Sabahın ilk ışıklarında çocukların ve Niko’nun sesi ile saat 06:40 gibi uyandım. İçerisinde patatese benzeyen, haşlanmış ve köri sosuyla pişirilmiş “The Breadfruit Trees” meyvesi olan gözleme ve çay ile kahvaltımı yaptım. Ağaçta yetişen ve tadı patatese benzeyen bu meyvenin Fiji mutfağında önemli bir yeri var.

Sabah okula gitmek için kıyafetlerini değiştiren çocuklar odada çıplak dolaşıyor. Üstte kısa kollu beyaz gömlek, altlarına ise bellerine sardıkları gri renkte peştemal-etek tarzı okul kıyafetleri var. Niko’nun büyük oğlundan olan 3 torunu ve aynı evde kalan diğer oğlunun küçük kızı ile birlikte okula doğru yürüdük. Gece yağmurdan dolayı her yer ıslak ve nemli, ağaçların yapraklarındaki yağmur sularına yansıyan güneş ışığı nedeniyle her yer ışıldıyor.

Viseisei Village, Nikonun torunlarıyla

Niko hemen evlerinin karşısındaki Hırıstiyan Okulunu gösterdi, ülkede bu okullardan çok sayıda bulunuyormuş. Tepedeki okula vardığımızda inanılmaz manzara ile karşılaşıyorum. Tepenin üzerine yapılmış okul, kokonat ağaçları arkasında uzanan masmavi denizi ve üzerine serpilmiş ada ve adacıkları görüyor. Kıvırcık sık saçlarıyla okula doğru gelen öğrencilerin kız mı erkek mi olduğunu ayırt etmek zor. Kız ve erkek öğrencilerin okul kıyafetleri aynı.

Saçlarını kısacık kestirmiş çokça Fijiliyi görebilmek mümkün. Kadınlar da erkekler de saçlarını kısacık kestirebildiği gibi, bellerine doladıkları aynı kıyafetten giyinebiliyorlar. Bu durumda cinsiyetlerini ayırt etmek ise gerçekten zor. Hatta bazı kadınlarda hatırı sayılır bıyık görebilmeniz mümkün, benim evinde kaldığım Ana da olduğu gibi.

Okula Yürüyoruz
Viseisei Okul
Viseisei Kreş

Okulda, koşuşturmaca ve şamata pek yok, ancak yüzlerine baktığınızda çocukların neredeyse hepsinin yüzünde güler yüzü ve mutluluğu görebiliyorsunuz. Beni gören her öğrenci “Bula!” diyerek selam veriyordu. Okulda tamamen İngilizce eğitim veriliyor. Öğretmenleri hemen okulun yanındaki evlerde kalıyorlar. Sabah 8’de dersleri başlayıp 3’te bitiyor. Her öğrencinin çantasında, öğle yemeğinin bulunduğu konteyner var.

Fiji Time

Çocukları okula bıraktıktan sonra Niko ile eve doğru yürürken, sokakta renkli kıyafetleriyle birbirleri ile ayak üstü sohbet eden köy halkını görmek mümkün. Eve vardığımızda, Ana ve Fi yolun kenarındaki bank niyetine kullanılan kütüğün üzerinde oturuyorlardı. Saat henüz sabah 8. Ben de yanlarına geçip konuşmaya başladığımızda Ana, Fiji halkının çok tembel olduğunu anlatmaya başladı.

Niko’nun eşi ve Fiona
Viseisei Köyü

Gece bazen geç saatlere kadar kava içtiklerini, sohbet edip, gülüp eğlenip geç uyuduklarını, sonrasında sabah çocukları okula gönderdikten sonra yine uyuduklarını anlattı. Uyumayıp da n’apacağız ki! diyor. Böylesi hayatın daha güzel olduğunu, evin kendilerinin olduğunu ve elektrik, su ve şeker, tuz ve bazı temel mutfak masrafları dışında paraya ihtiyaçlarının olmadığını anlattı. Eve gidip yine uymamı tavsiye etti. Eve geçtiğimizde diğer ev haklı hala uyuyordu.

Fiji gezisi planlaması

Odama geçip telefonumdan Laos ve Endonezya ile ilgili podcastleri 2 saat kadar dinledikten sonra Fi’nin evine geçtim. Eli ve Fi salonda oturuyorlardı, Kanadalı Jen ise hala uyuyordu. Fiona ile planlamalarımı yapmaya başladık. Kendisine ait seyahat acentesi kurmuş olan Fi, Couchsurfing üzerinden misafirleri geldikçe onlara seyahat programları yapıp, erken rezervasyon işlemlerini yapıyor ve karşılığında da acente firmalarından %30 civarında komisyon alıyor. Gayet kolay, basit, karlı ve akıllıca. Gelen misafirlerine bedava konaklama ve yemek imkanı sağlıyor.

Gerçek bir Fiji köy hayatını görme ve keşfetme imkanı bulduğunuz gibi aynı zamanda tüm gezi organizasyonunuzu ilk elden gerçekçi bilgilerle ayarlamış oluyorsunuz. Öyle pahallı olanları satayım, ya da biraz baskı yapıp daha uzun konaklamasını sağlayayım gibi bir eğilimi hiç mi hiç yok. O sorularınıza cevap verip ilginç ve önemli yerlerin bilgisini verip tercihi size bırakıyor. O yüzden gönül rahatlığıyla planlamayı yaptım.

Fiona ile rotamı planlıyoruz, Fiji style

İlk önce Mana Island’da 4 gün ve Yasawa adalar grubundan Kuata Island’da 3 gün ve Blue Lagoon’da 2 gün planlamıştım. Sonrasını Suva ve Viti Levu çevresinde geçiririm diye düşünmüştüm. Uzun süren telefon görüşmeleri, fiyat sormalar, transfer organize etmeler sonucunda 1300 FJ$ okey verdim. Eli’ye göre çok uçuk fiyatlardı, doğrusu da öyle. Zira dalış sertifikamı da burada almak istiyordum. Dalış kursu 3 gün konaklama dahil 690FJ$ olunca vazgeçtim. Sadece dalış kursu veren 290 FJ$ gibi kurslardan birine gezi sırasında dahil olabilirim diye düşündüm. Saat 3 olmuştur diye düşünerek saate baktığımda daha 11:50 olduğunu fark edince şaşırdım. Zaman ne de yavaş akıyordu burada. Sabah o kadar erken kalkmanın sonucunda, o kadar dolu geçen zamana rağmen ancak öğlen olmuştu. Fiji Time dedikleri belki de budur.

Bir saat kadar köy ve çevresinde yürüdükten sonra yine Fi ve Eli’ye uğradım. Kanada’nın Vancouver şehrinden 2 haftalığına tatile gelmiş olan Jen de uyanmıştı. Dil okulu için birinci tercihim aslında Vancouver’di. Lakin soğuk iklimi, Auckland’a göre nispeten pahalı yaşam şartları nedeniyle Vancouver’den vazgeçmiştim. Fi’nin evine gittiğimde bana henüz işimin bitmediğini ve yeniden plan yapmam gerektiğini söyledi, çünkü Mana Adasına gitmek için 30 FJ$ ek ücret ödemem gerekiyormuş. Ben de gezi planımdan Mana Adası’nı tamamen çıkarttım. Zira Fiji beklediğimden biraz daha pahalıydı.

Lautoka şehri, Fiji

Jen ile şehre inmeye karar verdik. Aslında Ana’nın eşi balığa gidiyordu. İçimden aslında balığa gitmek vardı ama bir yandan da Jen’i şehre gitmek için beni epeyce beklemişti Benim Fi ile olan planlamamı beklemek zorunda kalmıştı. Yola çıkıp otobüs beklerken Niko da bize eşlik etti. Niko sohbet etmeyi zaten çok seven birisi. Kokonat ağacının gölgesinde otururken, Niko, yan tarafta bulunan görkemli evin 78’li yıllarda Fiji Başbakanlığı yapmış şeflerinden birinin olduğunu söyledi. Sohbet ederken otobüsümüz geldi.

Otobüsler ilginç. Pencerelerdeki cam yerinde yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yukarı katlanmış plastik perdeleri olan otobüsleri oldukça eski. Her iki yandaki üçlü koltuklardan dolayı koridor yürümek için çok dar olan otobüsümüzün şöföründen 1.60$’a biletimizi aldık.

Hintli şoförümüzün açtığı radyodan yüksek sesli pop müzik eşliğinde, yemyeşil ağaçların arasındaki yoldan şehre doğru yola koyulduğumuzda doğanın güzelliklerini gözlerimizin önünden hızlıca geçiyordu. Yollar kötü sayılırdı, havalimanı yolu kadar olmasa da yer yer derin çukurlar, dökülmüş asfaltta sarsıla sarsıla ve gürültüyle yolculuk ederek 40 dakika sonra Lauoka şehrine vardık.

Şehir dediysem, köstebek yuvasından daha beter halde, kocaman derin, su dolu çukurların olduğu 2 paralel kısa caddeyi kesen 2 paralel diğer bir caddeden oluşuyor. Cadde üzerinde bolca irili ufaklı market, bakkal ve süpermarket var. Birine dalıp sinek kovucu aldım. Internet cafe için epeyce bir arayıştan sonra bulabildik. İnternetin çok yavaş olduğunu söylediler, denedik, hakikaten çok kötüydü. Başka cafe aradık, kliması vardı ve internet de çalışıyordu ama beklediğimizden yine de çokça yavaş.

Coucsurfing’den Suva için 2 kişiye istek gönderdim. Yine Sidney için Nisan 15 için biri Türkiye’den olmak üzere 2 kişiye davet gönderdim. Dışarıda bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı. Sicim gibi denilenlerden. 2 saat kadar internet işlerimizi hallettikten sonra şehri dolaşmaya başladık. Şehrin hemen merkezinde bulunan sebze ve meyve marketi gezmeye değer bir yer. 3-5 kilo muzu 1-2 dolara bulabilirsiniz, yine papaya, kokonat ve diğer meyve sebze ve meyveler reyonlardaki yerini almışlar, elbette bir de kava bitkisi.

Köye geri dönmek için hemen yakındaki otobüs terminaline geçtik. İş çıkış saati, otobüsler tıklım tıklımdı. Çok sayıda öğrenci ve işten çıkıp evlerine dönenler vardı. Bu sıcakta, böylesi kalabalıkta 40 dakika otobüs yolculuğuna nasıl dayanırım diye düşünüp otobüsümüzü bulduğumuzda rahatladık. Zira kalabalık değildi ve ilk binenlerden olduğumuzdan oturacak yer bulabildik. Bu defa yaklaşık neredeyse bir saatlik yolculuktan sonra köye vardık.

Olağanüstü günbatımı

Eve varınca kendimi yine doğruca sahile attım. Tarifsiz bir gün batımı, inanılmaz güzellikte bir kızıllık ve mavilik. Birkaç fotoğraf çektikten sonra, yine plajda rugby oynayan çocukları izlemeye daldım. Dün olmayan şeyler vardı plajda, bolca, ağaç, odun ve çerçöp getirilip plajın girişine boşaltılmıştı. Sanırım çöp niyetine kullanıyorlardı. Güzelim küçük plaj kötü bir durumdaydı.

Fiji Sunset

Viseisei-Koyu-Fiji

Eve döndüm, köri soslu çok tuzlu noodledan biraz ve ince yufka tarzı hazırlanmış yağlı ekmekten bir tane alıp yemeğimi yedim. Sonra odaya çekilip, kulaklığı takıp, amatör travel podcast dinlerken uyuya kalmışım. Arada uyanmalar ve sesleri duymama rağmen yataktan kalkamadım. Uydum, uyudum, uyudum.

Day 270: Fiji:2, Viseisei Village, 31 Mart 2011

4 YORUMLAR

    • hayatımın en büyülü anlarından biriydi. Gözümü gün batımından; denizin ve her yerin kızıllığından ayıramamıştım. başka bir aleme dalmıştım sanki. Yolda olmanın ne güzel bir şey olduğunu iliklerime kadar hissettiğim anlardan biriydi.

      Teşekkürler Aysel.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!