ve ulaşım oldukça rahat. Leipzig/Halle Havalimanı (IATA: LEJ), Leipzig şehir merkezinin 18 km kuzeydoğusunda bulunuyor. Türk Hava Yolları, Leipzig’e İstanbul’dan aktarmasız tarifeli uçuşlar düzenliyor.
Havalimanından önce Leipzig şehir merkezinde bulunan Leipzig Hauptbahnhof’a geçmeniz gerekiyor. Havalimanı ile şehir merkezi arasında her 30 dakikada bir tren çalışıyor. Yolculuk yaklaşık 15 dakika sürüyor ve bilet ücreti ortalama 4–4,20 €. Leipzig Havalimanı’nda iki tren peronu var; Bahnhof / Rail Station tabelalarını takip ederek Platform 1’e yönelin.
Biletinizi Fahrkarten adı verilen makinelerden Leipzig Hbf seçeneğini seçerek nakit ya da kredi kartıyla alabilirsiniz. Bileti aldıktan sonra makinenin yakınındaki onay cihazında mutlaka damgalatın; kontrol bu konuda affetmiyor.
Leipzig Hauptbahnhof’tan Dresden’e trenle geçiliyor. Leipzig–Dresden arası yolculuk, trenin tipine göre 1–1,5 saat sürüyor ve bilet fiyatları genelde 15–20 € arasında değişiyor. Günlük yaklaşık 36 sefer var; ilk tren sabah 04.15’te, son tren ise 23.07’de kalkıyor.
Berlin’den Dresden’e ulaşım:
Berlin–Dresden arası trenle ortalama 2 saat sürüyor. Fiyatlar tren tipine göre 40–80 € arasında değişiyor. EuroCity (EC) trenleri doğrudan Dresden’e giderken, ICE trenleri genelde Leipzig aktarmalı çalışıyor. En ucuz seçenek ise yaklaşık 2,5 saat süren otobüs yolculuğu; biletler 12 €’dan başlıyor.
Prag’dan Dresden’e ulaşım:
Prag–Dresden arası tren yolculuğu yaklaşık 2 saat sürüyor ve günde 8 direkt sefer bulunuyor. Bilet fiyatları ortalama 25 €. Aktarmalı trenlerle yolculuk süresi 3,5 saate kadar uzayabiliyor. Prag Hlavní Nádraží’den kalkan trenler Dresden Hauptbahnhof’a ulaşıyor.
StudentAgency firması Prag–Dresden arasında her gün otobüs seferi düzenliyor. Sabah 07.30’da Prag Florenc Terminali’nden kalkan otobüs 09.50’de Dresden’e varıyor. Pazartesi ve Cuma günleri ayrıca 23.55 seferi de mevcut. Dönüşler genellikle 16.30’da. Tek yön biletler 23 €, gidiş-dönüş biletler ise 40 € civarında.
DRESDEN’DE NEREDE KALINIR
Dresden’de her bütçeye uygun konaklama seçenekleri bulmak mümkün. Günlük 20 €’dan başlayan odalar var. Ben şehir merkezinde yer alan ibis Dresden Zentrum’da kaldım ve konumundan oldukça memnun kaldım.
Merkezi konumda ve konforlu alternatifler arasında Steigenberger Hotel de Saxe, Star G Hotel Premium Dresden Altmarkt, Premier Inn Dresden City Zentrum ve Hilton Dresden öne çıkıyor.
Daha uygun fiyatlı seçenek arayanlar için a&o Dresden Hauptbahnhof ve Hostel Mondpalast iyi alternatifler. Neustadt tarafındaki hosteller genelde daha ekonomik. Ayrıca Dresden’de 18 yaş üstü ziyaretçiler, konakladıkları her gece için 1,30 € şehir vergisi ödüyor; bu ücret doğrudan konakladığınız tesiste tahsil ediliyor.
Genç gezginler ve sırt çantalılar için Elbe Nehri kıyısında kamp yapılabilecek alanlar olduğunu da not düşeyim.
Dresden Gezilecek Yerler 📌
Doğu Almanya’nın mücevheri Dresden, 800 senelik geçmişiyle tarihi eser açısından oldukça zengin. Dresden’i Leipzig’le aynı kefeye koymayın; gece hayatı Leipzig kadar canlı değil, gençlik enerjisi de bariz şekilde daha düşük. Akşam saatlerinde bazı bölgeler fazla sessizleşiyor, pazar günleri ise şehir resmen yavaş çekime giriyor.
Yemek tarafında seçenekler sınırlı; Alman mutfağı dışına çıktığınızda “eh işte” dediğiniz yerler çoğunlukta. Sokak hayatında Leipzig’teki gibi “vay be” dedirten bir kaos, bir yaratıcılık patlaması da beklemeyin. Dresden daha düzenli, daha kontrollü. Üstüne bir de müze bolluğu eklenince, bazen “hangisine girsem?” diye karar yorgunluğu yaşamanız gayet normal.
Ama şunu net söyleyeyim: Bunlar kusur değil. Dresden’in karakteri bu. Estetik, huzur ve zihni yormayan bir tempo sunuyor. Avrupa’da bu dengeyi bu kadar net kurabilen şehir sayısı az. Buraya “eğleneyim, geceyi yakalayayım” diye geliyorsanız yanlış yerdesiniz; ama güzel mimari, sakin ritim ve sindire sindire gezme peşindeyseniz, Dresden sizi fazlasıyla mutlu eder.
Leipzig’ten günübirlik gelmeyin, yazık edersiniz. Birçok müze pazartesi kapalı olabiliyor, mutlaka plan yapın. Akşamları Elbe kıyısında vakit geçirin, acele etmeyin. Barok mimariyi “iki foto çekip geçilecek şey” sanmayın; durun, bakın, detayları görün. Dresden sabır isteyen bir şehir.
Leipzig ve Dresden harita üzerinde yakın ama ruh olarak oldukça farklı iki şehir. Leipzig daha genç, daha asi ve daha hareketli. Üniversite nüfusu, alternatif sahnesi ve gece hayatıyla şehir günün her saatinde canlı. Sokaklarda dolaşırken “bir şey oluyor” hissi var; bazen dağınık, bazen kaotik ama enerjik.
Dresden ise tam tersi bir yerden konuşuyor. Barok mimari, düzen ve estetik ön planda. Şehir bağırmıyor; fısıldıyor. Akşamları tempo düşüyor, pazar günleri neredeyse duruyor. Gece hayatı sınırlı ama Elbe kıyısında geçirilen sakin bir akşam, Leipzig’teki bir bar gecesinden daha kalıcı olabiliyor.
En güzeli mi? Benim gibi ikisini birlikte gezmek. Her birine üçer gün ayırdım ben. Leipzig’te enerjiyi alırsınız, Dresden’de dengeyi bulursunuz. Almanya’da bu ikiliyi bu sırayla gezmek, şehirlerin karakterini en doğru şekilde anlamanızı sağlıyor.
Dresden’de kaç gün gerekir?
1 gün olur ama çok şeyi kaçırırsınız. 2 gün ideal, şehri anlamaya başlarsınız. 3 gün ayırırsanız müzeleri, nehri ve eski şehir merkezini sakin bir tempoyla gezmenin keyfine varırsınız. Benim net önerim: en az 2 gün. Dresden hızlı tüketilecek bir şehir değil; ona biraz zaman verirseniz, karşılığını fazlasıyla alırsınız.
🗓 Dresden’de 1 Günlük Gezi Rotası: Bu rota, Dresden’i ilk kez görenler için olmazsa olmaz çekirdeği kapsar. Şehri tanımak, ruhunu yakalamak için ideal.
- Sabah: Altmarkt → Şehrin nabzını burada tut. Kreuzkirche → Kuleye çıkabilirsen çık, manzara net. Frauenkirche → İçeri gir, kubbeyi yukarıdan da gör (vakit varsa).
- Öğle: Neumarkt çevresi → Kafeler, hızlı ama keyifli mola. Brühl Terrace → Elbe’ye karşı sindirme yürüyüşü.
- Öğleden sonra: Residenzschloss. Vaktin azsa Historic Green Vault, normalse Yeni Yeşil Kasa + avlu. Fürstenzug → Fotoğraf + tarih tek kare.
- Akşamüstü: Katholische Hofkirche, ardından Augustusbrücke → Gün batımı burada yakışır.
- Akşam: Semperoper çevresi → Opera bileti yoksa bile meydan yeter.
🗓 Dresden’de 2 Günlük Gezi Rotası: İlk gün klasik merkezi gördükten sonra, ikinci gün sanat ve yerel hayata açılıyor.
- Sabah: Zwinger → Avlu ve bahçeler. Sanat seviyorsan Gemäldegalerie Alte Meister.
- Öğle: Zwinger – Theaterplatz çevresi → Kısa mola, kahve.
- Öğleden sonra: Albertinum → Modern ve romantik sanat dengesi. Johanneum (Verkehrsmuseum) → Hafif ama keyifli.
- Akşamüstü: Elbe kıyısında yürüyüş, istersen tekne turu.
- Akşam: Neustadt → Alternatif kafeler, daha genç ve gevşek Dresden.
🗓 Dresden’de 3 Günlük Gezi Rotası: İlk iki günü tamamladıysan, üçüncü gün tamamen keyif ve tercihlere kalıyor.
- Sabah: Grosser Garten → Şehrin nefes alan yeri. Dresdenliler gibi takıl.
- Alternatif 1 – Kültür: German Hygiene Museum, Stadtmuseum Dresden.
- Alternatif 2 – Farklı Dresden: Kunsthofpassage → Renkli, tuhaf, fotojenik. Pfund Molkerei → “Dünyanın en güzel mandırası” iddiası boş değil.
- Alternatif 3 – Doğa: Sächsische Schweiz → Manzara, yürüyüş, kaya oluşumları. Şehirden kopuş.
- Akşam: Elbe kıyısında son yürüyüş, Augustusbrücke’den bir kez daha bak.
1. Altmarkt
Altmarkt (Old Market Square), geniş kare formu ve onu çevreleyen sokaklarıyla Dresden’in kalbi diyebileceğimiz yer. Elbe Nehri, şehri Altstadt (Eski Şehir) ve Neustadt (Yeni Şehir) olarak ikiye ayırıyor; bu iki yakayı ise ihtişamlı Augustus Köprüsü birbirine bağlıyor. Dresden’in tarihi merkezi, zarif bir şekilde Elbe’nin sol kıyısında konumlanmış durumda.
Rönesans, barok ve 19. yüzyıldan kalma yapılar kentin karakterini belirliyor. Yeniden inşa edilen Rathaus (Belediye Binası) da Altmarkt çevresinde yer alıyor. Meydan ve ona açılan Prager Caddesi; mağazalar, restoranlar, kafeler ve sanat merkezleriyle çevrili. Hemen yanında bulunan ve mimari olarak pek de cazip sayılmayan Kulturpalast (Kültür Sarayı) bile Altmarkt’ın merkez olma hissini gölgeleyemiyor.
1950’lerin Stalinist mimarisinden izler taşıyan kolonlu yapılar, şehir planlamacılarının burayı yıllarca otoparka çevirme girişimlerine rağmen ayakta kalmayı başarmış. Dresdenliler, Altmarkt’a araba park etme fikriyle bol bol dalga geçer; zira bölgede neredeyse hiç bitmeyen altyapı ve inşaat çalışmaları yüzünden döndüğünüzde arabanızı yerinde bulamama ihtimaliniz hiç de düşük değil.
Altmarkt Meydanı’nın üzerinde yükselen, zengin barok süslemelere sahip kulesiyle Kreuzkirche, Dresden’in ana Protestan kilisesi. Tarihi 1792 yılına kadar uzanıyor. Kilise hâlâ savaşın izlerini silmeye yönelik restorasyon sürecinde olsa da, hem kilise hem de kule ziyarete açık.
Kreuzkirche’yi özel kılan unsurlardan biri de, dünyaca ünlü erkek korosu Kreuzchor. Bu koro, düzenli olarak kilisede konserler veriyor ve denk gelirseniz mutlaka dinleyin; mekânla birleşince etkisi iki katına çıkıyor.
📌 Ziyaret Bilgisi: Altmarkt açık bir meydan olduğu için günün her saati gezilebilir. Mağaza ve restoranlar genellikle 10.00–20.00 arasında açık.
2. Frauenkirche


Frauenkirche (Church of Our Lady), Dresden’in barok mimari kimliğinin en güçlü sembollerinden biri. Tüm kente hâkim dev kubbesiyle, rekonstrüksiyonun dünyadaki en çarpıcı örneklerinden sayılıyor. Dresden’in eski şehir merkezinin temel yapı taşlarından biri olan kilise, ilk olarak 1743 yılında tamamlanmış.
1945’teki Dresden bombardımanından iki gün sonra, kilisenin dış kabuğu tamamen yanarak çökmüş ve yapı adeta bir moloz yığınına dönüşmüş. Sonraki yaklaşık 50 yıl boyunca Frauenkirche, savaşın ve yıkımın sessiz bir anıtı olarak olduğu gibi bırakılmış.
Dresdenlilerin yoğun çabası ve Saksonya Lutheran Kilisesinin desteğiyle, II. Dünya Savaşında yıkılmasından yaklaşık 60 yıl sonra, 1990’ların başında yeniden inşa süreci başlamış ve Frauenkirche 2005 yılında tekrar ibadete ve ziyarete açılmış. Yerle bir olmuş bir yapının, orijinaline bu kadar sadık kalınarak yeniden ayağa kaldırılması; Dresden’in tarihine ve kültürel mirasına verdiği önemin en somut göstergesi.
Dresden genelinde savaşta zarar gören pek çok tarihi yapı gibi Frauenkirche de geçmişteki haline uygun biçimde onarılmış. Bugün hem dini bir yapı hem de şehrin en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biri.
📌 Ziyaret Bilgileri: Frauenkirche haftanın 7 günü ziyarete açık. Ziyaret saatleri genellikle 10.00–12.00 ve 13.00–18.00 arasında. Giriş ücretsiz, ancak restorasyon ve bakım çalışmaları için ziyaretçilerden sembolik bir bağış yapmaları bekleniyor. Kubbe platformuna çıkmak isteyenler için ayrıca ücretli bilet seçeneği bulunuyor.
3. Zwinger

Zwinger, Dresden’in barok mimaride ulaştığı zirve. “Kale Avlusu” olarak bilinen bu görkemli komplekse, taç kapısı Kronentor’dan giriliyor ve daha ilk adımda şehrin neden “Almanya’nın Floransa’sı” olarak anıldığını anlıyorsunuz. Güçlü Augustus, bu alanı yaratmak için adeta küçük bir sanatçı ordusu kurmuş. Mimar Matthäus Daniel Pöppelmann önderliğinde başlayan çalışmalar 1707’de başlamış, 1728’de tamamlanmış.
Devasa avlunun içinde; etkileyici bahçeler, süs havuzları, çeşmeler ve birbirine bağlı beş görkemli köşk yer alıyor. Saksonya’nın sanat ve kültür hazineleri yıllar içinde Dresden’de öylesine birikmiş ki, bugün Zwinger’i gezerken insanın başı dönüyor. Almanya’daki diğer şehirlerle kıyasladığınızda, bu kadar yoğun bir kültürel mirasın tek noktada toplanmış olması pek de “adil” sayılmaz.
Kompleksin kuzeybatı köşesinde yer alan Gemäldegalerie Alte Meister, kraliyet sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. Raphael, Rembrandt ve Rubens gibi ustaların eserleri burada sergileniyor. Porzellansammlung ise dünya çapında kendi türünün en iyi örneklerinden biri kabul ediliyor; özellikle Glockenspielpavillon ile doğu galerileri arasındaki bölüm mutlaka görülmeli.
Rüstkammer Semperbau ve Türckische Cammer olmak üzere iki ana bölümden oluşan silah ve zırh koleksiyonu ise Orta Çağ ve Rönesans dönemine ait zırhlar, savaş silahları ve Sakson düklerinin yüzyıllar boyunca topladığı Osmanlı eserleriyle oldukça etkileyici.
Ziyaret bilgisi: Zwinger avlusu haftanın 7 günü 10.00–17.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Giriş ücreti: 3 € 18 yaş altı: Ücretsiz
4. Residenzschloss (Dresden Kraliyet Sarayı)
Residenzschloss, Dresden’in tam merkezinde, Hofkirche ile yan yana duran etkileyici bir yapı. 1709–1722 yılları arasında inşa edilmiş olan bu Rönesans dönemi kraliyet sarayı, Saksonya’yı yüzyıllar boyunca yöneten Wettin Hanedanı’na ev sahipliği yapmış.
Ana girişten Georgentor kapısından geçilerek Georgenbau binasına ulaşılıyor. Dresden’in pek çok tarihi yapısı gibi burası da 1945 bombardımanında ağır hasar almış; 1962–1969 yılları arasında aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş. Bugün Georgenbau’da restore edilmiş salonlar, hem tarihi sergilere hem de başlı başına hayranlık uyandıran mekânlara dönüşmüş durumda. Avluda yer alan, tam teçhizatlı Sakson Kontu George’un dev heykeli özellikle dikkat çekiyor.
Dresden Kraliyet Sarayı bünyesinde beş ana müze bölümü bulunuyor:
Historisches Grünes Gewölbe (Tarihi Yeşil Kasa):
Augustus’un sanatı bir güç ve ihtişam göstergesi olarak nasıl kullandığını burada net şekilde görüyorsunuz. Barok mekânlar titizlikle restore edilmiş ve eserler orijinal atmosferiyle sergileniyor. Müzenin son bölümünde Kral Augustus ve oğlunun kraliyet mücevherleri yer alıyor. Bu bölüme saatte en fazla 100 kişi alındığı için önceden rezervasyon şart.
Neues Grünes Gewölbe (Yeni Yeşil Kasa):
Altın, gümüş, fildişi ve kehribar gibi değerli materyallerden oluşan koleksiyonlar burada sergileniyor. Kraliyet hazineleri arasında, 41 karatlık dünyanın en büyük elmaslarından biri de bulunuyor.
Münzkabinett (Bozuk Para Müzesi) ve Kupferstichkabinett (Baskı ve Çizim Müzesi), sürekli değişen sergileriyle mutlaka zaman ayırmanız gereken bölümler. Albrecht Dürer, Rubens, Jan van Eyck gibi ustaların yanı sıra Otto Dix, Edvard Munch ve Ernst Ludwig Kirchner gibi 20. yüzyıl sanatçılarını da burada görmek mümkün.
Türckische Cammer (Türk Odası):
Sakson düklerinin yüzyıllar boyunca topladığı Osmanlı eserleri sergileniyor. Silahlar, tekstiller ve törensel objelerle oldukça zengin bir koleksiyon.
Bunlara ek olarak, yaklaşık 260.000 ciltlik sanat tarihi literatürüne sahip Kunstbibliothek (Sanat Kütüphanesi) de ziyaret edilebiliyor. Nisan–Ekim ayları arasında açık olan Hausmannsturm kulesine çıkarsanız, Elbe Nehri ve Dresden manzarası ödül gibi geliyor.
Ziyaret bilgisi: Saray, salı hariç haftanın 6 günü 10.00–18.00 arasında açık. Historic Green Vault: 14 €. Historic Green Vault + Royal Palace Kombine: 24,50 €
5. Katholische Hofkirche (Dresden Katedrali)
Residenzschloss’un hemen yanında yükselen Katholische Hofkirche, Saksonya’nın en büyük Katolik kilisesi. Aynı zamanda St. Trinitatis Katedrali olarak da biliniyor. Yapı, Frederick Augustus II’nin hüküm sürdüğü 1733–1763 yılları arasında, İtalya’dan getirilen mimar ve ustalarla inşa edilmiş ve şehirdeki ilk Katolik saray kilisesi olmuş.
Dışarıdan oldukça sade görünen katedralin içi ise tam anlamıyla sürprizlerle dolu. En dikkat çekici eserlerden biri, kraliyet heykeltıraşı Balthasar Permoser’in yaptığı mermer kürsü. Diğeri ise büyük bir titizlikle restore edilmiş, 250 yıllık kilise orgu. Akustiğiyle de ünlü olan Hofkirche, bugün hâlâ aktif olarak kullanılan bir ibadet mekânı.
6. Augustusbrücke (Augustus Köprüsü)
Augustus Köprüsü, Katholische Hofkirche’in tam önünden başlayarak Elbe Nehri üzerinde uzanıyor ve Altstadt ile Neustadt’ı birbirine bağlıyor. 17. yüzyıldan kalma bu barok köprü, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde SS subayları tarafından havaya uçurulmuş. Savaş sonrası Dresden’in diğer simge yapıları gibi aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiş.
Köprü restore edildiğinde, adı bir süreliğine Bulgar komünist lider Georgi Dimitroff olarak değiştirilmiş. Dimitroff, Naziler tarafından Reichstag Yangını’nı başlatmakla suçlanan isimlerden biriydi. Ancak Doğu Bloku’nun çöküşüyle birlikte köprü, tarihsel kimliğine geri dönerek yeniden Augustusbrücke adını almış. Bugün Dresden siluetinin en güçlü parçalarından biri ve özellikle gün batımında Elbe üzerindeki yürüyüş için birebir.
7. Albertinum


Albertinum, aslında bir kraliyet cephaneliği olarak inşa edilmiş. Adını, 1884–1887 yılları arasında binayı kendi ve ailesinin topladığı ganimetleri saklayacak şekilde düzenleten Kral Albert’ten alıyor. İmparatorluk tarzında inşa edilen yapı, bugün romantik dönemden modern sanata uzanan etkileyici bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor.
Binanın kalbinde yer alan Galerie Neue Meister, Caspar David Friedrich ve Gauguin’den başlayıp Ernst Ludwig Kirchner ve Georg Baselitz’e kadar uzanan güçlü bir seçki sunuyor. Klasik Alman romantizmi ile modern sanat arasındaki geçişi bu kadar net anlatan müze sayısı pek az.
Ziyaret bilgisi: Albertinum, salı hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında açık. Giriş ücreti: 12 €. İndirimli: 9 €. 17 yaş altı: Ücretsiz
8. Brühl Terrace (Brühl Terası)
Brühl Terrace, Dresden’in en ünlü seyir noktası. Elbe Nehri’nin hemen üzerinde uzanan bu teras, nehrin üzerindeki köprüleri ve karşı kıyıyı izlemek için kusursuz bir konuma sahip. Arkanızı döndüğünüzde ise Rönesans, Barok ve Klasisizm tarzlarında inşa edilmiş binalarla Dresden’in tarihi merkezi yükseliyor.
Karşı yakadan ya da Augustus Köprüsü üzerinden bu terasa baktığınızda, Dresden’in neden dünya çapında bir kültür şehri olarak anıldığını net şekilde görüyorsunuz. Burası kartpostallık bir nokta olmanın ötesinde, şehrin ruhunu hissettiren yerlerden biri.
Ziyaret bilgisi: 24 saat açık ve ücretsiz.
9. Semperoper


Semperoper (Semper Opera House), Almanya’nın en ünlü opera ve tiyatro binalarından biri. Elbe Nehri kıyısında, Theaterplatz’da yer alan yapı, Richard Strauss’un Salome, Elektra ve Der Rosenkavalier gibi eserlerinin prömiyerlerine ev sahipliği yapmış.
Aynı şekilde Richard Wagner’in Rienzi, Der Fliegende Holländer ve Tannhäuser operaları da burada sahnelenmiş. II. Dünya Savaşı sırasında tamamen yıkılan bina, uzun bir restorasyon sürecinin ardından 1989’da yeniden açılmış. Dresden’i Almanya’nın müzik ve kültür merkezlerinden biri haline getirmek için büyük çaba harcayan besteci Carl Maria von Weber’in heykeli de, operanın hemen dışında, Zwinger’in gölgesinde yer alıyor.
Opera tutkunu olmasanız bile, Semperoper’in iç mekân tasarımı sizi etkiliyor. Zengin renkler, kusursuz işlenmiş mermerler ve zarif mobilyalar, binaya fazlasıyla baştan çıkarıcı bir atmosfer kazandırıyor.
Ziyaret bilgisi: Semperoper, Pazartesi–Cuma: 10.00–18.00, Cumartesi: 10.00–17.00. Binayı ziyaret etmek ücretsiz. Temsil ve etkinliklere giriş biletle yapılıyor.
10. Johanneum
Johanneum, 16. yüzyılda kraliyet ahırı olarak inşa edilmiş. Bugün ise Dresden’in en keyifli müzelerinden biri olan Verkehrsmuseum (Ulaşım Müzesi)’ne ev sahipliği yapıyor. Tarihi arabalar, çok eski motorlar ve ulaşımın evrimini gösteren etkileyici bir koleksiyon var. Otomobil meraklısı olmasanız bile içerideki detaylar insanı içine çekiyor.
Binanın avlusundaki açık alan, eskiden atların eğitildiği bir meydanken, 16. yüzyılda açık hava festivallerinin yapıldığı sosyal bir alan olarak da kullanılmış. Avludan yukarı doğru uzanan eğimli rampa ise özellikle ilginç: Kraliyet ailesinin üyeleri, atlarından inmeden üst katlara çıkabilsin diye tasarlanmış.
O dönemin en popüler sporlarından biri at üzerinde mızrak kullanmaktı. Ama asıl popüler —ve bir o kadar tehlikeli— olan oyun Ringelstechen’di. At üstünde tam hızla ilerleyip, mızrağın ucuyla küçük halkaları yakalamaya çalışıyorlardı. Çoğu zaman ciddi kazalarla sonuçlanan, bugünün gözüyle bakınca pek de “eğlenceli” sayılmayacak bir oyun.
Ziyaret bilgisi: Johanneum (Verkehrsmuseum), pazartesi hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında açık. Giriş ücreti: 9 €. İndirimli: 4 €
11. Fürstenzug (Procession of Princes) – Augustusstraße


Fürstenzug (Prens Alayı), Saksonya hükümdarlarının atlı alayını betimleyen devasa bir duvar resmi. Saksonya’yı yöneten Wettin Hanedanlığı’na mensup 35 hükümdarın hikâyesini anlatan bu eser, Dresden’in en gösterişli ve en çok fotoğraflanan çalışmalarından biri.
Orijinal haliyle 1871–1876 yılları arasında, Wettin Hanedanlığı’nın 800. yılını kutlamak için yapılmış. Johanneum binasının dış cephesinde yer alan bu çalışma, hava koşullarına daha dayanıklı olması için 1904–1907 yılları arasında porselen karo mozaik olarak yeniden tasarlanmış.
Toplam 102 metre uzunluğundaki bu dev kompozisyonda, Saksonya kraliyetinden yüzden fazla üye betimleniyor; bunların yarısından fazlası da at üzerinde. Tüm figürler kronolojik sırayla dizilmiş. Mozaiklerin her biri, ressam Wilhelm Walther tarafından tek tek boyanmış.
12. German Hygiene Museum
Adı kulağa pek hoş gelmese de German Hygiene Museum, Dresden’in en ilginç müzelerinden biri. Aslında bir sağlık ve bilim müzesi ve klasik “bak-geç” müzelerden değil; birçok sergide ziyaretçi de sürecin aktif bir parçası oluyor.
Ancak müzenin karanlık bir geçmişi de var. Bina, Nazi döneminde öjenik (eugenics) programlara ev sahipliği yapmış. Bu döneme ait özel sergi oldukça çarpıcı ve rahatsız edici detaylar içeriyor. Bu yüzden 12 yaş altı çocuklar için uygun görülmüyor.
Ziyaret bilgisi: Müze, pazartesi hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında açık. Kapalı günler: 1 Ocak, 24–25 Aralık. Giriş ücreti: 9 €. İndirimli: 4 €. 16 yaş altı: Ücretsiz
13. Dresden Panometer
Zamanda kısa bir yolculuk yapmak istiyorsanız, Dresden Panometer tam yeri. 1756 yılındaki Dresden’i, 360 derecelik dev bir panoramik tabloyla deneyimliyorsunuz. Sanatçı Yadegar Asisi’nin imzasını taşıyan eser, tam 105 × 27 metre boyutlarında.
Tablo, eski bir doğal gaz deposunun içine kurulmuş ve Stadtschloss kulesinden bakıyormuş hissi yaratıyor. İçerideyken zaman algınız ciddi şekilde değişiyor.
Ulaşım:
– S1 veya S2 ile Dresden-Reick / Asisi Panometer
– Altmarkt’tan 1 veya 2 numaralı tramvay ile Liebstädter Straße durağı
Ziyaret bilgisi: Hafta içi: 10.00–17.00. Hafta sonu: 10.00–18.00. Giriş ücreti: 11,50 €. İndirimli: 10 €
14. Stadtmuseum Dresden
Dışarıdan küçük ve mütevazı görünen Stadtmuseum Dresden, şehrin inişli çıkışlı tarihini oldukça dürüst bir şekilde anlatıyor. Orta Çağ’dan başlayıp, 1945 bombardımanına kadar uzanan kapsamlı bir anlatım var.
İçeride oldukça sıra dışı sergilerle karşılaşıyorsunuz:
– 250 kiloluk bir Amerikan bombası,
– Bomba kasasından yapılmış bir soba,
– Şehirdeki en ilginç yangın kaçış planlarından biri…
Abartısız ama etkili; Dresden’i gerçekten anlamak isteyenler için önemli bir durak.
Ziyaret bilgisi: Müze, pazartesi hariç her gün 10.00–18.00 açık. Cuma günleri: 19.00’a kadar. Giriş ücreti: 5 €. İndirimli: 4 €
15. Elbe Vadisi
Elbe Vadisi, görmeniz gereken diğer bir Dresden rotası. Görmek derken başlıbaşına bir gezi rotası. Hem Federal Almanya, hem de Demokratik Alman Cumhuriyeti döneminde sınır bölgesi olduğu için uzun yıllar bakir kalan vadi, bu özelliği sayesinde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış. Ancak Dresden merkezinde nehir üzerine inşa edilen Waldschlößchen Köprüsü, 2009 yılında UNESCO’nun bu unvanı geri çekmesine neden oldu. Böylece, kültür kategorisinde unvanı geri alınan ilk yer olarak tarihe geçti.
Buna rağmen Elbe Nehri’nin romantik kıyıları hâlâ aynı sakinliği sunuyor. Huzur veren Großer Garten (Büyük Bahçe), hemen yanı başındaki Sächsische Schweiz (Saksonya İsviçresi) ve sınırsız yürüyüş, bisiklet ve spor imkânlarıyla Dresden, Almanya’nın on beş büyük şehri arasında yer almasına rağmen doğayla bağını koparmamış ender şehirlerden biri. Yerel halkı parkta koşarken, bisiklet sürerken ya da nehir kenarında otururken izlemek bile insana iyi geliyor.
Pfund Molkerei (Pfund’un Mandırası), 1880’den bu yana Dresden için adeta bir enstitü. Çok geniş bir peynir ve süt ürünleri yelpazesi sunan bu küçük dükkân, şaşırtıcı derecede detaylı duvar mozaikleriyle meşhur. Pfund’un bir diğer önemi ise, pastörize sütü dünyaya tanıtan ilk işletmelerden biri olması. Ayrıca süt sabunu ve 1900’lerin başında çocuklar için üretilen özel süt ürünlerinin de mucidi.
Kunsthofpassage, birbirinden ilginç ve renkli binalara ev sahipliği yapan alternatif bir pasaj. Avluda, görsel olarak oldukça iddialı, dış cepheleri sanat eserini andıran 4–5 farklı yapı bulunuyor. Müzisyenler ve mimarların ortak çalışması olan bu alanın en dikkat çekici bölümü Elementler Avlusu. Buradaki binaların cephelerinde, doğa elementlerini temsil eden figürler yer alıyor.
Almanya’nın yeniden birleşmesinin 25. yılında açılan Elbe Bisiklet Yolu, yaklaşık 40 yıl boyunca Doğu ve Batı Almanya arasındaki sınırın bir parçası olan Elbe Nehri boyunca uzanıyor. Sürükleyici filmlere konu olmuş bu rota üzerinde, Dessau’daki Bauhaus gibi kült durakların yanı sıra, manzaranın kendisi de başlı başına bir deneyim sunuyor.
Kentin iyi düzenlenmiş, bakımlı parkları mola vermek için ideal. Avrupa’nın en güzel su saraylarından biri olan Moritzburg, Dresden’in yalnızca 10 kilometre kuzeyinde yer alıyor ve yarım günlük kaçamak için birebir.
Elbe Nehri’nin iki yakasına kurulmuş olan Dresden, etkileyici mimarisi, savaşla sınanmış ama yeniden ayağa kalkmış ruhu ve doğayla kurduğu dengeli ilişkiyle ziyaretçisine sadece “gezilecek yerler” değil, yaşanmışlık hissi sunuyor. Dresden’i sevmek için mimariye meraklı olmanıza gerek yok; biraz yavaşlamayı seven herkes için bu şehir zaten kendini anlatıyor.









