Fiji, masmavi Pasifik Okyanusu’nda, hiçliğin ortasında, beyaz kumlu plajları, muhteşem gün batımları olan bir ülkedeydim. Fiji diyince aklıma gelenler beyaz kumlu plaj, hindistan cevizi ağaçları gölgesinde hamak ve türkuaz deniz geliyor. Tropikal iklim ve meyveler de tabi bu fantastik hayalleri süslüyor. Bu hayallerle kalacağım Viseisei Köyü’ne vardım. Beni Niko ve eşi Ana güleryüzüyle Bula diyerek selamladı.

Bula, Fiji’de çok sık kullanılan bir selamlama ve Merhaba, ne haber, selam anlamına geliyor. Fiji’de istisnasız göz göze geleceğiniz herkes böyle selamlıyor. Bula diyen birine de verilecek selam aynı: Bula.

Nikoların evi 3 bölümden oluşuyor. Girişteki ilk bölüm buzdolabı, küçük ekran TV ve eski bir koltuk takımı ve yer minderlerinden oluşuyor. Girişin solunda mutfak, banyo ve tuvalet, sağında da benim kalacağım küçük oda bulunuyor. Benim odanın hemen bitişindeki küçücük bölümde ise 4 ranza var. Bu evde yaklaşık 5 torun, 2 kızı, eşi ve kız kardeşi ile birlikte 11 kişinin yaşadığını söyledi. Ben bu satırları odama çekilip yazarken onlar şu anda bazıları ranzalı odada bazıları salona serilmiş minderlerde bir yandan konuşarak bir yandan uyuyorlar ve arada gülüşmeler…

Sivrisinekler rahat vermiyor yazmama, Auckland’da o kadar da aklımda olmasına rağmen sinek kovucu bir şeyler almadığıma kaçıncı defadır hayıflanıyorum. Rahat bir uyku uyuyabileceğimi sanmıyorum. Dışarıda köpek seslerine odamın tavanındaki kertenkele benzeri lizardın hafiften kurbağa vıraklamasına benzeyen sesler karışıyor. Saat 23:00 olmak üzere. Genelde bu saatler uyuyorlar ancak Kava içtikleri geceler bu bazen sabahın ilk ışıklarını bulabiliyormuş.

kava seremonisi

Kava Seremonisi

Fijililer, misafirlerine Kava seremonisi ile hoş geldin diyorlar. Eve geldiğimizde eşyaları odaya koyduktan sonra oturma odasında yere oturdum. Niko’nun hemen karşısına. Niko ince toz şeklinde, içerisinde kava kava bitkisinin öğütülmüşü olan küçücük kese kağıtlarından birini aldı ve bir beze sararak, özel hazırlanmış büyükçe kaseye bir miktar suyun içerisine koydu. Küçük bezi çamaşır gibi kasenin içerisinde yıkıyormuş gibi hazırladı. Rengi bulanık çamur gibi.

Kavayı ikram eden kişi size bir kase uzatıyor önce siz elinizi bir defa çırpıp Bula diyorsunuz, iki elinizle kavradığınız size uzatılmış siyah renkte kava kasesini alıp Bula diyerek bir defada içiyorsunuz. Size seremoniyi hazırlayan aile 3 defa ellerini çırparak bula diyor. Tadı da çamura benziyor, anca yumuşak bir içimi var ver içtikten sonra ağızda uyuşukluk yapıyor.

kava seremonisi fiji

Biz kavalarımızı içerken içeriye Eli geldi, tanıştık. Kendisi 25 yaşında Belçikalı ve 2 haftadır Fiji’deymiş. Fiona Nadi’de alışveriş yaparken Eli’yi görünce, onun backpacker olduğunu tahmin ediyor ve sohbete başlıyorlar, Eli’nin de Couchsurfer olduğunu anlayınca onu evine davet ediyor.

Kendisi geçen 2010 Kasım ayından beri seyahatte. Yolculuğuna Avustralya’dan başlamış. Birer hafta Sidney ve Melbourne’de kaldıktan sonra, bu şehirlerin Avrupa’daki şehirlerden farkı olmadığını düşünüp kendisini Tazmanya Adasına atmış ve orada 3 ay kalmış. Sonraki durağı Endonezya ve orada 3 ay kalacakmış.

Belçika’dan Eli

Fiji Life, köy hayatı ve Niko ve Ana’nın ailesi hakkındaki sohbetler uzadıkça uzadı. Ben dışarıda muhteşem görünen gün batımını fark edince fotoğraf makinesini kaptığım gibi kendimi bahçeye attım. Fi’nin köpeği CS’de bana eşlik etti. İnanılmaz şahane manzara vardı, kokonat ve papaya ağaçlarının arkasından kızıl bir gökyüzü görünüyordu.

Ayaklarım ıslak çimlere gömülerek sahile doğru yürümeye başladım. Kulağıma şarkılar çalındı, yolun üzerinde bir kilise vardı ve içeride dini şarkıları söyleyen, çoğu gençlerden oluşan bir grup vardı. Dışarıdaki çocukların ver kilisenin fotoğraflarını çektikten sonra hızlı adımlarla kendimi sahile attım.

Viseisei Köyü Kilisesi
Fiji’de Gün Batımı
Fiji’de Gün Batımı

Aklıma ilk gelen şey “insan burada ölmek ister” oldu. Göz kamaştırıcı doğal bir manzara, sahil doğal, köy tamamen doğal, insanlar doğal… Yapaylıktan uzak bir anı yaşamanın keyfi büyüleyiciydi. Yine duyduğum seslere yönelince küçük tepenin arkasında suyun içerisinde futbol oynayan eğlenen, güle, güreşen, kavgalar eden ama eğlenen çocuklarla karşılaştım. Hepsi bana dönüp Bula! diye seslendiler. Çocuklara el sallarken ve ayağımın altında kaçan kurbağalara basmamaya çalışarak fotoğraflar çekmeye başladım. Fi’nin köpeği CS ile eve doğru yürürken içimden cennet bu olmalı diye düşündüm.

Fi’nin Evinde

Fi ve Eli tavuk yemeği hazırlıyorlardı. Evinin ön tarafındaki avlusunda oturduk. Sineklerle ilk tanışmam orada oldu. Sprey almadığıma ilk pişman olduğum andı. Sinekten rahatsız olduğumu görünce içeriden bir şeyler getirdi Fi. Yakıp yanıma koydu tütsüyü. Sinekleri uzaklaştırdığını söylüyordu, işe yarıyordu ama yeteri kadar da etkili değildi. Olsun, kimin umurunda. Eli ile birlikte içerideki haritaya kendi toplu iğnelerimizi batırdık. Fi’nin Türkiye’den ikinci misafiriydim.

Ben İzmir’i bulup kolayca kırmızı renkli iğnemi yerleştirirken Eli bir hayli zorlandı, zira Avrupa’dan çok sayıda misafir olan Fi’nin misafir haritasında, o kadar iğne içerisinde küçücük Belçika’yı bulup iğnesini yerleştirmekte zorlandı. 200’den fazla misafiri olmuş Fi’nin ve Kuzey Amerika misafirleri çoğunluktaydı. Bir saatir sohbet dalmıştık ki Kalesi beni akşam yemeğine çağırdı. Niko ve Ana’nın evine geçtiğimde bir kocaman tabak pirinç ve bezelye ve havuçla birlikte sotelenmiş et yemeği vardı ve yanında da meyve suyu. Çok yağlıydı ama gayet de lezzetliydi.

Viseisei Village

Aile Seremonisi

Bundan 200 yıl önce adaya İngilizler ayak bastıklarında Fijililer yamyam olarak yaşıyorlardı. Niko gözlerinde garip bir bakışla bana dönüp; ellerinde İncilleriyle Fijilileri Hristiyanlığa davet eden ilk rahipleri yediklerini anlattı, ürperdim doğrusu. Şimdilerde Fiji yerlileri çok koyu Hristiyanlar. Her akşam yemeği sonrasında dua seremonisi yapılıyor. İncili açıp ailecek birlikte dualar okuyup kilise grupları gibi şarkılarını söylüyorlar. Yaklaşık yarım saat sürüyor. Oturup dinledim, kulağa hoş geliyor.

Niko nerede oturursa eşi dışında geri kalan aile onun gerisine oturdu, bense Niko’nun çaprazına. Saygıdan karşı karşıya oturamazlarmış. Yemek sonrası bir yandan kavalarımızı içerken bana hem Fiji dilinde temel selamlamaları öğrettiler hem de bir çok farklı konuda sohbetler ettik. Bazen aksanlarını anlamakta zorluk çektiğimde tekrar tekrar sordum.  Good Kuzen ve Bad Kuzen’in ne olduğunu anlattılar. Bad kuzenler rahat rahat birbirleriyle konuşurken Good kuzenler karşı karşıya gelemezlermiş saygıdan.

Niko’nun oğlu geldi yanıma oturdu, babasının sol çaprazına. Bana şu an evde ben misafir olduğumdan böyle babasının sonrasına ve benim yanıma oturabildiğini söyledi. Normalde onun yeri de babasının gerisi. Kendisi 2 yıldır 5 yıldızlı bir resortta çalışıyor.

Bir kızı olan Niko’nun oğlu, arada gelip tanışıp, adımı ve ülkeyi sorduktan sonra giden diğer kuzenlere göre oldukça kibar, saygılı ve hoş sohbet. Türkiye’denim deyince önce uzun uzun düşünüyorlar ve nerede olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Hepsi çok mutlu görünüyorlar. Sadece elektrik ve su için para ödüyorlar. Şeker, tuz ve pirinç dışında da dışarıdan satın aldıkları pek bir şey yokmuş. Kendilerine ait çiftçilik yaptıkları, kendi sebze ve meyvelerini yetiştirdikleri bir bahçeleri varmış. Haftada birkaç defa da balığa gidiyorlarmış. “Lazy and Easy Life” diye tanımlıyorlar Fiji hayatını. Çalışmaya ihtiyacımız yok gayet de mutluyuz diyorlar. Doğrusu da öyleler.

Sineklerden rahat yok, yazarken bile işkence görüyorum sanki. Bilgisayarı kapadım ve telefonumdan bazı şarkılar ayarladım ve uzandım yatağıma, oldukça yorgunum. İçerisi ne sıcak ne serin, perdeleri kapadığımdan esinti az. Sineklerden rahat yok, çarşafın altına giriyorum, sıcak. Oturma odasına sohbetler, gülüşmeler devam ediyor. Arada uyudum uyandım ve sonrasında uyumam çok zor oldu. İçerideki seslere horlamalar karışırken, sohbetleri ve gülüşmeleri sanırım birkaç saat daha sürmüş olmalı.

Day 269: Fiji:1 Viseisei Village, 30 Mart 2011

6 YORUMLAR

  1. “Niko nerede oturursa eşi dışında geri kalan aile onun gerisine oturdu, bense Niko’nun çaprazına. Saygıdan karşı karşıya oturamazlarmış.”… Bu davranış biçimi biz Türkler’de de var. Çerkes ve Abazalar, Doğu insanlarımızda. Bu adetler Fiji gibi bir ada ülkesine bile gidebiliyor demekki.

    Bunu onlara öğreten “beyaz adam” sınıflamayı en küçük birimden; aileden başlayarak öğretiyor ve benimsetiyor demek ki 🙂 Oradaki kilise ve dua, ilahi okuyarak yapılan yemek seromonisi… Bunların hepsi Batı insanı kokuyor 🙁 Orada insanların içlerindeki saf sevgi ve doğa gerçek. Batı insanlarının onlara onca dayatmalarına rağmen en gerçek olan halkın keyif yapmaktan ve neşelerinden vazgeçmemeleri olmuş. Zorlama ve yabancı davranış biçimleri ne kadar egreti kalıyor değil mi?

    • Kava’nın tadını pek sevebileceğinizi sanmıyorum. Hele bir de yıkanmamış ellerle hazırlanışını gördükten sonra 🙂 Ancak çok keyifli bir deneyimdi. Yeni Zelanda’nın modern hayatından geçmişe, yerlilerin arasına ışınlanmak farklı bir keyif oldu bende.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!