Ana Sayfa Okyanusya Fiji Fiji Viseisei Köyünde Bir Akşam: Kava Çemberinde Oturmak

Fiji Viseisei Köyünde Bir Akşam: Kava Çemberinde Oturmak

14893

Fiji… Masmavi Pasifik Okyanusu’nun ortasında, haritada küçücük ama hayallerde kocaman bir ülke. Beyaz kumlu plajlar, turkuaz deniz, hindistan cevizi ağaçlarının gölgesinde sallanan hamaklar… Fiji denince zihnimde beliren tablo tam olarak buydu. Gün batımında gökyüzünün turuncudan mora döndüğü, zamanın ağır aktığı bir tropik kartpostal. 🌅

Tropikal iklim, mango ve papaya kokusu, nemli hava… İnsan daha gitmeden romantize ediyor. Ben de o hayallerle Viseisei Köyü’ne vardım. Açık konuşayım, aklımda resort konforu değil, gerçek Fiji vardı.

Kapıda beni Niko ve eşi Ana karşıladı. Yüzlerinde kocaman bir gülümseme, ağızlarından tek kelime: Bula!

“Bula”, burada sihirli kelime gibi. Merhaba, selam, nasılsın, hoş geldin… Hepsi bir arada. Fiji’de istisnasız göz göze geldiğiniz herkes bu kelimeyle selamlıyor. Sokakta yürürken, pazarda, yolda geçen biriyle bile göz göze geldiniz mi, duyacağınız şey belli: Bula.

Ve kural basit.
Biri “Bula” diyorsa, cevabı da aynı: Bula.

Bu kadar sade, bu kadar doğrudan. Ada hayatının özeti gibi. 🌴

Viseisei Village’de İlk Gün: Fiji Kültürü

Viseisei Köyü’nde ilk akşamım, turistik Fiji hayallerini bir kenara bırakıp gerçek hayatla tanıştığım gece oldu.

Nikoların evi üç bölümden oluşuyor. Girişte buzdolabı, küçük ekran bir TV, eski bir koltuk takımı ve yer minderleri var. Sol tarafta mutfak, banyo ve tuvalet; sağda benim kalacağım küçük oda. Odamın hemen bitişiğinde ise dört ranzalı küçücük bir bölüm.

Bu evde toplam 11 kişi yaşıyor: Niko, eşi Ana, iki kızı, kız kardeşi ve yaklaşık beş torun. Alan küçük ama hayat büyük. Şu an ben odama çekilip bu satırları yazarken, evin içinde bir yandan sohbet, bir yandan uyuklama hali var. Kimisi ranzalı odada, kimisi salondaki minderlerin üzerinde. Arada kahkaha yükseliyor. Sessizlik değil; yumuşak bir uğultu hâkim.

Açık söyleyeyim, bu kalabalık düzen ilk anda alışık olduğumuz konfor algısını zorluyor. Ama kimse bundan şikâyetçi değil. Alan paylaşımı burada doğal bir refleks.

Sivrisinekler ise gecenin gerçek sahibi. Auckland’dayken aklımda olmasına rağmen sinek kovucu almamış olmama kaçıncı kez hayıflandım bilmiyorum. Yazarken bile rahat bırakmıyorlar. Uyku konusunda iyimser değilim.

Dışarıdan köpek sesleri geliyor. Odamın tavanında ise kertenkele benzeri bir lizard dolaşıyor. Çıkardığı ses, hafif bir kurbağa vıraklamasını andırıyor. Tropik gece, kartpostaldaki sessizliğe hiç benzemiyor. Yaşıyor, nefes alıyor, ses çıkarıyor. 🦎

Saat 23:00 olmak üzere. Normalde bu saatlerde uykuya geçiliyor. Ama bu gece kava var.

Kava, Fiji kültüründe sosyal hayatın merkezinde. Kökünden elde edilen, hafif uyuşturucu etkisi olan geleneksel bir içecek. Özellikle köylerde, sohbetin, kararların, dostluğun eşlikçisi. Kava geceleri bazen sabahın ilk ışıklarına kadar sürebiliyormuş.

Benim için bu gece romantik bir tropik tatilden çok, bir köy evinde gerçek hayatın tam ortasında olma gecesi. Fiji’ye geldiğimi asıl şimdi hissediyorum. 🌴

kava seremonisi

Kava Töreni: Evin Ortasında Bir Daire

Fiji’de kava içmek sıradan bir içecek tüketimi değil; sosyal bir ritüel. Misafire “hoş geldin” demenin yolu çoğu zaman buradan geçiyor. Eve girip eşyalarımı odaya bıraktıktan sonra oturma odasında yere oturdum. Niko’nun tam karşısına. Seremoni başlamak üzereydi.

Kava, kökü dövülerek toz haline getirilen bir bitki. Görüntü olarak karabiberi andırıyor ama etkisi bambaşka. Niko, küçük kese kâğıtlarındaki ince tozu büyükçe bir kâsenin içine boşalttı, su ekledi. Ardından bez parçasını kâsenin içine daldırıp adeta çamaşır yıkar gibi yoğurarak tozu suya iyice karıştırdı. Su kısa sürede bulanık, griye çalan bir renge dönüştü. Görüntü net: çamur kıvamında bir içecek hazırlanıyor.

İkram anı ise işin en sembolik kısmı. Size kâse uzatılıyor. Önce bir kez el çırpıyorsunuz ve “Bula” diyorsunuz. Sonra iki elinizle siyah renkli kâseyi alıp yine “Bula” diyerek tek seferde içiyorsunuz. Seremoniyi hazırlayan aile bu kez üç kez el çırpıp “Bula” diyor. Ritmin ve kelimenin tekrarında bir topluluk hissi var.

Tadı? Açık söyleyeyim, çamur aromalı. Keyif için içilen bir şey değil. Ama içimi yumuşak. Asıl etki birkaç dakika sonra başlıyor: ağızda ve dilde hafif bir uyuşma. Damağımın hissizleştiğini net fark ettim.

Fijililer için kava, gecenin yakıtı. Her akşam toplanıp saatlerce sohbet ediyorlar. İlginç bir detay: yüksek sesle konuşan, hararetli tartışan kim varsa birkaç kâse sonra ses tonu düşüyor, ortam yumuşuyor. İçtikçe dinginlik artıyor.

Burada kava ikramını reddetmek kabalık sayılıyor. Fiji’ye gelen herkes, bir şekilde bu seremoninin parçası oluyor. Eskiden yalnızca köyün ileri gelenlerinin içtiği kava, bugün herkesin günlük hayatında. Gelenek elit bir sembolden çıkıp toplumsal bir alışkanlığa dönüşmüş.

Benim içinse romantik tropik hayalin yanında, biraz zoraki bir deneyimdi. İçtikçe ağız ve damakta artan uyuşukluk hissi hoş değildi. Ama şunu net anladım: Fiji’yi anlamak istiyorsan, o çamur kıvamlı kâseden bir yudum almak zorundasın. 🌿


Biz kâseleri elden ele dolaştırırken kapıdan Eli girdi. 25 yaşında, Belçikalı. İki haftadır Fiji’deymiş. Tanıştık, kâsesini aldı, ritüele o da dahil oldu.

Hikâyesi tanıdık ama cesur. Fiona, Nadi’de alışveriş yaparken Eli’yi görmüş. Sırt çantası, hali tavrı “backpacker” diye bağırıyormuş zaten. Sohbet başlamış. Eli’nin de Couchsurfing kullandığını öğrenince, Fiji usulü çözüm gelmiş: “Gel bizde kal.”

Eli, 2010 Kasım’dan beri yoldaymış. Yolculuğa Avustralya’dan başlamış. Birer hafta Sidney ve Melbourne’de kalmış. Açık konuşmuş: “Avrupa’daki şehirlerden çok farklı gelmedi.” Bunun üzerine rotayı kırmış, kendini Tazmanya Adası’na atmış ve orada üç ay kalmış. Doğaya kaçmış yani. Sıradaki durağı Endonezya. Orada da üç ay planı var. Süreye değil, deneyime oynuyor.

Kava kâseleri dolaşırken Niko Fiji’de hayatın ritmini anlattı. Burada gün basit akıyor. Akşamları kava, sohbet, kahkaha. Bazen gece geç saatlere kadar. Sabah çocuklar okula gönderiliyor. Sonra tekrar uyku.

Büyük planlar, kariyer stresleri, ajandalar yok. Hayatın merkezinde topluluk var.

Ben bir köşede dinlerken şunu düşündüm: Fiji’de zaman lineer işlemiyor. Saat ilerliyor ama hayat acele etmiyor. 🌴

Belçika’dan Eli

Fiji’de Günbatımı Anı: Ömür Boyu Gezmeye Burada Karar verdim

Fiji’de o akşam sohbet uzadıkça uzadı. Fiji life, köy hayatı, Niko ve Ana’nın ailesi… Konu bitmiyor. Ama bir anda dışarıdaki ışık değişti. Gökyüzü kızarmaya başladı. Refleksle fotoğraf makinesini kaptım, kendimi bahçeye attım.

Fi’nin köpeği CS peşimden geldi.

Manzara net söyleyeyim, aklımı aldı. Hindistan cevizi (kokonat) ve papaya ağaçlarının arkasından kızıl bir gökyüzü yükseliyordu. Tropik bir tablo değil, doğrudan içindesin. Ayaklarım ıslak çimlere gömülerek sahile doğru yürümeye başladım.

Tam o sırada kulağıma ilahi sesleri geldi. Yol üzerinde küçük bir kilise vardı. İçeride çoğu gençlerden oluşan bir grup dini şarkılar söylüyordu. Kapıdan taşan sesler, dışarıdaki gün batımıyla karışıyordu. Çocukların ve kilisenin birkaç fotoğrafını çektim, sonra adımlarımı hızlandırıp sahile indim.

Aklımdan geçen ilk cümle şu oldu:
“İnsan burada ölmek ister.”

Göz kamaştırıcı bir doğa. Sahil doğal, köy doğal, insanlar doğal. Yapay hiçbir şey yok. Turistik dekor değil; hayatın kendisi. O anın sahiciliği büyüleyiciydi. 🌅

Sesleri takip edince küçük bir tepenin arkasında denizin içinde futbol oynayan çocukları gördüm. Gülüyorlar, güreşiyorlar, tartışıyorlar ama hepsi neşeli. Beni görünce hep bir ağızdan bağırdılar:

“Bula!”

El salladım. Ayağımın altından kaçan kurbağalara basmamaya çalışarak fotoğraflar çektim. Tropik akşam sadece gökyüzüyle değil, seslerle, kahkahalarla, çamurla, suyla yaşıyor.

CS ile eve doğru yürürken içimden geçen cümle netti:

Ömrüm yettiğince yolda olacağım. 🌴


Fi’nin Evinde

Akşamüstü evin ön avlusunda hayat yavaş akıyordu. Fi ve Eli mutfakta tavuk yemeği hazırlıyordu. Ben plastik sandalyelerden birine oturdum. Tropik akşamın romantizmi birkaç dakika içinde yerini gerçekle tanıştırdı: sinekler.

Sprey almadığıma ilk ciddi pişmanlık orada geldi. Rahatsızlığımı fark eden Fi içeri gitti, elinde bir tütsüyle döndü. Yaktı, yanıma koydu. “Sinekleri uzaklaştırır” dedi. Kısmen doğruydu. Duman hafif bir çember oluşturdu ama sinekler tamamen pes etmedi. Yine de ortamın doğallığında bu detay çok da büyümüyor.

Bir ara içeri geçtik. Duvara asılı dünya haritasının üzerinde yüzlerce toplu iğne vardı. Fi’nin evine gelen misafirlerin izleri. Eli’yle kendi iğnelerimizi batırdık. Ben İzmir’i bulup kırmızı iğnemi yerleştirdim. Fi’nin Türkiye’den ikinci misafiriydim.

Eli için iş zor oldu. Avrupa’dan o kadar çok iğne vardı ki, küçücük Belçika’yı bulmak sandığından uzun sürdü. Fi’nin 200’den fazla misafiri olmuş. Ağırlık Kuzey Amerika’dan. Ev küçük ama dünya büyük.

Sohbete dalmıştık ki Kalesi akşam yemeğine çağırdı. Fiji’de misafirlik tek evle sınırlı değil; köy kolektif çalışıyor.

Niko ve Ana’nın evine geçtiğimde önümde kocaman bir tabak vardı: pirinç, bezelye, havuç ve sotelenmiş et. Yanında meyve suyu. Yağ oranı yüksek, porsiyon cömert. Açık söyleyeyim, tropik hafiflik bekleyenler için değil ama lezzet yerinde.

O sofrada şunu düşündüm: Fiji’de lüks yok ama eksiklik de hissedilmiyor. Paylaşım var. 🍚🌴

Viseisei Village

Fiji’de Akşam Aile Ritüeli: Lotu

Fiji’de akşam yemek sonrası ailecek bir araya gelip İncil okunması ve dini ilahiler söylenmesi, belirli tek bir turistik isimle anılan folklorik bir gösteri değil. Bu pratik, Hristiyanlığın günlük hayata yerleşmiş hâli. Genelde şu kavramlarla ifade ediliyor:

  • Family Prayer (Aile Duası)
  • Evening Devotion (Akşam İbadeti)
  • Köy bağlamında bazen Lotu (ibadet) kelimesi kullanılır.

“Lotu” Fiji dilinde ibadet etmek anlamına gelir ve kilise merkezli dini yaşamı tanımlar.

Bundan yaklaşık 200 yıl önce adaya İngilizler ulaştığında Fiji’de kabile düzeni hâkimdi ve yamyamlık kültürel bir gerçeklikti. Niko bir ara gözlerini bana sabitleyip, ellerinde İncil’le gelen ilk misyonerleri yediklerini söyledi. Sesi sakindi ama bakışı sertti. Ürperdim. Bugün tablo tamamen tersine dönmüş durumda. Fiji yerlileri son derece koyu Hristiyan.

Fiji’de akşam yemeği bittikten sonra ev bir anda başka bir atmosfere bürünüyor. Tabaklar toplanıyor, minderler düzeltiliyor, televizyon susuyor. Kimse “hadi ibadete” demiyor ama herkes yerini biliyor. Buna turistik bir isim takmıyorlar. Kısaca “lotu” diyorlar. Yani ibadet.

Her akşam yemek sonrası ailece dua seremonisi yapılıyor. İlk akşam ben de minderin üzerine ilişip izledim. Niko İncil’i açtı. Ağır ağır okumaya başladı. Eşi hemen yanında, diğer herkes arkasında. Kimse karşısına geçmiyor. Saygı böyle gösteriliyor. Oturma düzeni bile bir şey anlatıyor burada. Aile reisi merkez, diğerleri geride. Hiyerarşi bağırmıyor ama çok net.

Sonra hep birlikte dua ettiler. Ardından ilahiler başladı. Çok sesli, uyumlu, neredeyse bir kilise korosu disipliniyle. Ama sahne yok, mikrofon yok. Salonun ortasında, çıplak ayakla söylenen ilahiler. Yaklaşık yarım saat sürüyor. Ben sadece dinledim. Sesler uyumlu, ortam ciddi ama huzurlu.

O an şunu fark ettim: Fiji’de din haftalık bir etkinlik değil. Günlük hayatın omurgası. 19. yüzyılda gelen misyonerlerin etkisi hâlâ capcanlı. Özellikle Metodist gelenek çok güçlü. Ama bu, kuru bir ritüel gibi yaşanmıyor. Aile bağını pekiştiren bir kapanış seremonisi gibi. Günün fişini çekiyorlar adeta.

Çocuklar bu düzenin içinde büyüyor. Kim nerede oturur, kim önce konuşur, kim susar… Hepsi öğreniliyor. Bu sadece dua değil; kültür aktarımı.

Fiji kültürünü üç kelimeyle özetliyorlar:
Vanua (toprak ve topluluk),
Lotu (din),
Matanitu (yönetim ve şeflik düzeni).

Benim o akşam tanık olduğum şey, Lotu’nun ev içindeki hâliydi.

Açık söyleyeyim, dışarıdan bakınca folklorik bir sahne gibi görünebilir. Ama değil. Turiste oynanan bir gösteri hiç değil. Bu onların gerçek hayatı. Fiji’de akşam saatlerinde bir evden ilahi sesi duyuyorsanız, bu normal.

Plajlara bakıp Fiji’yi çözdüm sanan çok şey kaçırır. Asıl ülke, gün batımından sonra minderlerin üzerinde başlıyor. 🌴


Yemek sonrası kava eşliğinde sohbet devam etti. Bana Fiji dilinde temel selamlamaları öğrettiler. Aksanlarını anlamakta zorlandığım yerlerde tekrar tekrar sordum. Sabırlılar. “Good kuzen” ve “Bad kuzen” kavramını anlattılar. Bad kuzenler rahatça konuşabiliyor. Good kuzenler ise saygı gereği doğrudan karşı karşıya gelemezmiş. Akrabalık ilişkisi bile sosyal mesafe kuralları içeriyor.


Fiji’de “Good Kuzen” – “Bad Kuzen” Meselesi

Fiji’de akrabalık bizdeki gibi düz bir çizgi değil. “Kuzen işte” deyip geçemiyorsun. İlk kez Niko anlatırken dikkat kesildim. “Good kuzen” ve “Bad kuzen” diye iki kavramdan söz etti. İsimlere bakınca insan tersini düşünüyor ama mesele iyi–kötü değil, mesafe meselesi.

Good kuzen dediği, aslında saygı mesafesi olan kuzen. Bu kuzenle öyle rahat rahat karşılıklı oturamazsın, şakalaşamazsın. Göz hizasında uzun uzun muhabbet yok. Bilinçli bir mesafe var. Sebebi de çok net: saygı. Aile içindeki dengeyi korumak.

Bad kuzen ise tam tersi. Onunla takılabilirsin, şakalaşabilirsin, hatta hafif alay bile serbest. Ortam daha rahat. “Bad” kelimesi kulağa sert geliyor ama burada anlamı gevşeklik, rahatlık.

Ben ilk duyduğumda karmaşık geldi. Ama birkaç saat içinde şunu fark ettim: herkes rolünü biliyor. Kim kiminle nasıl konuşur, kim nereye oturur, kimin karşısına geçilmez… Sistem sessiz ama çalışıyor.

Bizde kuzenlik daha serbest bir alan. Fiji’de ise kuzenlik bile sosyal düzenin bir parçası. Akrabalık burada sadece kan bağı değil; davranış kılavuzu. Fiji’yi gerçekten anlamak için, bu ince ayarlı ilişki sistemini yakından gördüğüm için çok mutlu oldum.

Ve o akşam, tropik gecenin ağır nemi omuzlarıma çökerken, içimden sessizce şunu geçirdim: İnsan bazen dünyanın öbür ucuna manzara için değil, başka türlü bir düzenin mümkün olduğunu görmek için gidiyor.


Niko’nun oğlu yanıma gelip babasının sol çaprazına oturdu. Bana, evde misafir olduğum için o pozisyonda oturabildiğini söyledi. Normalde onun yeri de babasının arkasındaymış. İki yıldır beş yıldızlı bir resortta çalışıyormuş. Bir kızı var. Kibar, ölçülü, dikkatli konuşuyor. Türkiye dediğimde uzun uzun düşünüp haritadaki yerini anlamaya çalıştılar.

Genel ruh hali şu: mutlu ve sakin. Elektrik ve su dışında ciddi bir giderleri yok. Şeker, tuz ve pirinç dışında dışarıdan çok az alışveriş yapıyorlar. Bahçeleri var; sebze, meyve yetiştiriyorlar. Haftada birkaç gün balığa çıkıyorlar. Hayatlarını “Lazy and Easy Life” diye tanımlıyorlar. Çalışma zorunluluğu hissetmiyorlar. Ve gerçekten mutsuz görünmüyorlar.

Gece ilerledikçe romantik tropik hayal yerini fiziksel gerçeğe bıraktı: sinekler. Yazarken bile saldırı halindeler. Bilgisayarı kapatıp telefondan birkaç şarkı açtım, yatağa uzandım. Oda ne sıcak ne serin. Perdeler kapalı, esinti zayıf.

Çarşafın altına giriyorum, bu kez sıcak bastırıyor. Salondan sohbet ve kahkahalar geliyor. Arada dalıp uyandım. Sonra uyumak zorlaştı. İçerideki seslere horlamalar karıştı. Sohbet muhtemelen birkaç saat daha sürdü.

Fiji kartpostalda huzur, gerçek hayatta ise yoğun bir birlikte yaşama pratiği. Sessizlik değil; paylaşılmış bir gürültü. 🌴

Day 269: Fiji:1 Viseisei Village, 30 Mart 2011

6 Yorumlar

  1. “Niko nerede oturursa eşi dışında geri kalan aile onun gerisine oturdu, bense Niko’nun çaprazına. Saygıdan karşı karşıya oturamazlarmış.”… Bu davranış biçimi biz Türkler’de de var. Çerkes ve Abazalar, Doğu insanlarımızda. Bu adetler Fiji gibi bir ada ülkesine bile gidebiliyor demekki.

    Bunu onlara öğreten “beyaz adam” sınıflamayı en küçük birimden; aileden başlayarak öğretiyor ve benimsetiyor demek ki :) Oradaki kilise ve dua, ilahi okuyarak yapılan yemek seromonisi… Bunların hepsi Batı insanı kokuyor :( Orada insanların içlerindeki saf sevgi ve doğa gerçek. Batı insanlarının onlara onca dayatmalarına rağmen en gerçek olan halkın keyif yapmaktan ve neşelerinden vazgeçmemeleri olmuş. Zorlama ve yabancı davranış biçimleri ne kadar egreti kalıyor değil mi?

  2. Merhaba, arkadasımla birlikte Fiji’ye gitmek istiyoruz, Ağustos ayında. Yaşam maliyetleri hakkında bir şey yazma mışsın. Bana biraz bilgi verebilir misin ?

  3. Kava’nın tadını pek sevebileceğinizi sanmıyorum. Hele bir de yıkanmamış ellerle hazırlanışını gördükten sonra :) Ancak çok keyifli bir deneyimdi. Yeni Zelanda’nın modern hayatından geçmişe, yerlilerin arasına ışınlanmak farklı bir keyif oldu bende.

  4. Hoş bi karşılama töreni olmuş… Sivrisinekleri saymazsak keyifli bi ilk gün yaşamışsın…

Yoruma kapalı.