Paris, buram buram romantizm kokan, yer kürenin en popüler kenti. Seine Nehri kıyısında kurulu, Fransa’ya başkentlik yapan şehirdeki dünyada bir eşi daha olmayan Louvre Müzesi ve dünyanın en meşhur ikonlarından Eiffel Kulesi, Paris’i dünyanın en çok ziyaret edilen sanat merkezi haline getiriyor. Paris hakkındaki genel kanı burnu havada ve kendini beğenmişlik üzerine kurulu olsa da işin aslı Paris’in açık ve samimi bir şehir oluşu.

Nüfusun kozmopolit sesi enerjik bir şehir kültürü ortaya çıkarmış. Bu tutkulu şehir çiçeklerle donatılmış parkları, göz kamaştırıcı mimarisi ve heyecanlı atmosferiyle pek çok kişi tarafından dünyanın en güzel şehri olarak kabul ediliyor. Bence öyle olmasa dahi akıllarda iz bırakan bir şehir.

Paris gezi rehberi

Dünyada adı aşkla anılan şehirlerden olan Paris, her gidişinizde sizi şaşırtan birbirinden değerli Paris müzeleri, küçük ve şirin dükkanları, zarif mimarisi, kafe ve barları, şık gece kulüpleri ve restoranlarıyla dünyanın en nevi şahsına münhasır şehirlerinden.

Elbette Paris denince akla gelen bir diğer şey de romantizm. Şehir hep böyle pazarlandı ve akıllara da öyle yerleşti. Bu romantik şehirde ne kadar uzun kalırsanız o kadar çok seviyorsunuz ve Fransız kültürü de o kadar içinize işliyor. Yalnızsanız ve o atmosfere girmekte direnirseniz Paris size soğuk, sıkıcı dahi gelebilir. Ben yürüyerek dermansız kalıncaya kadar yürüyerek gezdiğim her sokağını sevdim.

Sanatın, modanın ve gastronominin başkenti olan Paris’te yapılacak şeylerin sınırı yok. Paris’teki asıl zarafeti ise şehrin bulvarları, kafeleri, şık butikleri ve enfes restoranlarında, Seine Nehrinde, romantik görüntüsünde ve tabi ki sanatında gizli. Kentin her taşında estetik bir duruş var.

Fransızlar kendi kültürlerine ve özellikle de dillerine sıkı sıkıya bağlı bir millet. Bu konuda tutuculukları dillere destan. İngilizce konuşan Fransız bulmak kolay olsa da iletişim kurmak pek kolay değil. İhtiyaç duyduğunuzda turizm information ofislerinden bilgi alabilirsiniz.

Paris’e gitmeden önce birkaç Fransızca kelime öğrenmek iyi fikir. Maalesef Fransızlara İngilizce konuşmanızı onlar kabalık olarak algılayabiliyorlar. Bu yüzden ara ara sevimli birer mersi (teşekkürler), bonjour (günaydın) ve soru sormadan önce s’il vous plait (silvöple) eklerseniz, size daha sıcak yaklaşırlar.

Paris Gezi Rehberi

Roma İmparatorluğu, Frank, Galya, Hun ve İngiliz yönetimlerine giren şehir, adını bir Galya halkı olan Parislilerden almış. Şanzelize Bulvarı’nda el ele gezen çiftleriyle romantizmin doruklara ulaştığı, dünyanın en ünlü müzesi olan Louvre’a ev sahipliği yapan, sanat, kültür, moda ve estetiğin tarihle kucaklaştığı bu büyülü şehrin geçmişi MÖ. 4000’lere kadar uzanıyor.

Fransa’nın başkenti olan Paris, Kuzey Fransa’daki Seine nehri üzerinde yer alıyor. Moda ve lüksün dünya başkenti olarak da bilinen Paris, baştan sonra uzayan tarihi yapılarla dolu süslü bir kent. Dünyada eşi benzeri bulunmayan Louvre Müzesi ve dünyanın en meşhur ikonlarından biri olan Eyfel Kulesi, Paris’i dünyanın en çok ziyaret edilen şehri haline getirdi.

Paris, arrondissement olarak adlandırılan toplamda 20 ayrı bölgeye ayrılmış durumda. Her mahallenin de kendine özel bir karakteristiği var tabii.

Ile de la Cite, Paris’in merkezi, Seine nehri üzerine kurulu küçük bir ada. Palaca Duphine kahvelerinde nehre bakan teraslarda içilen espressolarıyla ünlü.

Marais ise eskiden kraliyetin yerleşim alanı, 17. yüzyılda halka açılıyor. Şimdi Yahudi cemaatleri, butikler, barlar, Asya lokantaları, Le Marché des Enfants Rouge pazarı, gece hayatı, galeriler burada.

Beaubourg, gençlerin buluşma noktası Cente Pompidou, Steak Tartare’ın leziz restoranı Chez Michel ve alışveriş merkezi Les Halles burada.

Quartier Opéra, bankacılar, borsacılar, gazeteciler, Fransız gazetesi Le Monde’un binası, Passage de Princesse içerisindeki Fauchon ve Hédiard restoranları burada.

Saint-Germain-des-Pres / Saint Michel, edebiyat bir hayat biçimi diyenler, eski zamanların kahve hayatını özleyenler, politik tartışmalara girmek isteyenleri göreceksiniz sokaklarda. Bir de tabii ki öğrencileri.

Quartier Latin, sinemalar, caz kulüpleri, 1968 ayaklanmasının ilk tanığı olan sokaklar; akademisyenler ve öğrenciler Latin Mahallesi’ni mesken edinmişler.

Belleville, son üç-dört yılda getto halinden çıkıp da 30’lu yaşlarında kendine yeni hayat kuranların mekanı oldu Belleville. Özellikle sokak sanatları ve sanatçılarıyla ünlü.

Montmartre / Pigalle, revüler, kabareler, Moulin Rouge, küçük meydanlara açılan dolambaçlı yollar, baget ekmeği kokusu ve elbette sokaklarda sanat yapan insanlar.

Montparnasse, birçok mimar, reklamcı, heykeltıraş atölyelerini buraya taşıdığından beri bölge bir mıknatısa dönüştü.

Paris Gezilecek Yerler 📌

Paris’i yürüyerek keşfedin. En güzeli tarihi sokakların arasından yürüyerek, dokuya ve tarihe yakın olarak şehri ve güzelliklerini keşfetmek. Unutulmaz şehir Paris’in ziyaret edilecek en meşhur iki yer Eyfel Kulesi ve Notre Dame Katedrali.

Hele de mevsimlerden yaz olunca, turistler tarafından da ziyaret etmek için en çok tercih edilen zaman olduğunu anlıyorsunuz. Diğer sanatçıların, entelektüellerin, filozofların ve aşıkların yaptığı gibi siz de Paris sokaklarını adımlayın.

Şehri gezerken zorlanmamak içi Hop On Hop Off Bus, metro ve otobüs sistemini iyi anlamaya çalışın. Gezilecek yerler arasındaki mesafeler uzak olabiliyor. İyisi mi metro haritası edinerek metro ile göreceğiniz yerler arasında ulaşımı sağlayın.

Bir Paris haritası edindiğinizde şehrin merkezinin bir halka içerisine alındığını ve halkadan şehrin dış çeperine doğru ilerledikçe numaraların arttığını görüyorsunuz. 1’den 20’ye kadar ilerleyen sayılar merkeze göre şehrin diğer bölgelerinin uzaklıklarını gösteriyor.

Paris’e ilk defa gelenler için Hop On Hop Off Bus deneyimi pratik bir çözüm olabilir şart. Hemen ilk günden otobüse atlayın ve şehir hakkında genel bir fikir edinin. Aralarından en sevdiğiniz yerleri belirleyin ve kalan vaktinizi nerelerde değerlendirebileceğiniz konusunda kararsız kalmayın.

Otobüs turunu ister hafta içi ister hafta sonu yapın mutlaka sabah saatlerine denk getirmeye çalışın. Bu şekilde yoğun kalabalıktan dolayı ayakta seyahat etmek zorunda kalmazsınız.

Otobüsün ‘üstü açık’ olmasına dikkat edin, diğer türlü şehrin mimarisini tam olarak görmeniz mümkün olmaz. Bir veya iki günlük turları tercih ettiğinizde, otobüsün geçtiği rotalardan limitsiz olarak dilediğiniz kadar geçebilirsiniz. Bu büyük bir avantaj çünkü istediğiniz yerde inip istediğiniz kadar vakit geçirdikten sonra, dilediğiniz zaman tekrar otobüse binip devam edebilirsiniz.

1. Louvre Müzesi

Paris Gezi Blog

Louvre Müzesi (le Musée du Louvre), halen dünyanın en önemli ve rakipsiz müzelerinden biri. İnsanlık tarihine ışık tutan uygarlık örneklerinin tanınması bakımından oldukça önemli olan Louvre’da arkeoloji, mimari ve tarihi sergiler de yer alıyor. Eskiden kraliyet sarayı olarak kullanılan bina şimdilerde dünyanın en büyük müzesi. 1989’de ise sarayın bahçesine cam piramitin eklenmesiyle bambaşka bir atmosfere büründü.

1793’te ilk olarak halka açılan Louvre Müzesi, Avrupa’nın en iyi resim ve heykellerinin yanı sıra Asya, Mısır, Yunanistan ve Roma’dan paha biçilemeyen eserleri de sergiliyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen bu sanat müzesi içerisinde 35 bin parça sanat eseri 8 farklı kategori altında sergileniyor.

Tüm eserleri görmek için bir gün kesinlikle yeterli değil. Hatta her bir eserin önünde 1 dakika durduğunuzda müzenin tamamını gezmenin 3 aya süreceği söyleniyor. Burada önemli olan nokta atışı yapmak. Birçok kişi en meşhur eserleri gezdirmek için hazırlanan turlara katılıp bileti aldığınızda verilen, eserlerin yerlerini gösteren haritadan takip ediyor.

Müzenin en popüler eseri olan Da Vinci’nin Mona Lisa’sını görmek için uzunca bir sıra bekleseniz de gördüğünüzde çektiğiniz çileye değdiğini anlıyorsunuz. Tek başına duvarda asılı ve kurşun geçirmez bir cam ile korunuyor. Ne de olsa dünyanın en ünlü tablolarından biri. Bekleme konusunda yeterince sabrınız olduğundan emin olun. Louvre Müzesi’nin en ünlü diğer bir eseri Milo Venüsü’nü de görmeyi unutmayın.

2. Eyfel Kulesi

Paris Gezi Rehberi

Eyfel Kulesi, ilk açıldığında Parisliler tarafından sevimsiz bulunmuş olsa da günümüzde öyle değil. 1889 yılında yapılan bu demir ikon Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edildi ve o zamandan beri Paris’in sembolü haline geldi.

Yapımı tamamlandığında 320 metrelik uzunluğu ile dünyanın en uzun binasıydı. Adını mimarı olan Gustave Eiffel’den alan ve 7,900 ton ağırlığında devasa yapı yılda 6 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyor.

Biletleri hemen kulenin altından alabiliyorsunuz. Özellikle turistik sezonda metrelerce uzayan asansör sırasından kurtulmak için sabah saat 6 gibi orada olun. Ayrıca hafta sonları mutlaka daha kalabalık olur.

En üst noktadan bakınca manzara gerçekten nefes kesici güzellikte. Toplam üç katı olan kulenin en tepesinden havanın açık olduğu günlerde tüm Paris’i, hatta banliyölerini bile görmeniz mümkün. Şayet sis var ise tepesine çıkmanız size bir zevk vermeyebilir. Hava açıklıksa Paris’e tepeden bakmak için ve romantik birkaç kare yakalayabilmek için ideal bir mekan.

Yazın gidecekseniz kulenin 2. platformunda bulunan Ben & Jerry dondurmalarıyla serinleyebilirsiniz. Hediyelik eşya almak isterseniz de yine aynı platformda bulunan dükkân, Paris’teki en geniş koleksiyonlardan birine sahip. Seine Nehri kıyısında, Parislilerin çimlerinde oturup şaraplarını yudumladıkları, halka açık yeşil alanı olan Champ de Mars üzerinde yer alan kule, dünya üzerinde ki en fazla gelir getiren eser niteliğinde.

3. Notre Dame Katedrali

Paris Gezi Listesi

Notre Dame Katedrali (Cathédrale Notre Dame de Paris), herhalde Fransız Gotik sanatının en ünlü eseri. Meryem Anaya ithafen, 1163’te temeli atılan katedralin tamamlanması 170 yıl sürmüş. Heykellerle süslü, gotik mimarinin şaheser Paris’in sembolleri arasında yer alıyor. Dame Gallo-Roman tapınağından Hıristiyan kilisesine, daha sonra da Roma mimarisini temsil eden bir kiliseye dönüştürülen Notre Dame Katedrali, en son olarak 1163’te VII. Louise’nin saltanatı sırasında Fransız Gotik tarzında yeniden inşa edilmeye başlanmış.

Fransız İhtilalinden sonra neredeyse harabe haline gelen Notre-Dam’ı tekrar eski görkemine kavuşturmak için Viktor Hugo en büyük eseri olan Notre-Damın kamburunu yazar. Bu da katedralin tekrar ilgi odağı olmasına büyük katkı sağlar. 15 Nisan 2019’da çıkan yangınla çatısının büyük bölümü tahrip olan katedral, dünyanın dört bir yanından toplanan bağışlarla kapsamlı bir restorasyon sürecine girdi.

Notre Dame, gerçekten anıtsal değer göz önünde tutularak inşa edilen ilk katedral. Notre Dam’ın kulelerine çıkın ve şehri daha yakından görme şansını yakalayın tam karşınıza aldığınız Eyfel manzarası ise kaçırmamanız gereken bir diğer süpriz. Katedralin içini görmek için uzun kuyruklarda sıra beklemek istemeyenler için ise Seine Nehri boyunca yürüyüp, Notre Dame Katedrali’nin büyüleyici dış cephesini uzaktan gözlemlemek iyi bir alternatif.

4. Sainte Chapelle Kilisesi

Notre Dame Katedralinin hemen yanında Gotik bir mücevher olarak bilinen ve kutsal bir kilise olan St. Chapelle bulunuyor. Adını mimarından alan ve 1242’de inşa edilmeye başlanarak 1247’de tamamlanana Sainte Chapelle, Fransız devrimi ve savaş zamanında zarar görse de restorasyonlarla hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze dek ulaşan ve sahip olduğu eski havasını yitirmemiş bir yapı.

Vitraylarıyla Orta Çağ dönemine ait bir başyapıt olarak kabul ediliyor. Fantastik Gotik dış cephesinin ince işlenmiş mimari detayları, içeride size vadettiklerini kısa gösterisi gibi. İçine girildikçe artan detaylar ve kuzey kulesinde sonlanan gargoyle tarzı yapılar mimari olarak baş döndürücü güzellikte.

Paris’in Gotik başyapıtlarından biri olan kilise, gül pencereleri adı verilen ve İncil’den sahnelerin işlendiği vitraylarıyla ünlü. Özellikle günün farklı saatlerinde vitraylardan yansıyan renklerin içeride muazzam tonlar oluşturduğu kilisede ahşap oymacılık sanatının da en ince işçilik örneklerini görme fırsatınız var. Tam bir detaylar mabedi olan Sainte-Chapelle mimarisi ve görkeminden çok yarattığı atmosfer ve hissettirdiği duygularla hatırlanıyor.

5. Orsay Müzesi

Pariste görülecek yerler

Orsay Müzesi (Musée d’Orsay) ise bir sanat müzesi olarak, çok önemli eserleri yer aldığı Paris’in en değerli müzesi. Eski bir tren garı olan binasında, çoğunlukla Fransız sanatına ait resim, heykel, mobilya ve fotoğrafların bulunduğu müze, daha çok içlerinde Monet, Degas, Renoir, Cezanne, Gauguin, Van Gogh gibi pek çok sanatçının birbirinden değerli eserlerinin bulunduğu geniş izlenimci koleksiyonu ile tanınıyor.

Dünya çapında empresyonizm akımının merkezi olan Orsay, altı özel koleksiyonu ve süreli sergileriyle dünya sıralamasına göre en çok ziyaret edilen onuncu müze. Müzedeki her eser birer başyapıt olmakla birlikte oldukça büyük bir heykel koleksiyonu da var. Vaktiniz varsa ziyaret edin.

6. Versay Sarayı

Paris Gezi Versay

Saraylar ve köşkler topluluğundan oluşan ve Avrupa’nın en büyük sarayı olan Versay Sarayı (Château de Versailles), Fransa’nın politik merkezi olarak kraliyet döneminin tüm özelliklerini yansıtıyor. Fransa tarihi boyunca önemli rol oynamış ve bir Paris gezisi listesine dâhil edilmesi gereken önemli noktalardan biri.

Paris’in 20 kilometre güneyindeki sarayın oda sayısı binden fazla, hakkını vererek gezmek için bir tam gün gerekiyor. Barok dönemin sonu ve klasik üslubun başlangıcı olarak kabul edilen saray, kraliyet döneminin tüm özelliklerini yansıtıyor. Olağanüstü boyutlardaki bahçesi, inanılmaz güzellikteki iç dekorları ve yetmiş beş metre uzunluğundaki 4 yüz ayna ile kaplı olan Aynalı Galerisi muhteşem.

7. Montmartre

Montmarte, Paris

Montmartre, Paris’in kuzeyinde yaklaşık 130 metre yükseklikte bir tepede yer alıyor. Paris’te sanat akımlarının başladığı, eski Paris’in bohem hayatı yaşayanların tercih ettiği semt şahane bir tarihi dokuya sahip. Montmartre, pitoresk sokaklarıyla Amelie filminin çekildiği doğal set görünümünde.

Bu tepe hem dini bir anlam içermesi hem de popüler bir gece hayatının bir arada olması ise tam bir paradoks. Kuruluşu oldukça eskilere dayana Pierre de Montmartre, Jesuit rahiplerinin kuruldukları yer olma özelliğine sahip.

Vincent Van Gogh, Pablo Picasso ve Salvador Dali gibi birçok sanatçının burada çalışma mekanları bulunuyordu. Tepeden inerken, 3 yüzden fazla eserinin sergilendiği Salvador Dali Müzesi‘ni ziyaret etmeyi unutmayın. Paris’in en eski ve Notre Dame’dan sonra en çok ziyaret edilen kutsal mekânı olan Sacré Cœur Bazilikası bu bölgenin en belirgin anıtı.

8. Sacre Coeur Bazilikası

Sacre Coeur, Paris

Montmartre tepesine kurulmuş olan Roma-Bizans dönemi kilisesi olan Sacré Coeur (Kutsal Yürek) konumu itibariyle Paris’i adeta egemenliği altına almaktadır. Kilise, 1870’te Prusyalıların Paris’i ele geçirmeleri ve iç savaşın başkenti kana bulamasının ardından İsa’nın kutsal kalbi anısına yaptırılmış.

Binanın dışında kullanılan Chateau-Landon taşları yaşlandıkça beyazladığı için kilisenin dış cephesi göze çarpıcı biçimde beyazdır. İçi ise tam aksine renkli mozaiklerle bezenmiş. Kilise yılın her dönemi 06.00-22.30 saatleri arasında ziyarete açık. Kubbe bölümü ise mayıs-eylül döneminde 08.30-20.00, ekim-nisan döneminde ise 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Sacre Coeur Bazilikası’nı ziyaret etmek ücretsiz. Ancak bağış kutusuna cüzi bir miktarda bağış yapmanız bekleniyor.

14. Place de la Concorde

Concerde Meydanı (Place de la Concorde), Paris’in en büyük meydanlarından biri. Fransız devriminde burada bulunan Louis heykeli kaldırılmış ve yerine giyotinler getirilerek birçok ünlünün ölümü burada gerçekleştirilmiş. Tarihin bu kanlı sahnelere tanıklık etmesinden olacak ki sözcük anlamı barış ve uzlaşma meydanı.

Fransız İhtilali’nin simge noktalarından olan Place de la Concorde’un ortasındaki obelisk ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından dönemin Fransa kralı Louis Philiph’e hediye edilmiş. 23 metre yüksekliğindeki dikilitaş Paris’te çekilen birçok film karesinden görülebiliyor. ve geçmişte çok sayıda idam ve kanlı olayın da yaşandığı meydan, Champs-Élysées’nin doğusunda yer alıyor.

Concerde Meydanı sonrası Champ-Elysees Caddesi boyunca yürüyüp Zafer Takı’na gidebilirsiniz. Günümüzde ise birçok kutlama bu takın önünde ve Champ-Elysees Caddesi boyunca gerçekleşiyor.

9. Şanzelize

Paris Sanzelize

Şanzelize (Champs-Elysées), bir ucu Concorde Meydanına (Place de la Concorde) diğer diğer ucu ise Zafer Takı’na (Arc de Triomphe) uzanan 1950 metrelik devasa bir cadde. Paris’in lüks hayatına tanıklık edebileceğiniz, kestane ağaçlarının sıralandığı bu caddede modaya öncülük eden ünlü markaların butiklerine, otomobil galerileri, restoran, kafe ve çok sayıda mağaza sıralanıyor.

Şehrin en meşhur bulvarının sonunda ise dünyanın en büyük anıtlarından biri olan Zafer Takı yer alıyor. Her ne kadar kaldırım taşları ve masalsı at arabalarının çıkardığı sesler yerini motorlu araçlar ve meşhur restoran zincirleri almış olsa da Napolyon’un Paris’e bıraktığı bu en büyük mirasa doğru bir yürüyüşe çıkmak hemen herkes için unutulmaz bir tecrübe

10. Arc de Triomphe

Champs Elysees Paris

Arc de Triomphe, Şanzelize’nin sonunda yer alan bir zafer anıtı. Dev anıtın planlaması bizzat Napolyon’un kendisi tarafından ordularının zaferi adına yapılmış. İnşası 1836’da tamamlanan anıtın üzerinde ve içinde bu başarıları kazanan generallerin isimleri yazıyor. 164 fit uzunluğundaki anıtta II. Dünya savaşında hayatını kaybeden ve ismi bilinmeyen bir Fransız askerinin lahdi de bulunuyor.

Yıldız biçiminde, birçok caddenin birleştiği bir meydan olan l’Étoile’de yer alan anıtın tepesine ise bir yer altı geçidinden geçip 284 basamaklı bir merdivenle veya asansörle çıkılıyor. Anıttan baktığınızda ihtişamı tam olarak anlaşılan Şanzelize önünüzde uzanıyor.

11. Lüksemburg Bahçesi

Lüksemburg Bahçesi (Jardin du Luxembourg), Paris’in kalbinde bir vaha gibi Rönesans döneminin bahçe dizaynına en iyi örneklerden biri olarak nitelendiriliyor. Parkta Fransa kraliçelerine, mitolojik figürlere, sanatçılara ve kadın azizelere adanmış 100’den fazla çeşme, heykel ve anıtlar bulunuyor.

Marie de’ Medici tarafından 1611 yılında kurulan parkta 16. yüzyılda inşa edilen ve bir dönem hapishane olarak da kullanılan Lüksemburg Sarayı bulunuyor. Paris gezinizde yorulduğunuzda dinlenebileceğiniz en enfes yer. Dev sekizgen bir havuzun ortasında su fıskiyeleriyle hazırlanmış güzel bir su gösterisi var.

12. Opera Garnier

Opera Garnier, Paris

İki bin iki yüz kişilik izleyici kapasitesiyle 1875’ten bu yana sanat etkinliklerinin sürdürüldüğü Opera Garnier, Neo-Barok stilinin başyapıtları arasında gösteriliyor. Ünlü bestecilerin büstleri, cumbalı koridorları ve iç süslemeleriyle opera, Paris’in en ihtişamlı yapılarından biri. Şaşalı iç tasarımı nefes kesici güzellikte.

13. Modern Sanat Müzesi Pompidou

Pompidou, Rönesans ve Gotik mimarinin yüzünü yansıtmayan, modern mimarinin öncü yapılarından bir sanat ve kültür merkezi. Louvre’nin klasik ve rönesans, D’orsayı’ın emperyalist çizgisinden uzak çok daha modern, çerçevelerinin dışına çıksada biraz müzecilik kalıplarına esnetilmiş bir yapı. Paris’in en çarpıcı mimarisine sahip.

Pompidou’nun, mimar Richard Rogers tarafından yapılan muhteşem binası modern sanat müzesine ev sahipliği yapıyor. Bir kültür ve sanat merkezi olan Centre Georges Pompidou, akılları baştan alan brütalist mimarisiyle ilk etkiyi yarattıktan sonra çağdaş sanat, modernist, sürrealist ve kübist eserleriyle de bambaşka bir dünyaya kapılarını açıyor.

Matisse, Picasso ve diğer Kübist, Fauvist ve Sürrealist çalışmaların sergilendiği merkezde sadece Picasso’nun kendi çalışmalarına ait bir müzesi bile var. Merkezde yer alan devasa kütüphanesinde ise 2 binin üzerinde periyodik yayın ve 100 binden fazla eser bulunuyor.

Müze, haftanın 7 günü 11.00-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Sergi alanları 21.00’de kapanıyor. Perşembe günleri ise müzenin kapanış saati 23.00. Pompidou Müzesi giriş ücreti 14€, öğrenci bileti ise 11€.

15. Napolyon’un Lahit’i

Napolyon’un Lahit’i yani Les Invalides, 1679 yılında yapılmış bir kompleks. İçerisinde askeri müze ile anıtlar, hastane ve savaş gazileri için bir yapıyı barındırıyor. Mutlaka görmeniz gereken şey ise tabii ki 1821 yılında hayatını kaybeden Napoleon Bonaparte’ın mezarı. Devasa oymalı bir mermer içerisinde bulunan mezar, Jules Hardouin-Mansart tarafından tasarlanıp Charles de La Fosse tarafından boyanmış olan bir kubbenin altında bulunuyor. Napolyon’un diğer aile bireyleri ve savaşta ölen Fransız kahramanlarının lahitleri de yine burada. Daha fazla bilgi için invalides.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.

16. Disneyland

Paris Gezi Rehberi Disneyland

Avrupa’nın en büyük eğlence merkezlerinden Euro Disney’de, Disney kahramanlarının geçit törenini izleyebilir, Frontierland’da bir maden trenine binip köprülerden geçerek, eğlencenin doruklarına ulaşabilir, ardından da Karayip Korsanlarını izleyebilirsiniz.

Şehir merkezine 32 kilometre uzaklıkta yer alan dev eğlence parkı, korku tünelleri, film gösterileri, animasyonlar, havai fişek gösterileri gibi birçok aktivitenin masal kahramanlarıyla bir araya gelerek farklı bir deneyim yaşatıyor. Her yaşa hitap eden Disneyland Paris, haftanın 7 günü 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

Walt Disney Studios Park bölümü ise 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık. Disneyland Paris giriş ücreti 87€, çocuk giriş ücreti ise 80€. Bu bilet bir parka bir gün giriş hakkı sağlıyor.

17. Seine Nehri

paris yapılacak şeyler

Işıklar Şehri’ni Seine Nehrinde Eyfel Kulesinin ardından batan güneş eşliğinde izlemekten daha güzel ne olabilir ki! Eyfel Kulesinin hemen karşısındaki sokaktan hareket eden ve yaklaşık 1 saat süreyle nehirde bir gece turu sunan Bateaux Parisien, nehir boyunca aralarında Notre Dame Katedralinin de bulunduğu birçok yeri gezip tekrar Eyfel Kulesinin bulunduğu yere geri dönüyor. Katılabileceğiniz en uygun fiyatlı tur Bateaux Parisien olmakla birlikte, bunun dışında daha farklı ve yemekli turlar da bulunuyor. Daha fazla bilgi için Bateaux Parisiens’in web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Paris’te bulunduğunuz süre içinde güneşin saat kaçta battığını öğrenin. Örneğin, mayıs ayında güneş saat 19:25 gibi batıyor. Saat 19 turunu satın aldığınızda hem gün batımını hem de sonrasında kararan havayla birlikte Eyfel Kulesini ve şehrin diğer ışıklarını da görme şansınız olur.

Eyfel Kulesinin ışıkları 10 dakika boyunca yanıp sönüyor ve bu manzara gerçekten de görülmesi gereken bir görüntü. Konu gün batımı olunca zamanlama her şey demek, bu nedenle bitmeden tur biletlerini almaya bakın. Erken gitmenizin en büyük avantajı, geminin arkasındaki üzeri açık alandan yer sahibi olma ihtimalinizin yüksek oluşu. Diğer türlü camla kaplı gemiden fotoğraf çekmek güçleşiyor.

Paris’in en önemli simgelerinden bir diğeri de Aşk Köprüsü. Şehri iki yakasını birbirine bağlayan bir çok köprü var ama en bilineni Pont Des Art Köprüsü. Aşkını sembolik olarak ölümsüzleştirmek isteyen aşıklar köprünün parmaklıklarına kilidi takıp anahtarı nehre atıyor.

Paris’te görülecek diğer yerler: Monet severler için mutlaka görülmesi gereken bir yer olan l’Orangerie Müzesi‘nde Monet’nin 8 dev zambak tablosunu ziyaret ettikten sonra Jardin de Tuileries’den geçmeyi ihmal etmeyin. Rodin Müzesi, Fransız heykeltıraş Aguste Rodin’in Düşünen Adam gibi birçok eserine ev sahipliği yapıyor. Arap Enstitüsü, tasarımı, geometrik yapısı ile mimariye ilgi duymasanız dahi etkileyici gelecek bir müze.

La Defens’in modernize görünüşü, kimileri için Eyfel gibi Paris’in dokusunu lekelediği ve zerafetini bozduğu düşüncesinde. Binanın içerisinde gizlenmesi beklenen tüm donanım ve tesisat, binanın dışına çıkarılması temeline dayanan bir konsept fikrle tasarlanmış. Bina üzerindeki her bir rengin farklı bir anlamı var. Kırmızı renk insan dolaşımını, yeşil renk sıvı, sarı renk elektrik ve mavi renk ise hava dolaşımını simgeliyor.

Paris’in yeraltı mezarlığında birçok tünel ve mağara bulunuyor. Buralarda bulunan birçok iskelet 17. yüzyılın sonunda müzelere kaldırılmış. Pointe of Île de la Cité, Pont Neuf Köprüsünün hemen altında bulunan küçük bir park. Burada soluklanıp Seine Nehrini ve üzerindeki botları izleyebilir, öğle yemeği için yaptığınız sandviçi yiyerek Paris’in tadını bir de burada çıkarabilirsiniz.

Paris yeme ve içme

Fransa’nın başkenti, aynı zamanda meşhur Fransız yemeklerinin de çıkış noktası olmuş. Paris, ziyaretçilerin damak zevklerini fazlasıyla tatmin eden, mutfaklarıyla dünyaca ün yapmış çok ünlü restoranlarıyla da biliniyor.

Oldukça zengin çeşitliliğe ve duyarlı bir damak zevkine sahip Fransız Mutfağının belli başlı yemekleri; başlangıçlar, çorbalar, balık ve et yemekleri, peynir ve şarap olarak sınıflandırılabilir.

Kafeye gitmek ise Paris’te sosyal yaşamın bir parçası olarak görülüyor zira zamanında sanatçıların, yazarların ve entelektüellerin buluşma noktası olarak icat edilen bu alışkanlık artık şehrin en bilinen özelliği haline gelmiş. Çay eşliğinde turta ve kek yemek içinse salon de thé’leri tercih edebilirsiniz.

pariste ne yenir

Başlangıçlardan Krudite (yeşil sebze, domates, havuç, kereviz ve salatalıktan oluşan çiğ sebze tabağı), sosis, soğuk et ve ezme çeşitleri. Çorbalardan Potage denen bir çeşit sebze çorbası, sarımsak sosu, peynir ve kruton ile servis edilen balık çorbası.

Genellikle değişik soslarla birlikte servis edilen etler ise Paris’te genelde az pişmiş yeniyor. Eğer iyi pişmiş isterseniz ‘bien cuit’, orta pişmiş isterseniz ‘a point’, az pişmiş isterseniz ‘saignant’ ve ekstra çiğ isterseniz ‘blue’ diye belirterek sipariş vermeniz şart.

Çorbalardan, potage olarak bilinen bir çeşit sebze çorbası ile sarımsak sosu, peynir ve kruton ile servis edilen balık çorbasını tercih edebilirsiniz. Buğulanmış ya da tereyağında sotelenmiş bademle pişirilmiş alabalık çok tüketiliyor.

Paris’te en yaygın olarak tüketilen peynir çeşitleri blue rokfor, keçi peyniri, camambert ve brie. Bölgelere göre değişen daha pek çok leziz peynir çeşidi olduğunu aklınızda bulundurun, enfesler.

Beyaz şaraplar genellikle balıkla birlikte, kırmızı şaraplar ise etle birlikte içilse de kırmızı şarap daha yaygın tüketiliyor. Ayrıca çok popüler olan Rose şarap çeşitlerini mutlaka deneyin.

Her şeyin en tazesini, dalından yeni koparılmışını ve en sağlıklısını yemeye takıntılıysanız, şehrin dışında bulunan çiftliklere yakın olan bölgelerde hizmet veren restoranları tercih edin. İyi bir restoranda yemek yemek istiyorsanız, en az bir hafta öncesinden rezervasyon yaptırın.

Fondue için Montmartre’a, piknik için Île Saint-Louis’e gidin. Şehir içindeki çoğu restoran ve kafelerin çoğunun 24 saat açık olduğunu aklınızda bulundurun.

Paris’te alışveriş

Dünyanın en ünlü, en gösterişli ve en muhteşem moda ve tasarım merkezlerinden biri olması nedeniyle, Paris hemen herkesi alışveriş çılgınlığına sürükleyebilir. Paris’te alışveriş yapma niyetindeyseniz sepetinize atmanızı önerebileceklerimiz arasında şarap ve likör çeşitleri, hardal, peynir çeşitleri, antikalar, mutfak ürünleri, porselenler, Fransa’nın ünlü parfümleri ve giyim markalarını sayabiliriz.

Her bütçeye uygun alışveriş seçeneğinin bulunduğu şehirde, sokak tezgahlarından özel dikim yapan lüks butiklere, bit pazarlarından, dünyaca ünlü mağazalara kadar her şey var. Büyük alışveriş merkezlerinden en eskisi ve amansız rakiplerine karşın halen aralarında en zarif olanı Le Bon Marche. Avantgard ve son moda tasarımları ile epeyce büyük yemek alanı oldukça çok ilgi çekiyor.

Avenue Montaigne ve Rue du Faubourg Saint-Honore en lüks kreasyonları sergiliyor. Bu lüks alanda geleneksel marketler, muhteşem antikacılar ve kitapçılar da bulunuyor. Giyim ürünlerini ve parfümleri Haussmann Bulvarı’ndaki büyük mağazalarda bulmanız mümkün.

Au Printemps oldukça geniş giyim, aksesuar, kozmetik ve dekorasyon koleksiyonuna sahip. Ayrılmadan önce altıncı kattaki çay odasının muhteşem Art Nouveau tarzı renkli cam kubbesini görmeyi unutmayın. Paris’te konsept alışveriş deyince en önemli mağazalar ise, L’Ecraireur, Colette ve Merci.

Eski eşyalar ve koleksiyon parçaları satın almaktan hoşlananlar için Paris’te önerebileceğimiz üç açık hava pazarı bulunuyor: Marché aux Puces de Vanves, 1920’lerden beri kurulan, Paris’in en küçük ve en sevimli bitpazarı. Eğer pazara erken gelebilirseniz, 50’li yıllara ait takı ve aksesuarlar, cam eşyalar, kristaller, eski fotoğraflar, magazinler, parfüm şişeleri, bisküvi kutuları, yatak takımları ve düğmeler bulabilirsiniz.

Bitpazarlarının devi denebilecek yer olan Porte de Vanves Marché aux Puces Montreuil, orijinalliğini hala koruyan pazarlardan. Tıpkı büyük arabaların bagajlarında yapılan satışlar gibi, ikinci el kıyafetlerin, aslından ayırt edilemeyecek araba parçalarının, çeşitli makinaların ve bir sürü karışık tozlu ıvır zıvırın sokaklara boşaltıldığı tipik bir bitpazarı.

Yaklaşık 2500 tezgâhın yer aldığı Porte de Montreuil Puces de St-Quen (Clignancourt), Paris’in en büyük pazarı. Yaklaşık bir düzine pazarın bir araya gelmesinden oluşuyor ve özellikle pazar günleri çok yoğun olan bu pazar yılda yaklaşık 11 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Paris gece hayatı

Paris başlı başına haz ve zevk dolu bir şehir. İşte bu nedenle gidildiğinde görülecek her ufak detayın tadı çıkarılmalı. Bir kafe ya da bistroda oturup kahve ve kruvasanın tadını çıkarın, vitrinleri gezin, marketten bir baget ekmek alın ve akşam yemeği öncesi aperatif olarak atıştırın, akşam yemeğinin de büyük bir zevkle tadına varın.

Lüksü seviyorsanız çevresindeki şık sokaklarda Café de Flore, Café Les Deux Magots, Café Bonaparte gibi dünyaca ünlü kafelerin bulunduğu Saint-Germain-des-Prés‘de veya daracık sokaklarda daha otantik bir atmosfere sahip şirin kafelerden hoşlanıyorsanız Marais‘de mutlaka bir kahve için.

Alternatif gece hayatı için en iyi yerlerden biri olan Rue Oberkampf, upuzun bir sokak. Eğlencenin, hareketliliğin ve yiyecek içecek mekanlarının çeşitli ve lezzetli olduğu bu bölgede Paris’te keyifli bir gece geçirmek için aradığınız her şey var.

Fransız, Arap, Türk gibi pek çok milletten insanın dükkanlarının bulunduğu, otantik ve biraz da öteki Paris denilebilecek bir bölge olan Rue Du Faubourg; pek çok dünya markasının ve tasarımcı butiklerinin bulunduğu Rue Saint-Honore; gerçek bir servet bırakıp çıkanların caddesi olan ve haute couture modaevlerine ev sahipliği yapan Montaigne Bulvarı, alışveriş için üç farklı seçenek.

Ardından cıvıl cıvıl bir sokak olan Rue Montorgueil‘daki sağlı sollu restoran, café, pastane, çikolata dükkanı, mağaza ve butiklerle dolu birbirinden renkli pek çok mekanı gezin.

La Fusée, pazartesi akşamı bile gitseniz ağzına kadar dolu mekân. Kahve & Calvados tavsiye edilir.

Chez Jeanette, Türk mahallesinde bulunan bu bar bobo’ların (bohem burjuvazi) son zamanlardaki iş çıkış mekânı. İçeride İngilizce konuşan da çok oluyor. Ne kadar geç gidersen o kadar kalabalık.

La Perle, her zaman ağzına kadar dolu olan bu bar kaldırıma kadar taşan güzel kalabalığıyla meşhur. Jean Paul Gaultier’in kariyerini sonlandıran mekan olarak da modern tarihe imza atmış durumda. Aman dikkat! Kaldırımdan yola inerseniz görevliden uyarı alırsınız.

Le Fanfaron, 60’lardan kalma bir rock’n’roll barı. Paris rock’ının kalbi hâlâ orada atıyor. 19.00’da açılır, 02.00’de kapanır.

Panic Room, dans etmek için ideal bir yer. Sigara içme odası var ve 18.30 – 20.00 arası kokteyller ve şampanya 5 Avro.

Prescription Cocktail Club, klasik kokteyllerin üzerine kendi icatları pek çok kokteyl de sunan elit Paris mekânı. Bright Young People kokteyli denenesi.

L’Orange Mecanique, otomatik Portakal’ın adını kendine seçmiş bu barda snob Paris’ten kaçabilir ve 18.00-20.00 arasında 2.50 Avro’ya bira içebilirsiniz.

Le Kitch, adını hak edecek bir dizayna sahip bar genellikle kalabalık. Pazartesileri yerel DJ çalıyor. Tavsiye edilen kokteyller: Hikusa, L’Orgasm ve The Shrek. 17.30 – 02.00 arası açık.

Pop In, folktan punk’a müzik yelpazesi olan barın alt katında canlı müzik, üst katında DJ var. Gece 01.30’a kadar açıklar.

Paris, genel olarak Avrupa’nın en güvenilir şehirlerinden biri. Ancak her büyük şehirde olduğu gibi, burada da dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar var. Seine Saint-Denis semti ile 18. ve 19. Bölgeler, şehrin en yoksul ve ismi uyuşturucu satıcılarıyla birlikte anılan bölgeleri. Bu bölgelerden hem gece hem de gündüz saatlerinde uzak durun.

Montmartre, Moulin Rouge ve Place Pigalle semtlerindeki bar ve gece kulüplerinin bir bölümünün adı, müşterilerine düzenledikleri fahiş fiyatlı hesap düzenbazlıkları ile anılıyor. Bu nedenle, bu bölgelerden herhangi birinde bir mekâna gidecekseniz, mekânda içeceğiniz içkinin fiyatını önceden sorun ve hatta barda hesap açtırmadan içkinizi alıp direkt parasını ödeyin.

Paris konaklama

Copernic, La Fayette ve Faubourg St-Honore Caddeleri, Malesherbes Bulvarı, Vendome, Montaigne ve Champs-Elysées Meydanları, Paris’te lüks bir konaklama deneyimi yaşamak isteyenler için en uygun bölgeler.

Diğer yandan daha hesaplı konaklama seçenekleri için Saint Denis, Saint-Paul ve Laferriere Caddelerine göz atabilirsiniz. Ancak ilkbahar ve yaz mevsimlerinde genel olarak şehirdeki hemen tüm otellerde büyük yoğunluk olduğunu aklınızda bulundurarak seyahate çıkmadan önce rezervasyonunuzu mutlaka yaptırın.

Paris ulaşım

Paris şehir içi ulaşımda başınızı ağrıtmayan toplu taşıma güzergâhlarına sahip. Şehrin her yanını saran metro ağları, otobüs ve hop-on hop-of turist otobüsleri ile görmeniz gereken her yere kolaylıkla ulaşmanız mümkün.

Paris’te ulaşım ağı 8 bölgeye ayrılmış. 1 ve 2. bölgeler Paris şehir merkezini içine alıyor. Diğer bölgeler şehir merkezinin dışana doğru dağılıyor. Şehir içi ulaşımı metro, RER ve otobüslerle sağlanıyor. Tek bir bilet, bu sistemlerden herhangi biriyle aynı ulaşım bölgesi içinde seyahat edebilmenize imkan veriyor.

Paris’in gelişmiş 14 hatlı metro ağı ile şehir içinde rahatlıkla gezebiliyorsunuz çünkü şehrin hemen her lokasyonunda bir metro girişi var. Bulunduğunuz yerin bir kaç blok ilerisinde bir metro istasyonu olma olasılığı yüksek. Metro ile RER (Hızlı banliyö servisi) adı verilen 5 hatlı banliyö tren ağı birbirine bağlanmış durumda.

Böylece bir metro istasyonundan banliyö trenine geçiş ve Paris dışına çıkış da mümkün. Metro biletiyle otobüse de binebiliyorsunuz ayrıca Paris çevresi ve diğer Avrupa kentlerine olan ulaşım için de demir yolu ağı oldukça işlevsel.

C2 hattı Orly, B3 hattı Charles de Gaulle Havalimanına ulaşım sağlıyor. Metro, 05.30 – 01.15 saatleri arasında çalışıyor. Bunların dışında 59, 21 ve 72 No’lu otobüs hatları Paris’in en güzel mahallelerinde dolaşıyor. Otobüslerde şoförün arkasında ya da aracın ortalarında bulunan, diğer ulaşım araçlarında da farklı yerde bulunan bilet okuyuculara biletinizi okutmanız gerekiyor. Eğer okutmazsanız da hiçbir yolcu ya da şoför neden okutmadın demiyor.

Ancak araca aniden binen görevliler veya çıkış kapılarında duran görevliler siz biletinizi sorup, biletinizin barkodunu okutarak kontrollerde bulunabiliyor. Eğer biletsiz binmiş olduğunuz ortaya çıkarsa normal şartlarda 1.90 Euroya satın alacağınız bu bilet yerine 50€ hatta 100€ kadar ceza ödeyebilme durumunuz söz konusu. Bilet almadan toplu taşıma araçlarını kesinlikle kullanmayın. 1, 2 ,3 ve 5 günlük biletler de satın alabilirsiniz.

Paris Turist Kartı ile oldukça indirimli olarak seyahat edebilir, aynı zamanda birçok restoran, müze, sinema ve mağazalardan indirim alabilirsiniz. 1 – 5 günlük periyodlar için geçerli olanları var. Mtro, RER ve otobüslerde aynı kart ve biletler geçerli. 4 yaşın altındaki çocuklar ücretsiz, 4 – 11 yaşları arasındaki çocuklar %50 indirimli olarak seyahat edebiliyor. Metro, 14 hattı ve yaklaşık 300 istasyonu ile hızlı ve etkin bir şehir içi ulaşımı sağlıyor. Dört ayrı banliyö hattı (A, B, C, D) Paris’i Ile-de-France bölgesine bağlıyor.

Taksilerde gündüz ve gece tarifeleri farklı. İstasyon ve havaalanına gidiş veya dönüşlerde, ayrıca bagaj için ek ücret alınıyor. Kiralık araba ile seyahat etmek isteyenlerden 21 – 70 yaşları arasında olma şartı aranıyor. Kendi ülkenizden almış olduğunuz sürücü ehliyetiniz yeterlidir.

Hız sınırı yerleşim yerlerinde 50 km/s, yerleşim yerleri dışında 90 km/s, ikili bağlantı yollarında 110 km/s ve otobanlarda 130 km/s. Sürücünün ve ön koltukta oturan yolcunun emniyet kemeri bağlaması şart. 10 yaşın altındaki çocukların ön koltukta seyahat etmesi yasak.

Paris’e nasıl gidilir

Paris’in iklimi yarı okyanussal ve yarı kıtasal iklim arasında bir iklim ile karakterize. Paris’in Kuzeyi kışları soğuk ve yazları yağmurlu. Güney’e doğru gidildiğinde Akdeniz iklimi kendini hissettirmeye başlar ve kışlar ılıman yazlarda sıcak ve kurak geçer.

Ilıman iklimi nedeniyle mevsimlik kıyafetler tercih edilmeli. Olası yağmur yağışlarına karşı şemsiyeye ihtiyacınız olabilir. Kış aylarında sıcaklıkların düşmesi nedeni ile daha kalın kıyafetlerin kullanımı öncelikli.

Paris’te 3 adet havaalanı bulunuyor. Genellikle kullanılan hava limanları Charles de Gaulle veya Orly Havaalanları kullanılırken Beauvais Havaalanı şehrin biraz fazla uzağında yer alıyor.

Türk Hava Yolları, Air France ve Onur Air ile İstanbul’dan Charles de Gaulle Havalimanına; Pegasus ve Transavia Havayolları ile de Paris Orly Havalimanı’na direkt uçulabilir. Ucuz uçak bileti sunan kampanyaları erkenden kapmaya bakın. Biletinizi erken alın.

Haftanın her günü, yaklaşık dört saat süren bir seyahat sonunda ulaştığınız Charles de Gaulle Havalimanı, şehir merkezinden 30 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Taksi, shuttle, tren ile şehir merkezine ve Gare du Nord veya Châtelet-Les Halles İstasyonu’na gidebilirsiniz.

Şehir merkezinden on altı kilometre uzaklıkta yer alan Orly Havalimanı’ndan ise, taksi veya otobüs ile, Denfert-Rochereau İstasyonu’na ulaşabilirsiniz. Paris’e nasıl gidilir blog yazımda daha geniş bilgi bulabilirsiniz.

Fransızların hayatın tadını çıkarmayı bilen kültürleriyle sonuna kadar uyumlu olan başkentleri de bu yaşam tarzının en güzel temsilcisi. Paris’te anlatılması güç bir şey var ki buraya bir kez adım attınız mı sizi kendisine bağlamayı biliyor, adeta gitmenize engel oluyor.

14 YORUM 💬

  1. Güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık baya kaliteli içerik girmek daima zordur. Maşallah verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.

  2. Bende bu yaz oğlumla Paris’e gitmek istiyorum ancak ilk yurt dışı seyahatim olacağından turla mı yoksa kendim mi gitsem karar veremiyorum hem gezme eğlenme ve anlama açısından hemde ücret açısından bu yüzden sevgili ziyaretçiler bana fikir olması için görüşlerinizi yazarsanız sevinirim.
    Ps: orta seviyede İngilizcem var 🙂

  3. iyisiniz valla bol bol geziyosunuz, yok bizde malesef öyle şans. Ayrıca Paris merak ettiğim nir yer gitmeyi çok isterdim.

  4. Paris hakikaten herkesin en az bir kez görmesi gereken bir şehir. Özellikle de müzeleri mutlaka gezilmeli.

  5. Bu saydığınız yerler eminim çok hoş ve güzel yerler ama buraları gezebilmek için ne kadarlık bi bütçeye sahip olmak gerek? Bunları da başlık altlarına yazarsanız daha iyi olacak veya farklı bir konu açarak açıklamanız.

    • Ben de Amerika’dakine gitmiştim 1997’de. Büyülü bir dünyaydı. Teknolojinin bu kadar gelişmediği bir zamanda ağzım açık aktivitelere katılmıştım. Hayatım boyunca bir daha böyle bir eğlence dünyasında böylesi etkilenebileceğimi sanmıyorum. İlkti.

💬 DÜŞÜNCELERİNİZİ BENİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın