İşimi bırakıp tek yön biletle Bangkok yollarına düştüğümde, ne 685 günlük dünya turu destanı ne de sırt çantamın açıldığı her yerin evim olacağı aklımın ucundan geçmiyordu. 3 Ağustos 2010’da Atatürk Havalimanı’ndan uğurlayanlar arasında annem “Nereye kadar gezeceksin?” diye sorarken, ben sadece İngilizce öğrenip biraz uzaklaşmak istiyordum – Yeni Zelanda dil okuu hedefimdi, birkaç yer gezerim diyordum ama dünya turu hayali değil. Oysa yol, planları kağıtta bırakıp rayda özgürce akıtıverdi; sırt çantamın fermuarı her açıldığında yeni bir hayat açıldı önümde.
O 20 litrelik Karrimor’la başladığım serüven, Fiji’nin hamaklarından Borneo’nun çadır kamplarına, Tayland’ın sokak tezgahlarından Avustralya’nın Uluru çölüne uzandı – 70.000 km, 11 ülke, 236 şehir. Zaman vize bitişiyle ölçülür oldu, saatler sustu; yavaş seyahat felsefemle kültürleri içime çektim, turist değil gezgin oldum. İşte o gün bugündür “sırt çantam evimdir” diyorum, çünkü asıl sırtçantalı oluşum, bavul konforunu bırakıp yolun ritmine teslim olduğum an başladı.

Yolun Kendi Planı Vardır
Dedim ya yolun hep bir planı vardır diye, yolda kendiliğinden gezgin oluverdim. Her ne kadar ben kendime gezgin lakabını vermeyi pek sevmesem de, herkes bana öyle deyince ben de böyle kabullenmeye başladım.
Gezgin olmak bir sonuçtu, amaç değildi.
İlk durağım Tayland’ın Bangkok ve sonrasında Pattaya şehirleri oldu. İnternetten yaptığım yazışmalarla orada kendime bir İngilizce hocası ayarlamıştım. 1 ay kaldığım Pattaya’da 20 gün boyunca düzenli olarak hocamla buluşup Yeni Zelanda öncesi hazırlık olsun diye pratik yapıyordum.
Sonrasında yaklaşık 7 ay süren Yeni Zelanda macerası başlamıştı.
Backpacking ile İlk Tanışma
Gerçek anlamda backpacking yani sırt çantalı tarzında seyahatle burada tanıştım. Öncesindeki 5 aylık Türkiye gezimde de sırt çantalıydım ama sırt çantalı kültürü hakkında bu kadar bilgi ve deneyimim hiç olmamıştı.
Christmas döneminde okulun 3 haftalık tatile girmesi nedeniyle ben ek olarak 1 hafta daha izin alıp Japon okul arkadaşım Mitsumi ile Yeni Zelanda yollarına düştüm.
İşte ne olduysa o yollarda oldu.
28 günlük gezim tüm hayat felsefemi ve dolayısı ile hayatımın akışını değiştirdi:
- Hostellerle ilk defa tanışmam
- Yaptığım baştan çıkarıcı aktiviteler
- Şahane manzaralar arasında süren uzun otobüs yolculukları
- Dünyanın farklı ülkelerinden gezginlerle hosteldeki sıcak sohbetler
- İlk couchsurfing deneyimim
Gezide öğrendiğim şeyler ufkumu açmıştı. Nasıl daha ekonomik ve sürdürülebilir bir seyahat yapabileceğimi bu seyahatimde keşfettim.
Auckland’da Hayat Değişiyor
Sırt çantamla neredeyse 1 ay süren Yeni Zelanda turundan döner dönmez Auckland’ın göbeğinde deniz manzaralı odamı terk edip, 2 okul arkadaşımın kaldığı küçücük dairenin bir köşesine taşındım.
Ödediğim kira önceki odamın fiyatının dörtte biri oranındaydı. İnternetten ikinci el Katmandu marka şişme bir yatak aldım. Türkiye’den gelen bir arkadaşımla da İzmir’deki uyku tulumumu getirttim.
Artık sadece 2 metrekarelik bir alanda yaşar olmuştum.
Auckland’da çok sayıda bulunan turizm acentelerini tek tek gezip sattıkları turlarla ilgili kitapçıkları topladım. Her bir kitapta acentenin sattığı turların rotaları, görülecek yerler, kalınacak yerlerle ilgili bilgiler vardı.
Haritaları oldum olası severdim ama üzerinde rotaların olduğu haritalarla ilk defa bu kitaplarla tanıştım. Henüz Lonely Planet bile nedir bilmiyordum. Yine internetten ikinci el sırt çantamı da satın aldım.

Truman Show’daki Gibi: Fiji’ye Kaçış
Bir yandan Yeni Zelanda’da bitecek dil okulu sonrasında business management okuyup ülkede kalsam mı diye düşünürken, bir yandan da gezi blogları, internetten indirdiğim Lonely Planet pdf dosyaları ile acentelerden topladığım ülke tanıtım kitaplarını okuyordum.
Öyle ki okullarla sıkı pazarlıklar yapıp güzel fiyatlar alıp artık ülkeye yerleşmeye doğru giderken birden fikrimi değiştirdim.
Elimdeki Auckland-Bangkok biletini iade edip Truman Show’daki Jim Carrey’nin hep gitmek istediği ülkeye, Fiji’ye uçak biletimi aldım.
Hayatımda almış olduğum en doğru karar olduğunu biliyordum.
Kısa bir süre sonra Fiji yerlileriyle Kava içip, binlerce rengarenk balığın ve mercanların arasında yüzüp, hayatımın en güzel gün batımlarını izliyordum.
Yolda olmak güzel şey, keyifli şey!
Hep yolda olacağım, yazacağım ve paylaşacağım. Hikayelerin peşinde düşeceğim, sokaklarda kaybolacağım, fotoğraflayacağım, biriktireceğim ve yazacağım. Bu benim ne işim ne de hobim. Bu benim yaşam tarzım.

Nasıl Sırt Çantalı Oldum?
Sırtçantalı seyahat üzerine World Wide Traveller Dergisinin benle yaptığı röportajı buraya eklemeyi uygun buldum.
Padar Adası, Endonezya
Aslında seyahatim gidip bir dünya turu yapıp da geleyim düşüncesiyle başlamadı. Ben dünya turuna değil de İngilizce öğrenmeye yola çıkmıştım. Ancak bu gidişimin keşiflerle dolu 685 günlük bir geziye dönüşeceğini bilmiyordum.
Yolun Kendi Planı Vardır
Dedim ya yolun hep bir planı vardır diye, yolda kendiliğinden gezgin oluverdim. Her ne kadar ben kendime gezgin lakabını vermeyi pek sevmesem de, herkes bana öyle deyince ben de böyle kabullenmeye başladım.
Gezgin olmak bir sonuçtu, amaç değildi.
İlk durağım Tayland’ın Bangkok ve sonrasında Pattaya şehirleri oldu. İnternetten yaptığım yazışmalarla orada kendime bir İngilizce hocası ayarlamıştım. 1 ay kaldığım Pattaya’da 20 gün boyunca düzenli olarak hocamla buluşup Yeni Zelanda öncesi hazırlık olsun diye pratik yapıyordum.
Sonrasında yaklaşık 7 ay süren Yeni Zelanda macerası başlamıştı.
Backpacking ile İlk Tanışma
Gerçek anlamda backpacking yani sırt çantalı tarzında seyahatle burada tanıştım. Öncesindeki 5 aylık Türkiye gezimde de sırt çantalıydım ama sırt çantalı kültürü hakkında bu kadar bilgi ve deneyimim hiç olmamıştı.
Christmas döneminde okulun 3 haftalık tatile girmesi nedeniyle ben ek olarak 1 hafta daha izin alıp Japon okul arkadaşım Mitsumi ile Yeni Zelanda yollarına düştüm.
İşte ne olduysa o yollarda oldu.
28 günlük gezim tüm hayat felsefemi ve dolayısı ile hayatımın akışını değiştirdi:
- Hostellerle ilk defa tanışmam
- Yaptığım baştan çıkarıcı aktiviteler
- Şahane manzaralar arasında süren uzun otobüs yolculukları
- Dünyanın farklı ülkelerinden gezginlerle hosteldeki sıcak sohbetler
- İlk couchsurfing deneyimim
Gezide öğrendiğim şeyler ufkumu açmıştı. Nasıl daha ekonomik ve sürdürülebilir bir seyahat yapabileceğimi bu seyahatimde keşfettim.
Auckland’da Hayat Değişiyor
Auckland’da Dairemdeyken
Sırt çantamla neredeyse 1 ay süren Yeni Zelanda turundan döner dönmez Auckland’ın göbeğinde deniz manzaralı odamı terk edip, 2 okul arkadaşımın kaldığı küçücük dairenin bir köşesine taşındım.
Ödediğim kira önceki odamın fiyatının dörtte biri oranındaydı. İnternetten ikinci el Katmandu marka şişme bir yatak aldım. Türkiye’den gelen bir arkadaşımla da İzmir’deki uyku tulumumu getirttim.
Artık sadece 2 metrekarelik bir alanda yaşar olmuştum.
Auckland’da çok sayıda bulunan turizm acentelerini tek tek gezip sattıkları turlarla ilgili kitapçıkları topladım. Her bir kitapta acentenin sattığı turların rotaları, görülecek yerler, kalınacak yerlerle ilgili bilgiler vardı.
Haritaları oldum olası severdim ama üzerinde rotaların olduğu haritalarla ilk defa bu kitaplarla tanıştım. Henüz Lonely Planet bile nedir bilmiyordum. Yine internetten ikinci el sırt çantamı da satın aldım.
Truman Show’daki Gibi: Fiji’ye Kaçış
Bir yandan Yeni Zelanda’da bitecek dil okulu sonrasında business management okuyup ülkede kalsam mı diye düşünürken, bir yandan da gezi blogları, internetten indirdiğim Lonely Planet pdf dosyaları ile acentelerden topladığım ülke tanıtım kitaplarını okuyordum.
Öyle ki okullarla sıkı pazarlıklar yapıp güzel fiyatlar alıp artık ülkeye yerleşmeye doğru giderken birden fikrimi değiştirdim.
Elimdeki Auckland-Bangkok biletini iade edip Truman Show’daki Jim Carrey’nin hep gitmek istediği ülkeye, Fiji’ye uçak biletimi aldım.
Hayatımda almış olduğum en doğru karar olduğunu biliyordum.
Kısa bir süre sonra Fiji yerlileriyle Kava içip, binlerce rengarenk balığın ve mercanların arasında yüzüp, hayatımın en güzel gün batımlarını izliyordum.
Yolda olmak güzel şey, keyifli şey!
Hep yolda olacağım, yazacağım ve paylaşacağım. Hikayelerin peşinde düşeceğim, sokaklarda kaybolacağım, fotoğraflayacağım, biriktireceğim ve yazacağım. Bu benim ne işim ne de hobim. Bu benim yaşam tarzım.

