UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Kapadokya, benzersiz doğasıyla birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir yer. Yüzlerce yıldır hoşgörü felsefesinin güncel yaşama nüfuz ettiği bir kültürel bir coğrafya olmuş Kapadokya, farklı inançlardan insanların barış içinde yaşadıkları bir yer. Ürgüp‘e yalnızca 5 km uzaklıkta olan, Sinasos adıyla da bilinen Mustafapaşa Köyü, bunun en iyi canlı örneklerinden birisi.

Yakın dönem Anadolu tarihinde önemli olaylara tanıklık etmiş Mustafapaşa Köyü, 1924’e kadar Türkler ile Ortodoks Rumların bir arada yaşadığı bir Orta Anadolu kasabasydı. Kapadokya içinde görece en az bozulmuş yerlerden biri olan köy, değerli kültürel birikimini hâlâ koruyabilmiş özel bir yer.

Mustafapasa Sinasos

1981’den bu yana turizm merkezi olarak ilan edilen kasabada Kültür Bakanlığı koruması altına alınmış, hemen her biri bir asırlık olan 93 ev, 30′ a yakın kilise ve şapel bulunuyor. Beş vadinin çeperlerine kurulu taş yapıların, muhteşem bir doku sergilediği bu yerleşimde 1924’te yaşanan mübadeleye kadar, 700 civarında taş konak bulunuyormuş.

Ekonomisi, ticaretle uğraşan gayrimüslim tüccarlara dayanan Mustafapaşa, Yunan-Rum kaynaklarda anlatıldığına göre, Müslümanların çoğunlukla zengin Rumlara ev hizmetleri, rençberlik, hayvancılık gibi konularda hizmet verdiği biliniyor. Az sayıda kasaplık, kahvehane işletmecisi ve memurun da olduğu ve iki kesimin asırlarca barış içinde yaşamış.


Osmanlı döneminde Rum nüfusu müslümanlardan fazlaymış. 1924 yılı öncesinde ilginç bir sosyal yapıya sahip olan Mustafapaşa, Osmanlı yönetiminde %80’inin Rum, %20’sinin ise Müslüman olduğu 5000 nüfuslu bir kasabaymış.

Kaynaklara göre, Mustafapaşalılar, güz hasadının ardından evlerinden ayrılıp, iki ila beş yıl İstanbul’a çalışmaya giderler; düğün ve cenaze gibi önemli olaylar dışında, emeklilik zamanına kadar kesin dönüş yapmazlarmış.

kapadokya mustafapaşa
mustafapaşa kapadokya

Keten tohumu, susam yağı ticareti ve İronik bir biçimde, İstanbul’daki havyar üretimi, İstanbul’a gelene kadar denizi tanımayan Mustafapaşalılar’ın tekelinde olmuş hep. Ondokuzuncu yüzyılda kazançlarını artıran Sinasoslular, memleketlerini unutmamışlar, gurbette kazandıkları paralarla, köylerinde kargir ve kayaya oyma kiliseler, büyük konaklar yaptırmışlar.

13. yüzyılda Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Sinasoslu bir aziz kadınla, toplumca da onaylanan bir aşk yaşadığı kaynaklara geçmiş. 1923’teki Lozan Antlaşması ile 1924’de Türkler ve Rumların gözyaşları içinde sarılarak ayrıldıkları halen anlatılıyor.

1924’ten sonra 1800’lerin başında köye su getiren Mustafa Paşa’nın ismi, köy ihtiyar heyetinin kararıyla kasabaya verilmiş. Bu tarihten sonra ise kasabanın demografik yapısı tümüyle değişerek Rumların yerine ise Yunanistan’ın Kastoria şehrine bağlı Jerveni Köyü‘nden gelen muhacirlerin yerleştirildiği bir karma yapıya bürünmüş.

Rumlar’ın terk ettiği evler önce yerli halk tarafından paylaşılmış, ardından yeni gelenler yerleşmiş. Belediyenin kurulduğu 1966’ya kadar muhtarlarla yönetilen Mustafapaşa’da, cehalet ve fakirlik, önemli tahribatların yaşanmasına neden olmuş.

Taşları satılan, doğramaları yakılan Mustafapaşa’daki evlerin yanı sıra bir hamam, bir kilise ve bir okul yapısı, bizzat dönemin muhtarlarının gözetiminde sökülerek satılmak üzere yıkılmış. Ortahisar ve Uçhisar’daki birçok yeni yapının, Mustafapaşa’dan sökülen taşlarla yapıldığı söyleniyor.

ürgüp mustafapaşa
mustafapasa otel

Her ne kadar bir zamanların zenginliğinden geriye, Anadolu’nun o bilinen yoksulluğu kalsa da Mustafapaşa’nın beni en çok etkileyen tarafı köy dokusunun hala kısmen muhafaza edilmiş olması ve kayalara yaslanmış evlerin hala ayakta kalabilmesi oldu.

Eğitim ve sanata büyük önem veren Sinasos’un Rum halkının eserlerine bugün halen terk edilen evlerin duvarlarında rastlanıyor. Rumlar köyde, 2 cemaat kilisesi, 30 civarında şapel ve köy çevresinde yine aynı sayıda kaya-oyma ibadet yeri inşa etmişler.

Konaklar dahil buradaki yapıların çoğu, Ürgüp Loncasına bağlı taş ustaları tarafından yapılmış. Doğal olarak estetiğine hayran kalmamak mümkün değil. Alçak dış kapılardan girilen avlular, daracık sokaklar üzerinde yokuşlarda yan yana dizilmiş kutular gibi duran evlerde bugün yöre halkı yaşıyor.

Konakların ve eski binaların hemen hepsi restore edilmiş ve bölgenin siluetini bozan inşaatlara izin verilmiyor. Özellikle 2003’te popüler televizyon dizisi olan Asmalı Konak’ın burada çekilmiş olmasıyla da halen ziyaretçi alıyor. Restore edilen Asmalı Konak, Old Greek House olarak otel ve restoran olarak hizmet veriyor.

Asmalı Konak
mustafapaşa gezilecek yerler
Mustafapaşa gezilecek yerlerden Aziz Konstantin Kilisesi

Cemaat kiliselerinden Aziz Konstantinos-Eleni Kilisesi bugün de köy meydanının en önemli yapısı. 1840 tarihli, Başmelekler Mikael ve Gabriel’e ithaf edilen Taxiarhes yani Başmelekler Kilisesi ise 20. yüzyılda yıkılmış. Günümüzde Mustafapaşa ve yakın çevresinde 10 civarında kilise saptanabilmiş. Geçmişte köyün merkezinde 30, yakın çevresinde 30 olmak üzere 60’ı aşkın kilise bulunduğunu kaynaklarda geçiyor.

Aziz Nikolaos Manastırı bir kısmı kayalara oyulmuş bir bölümü kesme taştan büyük bir yapı. 19. yüzyılda kasabanın Müslüman ve Hıristiyan halkı için kutsal kabul edilen ve saygı gören yapı, alt seviyede birbirine bitişik dört ayrı mekândan oluşan bir yapı topluluğu. Duvarlarında anıtsal resimlerin yer aldığı manastırda, işlevleri tam olarak saptanamayan iki ayrı seviyede iç içe, üst üste oyulmuş mekânlar bulunuyor.

Kasabadaki en ünlü Osmanlı eseri olan ve 1900 yılında yapılan Mehmet Şakirpaşa Medresesi Mustafapaşa meydanında yer alıyor. Asimetrik U planlı bir yapı olan medresenin giriş kapısı taç kapı şeklinde yapılmış. Bitki ve geometrik süslemelere sahip yapının, yuvarlak kemer üzerinde yedi satırlık mermer kitabesi bulunuyor. Taç kapıdan üstü açık avluya giriliyor ve avlu cephelerinde öğrenci odalarının önünde sekiz kenarlı sütunların desteklediği kemerli revak yer alıyor.

Medresenin hemen karşısında yer alan Cami-i Kebir burada yapılmış en eski cami, Sipahi Cami ve Şeyh Ali Cami Osmanlı döneminde yapılmış diğer camiler olarak gezilebilir.

Mehmet Şakirpaşa Medresesi
Mehmet Şakirpaşa Medresesi

Mimari açıdan Kapadokya bölgesindeki en önemli anıt örneği olan ve 1982’de onarılan yapı, bugün yeni ekleriyle birlikte kültürel-ticari bir merkez olarak kullanılıyor. Kasabamızda halen bulunan dört camiden en eskisi 1601’de yapılan Merkez Cami. Tüm bu yapılar, bir zamanlar bölgede çok dinli ve çok kültürlü bir toplum düzeninin yıllarca barış içinde bir arada yaşayabildiğini gösteriyor.

Yaklaşık 100 metre uzunluğu olan bir alandaki Saklı Vadi diğer adıyla Baltanın Yeri olarak da bilinen konser ve piknik alanı olarak düzenlenen ve bu bölgede oldukça ünlü bir yer. Sahibi Mehmet Balta’nın Gibos Vadisi’nin bir bölümünü yıllarca uğraşarak adeta cennete dönüştürmesiyle burası pek çok konser ve etkinliğe ev sahipliği yapmanın yanında birçok sanatçıyı da ağırlamış. Kasaba meydanından güney batı yönünde yürüyerek ulaşılabilen Saklı Vadide ayrıca kayalara oyulmuş Aziz Grigorios Kilisesi’ni de mutlaka görün.

150 yıllık tarihi bir konağın restore edilmesiyle oluşturulan Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi, Türkiye’nin ilk özel bebek müzesi olma özelliği taşıyor. Yapıldığı dönemden kalan duvar resimleri ve ilginç mimariye sahip bir konakta sergilenen temalı bebeklerin tamamı el yapımı. Kültür Bakanlığına bağlı Özel Müze statüsünde bulunan müzede Türk tarihine ait destan ve efsanelerden Cumhuriyet dönemine kadar olan geçmişin canlandırıldığı kompozisyonlar yer alıyor.

1865’te iki mahalleyi birleştirmek için varlıklı bir kişi tarafından yaptırılan Maraşoğlu Köprüsü’nün hemen yanında bir de yer altı şehri bulunuyor.

Kapadokya-Sanat-Tarih-Muzesi
mustafapaşada nerede kalınır

Ürgüp-Mustafapaşa yolunda Üzengi Vadisi yakınlarında yer alan Gomeda Vadisi, kasabanın batısına düşüyor. Jeomorfolojik açıdan Ihlara Vadisi’ne benzeyen vadi, içinden küçük bir dere ile yamaçlarındaki kilise, manastır ve güvercinliklerden oluşuyor. Bitki örtüsü, ortasından akan küçük deresi ve kayalara oyulmuş Aziz Basil Kilisesi, Aziz Nicola Manastırı ile vadideki diğer kiliseler gezilebiliyor.

Ayrıca kasabaya yaklaşık 5 km uzaklıktaki eski bir yerleşim alanı olan Golgoli Tepesindeki kilise ve çevresindeki kayalara oyulmuş odalar ve ilginç kaya oluşumları da görülmeye değer.

Mustafapaşa Belediyesi, 2000 yılından beri köyün Yunanistan’a göç etmiş Rum hemşerileri ile iletişim halinde, Sinasosluların torunları, Belediye’nin davetiyle her yıl köyü gezmeye geliyorlar.

Mustafapaşa konaklama tavsiyem: Jerveni Butik Otel ve ArnoValley Hotel. Ürgüp’te kalacaksanız Fresco Konakları.

Buraya kadar gelmişken, mutlaka bir aile işletmesi olan Hanımeli Restoran’a da gidin. Ekmekleri, salataları ve mezeleri harika. Annesinin yemeklerini özleyenler ev yemeklerini deneyebilir. Gelmişken testi kebabını bir de burada tadın.

Üstün işçilik ve emekle her detayı düşünülerek usta ellerce ortaya çıkarılmış mimari zenginlikleri görmeye Kapadokya Mustafapaşa‘ya gidin. Ekolojik mimarinin en iyi örnekleri arasında dolaşın. Mustafapaşa’nın yarısını oluşturan muhacirlerin hikâyelerine kulak verin.

💬 DÜŞÜNCELERİNİZİ BENİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın