Leipzig, Almanya’da sürprizli şehir kategorisine rahatça girer. İlk bakışta sessiz, hatta biraz ağırbaşlı duruyor; ama içine girdikçe katman katman açılıyor. Tarih, müzik, edebiyat ve gençlik enerjisi aynı sokakta yan yana bu şehirde. Goethe’nin Faust’ta Leipzig için kullandığı “Küçük Paris” benzetmesi boşuna değil. Bugün modern, dışa dönük ve canlı bir şehir olsa da; arnavut kaldırımlı meydanları, Rönesans binaları ve kıvrımlı pasajlarıyla geçmişine de sıkı sıkıya bağlı bir şehir.
Şehrin ölçeği insani. Büyük şehir iddiası yok ama içerik olarak dolu. Bach, Mendelssohn, Schumann, Wagner gibi isimlerin izini sürdükçe Leipzig’in neden “müziğin başkentlerinden biri” sayıldığını daha iyi anlıyorsunuz. Sanat, burada vitrin süsü değil; günlük hayatın parçası. Ben Leipzig’i bu yüzden sevdim. Üstelik sadece 100 km ötedeki Dresden’le birlikte düşününce, kültür odaklı harika bir hafta sonu rotası çıkıyor ortaya.

Leipzig’de sokaklar genç. Üniversite öğrencileri şehre ciddi bir dinamizm katıyor. Alternatif kafeler, eski fabrikalardan dönüştürülmüş sanat alanları, gotik kiliseler ve müzik tarihinin önemli durakları iç içe. “Gezeyim ama ruhunu da hissedeyim” diyenler için fazlasıyla karşılığı olan bir şehir.
Leipzig Gezi Rehberi
Leipzig, Almanya’nın Saksonya eyaletinin en büyük şehri. Kökeni 7. yüzyıla kadar uzanıyor. Slavlar, Elster, Pleisse ve Parthe nehirlerinin birleştiği bölgede, ıhlamur ağaçlarıyla çevrili bir yerleşim kuruyor ve buraya Lipsk adını veriyorlar. İsim zamanla Leipzig’e dönüşüyor; anlamı ise değişmiyor: “ıhlamur ağaçlarının olduğu yer.”
Orta Çağ’dan itibaren Leipzig, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun önemli ticaret şehirlerinden biri hâline geliyor. Fuarlar, kitap basımı, üniversite hayatı derken şehir yalnızca ticaretle değil; kültürle de büyüyor. 16. yüzyıldan sonra edebiyat ve müzik, Leipzig’in şehir kimliğini iyice pekiştiriyor. Goethe’nin Leipzig yılları ve buradan aldığı ilham, bu dönüşümde önemli bir kırılma noktası.
Leipzig aynı zamanda barış devriminin sembol şehirlerinden biri. Doğu Almanya döneminde yaşanan politik dönüşümlerin merkezinde yer almış. Bir dönem nüfusu ciddi şekilde azalmış; özellikle birleşme sonrası gençlerin batıya göçüyle şehir 400 binlere kadar düşmüş. Ancak üniversite, kültür ve yaratıcı endüstrilere yapılan yatırımlarla Leipzig yeniden toparlanmış. Bugün merkez nüfusu 500 binin üzerinde, metropol alanı ise 3,5 milyonu aşıyor.
Müzik Leipzig’in omurgası. Richard Wagner burada doğmuş, Johann Sebastian Bach 1723–1750 yılları arasında şehirde müzik direktörlüğü yapmış. Felix Mendelssohn’un izi hâlâ sokaklarda. Avrupa’da başka çok az şehir, bu kadar güçlü ve kesintisiz bir müzik geleneğine sahip. Leipzig’de müzik tarihi bir müzede kilitli durmuyor; kiliselerde, konser salonlarında, bazen de sokakta karşına çıkıyor.
Leipzig yalnızca sanatla değil, “ilkler”le de dolu bir şehir. Dünyanın ilk psikoloji laboratuvarı, 1879’da Leipzig Üniversitesi’nde Wilhelm Wundt tarafından kurulmuş. Almanya’daki ilk kahvehane, ilk tıp dergisi, ilk kitap koruma merkezi yine burada açılmış. 1650 yılında Leipzig’de basılan Einkommende Zeitungen ise modern anlamda dünyanın ilk günlük gazetesi kabul ediliyor. Bugün detay gibi duran bu bilgiler, şehrin entelektüel altyapısının ne kadar eskiye dayandığını gösteriyor.
Kısacası Leipzig; büyük iddialarla bağırmayan ama içine girdikçe “iyi ki gelmişim” dedirten şehirlerden. Tarih, müzik, gençlik ve sakinlik aynı potada eriyor. Almanya’da Berlin’in gürültüsünden, Münih’in düzeninden biraz uzaklaşıp daha sahici bir şehir görmek istiyorsan, Leipzig doğru adres.

Basım, Yayın ve Matbaa Şehri Leipzig
Basım, yayın ve matbaa denildiğinde Leipzig, Avrupa’da oyunu çok erken kurmuş şehirlerden biri. Yaklaşık 500 yıldır bu alanda teknolojik ve kültürel gelişmelerin merkezinde yer alıyor. Dünyanın bilinen ilk ders kitabı, 1507 yılında Leipzig’de basılmış. Bu tek başına bile şehrin neden “kitap ve fikir şehri” olarak anıldığını anlatmaya yetiyor.
Leipzig Savaşı anısına 18132’te basılan ve dünyanın ilk çift başlı oyun kartı serisi olarak bilinen kartlar ise ilginç ama ticari olarak başarısız bir deneme. Kartlardaki figürler, dönemin siyasi ittifaklarını sembolize ediyordu. Fikir cesur, mesaj güçlü; ama halktan beklenen ilgiyi görmemiş.
Yayıncılık tarafında Leipzig’in bir diğer “ilk”i, 1841 yılında Christian Bernhard Tauchnitz tarafından yayımlanan İngiliz Yazarları Dizisi. Dünyanın ilk kitap dizisi olarak kabul edilen bu seri, İngiliz ve Amerikalı turistlere satılmak üzere İngilizce basılıyor. Bugün seri yayıncılığı konuşurken Leipzig’in bu kadar erken bir tarihte bu modeli denemiş olması hâlâ şaşırtıcı.
1731–1750 yılları arasında yayımlanan 64 ciltlik Universal-Lexicon, dönemin en iddialı ansiklopedik çalışması. Projenin başındaki Johann Zelder, maddi durumu çok parlak olmayan bir kitap satıcısıyken bu işe girişiyor. Leipzig’te fikir çoğu zaman ihtiyaçtan doğuyor; ama iş ciddiye binince dünya ölçeğine ulaşıyor.
1936 Leipzig Ticaret Fuarının açılış gününde halkın kullanımına sunulan ilk televizyonlu telefon, şehrin “ilkler” hanesine yazılan ilginç ama karanlık bir detay. Bu telefonlar yalnızca “ari ırk” olarak tanımlanan kişilere açıktı. Leipzig’in tarihini anlatırken bu yüzü de görmezden gelmemek gerekiyor.
Müzik cephesinde Leipzig’in yeri zaten tartışmasız. 1743’te kurulan Leipzig Gewandhaus Orkestrası, dünyada esnaf ve tüccarların bir araya gelerek oluşturduğu ilk orkestra olarak biliniyor. Johann Sebastian Bach’ın memleketi olan şehir, klasik müzik dinleyicileri için hâlâ bir hac noktası.
Almanya’nın birleşme sürecine giden yolun taşları da ilk kez Leipzig’te döşeniyor. 1982–1989 yılları arasında her pazartesi, St. Nicholas Kilisesi’nde toplanan insanlar, dua ederek ama aslında siyasi baskılara karşı durarak demokrasi ve barış talebini dillendiriyor. Sessiz ama kararlı bu buluşmalar, Doğu Almanya’daki değişimin fitilini ateşleyen en önemli adımlardan biri.
Bugün Leipzig, Avrupa’yı ve dünyayı etkilemiş pek çok gelişmenin merkezinde yer almış, sakin ama dolu dolu bir destinasyon. Berlin’den trenle sadece bir saat. Dresden’den biraz daha uzun sürüyor ama mesele yol değil zaten. Leipzig, “uğrayayım” denilecek bir yer değil; birkaç gün ayrılmayı fazlasıyla hak eden bir şehir.
Leipzig Gezilecek Yerler 📌
Leipzig’e ayak bastığın anda şehrin ritmi hemen hissediliyor: art-nouveau esintisi, geleneksel kafe kokusu ve geniş meydanlar. Burası yürüyerek keşfetmesi en keyifli Alman şehirlerinden biri. Sokaklarda kaybol, ara caddelere dal, hafif tatlı bir kahve kap ve akşama kadar gezilebilir. Şehri hakkıyla görmek için en az 2 gün ayırmanı öneririm — bir gün merkez meydanlarda, bir gün de müzeler, anıtlar ve alternatif noktalar için.
Toplu taşıma gayet pratik: Leipzig’in geniş tramvay ağı, metro hatları ve otobüsler şehirde her noktaya kolayca ulaşıyor. Haftalık veya günlük Leipzig Card alırsan toplu taşımayı daha ekonomik kullanabilirsin. 1 günlük kart ~10,90 €, 3 günlük ~21,90 € civarında (2025 fiyatı). Aileler için de 3 günlük paketler uygun fiyatlı seçenekler arasında.
Konaklama tarafında benim deneyimlediğim ve memnun kaldığım yerler: Best Western (merkezi ve temiz) veya biraz daha modern bir tercih istersen Seaside Park Hotel rahat ve konforlu. Her iki otel de merkeze yürüyüş mesafesinde ve tramvay/dolmuşla çok kolay ulaşım sağlıyor.
1. Leipzig Markt & Altes Rathaus

Leipzig Markt, şehrin en güzel ve en gösterişli yerlerinden olan eski pazar meydanı. Şehrin en sıcak noktası olan bu eski pazar yeri, enerjisini koruyor ve insanlar burada buluşuyor, çayını yudumlayıp sohbet ediyor. Bir kısmı tamamen Rönesans dönemindeki belediye binası olan Altes Rathaus ile kapanmış. Kentte yaşayanların olduğu kadar ziyaretçilerin de buluşma noktası olan meydan ve çevresindeki hareketlilik gün boyu sürüyor.
İçerisindeki Stadtgeschichtliches Müzesi şehir tarihini sunuyor. Müzede Leipzig’in geçmişine ait eşsiz eserlerin ve dökümanlar bulunuyor. Giriş Rathaus’un arkasında bulunuyor (6€). Müze sergi alanını genişletmek için sürekli olarak çalışmalar yapılıyor. Çatıda yer alan salında çeşitli aktiviteler yapılıyor. Bunun için geleneksel kıyafetler, trampetler eşliğinde duyurular yapılıyor.
Meydanda gezip otururken Leipzig’in sosyal dokusunu çözmek çok kolay. Özellikle yaz akşamları sonunda meydanda canlı müzik veya sokak performanslarına denk gelebilirsin — tam yerel hayat tadı!
2. Hauptbahnhof Leipzig

Hauptbahnhof Leipzig, Avrupa’nın en büyük tren istasyonu unvanını taşıyor. Burası sadece bir istasyon değil; şehrin mikrokozmosu gibi. Dresden’den trenle geldiğimde indiğim bu istasyondan ayrılmak istememiştim. 26 yolcu platformu, bolca mağaza, kafe ve restoranla adeta küçük bir alışveriş merkezi gibi.
Günümüzde korunma altında alınmış istasyon 1915’te yapılmış. Pazar günleri de dahil olmak üzere, dükkanlar çoğunlukla akşam 22:00’ye kadar açık kalıyor. İçeride küçük bistro’lardan kahve içmek bile güzel bir mola olabilir. Ludwig Cafe Leipzig Hauptbahnhof en nefis yerlerinden biri. Bir kahve içmeye zamanınız varsa gidin.
3. Auerbachs Keller


Auerbachs Keller, hem Almanya’nın hem de Avrupa’nın en meşhur restoranlarından biri. 1525’te açılan restoranın iki farklı bölümü var. Sağlıklı Sakson yemeklerini bulabileceğiniz Grosser Keller ve masalarında oturmanın çok daha pahalı olduğu Historische Weinstuben’ın 4 tarihi odası.
Buradaki ‘Goethe Odası’ meşhur şairin sayısız anısını barındırıyor. Faust’un bölümlerinden biri de Auerbachs Keller restoranında geçiyor. Günümüzde hem Goethe’nin hem de diğer meşhur ziyaretçilerin resimleri restoranın duvarlarını süslüyor. Mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.
Restoranın olduğu pasaj Mädler Passage da oldukça ünlü. Neumarkt bölgesinde bulunan Auerbachs Keller’in hemen girişindeki iki bronz figür, Mathieu Molitor tarafından Goethe’nin Faust’taki sahnelerinden esinlenerek yapılmış. Heykellerin ayaklarına dokunmanın iyi şans getirdiği söyleniyor. Bir kaç blok ileride ise muhteşem art nouveau dekoruyla Mephisto Bar bulunuyor.
4. Leipzig Üniversitesi Kulesi

Leipzig Üniversitesi Kulesi (Leipziger Universitatstrum), şehrin merkezi Markt’a yakın olan Augustus meydanının yanında yer alıyor. 143 metre uzunluğundaki yapı şehrin en yüksek binası. Ne yandan bakılsa görülebiliyor. Eski ismi Karl Marx olan üniversitede yer alan kule uzay kampüsünü andırıyor. Üniversiteli gençler kuleye ‘sivri diş’ diyor.
Açık bir kitabı anımsatan mimarisiyle şehrin kitaplarla olan ilişkisine göndermede bulunuyor. Tüm şehri panoramik görmek için 31. katına çıkın. Hava açık olduğunda Leipzig’in doğusundaki Völkerschlachtdenkmal Anıtı bile görülebiliyor. Restoran ve kafesi pek bir romantik. Buradan harika Leipzig fotoğrafları çekebilirsiniz.
5. Uluslar Muharebesi Anıtı

Leipzig Savaşı Anıtı (Völkerschlachtdenkmal), Napolyon’un askerleri ile Leipzig’in sırtlarında karşılaşan Prusyalı, Avusturyalı, Rus ve İsveçli askerlerden hayatlarını kaybedenlerin anısına 1913’te dikilmiş. Anıt, 1813 savaşlarında Napolyon’un aldığı büyük yenilgiyi anmak için yapılmış.
Şehrin hikayesinde oldukça fazla öneme sahip olan anıt Avrupa tarihi için önemli bir mesaj taşıyor. Şehrin sırtlarında yer alan 150 metre uzunluktaki anıt, yüksekliğiyle Avrupa’nın en büyük anıtı unvanına sahip. 500 basamak ile 91 metresine kadar çıkılabiliyor.
Ziyaret saatleri:
– Nisan–Ekim: 10:00–18:00
– Kasım–Mart: 10:00–16:00
Giriş ücreti: Yaklaşık 6 € (yetişkin), 4 € (öğrenci); 6 yaş altı ücretsiz.
Buraya giderken rahat ayakkabı giymenzii öneririm; hem yürüyüş mesafesi hem basamaklar biraz efor istiyor. Tepeden manzara beklediğinizden daha güzel çıkabilir, şanslıysanız hava da güneşli ise mutlaka çıkar.
6. St. Nicholas Kilisesi

St. Nicholas Kilisesi (Nikolaikirche), Leipzig’in sadece mimari değil, tarihsel hafızasında da merkezi bir yere sahip. Gotik mimarinin hâkim olduğu kilisenin en çarpıcı yanı, alışılagelmedik tavan yapısı. Sütunlar, yukarı doğru palmiye ağacı gibi açılarak mekâna neredeyse tropik bir ferahlık hissi veriyor; klasik kilise atmosferinden biraz sapıyor, iyi anlamda.
Doğu Almanya döneminde kilise, Komünist rejime karşı örgütlenen halkın gizli buluşma noktası olmuş. Hükümet çökmeden önce, her pazartesi çok sayıda Doğu Almanya vatandaşı burada toplanıp “Wir sind das Volk” (Biz halkız) sloganını hep bir ağızdan söylermiş. 1989’daki devrimi tetikleyen barışçıl gösterilerin çıkış noktası tam olarak burası.
Bugün hâlâ, o geleneğe sadık kalınarak her pazartesi saat 17.00’de barış vaazları veriliyor. Ziyaretinizi bu saate denk getirirseniz, kiliseyi sadece bir yapı olarak değil, yaşayan bir tarih olarak deneyimlemiş olursunuz.
7. St. Thomas Kilisesi

St. Thomas Kilisesi (Thomaskirche), Leipzig denince akla gelen en güçlü simgelerden biri. Gotik mimarinin iyi bir örneği kabul edilen bu kilise, özellikle Protestanlık tarihi ve klasik müzik açısından ayrı bir yerde duruyor. Büyük reformcu Martin Luther, 1539’da Protestanlığın Leipzig’e gelişini müjdeleyen meşhur konuşmasını burada yapmış.
Johann Sebastian Bach ise bu yapının ruhuna adını kazımış isim. Kısa oratoryolarının büyük bölümünü burada yazan Bach, 27 yıl boyunca kilise korosunu yönetmiş. Uzun süre kayıp olan mezarının bulunmasının ardından naaşı da buraya nakledilmiş.
1943’teki bombalamada büyük ölçüde yıkılan kilise, savaş sonrası aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş. Girişte yer alan Felix Mendelssohn Anıtı, Leipzig’in müzik geleneğinin sadece Bach’la sınırlı olmadığını hatırlatan küçük ama anlamlı bir detay.
8. Bach House

Bosehaus (Bach-Archiv Leipzig), ya da bilinen adıyla Bach-Archiv Leipzig, Bach’ın bir dönem yaşadığı aile evi. Thomaskirche’de koro şefliği yapan Bach, Leipzig’in kültürel kimliğinde tartışmasız en güçlü figür. 1685–1750 yılları arasında yaşayan bestecinin adı, şehirde neredeyse her köşe başında karşınıza çıkıyor.
Thomaskirche’nin tam karşısında yer alan bu müzede, Bach’ın nasıl çalıştığı, beste süreçleri ve günlük yaşamı interaktif biçimde anlatılıyor. Sadece vitrine bakıp çıkılan bir müze değil; dinleyerek, dokunarak, deneyimleyerek ilerliyorsunuz.
Bestecinin kişisel eşyaları, notaları ve dönemsel belgeler serginin omurgasını oluşturuyor. Bach’ın müziğini gerçekten anlamak isteyenler için burası, kiliseyi tamamlayan ikinci durak. Klasik müzikle arası mesafeli olanlar bile içeriden biraz daha yumuşayarak çıkıyor.
9. Zum Arabischen Coffe Baum

Zum Arabischen Coffe Baum, kelime anlamıyla “Arap Kahve Ağacı”. 1694’te açılmış ve dünyanın en eski kahve evlerinden biri olarak kabul ediliyor. Zamanında Gotthold Lessing, Schumann, Goethe ve Liszt gibi isimlere kahve servis etmiş bir yerden söz ediyoruz; masa başında kimler kimlerle oturmuş, düşünmesi bile keyifli.
Bugün hem kafe hem müze olarak işlev görüyor. Saksonya başta olmak üzere Avrupa’daki kahve kültürünün tarihini anlatan bölümlerde tablolar, eski kahve gemileri ve dönemin kafe oyunları sergileniyor. Kahve kavrulmasının temelleri bile anlatılıyor.
Viyana, Fransız ve Arap kafeleri şeklinde ayrılmış bölümler var; ancak Arap kısmı sadece sergi olarak kullanılıyor, servis yok. Küçük bir hayal kırıklığı olabilir ama kekleri telafi ediyor. Leipzig gezisinin ortasında kısa bir mola için birebir.
10. Gewandhaus Leipzig

Neues Gewandhaus, Leipzig’de sanat tutkunlarının doğal buluşma noktası. Leipzig Filarmoni Orkestrası’na ev sahipliği yapan bina, modern cam ve beton mimarisiyle çevresindeki tarihî dokudan bilinçli şekilde ayrışıyor.
Leipziger Universitätstrum’un gölgesinde yükselen yapı, dünyaca ünlü akustiğiyle biliniyor. Öyle ki, tek bir notanın tam iki saniye boyunca yankılandığı söyleniyor. Eğer programınıza bir konser denk gelirse, tereddütsüz girin; Leipzig’in müzik iddiasını en net burada hissediyorsunuz.
11. Grassimuseum

Grassimuseum, Leipzig’de “müzeler kompleksi” dendiğinde ilk akla gelen yer. 1929’da açılan, Alman Art Deco mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bina, 2005’teki kapsamlı restorasyonun ardından yeniden hayata döndürülmüş.
Aynı çatı altında üç ayrı müze bulunuyor ve her biri başlı başına güçlü:
Museum für Angewandte Kunst: Leipzig ve Doğu Almanya’nın gurur kaynağı olan porselen, kilim ve modern ev tasarımlarına odaklanıyor. Yaklaşık iki bin yıllık dev bir arşive sahip.
🕒 Salı–Pazar 10.00–18.00 | 🎟️ 5 €
Museum für Völkerkunde: Tüm kıtalardan ve farklı çağlardan sanat eserleri barındırıyor. Özellikle Güneydoğu Asya koleksiyonu dikkat çekici. Dünyanın tek Kurile Ainu tüy kostümü de burada sergileniyor.
🕒 Salı–Pazar 10.00–18.00 | 🎟️ 6 €
Museum für Musikinstrumente: Ağırlıklı olarak Rönesans dönemine ait çibalo, flüt ve ud gibi enstrümanlar sergileniyor. 1543’te İtalya’da yapılmış, piyanonun atası kabul edilen dünyanın en eski klavseni de burada. En güzel tarafı, bazı enstrümanların seslerini de duyabiliyor olmanız.
🕒 Salı–Pazar 10.00–18.00 | 🎟️ 5 €
12. Museum der bildenden Künste

Museum der bildenden Künste (Güzel Sanatlar Müzesi), Leipzig’in merkezinde Sachsenplatz Meydanında yer alan dev bir cam küp. Dışarıdan bakınca modern bir sanat objesi gibi duruyor, içine girince Alman sanat tarihinin ciddi bir dökümünü yapıyor. Orta Çağ’dan başlayıp modern Neue Leipziger Schule akımına kadar uzanan koleksiyon, Leipzig’in sanata neden bu kadar tutkun olduğunu net biçimde anlatıyor.
Müzede 2.700’den fazla tablo ve heykel sergileniyor. Alman Rönesansı’nın büyük ustalarından Lucas Cranach, romantik peyzajlarıyla bilinen Caspar David Friedrich ve sembolist sanatın güçlü ismi Max Klinger burada özellikle dikkat çeken sanatçılar. Klinger’in Beethoven’ı adeta bir Zeus gibi tasvir ettiği devasa heykeli, müzenin en çarpıcı işlerinden biri.
🕒 Ziyaret saatleri: Salı–Pazar 10.00–18.00
🎟️ Giriş: 10 € (Pazar günleri çoğu zaman ücretsiz ya da indirimli oluyor – gitmeden kontrol etmekte fayda var)
Leipzig’in çağdaş sanat tarafını merak ediyorsanız müze ile yetinmeyin. Spinnerei (eski fabrika alanında galeriler), Gallery for Contemporary Art, German Photography Museum ve Museum of Printing Arts, sanat meraklılarının rotasına eklemesi gereken yerler.
13. Leipzig’te Diğer Önemli Müzeler

Leipzig, eski bir balıkçı köyünden bugün Almanya’nın en üretken kültür şehirlerinden birine dönüşmüş. Kent genelinde 50’den fazla müze var ve çoğu gerçekten nitelikli.
Zeitgeschichtliches Forum Leipzig, Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası bölünmesi, Doğu Almanya dönemi ve birleşme sürecini anlatan ücretsiz ve çok güçlü bir müze. Propaganda, günlük hayat, baskı ve direniş yan yana anlatılıyor. Doğu Almanya’yı anlamak için birebir.
Stasi Müzesi (Museum in der Runden Ecke), eski gizli polis karargâhında yer alıyor. Dinleme cihazları, takip dosyaları ve gerçek hikâyeler biraz ürpertici ama bir o kadar öğretici.
🔗 runde-ecke-leipzig.de
Deutsches Buch- und Schriftmuseum, Almanya Ulusal Kütüphanesi bünyesinde yer alıyor. 1884’ten beri açık ve dünyanın en eski kitap ve yazı müzesi kabul ediliyor. Filigranlı kâğıt koleksiyonu inanılmaz.
Mendelssohn Haus, besteci Felix Mendelssohn’un son günlerini geçirdiği ev. Orijinalliği korunmuş, sakin ama çok etkileyici bir müze.
🎶 Her pazar saat 11.00’de konser düzenleniyor.
14. Colditz Kalesi (Günübirlik Kaçamak)

Colditz, Leipzig’e yaklaşık 50 km mesafede, II. Dünya Savaşı hikâyeleriyle ünlenmiş bir kasaba. Adını dünyaya duyuran ise Colditz Kalesi. Savaş sırasında “kaçması imkânsız” denilen bu kale, en tehlikeli savaş esirlerinin tutulduğu yer olmuş. Kaçış planları, tüneller ve akıl almaz hikâyelerle dolu.
Günümüzde kale yaşlı rehabilitasyon merkezi olarak kullanılıyor ama avluların ve bazı bölümlerin ziyarete açık kısımları var. Kasabanın kendisi de sakin, yeşil ve fotojenik. Leipzig’den trenle veya arabayla rahatça gidiliyor. Bir Leipzig gezisini bir gün uzatmaya değen yerlerden.
15. Leipzig Hayvanat Bahçesi (Zoo Leipzig – Gondwanaland)

Leipzig Hayvanat Bahçesi, laf olsun diye değil, gerçekten Avrupa’nın en iyilerinden biri. 1878’de açılmış, bugün 225 bin m² alana yayılıyor. 850’den fazla hayvan türü ve 500’ün üzerinde bitki çeşidiyle devasa bir ekosistem kurulmuş.
Özellikle Gondwanaland bölümü çok etkileyici. Afrika, Asya ve Güney Amerika’nın tropikal atmosferini cam kubbeler altında gezmek mümkün. Hayvanların daha doğal alanlarda yaşadığı bir sistem kurulmuş, klasik “kafes hayvanat bahçesi” hissi yok.
🎟️ Giriş: Yaklaşık 24 € (mevsime göre değişebiliyor)
🕒 Ziyaret: En az yarım gün ayırın, aceleye gelmez
Leipzig Nerede 📍
Leipzig, Kuzey Alman Ovası’nın güney ucunda, Weisse Elster, Pleisse ve Parthe nehirlerinin kavşağında kurulmuş bir şehir. İdari olarak Saksonya eyaletine bağlı; hemen yanı başında da Halle var. Haritada bakınca Almanya’nın ortasına yakın ama ruhu net biçimde Doğu Almanya.
Orta Çağ’dan bu yana ticaret ve fuar kenti kimliğini hiç kaybetmemiş. Bugün hâlâ bu geçmişin izlerini sokakta, meydanda, hatta tren istasyonunda hissediyorsunuz. Leipzig; Dresden’e 114 km, Berlin’e 190 km, Prag’a 260 km ve Münih’e 431 km mesafede.
Leipzig’in Almanya içindeki konumunu aşağıdaki haritada net şekilde görebilirsin. Şehir, Berlin–Dresden hattının tam ortasında, trenle ulaşımı en kolay kültür duraklarından biri.
Leipzig’e Nasıl Gidilir 📌
Leipzig/Halle Havalimanı, şehir merkezinin yaklaşık 18 km kuzeydoğusunda yer alıyor ve Doğu Almanya’nın en yoğun ikinci havalimanı. Havalimanı–şehir merkezi arasında her 30 dakikada bir tren var; yolculuk 15 dakika sürüyor ve bilet ücreti 4,20 €.
Biletinizi “Fahrkarten” yazan makinelerden alıyorsunuz. Hedef olarak Leipzig Hbf’yi seçin; nakit ya da kredi kartı geçerli. Dil seçenekleri arasında Türkçe de var. Takılırsanız Deutsche Bahn info desk imdada yetişiyor.
Acele edip trene biletsiz binerseniz, kondüktöre durumu anlatabilirsiniz ama kontrol sırasında bilet yoksa daha pahalıya patlar, aklınızda olsun.
En kritik nokta: bileti valide etmeyi unutmayın. Makinenin yanındaki küçük cihazda onayladıktan sonra biletiniz 2 saat boyunca geçerli oluyor.
Taksiyle gitmek isteyenler için: Terminal B / Geliş tarafına çıkmanız gerekiyor. Şehir merkezine taksiyle ulaşım yaklaşık 20 dakika sürüyor.
Leipzig Hauptbahnhof (Hbf)
Leipzig’in merkez tren istasyonu benim açık ara favorilerimden. Avrupa’nın en büyük ve en güzel tren istasyonlarından biri. İçerisi alışveriş alanı, yeme-içme noktaları ve uzun beklemeler için fazlasıyla konforlu. Sırf istasyonu görmek için bile yolunuz düşsün isterim.
Buradan Berlin, Dresden, Münih, Frankfurt ve Hamburg gibi Almanya’nın büyük şehirlerine; Avrupa’da ise Paris, Prag, Milano, Viyana ve Zürih’ye direkt seferler var.
Deutsche Bahn ile Leipzig’ten çevre şehirlere ulaşım da oldukça kolay:
- Halle (9 €, 25 dk)
- Dessau (11 €, 50 dk)
- Magdeburg (20 €, 75 dk)
- Erfurt (28 €, 60 dk)
- Berlin (43 €, 80 dk)
Yüksek hızlı tren seçenekleriyle:
- Frankfurt (72 €, 3,5 saat)
- Münih (89 €, 4,5 saat)
- Hamburg (93 €, 3 saat)
- Dresden (20 €, 90 dk)
Prag’a direkt tren yok; Dresden aktarmalı gidiliyor (yaklaşık 50 €, 4,5 saat).
Leipzig, “bakıp geçilecek” bir şehir değil. Sanat, müzik, tarih ve gündelik hayat iç içe. Müze gezmekten sıkılan bile burada bir noktada yakalanıyor. İki gün minimum, üç gün ideal. Eğer Berlin–Dresden hattındaysanız Leipzig’i atlamak net hata olur.
Kültürel ve ticari yaşamın hareketliliği, alışveriş, eğlence, yeme-içme gibi olanakların çeşitliliği Leipzig’i Almanya’nın en çok tercih edilen yerlerinden birine dönüştürmüş. Eski çağlardan bu yana ülkenin bilim, kültür ve sanat merkezi şehirlerinden biri olan Leipzig görülmeye değer.




