The Baram Regatta, Malezya’nın Borneo Adasında yer alan Sarawak yerlileri arasındaki kanlı savaşları, kafatası avcılığını önlemek ve barışı inşa etmek için Charles Hose adında biri tarafından düşünülmüş. Sarawak’ın Marudi kasabasında düzenlenen ilk yarışmalara Baram, Kenyah, Lirong, Tinjar, Madang ve Iban kabileleri tepeden tırnağa savaş kıyafetleri ve savaş kanolarıyla gelmişler.

Lironglar ilk geldiklerinde yerleşim konusunda Kenyahlarla küçük bir çatışma yaşamışlar. Neyse ki sonrasında sessizce herkes yerleşmiş. 7 Nisan 1899’da palmiye yapraklarıyla kurulmuş binada bir araya gelmişler. Ertesi gün 20 savaş kanosu, her bir kanoda 60-70 kişi, savaş aletlerinin sesleri eşliğinde nehrin yukarısından yarışmaya başlamış.

Baram Regatta, Borneo

Final çizgisine iki kabilenin kanosu burun buruna ulamış. Kazanan kano, nehrin aşağısında yaşayıp kano yapımı ile uğraşan barışçıl kabilenin kanosu olmuş. Şimdilerde her iki yılda bir düzenlenen The Baram Regatta, sadece kano yarışı değil, aynı zamanda kültürel gösteri, güzellik yarışması, sergiler ile diğer bazı aktivitelerin de dahil olduğu bir festival olmuş.

Mulu’da iken kaldığımız pansiyonu işleten Robert, Marudi şehrinde 100 yıldan fazladır kabileler arası geleneksel kürek yarışları olduğunu öğrenmiş ve heyecanlanmıştık. Mulu’dan Miri’ye dönünce şehir merkezindeki turizm ofisine uğrayıp Marudi’ye nasıl gideceğimiz, nerde kalabileceğimiz hakkında detaylı bilgiler aldık.

The Baram Regatta yarışlarına çok ilgi olduğundan konaklama konusunda sorun yaşayacağımızı düşündüğümüzden Miri’deki alışveriş merkezindeki outdoor mağazasından iki kişilik çadır ve mat 180RM ödeyerek aldık. Marudi’de ortalama bir konaklama için geceliğine 25RM ödediğimizi düşünürsek birkaç gecemizi çadırda geçirdiğimizde kendi fiyatını amorti edecekti.

Endonezya’da seyahat ederken çadır alma fikrini yol arkadaşım Farid ile paylaşmış, ancak kabul ettirememiştim. Oysa ki Jakarta kıyılarına yakın Tidung adasında oda bulamadığımızda 1 gece plajda bile uyumak zorunda kalmıştık. Doğrusu o da başlı başına güzel bir deneyimdi, ancak gittiğimiz bazı yerlerdeki konaklama sıkıntılarını çadırımızla kolayca ve ekonomik olarak aşabilirdik.

Malta

Marudi Kasabası

Marudi, Miri’ye yaklaşık 80 km uzaklıkta yer alan, bölgenin dağınık köylerinin bir merkez çarşı kasabası. Miri’nin iç kesimlerinde yer alan sakin kasabada bu yüzden düzinelerce farklı etnik grubun üyeleriyle karşılaşmanız olası. Orang Ulu olarak adlandırılan Sarawak’ın tepe kabilelerinin kültürel kalbi olan Marudi, Miri kurulmadan önce Sarawak’ın kuzey bölgesinin idari merkezi konumundaydı.

Baram Nehri üzerindeki asabanın ana cazibe merkezi, Marudi’nin en ünlü yöneticisi, doğa bilimci, etnograf ve öncü fotoğrafçı Charles Hose’un adını taşıyan Brooke döneminden kalma bir ahşap kale olan Fort Hose. Şu anda Baram ilçe müzesi olarak hizmet veriyor.

Müzede Hose’un kendi çektiği dikkat çekici etnografik fotoğrafları yanı sıra yerel tekstil ürünleri, el sanatları ve tören eşyalarının sergileniyor. Oraya ulaşmak için Ana Çarşıdan Jln Kalesi boyunca yokuş yukarı 10 dakika yürümeniz gerekiyor. Yakındaki göl parkı Taman Taşik, tepeden mükemmel nehir manzarası sunuyor.

Marudi için ulaşım alternatifi olarak uçak, sadece dört çekerlerin gidebildiği stabilize bir yol ve nehir yolu var. Biz yarın sırtımızda çadırımız, nehir yolu ile 3 saatlik bir yolculuk sonrası, bir zamanlar kafatası koleksiyonu yapan kabilelerin şimdiki torunlarının arasında olacağız.

Marudi’nin arazi ıslahı döneminde inşa edilmiş asırlık antik bir tapınak olan “Da Bo Gong Tapınağı” da ziyaret edilebilir. Kasabada çeşitli nehir balıklarından yapılan balık köftesi, ünlü karidesleri ve balık çorbasını tadın, lokal dondurmalardan yiyin. Kasabadaki Ah Seng Food Centre’da yer alan Çin lokantası Fortune Restaurantta ünlü kızarmış erişte Marudi Kway Teow tadılabilir.

Marudi, Borneo
Fort Hose, Marudi

Malay ve Endonezya dilinde orang insan demek. Biz Kafkasya kökenli beyazlara orang puti yani beyaz adam diyorlar. Hayvanat bahçelerinde en çok ilgi gören hayvanlardan birisi maymunlar. Maymunlar hayvanat bahçesinde kendilerini görmeye gelenleri izlerken, meraklı gözler de onları izler. Bakışırlar birbirlerine öylece uzun süre.

Biz de aynen kendimizi hayvanat bahçesindeki bu maymunlar gibi hissediyorduk Endonezya’da. “Two monkey in the zoo” sözünü sık sık birbirimize kullanır olmuştuk seyahat ederken. Bazen bazı olaylar yaşadığımızda Farid ile birbirimize bakıp monkey dememiz yeterliydi, birbirimizi anlamak için. Monyet Malay dilinde maymun anlamına geliyor. Şimdi de iki monyet puti içerisinde başka hiç orang putinin olmadığı bu ilginç botla Miri’den Marudi kasabasına The Baram Ragata kono yarışmalarını izlemeye gidiyordu.

Sırt çantalarımızı kaldığımız hostele bırakıp taksiye atladığımız gibi şehrin yarım saat dışındaki, nehir üzerindeki iskeleye ulaştık. Hayatımda hiç böyle bir bot görmemiştim. Denizin üzerindeki bir denizaltı gibiydi. 20 metre kadar uzunlukta metal aksamlı botun koltukları tren kompartımanı tarzında dizayn edilmiş. 100 yolcu kapasiteli olan botun içerisi loş ve soğuktu.

Miri Marudi
Miri’den Marudi’ye giden teknenin içerisi
Marudi, Sarawak
Teknenin üzerinden nehir manzarası

Sabahın bu erken saatinde bile teninizi yakan sıcak havada, klimasız gitmek sanırım güzel bir işkence olurdu. Botun içinde sağımıza solumuza bakınarak boş koltuk aradık, ancak bir tane bulabildik. O koltuğa yol arkadaşım Farid oturunca içerisinde dik bile duramadığım botta üç saat nasıl gidebilirim diye kara kara düşünürken, sağ olsun festivali izlemeye giden bir arkadaş grubu bana yer verdi. Kendisi ise iki kişilik koltuğa, arkadaşlarının yanına sıkıştı.

Yola çıktıktan bir süre sonra botun içerisindekilerin bir kısmının botun dışına çıktıklarını fark edince merak etmedik değil. Güverte de yok ki nereye gidiyor bu insanlar? Biz de onları takip ettiğimizde gördük ki belki 20-30 kişi botun üzerinde oturmuş, güneşin bulutların arkasında olduğu böylesi havada nehrin manzarasının keyfini serin rüzgarla birlikte çıkarıyorlardı.

Her yolculuk yeni bir deneyimdir ya, işte o anda böylesi zamanlardan biriydi. Birkaç dakika sonra iki monyet puti, meraklı bakışların eşliğinde, cangılın içerisinde kıvrıla kıvrıla uzanan, içerisinde timsahların yaşadığı, yağmur suyuyla karışıp bulanıklaşmış nehirde yol alan botun üzerinde, esen serin rüzgarı yüzlerinde hissederek doğanın o güzelliğini izliyorlardı. Güzel, ilginç ve unutulmaz bir yolculuk, bir deneyimdi.

Marudi
Nancy ve çocukları ile

Marudi iskelesine vardığımızda neredeyse öğlen olmaktaydı. Yan yana dizili çok sayıdaki açık hava restoranını dolaşıp ağız tadımıza göre bir şeyler sipariş ettik. Oturduğumuz masanın yanındaki masada üç çocuğuyla oturan, Nancy adlı bir yerli ile tanıştık. İnternetteki oyun sitelerinden çok sayıda Türk arkadaşı olduğunu hatta onlar vasıtasıyla biraz Türkçe bildiğini de söyledi. Borneo’nun bu uzak kasabasında Nancy’nin ağzından “seni seviyorum” cümlesini duymak garip bir histi.

Kasaba çok kalabalık, her yerde yerli turistler var. Miri şehrinden gelen çok sayıda Çinli Malezyalılar var. Görebildiğimiz yabancı sayısı beşi geçmedi. Mulu National Park’ını görmek için gittiğimiz Mulu’da, evinde kaldığımız Robert’i bulmak için Mulu takımının ikamet ettiği Mulu evine gittik. Çok sayıda çadır kurulmuş.

Buradan da nehire doğru olan iskeleyi takip ederek Robert ve takımına ulaştık. Çok kısa merhabalaştıktan sonra Robert’in de dahil olduğu 16 kişi yarışmak için kanolarıyla birlikte ayrıldılar. Mulu takımının hemen solunda ise Brunei takımının kanocuları bulunuyordu. Her tarafta çöp yığınları, pet şişeler var.

Malta

Nehrin kıyısında yarışmaları bir müddet izledikten sonra oradan ayrılıp hemen arkadaki tepeye doğru yürüdük. Çok güzel manzaraya sahip, yaşlı ağaçların gölgesinde çimlerin üzerine çadırımızı kurduk, mükemmel bir nokta. Hemen 10 metre ötemizde, patlak bir şehir suyu borusundan temiz su fışkırıyordu.

Bulunduğumuz yerden ana yola çıktığınızda, gelen önemli politikacıların konakladığı resmi binalar olduğundan etrafta çok sayıda güvenlik görevlisi vardı. Bir de karşımızdaki nehir manzarasını ve orada yarışan renkli kayıkları da manzaraya eklediğimizde her şey mükemmeldi.

Marudi Festivali
Marudi Festival

Tekrar kasaba merkezine gelip orada açılmış olan standları gezdik. Bölgedeki çiftçilerin standlarından onların üretimleri hakkında bilgi ve ticari bağlantı kurabileceğiniz gibi, Sarawak’taki Ulusal Parklar Standı gibi yerlerden de bölgede yaşayan hayvanlar, ormanlar ve aktiviteler ile ilgili bilgiler alınabiliyor. Ben stantlara uzun süre takılmak istediğimden, yol arkadaşım Farid ile burada ayrıldık.

Kasabanın çoğu yolu trafiğe kapalı ve bu yollardan birinde kırmızı halılar serilmişti. Bu halının etrafında, geleneksel kıyafetleriyle Sarawak kabileleri sıralanmıştı. Rengarenk kıyafetleri, birbirinden ilginç takılarıyla göz alıcıydılar. Sıranın sonunda ise sade, kapalı ve sıradan sarı ve siyah kıyafetleriyle Müslüman Malaylar yer alıyordu.

Alerji ilacı bulabilmek için kasabada eczane ararken, yemek yerken tanıştığımız Nancy ile karşılaştım. Kendisi yakınlarda eczane olmadığını, ancak eğer istersem onunla hastaneye gidip oradan bana ilaç sağlayabileceğini söyledi. Küçücük arabasına 3 çocuğuyla doluşup hastaneye gittik. Hastanede çalışan arkadaşı bana poşet içerisinde 9 tane alerji ilacı yanında biraz da paracetamol verdi. Nancy hastanedeki laboratuvarda laborant olarak çalışıyor.

Yapması gereken birkaç test olduğunu, sonrasında beni tekrar kasaba merkezine bırakabileceğini söyledi. Hastanede kablosuz internet ve klima da olunca daha ne isterdim kalmak için. Yıllarca işim dolayısı hastanelerde çokça bulunmuştum, ancak bu en ilginçlerinden biriydi. Kan ve idrar verip istediğim tüm testleri de yaptı, hem de ücretsiz.

Çocuklardan ikisi sanki kendi evlerinde imişçesine hastanede yer serilmiş matlar üzerinde oynarken, büyükleri olan Naomi ise elinde kalem kağıda resimler çizip getirip bana gösteriyordu. Nancy işlerini bitirdikten sonra şehre indik. Birlikte yemek yemeye karar verip bir Çin restoranına oturduk. Farid’e telefon ettim, bize katıldı. Eşi bir yıl önce evden ayrılmış ve Nancy onun nerde olduğunu bilmiyormuş.

Çoğunlukla cocukları evde yalnız bıraktığını, 9 yaşındaki Naomi’nin onlara göz kulak olduğunu söyledi. Çok güzel İngilizce konuşuyor ve son bir yılda bunu, internette chat yaparak öğrendiğini anlattı. Demek ki neymiş; dil öğrenmek için gidip de dil okullarına binlerce dolar yatırmamak gerekiyormuş.

Nancy bize dans gösterileri ve sonrasında da kabileler arası güzellik yarışması olduğunu söyleyince, yemek sonrasında hep birlikte oraya geçtik. Sarawak başbakanı, şehirleri temsilen gelen belediye başkanları, bazı yabancı konsolosluk mensupları ve Brunei’den gelen politikacılar kırmızı halıdan yürüyüp gösterilerin yapılacağı bölüme geçtiler.

The Baram Regatta

Marudi Baram Regatta
The Baram Regatta

Birbirinden güzel dans gösterileriyle açılan program daha sonra politikacıların kardeşlik, barış, birlikte yaşam, “farklıyız ama biriz” konuşmalarıyla sürdü. Malezya yüzlerce farklı kökene, dine, dile ve kültüre sahip olanların bir arada barış içerisinde yaşadığı bir ülke. Bütün bu kültürel farklılıklar ve renkler korunmuş ve yaşatılmış.

Konuşmalar birkaç farklı dilin yanında İngilizce de yapılıyordu. İngilizce ve Çince zaten Malezya’da hayatın bir parçası. Konuşmalar sonrasında güzellik yarışması başladı. Herbir etnik topluluğu temsilen seçilmiş kızlar geleneksel kıyafetlerle podyumda güzelliklerini sergilediler.

Günün dolu dolu aktivitelerinden sonra yeni arkadaşımız Nancy ve çocuklarına teşekkür edip onlardan ayrıldık ve çadır sarayımıza geçtik. Günün gürültüsünün yerini sessizlik almıştı.

Day 423: Borneo:11 Marudi, 1 Ekim 2011

Marudi nerede
Enfes bir lokasyona kurduğumuz çadırımız

Sarawak Eyaletinin ücra bir köşesinde, Marudi’de, güzel manzaralı çadırımızda uyanıp, hemen yakınımızdaki patlak su borusundan sızan suyla elimizi yüzümüzü yıkayıp kahvaltı için şehre indik. Kahvaltı sonrası kalabalığın arasına karışıp final yarışmalarını izledik.

Nehrin aşağı kısmından başlayan yarışmada kürekçiler tüm güçleri ile tempolu bağırışlarla küreklere yüklenmişlerdi. Taraftarı olduğumuz Mulu kanosu yarışmada ancak 4. gelebildi.

Öğlen yemeğinde, dün verdiğim kan ve idrar tahlil sonuçlarını da beraberinde getiren Nancy ve çocukları yine bize eşlik etti. Sonuçlar temiz, herhangi bir sorun yok, gezmeye devam. Nancy bana hediye olarak el yapımı kabilelerin kaftası avında kullandıkları kılıçtan getirdi.

Dün güzellik yarışmasını izlerken, çocukları birkaç defa tuvalete ve içecek almaya götürmüştüm. Sanırım bunu düşünerekten incelik gösterip hediye vermeyi düşündü. Savaş aletlerini pek sevmesem de hediyemi teşekkür ederek aldım. Bununla seyahat etmek zor olacak. Çantaya sığması zor, kırılgan ve keskin. Hem ülke girişlerinde sormazlar mı ne diye yanında bu kılıçla geziyorsun? diye! Bir yolunu bulup memlekete göndermeli.

Kupa töreni sonrası yarışlar bugün sona ereceğinden ulaşımda bir sıkıntı yaşamamak için ben ayrılmaya karar verdim. Arkadaşım Farid ise Toyota sergisinde tanıştığı arkadaşları ile akşam saatinde kara yolu ile gelecek. Sırtımda küçük sırtçantam elimde parang (geleneksel Sarawak bıçağı) hızlı adımlarla iskeleye vardım. Vardığımda bot hareket etmek üzereydi ve limitinin üzerinde doluydu bile, oturacak yer yoktu.

Bir sonraki botu bekleyip birkaç saat zaman kaybedip, üstelik hareket edinceye kadar fırın gibi olan içerisinde beklemektense gitmeye karar verdim. Çıktım botun üzerine, çantaların konduğu bagaj alanı gibi bir yere yerleştim. Sarongumu güneşten korunmak için başıma Arap usulü sardım. Bu defa tek monyet puti olarak elimde parang, başımda sarong, yakıcı güneşin altında kah nehri ve çevreyi izleyerek kah kulaklığımı takıp müzik dinleyip, uyuyarak üç saatlik bir yolculuktan sonra Miri iskelesine vardım.

Miri iskelesinden ana yola kadar yürüdüm. Doğrusu Miri’nin hangi yönde olduğunu da anlayamamıştım. Önce yolun karşısına, sonra telefonumdan Google Map kullanıp yolun diğer tarafına geçip otostop yaptım. İçi eşyalarla dolu bir minibüs beni aldı. İngilizceleri neredeyse hiç olmayan şöför ve yanındakine Miri demem yeterli oldu. Hani elimdeki kılıca da yan gözle arada bakmıyorlardı değil. Ben olsam ben de garipserdim.

Beni şehrin dışındaki bir alışveriş merkezinin otobüs durağında indirdiler ve hemen arkamızda olan otobüse geçmemi söylediler. Yarım saat sonra şehir merkezindeydim.

Yolda karşılaştığım biri parangı nereden ve kaça aldığımı öğrenmek istedi, aynı şekilde botla gelirken de bana sorulan tek soru kaça aldığım olmuştu. Hediye olduğunu söyleyince, şehirde onunla öyle gezmememi tavsiye etti. Ne yapabilirdim ki?

Omuzuma atıp, sırt çantalarımızın olduğu The Highlands hostelime geçtim. Şansızlığıma onlar da tadilata girdiklerinden önce kendi sırt çantamı alıp yakınlardaki başka bir otele geçtim, sonrasında da arkadaşım Farid’in sırt çantasını taşıdım.

Parangı orada gazetelere sardım. Çok zaman geçmeden de Farid otele vardı. Yollar çok bozuk ve kalabalıkmış. Çok sayıda aracın dönüş yolunda olmasından dolayı bozuk yollardan yükselen tozlar neredeyse görüşü sıfırladığından yavaş gitmek zorunda kalmışlar.

Mulu’dan Miri’ye döndüğümüzde havalimanından Sabah Eyaleti’nin başkenti Kota Kinabalu’ya gitmek için biletimizi almıştık. Yarın Sarawak Miri şehrinden, Sabah’ın Kota Kinabalu şehrine geçeceğiz.

Day 424: Borneo:12 Miri, 2 Ekim 2011

Önceki blog yazısıZirvedeki İlginç Kayalar: The Pinnacles, Borneo
Sonraki blog yazısıŞanslı Başkent: Kota Kinabalu, Borneo
Seyahat Yazarı, Blogger. “Yolda olmak” duygusuna âşığım Aslında veteriner hekimim, ayrıca bilgi yönetimi okudum, marka yönetimi üzerine MBA yaptım. 14 yıl çalıştığım şirketimle yolum 2009'da ayrılınca, tekrar bir işe girmek yerine hayallerinin peşine düşüp, uzak masal ülkesi Yeni Zelanda’ya gittim. 22 ay boyunca ülkeye dönmeden Okyanusya ve egzotik Asya ülkelerinde seyahat ettim. O zamandan bu yana tam zamanlı seyahat edip gezi rehberleri hazırlıyorum.

1 YORUM

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın