Ana Sayfa Avrupa Malta

Malta Gezi Rehberi: Gezilecek Yerler, Yerel Deneyimler

Kemal Kaya
Seyahat Yazarı · 29 yıldır dünyayı keşfediyor, 16 yıldır tam zamanlı deneyimle, bizzat gezdiği yerlerin rehberlerini yazıyor
Son Guncelleme ·

Malta ile ilk karşılaştığımda, Akdeniz’in ortasında yer alan bu küçük ada grubunun nasıl bu kadar yoğun bir tarih barındırdığını merak etmiştim. İtalya’nın güneyinde, Sicilya ile Kuzey Afrika arasında konumlanan Malta; üç büyük ve birkaç küçük adadan oluşan bir ada devleti. Yüzölçümü küçük, ama Akdeniz tarihinin önemli duraklarından biri. Antik dönemden Orta Çağ’a, sömürge döneminden modern Avrupa’ya kadar birçok dönemin izi bu adalarda hâlâ görülebiliyor.

Valletta’nın dar sokaklarında yürürken sarı kireçtaşından yapılmış binaların güneş ışığıyla aldığı renk hemen fark ediliyor. Bu sarı renk adanın ana karakteri. Ada, konumu nedeniyle yüzyıllar boyunca Akdeniz’de stratejik bir durak olmuş. Fenikeliler, Romalılar, Araplar, St. John Şövalyeleri ve İngilizler burada iz bırakmış. Bu geçmiş bugün hâlâ şehir dokusunda görülüyor. Sokak isimlerinden mimari detaylara, günlük hayatta kullanılan İngilizce ve İtalyanca karışımı dile kadar pek çok unsur bu tarihsel katmanları hatırlatıyor.

Malta’ya ilk ziyaretimde adaya fazla zaman ayırmamıştım. THY’den hayatımın belki de en ucuz yurtdışı biletini almış ve iki günlüğüne tek başıma Malta’ya gelmiştim. İlk gelişimde sadece iki gün kaldım; vaktimin büyük bölümünü Valletta ve çevresinde geçirdim. O kısa ziyaret bana adanın küçük ama oldukça yoğun bir yer olduğunu göstermişti.

Dar sokaklar, sarı kireçtaşı binalar ve denize açılan liman manzaraları aklımda yer etmişti. Ama iki gün Malta’yı anlamaya, bırakın anlamayı rehber yazmaya bile yetmemişti. O ilk gezide daha çok başkent ve çevresini görmüş, adanın geri kalanını merak ederek ayrılmıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse Malta’nın bu kadar katmanlı ve zengin bir yer olduğunu tahmin etmemiştim. Ama siz yine de dikkate alın, benden söylemesi.

İkinci gelişimde ise bu merakı gidermek için adayı daha geniş bir programla gezdim. Gozo’dan Mdina’ya, Marsaxlokk’tan kuzey kıyılarına kadar farklı bölgeleri dolaştım ve fark ettim ki Malta aslında tek bir şehirden ibaret değil. Küçük bir ülke, mesafeler kısa; ama her adası ve her şehri ayrı bir karakter taşıyor. Hatta dürüst olayım, toplam altı gün bile bana yetmemişti.

Valletta daha yoğun ve tarihi bir merkez. Adanın diğer köşelerinde ise balıkçı kasabaları, sakin koylar ve küçük yerleşimler öne çıkıyor. İlk gelişimle ikinci gelişim arasındaki fark bana şunu gösterdi: Malta’yı hızlı bir şehir gezisi gibi görmek mümkün, ama adayı gerçekten anlamak için biraz daha dolaşmak gerekiyor.

Malta’nın hangi bölgelerinde kalınır, şehir içinde en rahat nasıl dolaşılır ve adada zamanı en verimli nasıl değerlendirmek gerekir gibi konulara Malta Gezi Rehberi bölümünde daha detaylı değineceğim. Önce ada hakkında temel bilgileri verdim; asıl bilgi rehber ve Malta’da gezilecek yerler listesinde. Malta geziniz için tam bir pusula olacak.


Malta Nerede 📍

Malta, Orta Akdeniz’de, İtalya’nın güneyinde ve Sicilya Adası’nın hemen altında yer alan küçük bir ada ülkesi. Haritada bakınca Avrupa ile Kuzey Afrika’nın tam ortasında kalıyor. Sicilya’ya uzaklığı yaklaşık 93 km, Libya kıyılarına ise yaklaşık 500 km. Bu konum yüzünden Malta tarih boyunca Akdeniz’deki deniz yollarının önemli duraklarından biri olmuş.

İstanbul’dan Malta’ya uçuş yaklaşık 2–2,5 saat sürüyor. Haritada uzak gibi görünse de pratikte Avrupa içinde kısa bir uçuş sayılır. Ülke Malta, Gozo ve Comino olmak üzere üç ana adadan oluşuyor. İlk ziyaretimde sadece Valletta çevresini gezmiştim ama ikinci ziyaretimde Gozo ve diğer bölgelerini de gördükten sonra adanın aslında ne kadar büyük ve dolu olduğunu anladım. Bu yüzden Malta’yı planlarken iyi plan lazım. Sadece başkenti değil, diğer adaları da hesaba katın.


Malta Gezi Rehberi: Şövalyeler Adasında Bir Akdeniz Rüyası 🇲🇹

Malta, Sicilya’nın güneyinde, Akdeniz’in ortasında yer alan küçük bir ada devleti. Üç büyük, iki küçük adadan oluşuyor ve toplam yüzölçümü yalnızca 316 km². Küçük bir ülke ama tarih yoğunluğu şaşırtıcı. UNESCO verilerine göre kilometrekare başına düşen tarihî miras açısından dünyanın en yoğun bölgelerinden biri sayılıyor. İlk kez gittiğimde adanın bu kadar katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu açıkçası beklemiyordum.

Malta’nın geçmişi yaklaşık 7 bin yıl öncesine uzanıyor. Neolitik döneme ait tapınaklar hâlâ ayakta ve bazıları Stonehenge’den bile daha eski. Akdeniz’deki stratejik konumu yüzünden ada tarih boyunca sürekli el değiştirmiş. Fenikeliler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar, St. John Şövalyeleri, Fransızlar ve Britanyalılar… Her biri burada iz bırakmış.

Bugün Malta’yı gezerken gördüğünüz şehir dokusunun büyük bölümü St. John (Malta) Şövalyeleri dönemine ait. 16. yüzyılda kurulan Valletta, surları, kaleleri ve barok yapılarıyla bu dönemin en belirgin mirası. 1565’teki Osmanlı kuşatmasına karşı verdikleri savunma ise adanın Avrupa tarihindeki yerini belirleyen dönüm noktalarından biri olmuş.

Malta 1964’te bağımsızlığını ilan etmiş. Bugün yaklaşık 426 bin nüfusu var. Resmî diller Maltaca ve İngilizce. Maltaca kulağa biraz farklı geliyor çünkü Arapça kökenli ama Latin alfabesiyle yazılıyor. Sokakta İngilizce konuşarak rahatça iletişim kurabiliyorsunuz; bu da adayı Avrupa’da seyahati en kolay ülkelerden biri yapıyor.

Malta’yı cazip kılan şey sadece tarihi değil. Yılın büyük bölümü güneşli, denizi berrak ve plaj seçenekleri oldukça çeşitli. Kayalık koylar, küçük balıkçı kasabaları ve turkuaz renkli lagünler adanın doğal tarafını oluşturuyor. Ada küçük olduğu için çoğu yerde şehir ve deniz iç içe. Sabah tarihî bir şehirde dolaşıp öğleden sonra denize girmek burada oldukça sıradan bir gün planı.

Kış aylarında ada sakinlerine kaldığında, Malta’nın asıl yüzünü ortaya çıkıyor. O zaman anlıyorsunuz ki burası sadece Avrupalıların güneş aradığı bir kaçış noktası değil, kendine özgü kimliği olan, dirençli bir kültür. Balık pazarından yükselen sesler, kahvehanelerde süren siyasi tartışmalar ve her köşe başındaki kiliselerden çalan çanlar; Malta’nın turistik vitrininin arkasında yaşayan gerçek hayat bu.

Benim için Malta’nın en ilginç tarafı şu oldu: tarih ve günlük hayatın yan yana akması. Valletta’nın dar sokaklarında yürürken bir yanda barok saraylar, diğer yanda günlük hayatın akışı devam ediyor. Küçük kafeler, mahalle kiliseleri ve balık pazarları adanın turistik yüzünün arkasında hâlâ yaşayan bir kültür olduğunu gösteriyor.

İkinci gelişimde adayı daha geniş gezince bunu daha iyi fark ettim. Gozo, Mdina ve Marsaxlokk gibi yerler Malta’nın sadece başkentten ibaret olmadığını gösteriyor. Ada küçük ama karakteri güçlü. Belki de Malta’yı özel kılan şey tam olarak bu: binlerce yıllık tarihin hâlâ gündelik hayatın içinde görünür olması.

Malta’yı özel kılan şey tam olarak bu:
Binlerce yıllık tarih ile günlük hayatın hâlâ yan yana akabiliyor olması.
Valletta’nın dar sokaklarında yürürken, bir yandan da Akdeniz’in mavisini hep görüş alanında tutması.

MALTA’YA GİTMEK İÇİN NE GEREKİYOR
🛂 Malta Avrupa Birliği üyesi – ya Yeşil Pasaport gerekli ya da Schengen vizesi almalısınız. İlk kez Schengen vizesi alacaksanız Schengen Vizesi Nedir ve Schengen Vizesi Nasıl Alınır yazılarım yol gösterecek. Vize Nedir ve Vize Ücretleri konularında da detaylı bilgiler var. Yurt dışına çıkarken yurtdışı çıkış harcı ödeyeceksiniz. Verimli bir Malta seyahati için Seyahat Rehberi kategorisindeki yazılarım işinize yarayacak.


Malta’da Nerede Kalınır? 🏨

Malta seyahatinizde bölge seçimi, aslında tatilden ne beklediğinizle doğrudan ilgili. Eğer vaktiniz kısıtlıysa (3 günden az), zaman kaybetmemek için kesinlikle Valletta derim. Ama bütçeniz kısıtlıysa veya “sabaha kadar eğlenmek istiyorum” diyorsanız rotayı biraz yana kaydırmak gerekiyor.

🏛️ Valletta: Tarihin Kalbinde Uyanmak: Şehrin ruhunu iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız Valletta rakipsiz. Akşamları sokaklara taşan caz tınıları ve asırlık binalarıyla burası bir masal gibi.

⛵ Sliema: Hareket, Deniz ve Uygun Fiyat: Valletta’nın tam karşısında yer alan Sliema, adanın en popüler ve modern bölgesi. Hem ulaşım çok kolay hem de restoran/kafe seçenekleri sonsuz. Üstelik oteller Valletta’ya göre çok daha bütçe dostu.

💃 St. Julians & Paceville: Gece Hayatının Merkezi: “Benim için uyku ikinci planda, eğlence nerede?” diyorsanız doğru yerdesiniz. Paceville bölgesi, gece kulüpleri ve hostellerle dolu. İlk gidişimde ben de bu hareketin içindeydim.

* Linkler yoldaolmak.com affiliate (Booking.com) kodunu içeriyor. Rezervasyon yapmanız durumunda komisyon kazanabilirim. Sizi etkilemez.


Malta’ya Nasıl Gidilir ✈️

Malta’ya ulaşmanın en kolay yolu uçak. Adadaki tek uluslararası havalimanı Malta International Airport (MLA) ve başkent Valletta’ya yaklaşık 8 km uzaklıkta. İstanbul’dan Türk Hava Yolları ile direkt uçuşlar var ve yolculuk yaklaşık 2 saat 25 dakika sürüyor. Her iki uçuşumu da THY ile yaptım. Avrupa’nın birçok şehrinden de Malta’ya düzenli uçuş bulunuyor.

Direkt uçuş bulamazsanız Roma veya Atina aktarmalı seferler en sık kullanılan alternatifler. Özellikle Avrupa içinden düşük maliyetli havayolları ile Malta’ya uygun fiyatlı bilet bulmak mümkün. Bilet fiyatları sezon ve kampanyalara göre ciddi şekilde değişebiliyor, bu yüzden erken rezervasyon genellikle daha avantajlı.

Havalimanından şehir merkezine ulaşım oldukça kolay. X4 numaralı otobüs Valletta’ya, X2 hattı ise St. Julian’s ve Sliema’ya gidiyor. Taksi ile şehir merkezine ulaşım ise ortalama 20 dakika sürüyor.

Malta’ya ulaşım seçeneklerini, en ucuz uçak bileti yöntemlerini ve havalimanı transfer detaylarını 👉 Malta’ya Nasıl Gidilir yazısında daha ayrıntılı anlattım.


Malta Gezilecek Yerler 📌

Malta, küçük ada kimliğine aldanmayın – bu kireçtaşı yarımadanın her köşesinde 5 bin yıllık bir hikaye bekliyor. Valletta‘nın dar sokaklarında yürürken ayaklarınızın altında hissettiğiniz taşlar, Şövalyeler döneminden kalma. Mdina’nın sessizliği ise Orta çağ atmosferini soluk alır gibi yaşatıyor. Her şehrin kendine özgü dokusu var; kimisi limanın tuzlu rüzgarıyla besleniyor, kimisi tepelerin üzerinden Akdeniz’e bakar durur.

Görünüşte küçük olsa da Malta ayakları yere basan gezgin planı gerektiriyor. Her köşede bir katedral, her kayalığın altında bir katakomb çıkıyor karşınıza. Üç gününüzü Valletta’ya ayırırsanız şehrin ritmini tutturabilir, St. John Katedrali‘nin altın duvarlarında kaybolabilirsiniz. Dördüncü gününüzü Mdina ve Marsaxlokk‘a ayırın – biri sessiz şehir, diğeri balıkçı teknelerinin rengarenk dansı.

Fazladan vakit bulursanız Gozo adası tam bir gün gerektirir. Ġgantija tapınaklarının 5 bin yıllık taşları, Stonehenge’den bile eski hikayeler anlatıyor. Blue Grotto ve Hagar Qim rotasını da atlayamazsınız – Malta’nın arkeolojik zenginliği insanı şaşırtacak kadar derin.

Games of Thrones sayesinde tanınan Malta’da St. Jean Şövalyelerinin mirası her yerde görülüyor. Valletta’nın karşısındaki üç şehir bölgesi – özellikle Birgu ve St. Angelo Kalesi – surlarla çevrili eski dünyanın tadını veriyor. Sahil kenarında oturup bir Malta birası içerken, bu küçük adanın Osmanlı kuşatmasına nasıl dayandığını düşünüyorsunuz.

Comino’daki Blue Lagoon ve Crystal Lagoon, Akdeniz’in en berrak sularını sunuyor. Mellieha plajı uzun kumsal arayanlar için, Ghajn Tuffiena körfezi ise saklı koy sevenlerin tercihi. Adrenalin tutkuları için yamaç paraşütü, tüplü dalış imkanları var. Malta’nın Akdeniz’in en iyi dalış noktalarından biri olduğu söyleniyor – ben dalmadım ama sular gerçekten kristal gibi.

📌 Kemal’in Notu: Malta hakkında daha ayrıntılı bilgiler, güncel gezi önerileri ve yerel detaylar için maltatatili.com sitesine de göz atabilirsiniz. Adada yaşayanların deneyimlerine dayanan içerikler, özellikle seyahat planı yaparken faydalı oluyor


1. Valletta – Şövalyelerin Başkenti Ve Malta’nın Kalbi

Valletta, Malta gezinizde ayaklarınızın ilk kez bastığı toprak olmalı. Adını Jean Parisot de la Vallette’den alan başkent, 1565 Osmanlı kuşatmasından sonra sıfırdan planlanmış. 2018’de Avrupa Kültür Başkenti olan şehir, 450 yıllık tarihi boyunca aldığı darbeleri taşlarda saklıyor.

UNESCO listesindeki şehir, kayalık yarımada üzerine her detayı hesaplanarak kurulmuş. İlk adımda şehrin geometrik düzenine hayran kalıyorsunuz, sonra ara sokaklarda Malta yaşamının gerçek ritmini keşfediyorsunuz. Sarı kireçtaşından yükselen binalar, yeşil, mavi ve bordo cumbalı evler arasında inişli çıkışlı yolculuk keyifli.

Triton Çeşmesi’nin olduğu meydandan şehir kapısına girdiğinizde, önünüzde uzanan Republic Street boyunca tarihin katmanları sıralanıyor. Sağda II. Dünya Savaşı kalıntıları üzerine kurulmuş açık hava tiyatrosu, solda İspanyol şövalyelerin hanı Auberge de Castille – artık başbakanlık binası olmuş.

Şövalyeler Sarayı‘nda dünyanın en büyük zırh koleksiyonu var. İtalya Aziz Catherine Kilisesi 1576’dan beri Malta İtalyanlarını bir araya getiriyor. Upper Barrakka Gardens büyük liman manzarası için, Lower Barrakka Gardens deniz seviyesinde dinlenmek için ideal.

St John’s Co-Cathedral ayrı bir başlık hak ediyor – Caravaggio’nun tabloları ve altın yaldızlı iç mekan nefes kesici. Ulusal Savaş Müzesi St. Elmo Kalesi’nde, adanın 1565 kuşatması ve iki dünya savaşındaki rolünü anlatıyor.

Manoel Tiyatrosu 1731’den beri ayakta, Avrupa’nın en eski üç tiyatrosundan biri. Şövalyelerin genç üyelerini beladan uzak tutmak için yapılmış – tuhaf ama işe yaramış.


2. Aziz John Katedrali – Caravaggio’nun Son Sığınağı

St. John’s Co-Cathedral, dış cephesiyle aldatır – mütevazı taş duvarların arkasında Avrupa’nın en zengin Barok iç mekanlarından biri gizli. Mimar Gerolamo Cassar’ın 1572-1577 arası eseri, Malta Şövalyelerinin gücünü taşa işlemiş.

Kapıdan içeri adım attığınızda altın yaldızların parıltısı gözlerinizi kamaştırıyor. Mattia Preti’nin üç boyutlu mermer çalışmaları, oymalı duvarları, tonozlu tavanları – her şey Malta taşının üzerine sanat katmanları eklenerek yaratılmış. Yer bile renkli mermerlerle döşenmiş, ayaklarınızın altında şövalyeler uyuyor.

Asıl hazine Caravaggio’nun en büyük eseri: ‘Vaftizci Yahya’nın Boynunun Vurulması’. 1608 tarihli tablo, ressamın Roma’da cinayet işleyip Malta’ya sığındığı dönemde yapılmış. Şiddet ve ölüm korkusunu yansıtan karanlık kompozisyon, bazı uzmanlar tarafından insanlık tarihinin ilk on şaheseri arasında sayılıyor.

Kiliseye giriş 12€, pazartesi-cuma 09.30-16.30, cumartesi 09.30-12.30 arası açık. Pazar günleri kapalı. Üst kattaki balkona çıkmayı unutmayın – oradan katedralin ihtişamını daha iyi kavrayabilirsiniz.


3. Upper Barrakka Gardens – Büyük Liman’ın Balkonu

Upper Barrakka Gardens

Upper Barrakka Gardens, Valletta’nın nefes alma noktası. 1560’lı yıllardan kalma bahçe, bir zamanlar St. John Şövalyelerinin dinlenme alanıydı, 1800’de halka açıldı. Teraslı kemerleri 1661’de İtalyan şövalyesi Fra Flaminio Balbiani yapmış – zarafeti hala duruyor.

Bahçede Gerald Strickland, Sir Thomas Maitland ve Winston Churchill’in heykelleri var. Antonio Sciortino’nun Les Gavroches (sokak çocukları) heykelinin kopyası parkın karakterine uyuyor. Barrakka asansörü ile sahil seviyesine inip çıkabilirsiniz.

Her gün saat 16.00’da top atma gösterisi düzenleniyor – turistik ama etkili. Gün batımı saatlerinde buraya gelmeyi deneyin; Grand Harbour üzerinden güneşin kaybolması, Malta’nın en güzel anlarından biri. Bahçe 07.00-22.00 arası açık, haftanın 7 günü, ücretsiz.


4. Azize Catherine Şapeli – İtalyan Cemaatinin Kalbi

St. Catherine of Italy

St. Catherine of Italy, 1576’da St. John Şövalyeleri tarafından Malta’daki İtalyan topluluğu için inşa edilmiş. 17. yüzyılda genişletilen kilise, 2001-2011 arasında kapsamlı restorasyon geçirmiş – eski parlaklığına kavuşmuş.

Mattia Preti’nin Malta’ya geldiği dönemde kiliseye bağışladığı ‘Azize Katerina’nın Şehadeti’ tablosu, kilisenin en değerli hazinesi. Kubbedeki freskler de onun eseri. Gri ve altın yaldızlı sıva süslemeleri dünyada benzersiz – üslup bakımından hiçbir yerde böylesini göremezsiniz.

Kilise pazartesi-cumartesi 09.00-17.00 arası açık, pazar kapalı. Giriş ücretsiz – Malta’daki çoğu kilise gibi alçakgönüllü.


5. Lower Barrakka Gardens – Deniz Seviyesinde Sakinlik

Lower Barrakka Gardens, Upper Barrakka’nın deniz seviyesindeki kardeşi. Büyük Liman ve dalgakıran manzarası daha yakın, daha samimi. Merkezindeki neoklasik tapınak ve Sir Alexander Ball anıtı, bahçenin tarihsel derinliğini hatırlatıyor.

1956 Macaristan devrimi, Prag baharı, Giuseppe Garibaldi ve Avrupa Birliği’nin 50. yıldönümüne adanmış hatıra plaketleri var. Yakınındaki Siege Bell War Memorial savaş anıtı ile birlikte düşünülmüş bir alan – Malta’nın acı ve zafer dolu geçmişini yansıtıyor.


6. Büyük Liman – Malta Tarihinin Kalbi

Grand Harbour, Malta’nın tüm dramını yaşamış waters. 1565 Osmanlı kuşatmasının ana merkezi, II. Dünya Savaşında bölge tarihini değiştiren olayların sahne olduğu liman, İngiltere Kralı’nın Cesaret Madalyası ile onurlandırılmış.

1970’lere kadar İngiliz Kraliyet Donanması burada üs kurmuş. Savaş sırasında hasar gören gemiler bu limanda tamir edilirmiş – Müttefik Kuvvetler’in zaferi için kritik rol oynamış. Dünyanın en büyük surlarına sahip liman çevresi, yürüyüş ve bisiklet yolları ile Akdeniz havasını sonuna kadar solumanızı sağlıyor.


7. Mdina – Sessiz Şehir Ve Zaman Kapsülü

Mdina, Malta’nın eski ruhu burada yaşamaya devam ediyor. Valletta’dan 13 km uzaktaki bu ‘Silent City’ Bronz Çağı’ndan bu yana askeri merkez olmuş. 1565 Osmanlı kuşatması sırasında başkentken, sonra önemini yitirince adeta zamanda donup kalmış.

Barok tarzındaki Mdina Gate‘den içeri girdiğinizde, Malta asil ailelerinin atalarına ait evler arasında labirent sokaklar açılıyor. Mardin sokaklarını anımsatan dar yollar, kireçtaşı duvarlarda yansıyan ışık oyunları – rastgele yürümek buradaki en doğru strateji.

Vilhena Sarayı 1728’den beri National Museum of Natural History olarak hizmet veriyor (5€). St. Paul’s Cathedral tüm Malta kiliselerinin anası sayılıyor – Malta Başpiskoposu burada dini törenleri yapıyor. İbadet için giriş ücretsiz, turistik ziyaret müze ile birlikte 10€.

St. Paul Müzesi‘ndeki koleksiyonda dönem tabloları ve mobilyalar var. Knights of Malta Müzesi şehrin hikayesini anlatıyor. Bastion Meydanı‘ndan ada manzarası harika, Howard Gardens dinlenme için ideal.

Akşam aydınlatma yok ama restoranlar kaliteli yemek sunuyor. Havalimanından X3 ve 201 No’lu, Valletta’dan X3, Sliema’dan 203 No’lu otobüslerle ulaşım var.


8. Birgu ve St. Angelo Kalesi – Kuşatmanın Tanığı

birgu

St. Angelo Kalesi, Grand Harbour’ın merkezinde, Birgu semtinde yükseliyor. Orta çağda Castrum Maris adıyla bilinen kale, 1530’larda St. John Şövalyeleri tarafından yeniden inşa edilmiş. 1565 Malta kuşatmasında adanın kaderini belirleyen stratejik nokta burası.

1690’da son halini alan kale, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar aldıktan sonra restore edilmiş. 1998’den beri UNESCO Dünya Kültürel Mirası Geçici Listesi’nde bekliyor. İçeride 1574-1798 arası Malta Engizisyonunun merkezi olan Inquisitor’s Palace ve Malta Denizcilik Müzesi bulunuyor.

Kale pazartesi-pazar 09.00-17.00 arası açık, bilet satışı 16.30’da bitiyor. Giriş 8€, 12-17 yaş 5€, 6-11 yaş 3€. 24, 25, 31 Aralık ve 1 Ocak kapalı.


9. Rabat – Roma Kalıntıları Ve Yeraltı Mezarları

Malta gezilecek yerler

Rabat, antik başkent Mdina’nın hemen yanında, Roma İmparatorluğu’nun Melita şehrinin kalıntıları üzerine kurulmuş. Fransiskenler, Dominikenler ve Augustinciler gibi dini tarikatların yüzyıllarca yerleştiği bölge, günümüzde adanın ticaret merkezi olmuş.

Roma Villası (Domus Romana) sadece Rabat’ta değil, tüm Malta’da görülmesi gereken en önemli Roma yapısı. Zemin mozaikleri iyi korunmuş durumda. St. Paul Yeraltı Mezarları MS 3. yüzyıldan kalma heybetli yeraltı galerileri – 30 kadar mezar odasına bölünmüş.

Aziz Paul’un gemi kazası sonrası bu yeraltı mezarlıklarında saklandığı söyleniyor. St. Paul Kilisesi 17. yüzyıl yapısı, etkileyici mimarisi var. Wignacourt Collegiate Museum Kartaca’dan Roma’ya kadar farklı dönem kalıntılarını sergiliyor.

Saint Paul Kilisesi’ne bakan bar veya restoranlardan birinde mola vermek keyifli – Rabat’ın ritmini orada yakalayabilirsiniz.


10. Popeye Village – Masal Köyü Film Seti

Popeye Village (Sweethaven Köyü), Mellieha’ya 3 km mesafede Anchor Koyunda yer alıyor. 1980’de Robin Williams’ın başrolde oynadığı Temel Reis filmi için 7 ayda inşa edilmiş – Hollanda’dan ahşap, Kanada’dan çatı malzemeleri getirilmiş.

7 bin 500 litre boya kullanılarak renklendirilen ahşap evler, filmden sonra müze ve eğlence merkezine dönüştürülmüş. Turistik ama çocuklar için eğlenceli, yetişkinler için nostaljik bir yer.

Kış dönemi (Kasım-Mart) 09.30-16.30, yaz dönemi (Nisan-Kasım) 09.30-19.00 açık. Haftanın 7 günü ziyaret edilebiliyor. Giriş 15€, çocuklar 12€.


11. Marsaxlokk – Küçük Balıkçı Köyü

Marsaxlokk, Malta’nın görsel kimliğini belirleyen balıkçı kasabası. Valletta’dan otuz dakikalık otobüs yolculuğuyla ulaşılan köyün limanında rengarenk balıkçı tekneleri sıralanıyor – kartpostal manzarası klişe diyebileceğiniz kadar güzel.

MÖ 900’de Fenikeliler burayı ticaret limanı olarak kullanmış. Bugün turistler canlı pazarda tur atmak, teknelerin kenarında yürüyüş yapmak ve sahilde sakin öğle yemeği için geliyor. Doğal yapısını kaybetmemiş nadir yerlerden.

Akdeniz mutfağının temel malzemeleri – deniz ürünleri, domates, zeytinyağı, zeytin burada en taze halinde. Lampuka (Akdeniz lüferi) kış aylarında denenmeli. En iyi balık restoranları burada, tavşan eti de yerel lezzetlerden.

Her gün kurulan pazar hediyelik eşya aramak için uygun. Yakındaki St Peter’s Pool doğal yüzme havuzunu andıran muhteşem bir plaj – Marsaxlokk ziyaretinin bonus’u.


12. Blue Grotto – Mavi Işığın Dansı

blue grotto

Blue Grotto, Malta’nın güney kıyısında 7 farklı mağaradan oluşan doğa şaheseri. 1950’lerde İngiliz askeri keşfetmiş, ünü Avrupa’ya yayılmış. 30 m yüksekliğindeki ana kemer, Balayı, Kedi ve Yansıma mağaralarıyla birlikte etkileyici bir sistem oluşturuyor.

Güneşli günde beyaz kumlu deniz tabanından yansıyan ışık, mağaraları parlak mavi tonlarda aydınlatıyor – doğanın kendi ışık şovu. Wied iz-Zurrieq izleme noktasından manzara güzel ama tekne turuyla içeri girmek daha etkili.

Comino’daki Blue Lagoon ile karıştırmayın – bu başka bir yer. Yılda 100 bin kişi ziyaret ediyor, dalış ve şnorkelli yüzme için popüler. Tekne gezileri Zurrieq köyünden kalkıyor. Valletta’dan Route 74 otobüsüyle 30 dakika, Panorama durağından 10 dakika yürüme.

Bilet fiyatı 8€. Hagar Qim tapınaklarıyla aynı rotada değerlendirebilirsiniz.


13. Hagar Qim-Mnajdra Tapınakları – Megalitik Tapınak Kompleksi

Hagar Qim-Mnajdra, 1992’de UNESCO listesine giren MÖ 3600-3200 tarihli megalitik tapınak kompleksi. ‘Ayakta duran kayalar’ anlamındaki Hagar Qim, Qrendi kasabası yakınında, Malta’nın en zengin arkeolojik miraslarından biri.

Kanıtlar Scilly’den gelen taş devri insanlarının inşa ettiğini gösteriyor. MÖ 3600-3200 arasında inşa edilen ana tapınak ve sonradan eklenen 3 yapıdan oluşuyor – Stonehenge’den daha eski. Bu küçük, kurak adada neden bu kadar çok tapınak olduğu hala gizemini koruyor.

Mnajdra Hagar Qim’den 500 metre aşağıda, deniz kıyısında yer alıyor. Küçük Filfla Adası’na bakıyor. Çok sayıda odası, yer döşemeleri, devasa kapıları ve taş mobilyalarıyla Malta’nın en popüler tapınaklarından biri.

Ziyaret öncesi 4D video mekanın atmosferini ve kökenini anlamanıza yardımcı oluyor. Valletta’dan arabayla yarım saat. Toplu taşımayla 72 numaralı otobüsle Qrendi’ye, oradan 25 dakika yürüme.

Ziyaret saatleri 09.00-17.00, haftanın 7 günü açık. Bilet satışı kapanıştan yarım saat önce bitiyor. Giriş 10€, 12-17 yaş 7,50€, 6-11 yaş 5€.


14. Tarxien Tapınakları – Dört Megalitik Kardeş

Tarxien, 1913’te çiftçilerin keşfettiği dört megalitik tapınaktan oluşan dev kompleks. İlk kazılar 1915-1919’da gerçekleşmiş. İnsan kalıntılarının bulunduğu tapınaklar, bölgedeki insanlık tarihine ışık tutuyor. Malta’nın en büyük ve karmaşık tarih öncesi sitesi, UNESCO listesinde yer alıyor.

Tarxien köyü merkezinde, Ħal-Saflieni Hypogeum‘unun 400 metre doğusunda. MÖ 3800-2200 arasında inşa edilmiş, MÖ 2400-1500 arasında yeniden kullanılmış. Dört tapınaktan üçü beş apsisli plana sahip, merkezi tapınak altı apsisiyle benzersiz.

Kabartmalardan yapının hayvan kurban edilen dini merkez olduğu düşünülüyor. MÖ 2400-1500 arası Tunç Çağı ölü yakma yeri ve mezarlığı olarak kullanılmış. Tapınağın asıl amacı ve kullanım şekli gizemini koruyor.

Pazartesi-pazar 09.00-17.00 arası açık. Bilet gişesi kapanıştan yarım saat önce kapanıyor. Giriş 6€, 12-17 yaş 4,50€, 6-11 yaş 3€.


15. Hal Saflieni Katakompu – Dünyanın En Eski Yeraltı Tapınağı

Ħal-Saflieni Hypogeum, piramitler ve Stonehenge’ten bile eski – dünyanın en sıra dışı yeraltı komplekslerinden biri. 1902’de Paola’da, Valletta’nın Büyük Limanı’na bakan tepede keşfedilmiş.

Üç seviyeye yerleştirilmiş kaya kesimli odalardan oluşan komplekste, bin yıllık süreçte 7 bin insanın gömüldüğü tahmin ediliyor. MÖ 3300-3000 tarihli kırmızı aşı boyalı duvar resimleri, Malta Adaları’ndaki en eski ve tek tarih öncesi resimler.

En yeni kalıntılar erken Tunç Çağı dönemine (MÖ 1500) ait. Süslenmiş bloklar ve figürinler Valletta Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Gelecek nesillere ulaşması için günlük 8 saat, saatte en fazla 10 kişi ziyaret edebiliyor.

Ziyaret saatleri 09.00-17.00, haftanın 7 günü açık. Rehberli turlar 09.30, 10.30, 13.30, 14.30, 15.30’da, 20 dakika süriyor. Giriş 35€, 12-17 yaş 20€, 6-11 yaş 15€, rehberli tur 40€.


16. Gozo – Kırsal Malta Ve Zaman Yolculuğu

Gozo, Malta’nın kuzeyinde, yarım saatlik feribot yolculuğuyla ulaşılabilen ikinci büyük ada. 34 bin kişinin yaşadığı Gozo’da büyük şehir yok, trafik sıkışıklığı yok – sadece kilise meydanları, kristal berraklığındaki sular ve yavaş tempo var. Malta’nın yakın geçmişteki halini gözler önüne seriyor.

En az 1 gün, tercihen 2 gün ayırın. Başkent Victoria (Rabat) ile başlayın – adanın coğrafi merkezi ve kültürel kalbi. Citadella tepedeki küçük burç şehri, yakın zamanda tamamen yenilenmiş. Kale surlarından 360° manzara harika, kırsal alanların, köylerin panoramik görüntüsü.

Citadella’ya giriş ücretsiz. İçindeki Barok Varsayım Katedrali küçük ücretle ziyaret edilebiliyor. Katedral Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve yerel yaşam için Folklor Müzesi seçenekler arasında.

Ggantija, 5 bin 500 yaşında Malta’nın en eski ve büyük megalitik tapınağı. Maltaca’da ‘dev’ anlamına geliyor – bazı kayaların 5 ton ağırlığında olması nedeniyle Gozolular ancak devlerin taşıyabileceğine inanmış. Bugün bile kayaların oraya nasıl geldiği tam bilinmiyor.

Dwejra‘da ünlü Azure Window 2017’de çöktü ama bölge hala görülmeye değer. Kristal berraklığındaki sular ve tuhaf kaya oluşumlarıyla şnorkelli yüzme ve dalış için popüler. Ramla Koyu ve Tal Mixta Mağarası da rotaya dahil edilmeli.

Gozo’da kredi kartı yaygın değil, yanınızda nakit bulundurun. Keçi sütünden karabiberli peynir, makarna ve Malta ketçabı denemeye değer.


17. Comino ve Mavi Göl – Kartpostal Cennet Adası

Comino, Malta ve Gozo arasındaki küçük ada. Deniz, kum, güneş için trafik ve gürültü derdi olmayan yer. 1 günde gezilebilen adada küçük şapel, korunmuş kale ve kristal berraklığındaki Blue Lagoon (Mavi Göl) bulunuyor.

Beyaz kumlar ve kartpostal görünümündeki deniz mavisi ile Blue Lagoon, Malta turizminin simgelerinden biri haline gelmiş. Feribotla geçiş var, birbirinden güzel plajlarıyla büyüleyici bir yer.

1980’den beri UNESCO listesindeki Tarxien Tapınakları, Malta Milli Kütüphanesi ve Arkeoloji Müzesi şehirdeki diğer görülecek yerler arasında. MÖ 3150’ye uzanan 4 megalitik tapınaktan oluşan Tarxien, Malta’nın en büyük tarih öncesi yerleşimi.


Malta’da Ne Yenir, Nerede Yenir 🍽️

Malta mutfağı, yabancılık çekmeden adapte olabileceğiniz türden. Akdeniz etkisi baskın; zeytinyağı, domates, patates ve deniz ürünleri sofranın temelini oluşturuyor. Bu yüzden ilk günlerde “ne yesem” stresi pek yaşanmıyor. Deniz ürünü denemek isteyenlerin yolu mutlaka Marsaxlokk balıkçı köyüne düşmeli. Özellikle kış aylarında çıkan lampuka (Akdeniz lüferi), Malta mutfağının en karakteristik tatlarından biri.

Balık restoranları taze ürün ve sade pişirme anlayışıyla öne çıkıyor. Geleneksel Malta yemekleri genelde balık ve sebze ağırlıklı. Lampuki pie (balık böreği), bragioli (zeytinyağlı dana eti), kapunata (sebze yemeği) ve keçi ya da koyun sütünden yapılan gbejniet peynirleri en bilinen örnekler. Tavşan eti de yerel mutfakta sıkça kullanılıyor; denemek isteyenler için farklı bir tecrübe.

Gozo Adası’nda ise daha yerel tatlar öne çıkıyor. Keçi sütünden yapılan karabiberli peynirler, ev yapımı makarnalar ve Malta’ya özgü ketçap burada daha kolay bulunuyor. Gozo mutfağı, ana adaya kıyasla daha sade ve yerel.

Restoran çeşitliliği açısından Paceville bölgesi oldukça zengin. Akdeniz, İtalyan ve Ortadoğu mutfağının yanı sıra dünya mutfağından birçok seçeneği bir arada bulmak mümkün. Sushi ve noodle konseptiyle öne çıkan Hugo’s Lounge, daha sakin bir akşam yemeği arayanlara hitap ediyor. Daha pub tarzı bir ortam isteyenler için Ryan’s Irish Pub iyi bir alternatif.

Özellikle maç günlerinde kalabalık oluyor. Guinness eşliğinde yemek yiyip vakit geçirmek isteyenlerin uğrak noktası. Biraz daha şık bir atmosfer arayanlar için Quarterdeck Cocktail & Wine Bar, Portomaso Marina manzarasıyla öne çıkıyor. Hilton Oteli bünyesindeki bu mekân, Malta’da daha rafine bir akşam geçirmek isteyenler için uygun.

Malta’da yemek deneyimi genelde iddiasız ama tatmin edici. Gösterişli tabaklardan çok, taze ürün ve sade lezzet ön planda. Bu da adanın genel ruhuyla oldukça uyumlu.


MALTA’DA NE ALINIR
🛍 Malta alışveriş turizmiyle de öne çıkan bir ülke. Fiyatlar genel olarak Avrupa ortalamasında olsa da ülke, yerel ve otantik hediyelik eşyalar konusunda sayısız seçenek sunuyor. Malta’nın yerel makarnası, zeytinyağı, şarap çeşitleri, ketçabı, peynir çeşitleri de ülkeye ait bir şeyler satın almak isterseniz alışveriş alternatifleri arasında.

Ülkenin en büyük alışveriş merkezi The Point Shopping Mall başta olmak üzere Gozo’daki Rabat Arkadia ve The Duke alışveriş merkezleri, Sliema – Plaza Alışveriş Merkezi, Tumas Fenech Caddesi, Valley Road ve Bisazza Caddesi’nde çok sayıda yerel ve uluslararası markanın mağazaları bulunuyor.


Malta Gece Hayatı

🌟 Malta gece hayatı beklenenden çok daha hareketli. Güneş battıktan sonra ada başka bir ritme geçiyor. Yaz boyunca hemen her kasabada düzenlenen yerel festivaller, Maltalıların eğlenceyi ne kadar ciddiye aldığını açıkça gösteriyor.

Gece hayatının merkezi ise tartışmasız St. Julian’s. Özellikle Paceville bölgesi, sabaha kadar açık kulüpleriyle dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerin ve genç gezginlerin buluşma noktası. Yan yana dizilmiş barlar, kulüpler ve kafeler sayesinde bir mekândan diğerine geçmek oldukça kolay.

Bay Street, açık hava alışveriş merkezi görünümünde ama gece olunca eğlencenin kalbi. Footloose, Hugo’s ve Havana en popüler kulüpler arasında. Özellikle hafta sonları içerisi hızla doluyor. Daha klasik bir durak arayanlar için Hard Rock Cafe, biraz daha sofistike bir atmosfer isteyenler için ise Marrakech iyi alternatifler.

Uygun fiyatlı içecek arayanların yolu genelde Big G’s Snackbar’a düşüyor. 5–7 euro aralığındaki kokteyllerle hızlı bir başlangıç yapmak mümkün. Havuz partileriyle öne çıkan Cafe Del Mar Malta ise özellikle Çarşamba ve Cuma günleri, denize karşı eğlenmek isteyenlerin tercihi.

Plush, Paceville girişinde üç farklı konsepte sahip: gündüz-bar havası, lounge atmosferi ve özel organizasyon alanı. Havana Club hiphop ve R&B geceleriyle bilinirken; elektronik müzik sevenler için Cabanas, 80’ler ve 90’lar nostaljisi arayanlar için Flashback öne çıkıyor.

Malta’da gece hayatı tek bir stile sıkışmıyor. Dans etmek isteyen de var, sohbet edip müzik dinlemek isteyen de. Küçük bir ada için seçeneklerin bu kadar fazla olması, Malta’nın sürprizlerinden biri.


Köklü tarihi, tarih öncesi tapınakları, kireçtaşı falezlerle son bulan kayalık sahil şeridi, berrak denizi ve kırmızı-altın renkteki plajları, farklı kültürleri bir araya getiren etnik yapısı, kendine has mutfağı ile Avrupa’nın en çok ziyaret edilen adalarından Malta keşfedilmeyi bekliyor. Farklı beklentilere karşılayan Malta’da deniz-kum-güneş tatilinin yanı sıra sırt çantalı, lüks ya da balayı tatili gibi seçenekler de değerlendirilebilir.

Malta, yaz tatilinde gidebileceğiniz en iyi yaz rotalardan birisi. Şahane plajları, inanılmaz tarihi yerleri, capcanlı gece hayatı ve eğlencesi ile Malta, Akdeniz’in yükselen bir tatil destinasyonu. İster ailecek tatil için gidin, ister lüks tatil veya balayı tatili, isterseniz de İngilizce dil eğitimi için Malta beklentileri tümünü karşılayan bir tatil rotası.