Ana Sayfa Blog

Gezi Tarzım: Yolun Şekillendirdiği Bir Seyahat Tarzı

100230

Ülkeleri ve şehirleri gezmek, kültürleri ve doğal güzellikleri keşfetmek, dünyayı dolaşmak ilk sıradaki hobim. Yazmak, fotoğraf, dalış ve web tasarım başlıca uğraşlarım arasında.

Son birkaç yıldır seyahat benim için hobiden öte, doğrudan bir yaşam tarzı haline geldi. Ve bu yolculuklarda çoğunlukla sırt çantalı seyahati tercih ediyorum. Çünkü hafif olmak, az eşyayla yola çıkmak, zihni de sadeleştiriyor.

Turist Misin, Gezgin Mi?

Sırt çantalı yolculukta gezgin sadece görmez, keşfeder. Bilindik yerleri gezmekle yetinmez; keşfedilmemiş sokaklara girer, kaybolur, hisseder. Bir şehrin insanını, kültürünü, gündelik hayatını öğrenmek önceliklidir.

Bu deneyim, tonlarca kitap okumaktan daha öğretici olabilir.

  • Bir pazar yerinde geçirilen yarım saat,
  • Bir balıkçıyla edilen kısa bir sohbet,
  • Bir minibüs yolculuğunda paylaşılan sessizlik…

Hepsi hafızaya başka türlü kazınıyor.

Eğer bulunduğun ülkede yalnızca “görülmesi gereken” yerleri gezip, batılılar için tasarlanmış otellerde kalıyor ve western tarzı yemekler yiyorsan turistsindir.

Ama mahalle aralarında lokal ailelerin işlettiği guesthouse’larda kalıyor, yerel lokantalarda ya da pazarlarda ayaküstü lezzetlerin tadına bakıyor, önemli spotları görmenin yanında şehrin sokaklarında kaybolmayı seviyorsan gezginsindir.

İşte bu benim tarzım.

Tioman-island-Malezya
Tioman Adası, Malezya

Yol Biçimlendirir Her Şeyi

Aslında başta bilinçli bir tarzım yoktu. “Ben şu şekilde seyahat ederim” diye plan yapmadım. Yol ve süreç belirledi her şeyi. Uzun süreli seyahat ettikten sonra nasıl bir tarzım oluştuğunu fark ettim. Bu, süreci kontrol altına almak değil; değişen şartlara uyum sağlamaktı.

Yol biçimlendiriyor her şeyi.

Zaman zaman maceranın dibine kadar dalıyorum, zaman zaman münzevi bir yabancı gibi günlerce kimseyle konuşmadan yaşayabiliyorum.

  • Tekne turlarıyla adaları keşfetmeyi seviyorum,
  • Trekking ve tırmanış vazgeçilmezim,
  • Kimi zaman bisikletliyim, kimi zaman motosikletli,
  • Bazen saatlerce yürüyorum.

Dalış, mağaralar, dağlar ve tropikal adalar her zaman ilgi alanımda. Bir gün dalış tüpü sırtımda, ertesi gün sırt çantamla dağ yolundayım.

Ucuz Kraldır, Ama…

Çoğunlukla lokal otobüsleri, yani belediye otobüslerini kullanıyorum. Zamanın kritik olduğu yerlerde turistler için organize edilen araçları tercih ettiğim de oldu.

“Ucuz kraldır” çoğu zaman “kalite kraldır” dan önce geliyor benim için. Çünkü uzun yolda bütçe, özgürlüğün parçası.

Fırsat bulduğumda çadırda kalmak, kamp yapmak en keyif aldığım anlardan. Yalnız seyahat ettiğim için bunu çok sık yapamadım ama her fırsatta denedim. Yıldızların altında uyumanın verdiği huzur başka hiçbir konforla kıyaslanmıyor.


James-Bond-Adasi
James Bond Adasi, Tayland Körfezi

Kaplumbağa Gibiyim: Ağır Ama Derin

Benim için mesele şehirleri görmek değil, yaşamak ve hissetmek.

Yollarda geçirdiğim süreye birkaç dünya turu sığdırılabilirdi. Okyanusya’da birkaç ülke ve Güney Asya ile yetinmeyip dünyanın birçok noktasına daha gidebilirdim. Pasaportumdaki damgalar artabilirdi.

Ama ben gittiğim ülkelerde kalmayı seçtim. Vize süresi kadar kaldım ya da uzattım.

  • Yeni Zelanda’da 7 ay,
  • Tayland’da 4 ay,
  • Avustralya’da 3 ay kaldım.

Sadece 20 litrelik küçük sırt çantamı alıp “birkaç gün kalırım” dediğim Tazmanya’da 3 hafta geçirdim. O küçük çanta, aslında büyük bir özgürlüğün sembolüydü.

Bazen hızlı hareket etmeyi denedim. Daha fazla yer, daha çok şehir, daha fazla kilometre… Ama sonunda yine kendi rutinime döndüm.

Kaplumbağa gibiyim; ağır ağır ilerlemeyi seviyorum. Hızlı gidince daha çok görüyorsun belki ama derinleşemiyorsun.

Ekonomik ama konforlu bir yer bulduğumda 10 gün kalabiliyorum. O günler çoğu zaman okuyarak, yazarak ve blog üzerinde çalışarak geçiyor. Bir odanın penceresinden sokağı izleyerek, bir kafede notlar alarak, fotoğrafları düzenleyerek…

Bazen de kasabalar ve şehirler arasında mekik dokuyorum. Bir bakmışsınız 700 km ötedeki bir otobüsteyim ya da trendeyim. Orada birkaç gün kalıp başka bir noktaya geçiyorum. Bu halimle kaplumbağaya pek benzemiyorum belki ama yine de acelem yok.

Benim net bir tarzım yok. O yüzden yol belirliyor diyorum.


Yola Direnme, Yola Uymak

Uzun süreli seyahatte tarzını yola dayatmazsan, yol seni değiştiriyor.

  • Esnek değilsen esnek olmayı öğretiyor.
  • Farklılıklar seni ürkütüyorsa onlarla barışmayı öğretiyor.

Her şeyi deniyorum. Her şeye açığım. Bazen konforu, bazen zorluğu, bazen kalabalığı, bazen yalnızlığı seçiyorum.

Benim yaptığım tek şey, yola uymak.

Day 627 – Kamboçya, Kep – 20 Nisan 2012