Luang Prabang, Fransız kolini mimarisi ve Budizm mirasını bir arada karmasının oluşturduğu, UNESCO Dünya Mirası şehirlerden bir tanesidir. Mekong Nehri ile Khan Nehri arasındaki tarihi yarım ada etkileyici atmosferi, her bütçeye hitap eden guest house ve otelleri, enfes menülere sahip birinci sınıf restoranlarıyla Laos’un en çok ziyaretçi alan yerlerinden birisidir.

1975’teki komünist darbeye kadar eski Laos Krallığı‘nın başkenti olan Luang Prabang, kadim ve iyi durumdaki tapınakları, çevrede yapılabilen fil safarileri, şelale ziyaretleri, trekking ve hiking aktiviteleri ile hem bireysel gezginlerin, hem de tur operatörleri ile gezen orta yaş üstü turistlere hitap eden bir şehir. Şehirdeki uluslararası havalimanı nedeniyle birçok yerden buraya ulaşım için direk seferler de olması ulaşımı kolaylaştırmaktadır, ancak karayolu ile şehre ulaşmayı göze alanlar zorlu ve uzun otobüs yolculuklarını göze almalılar.

İlginç kasaba Vang Vieng’de 3 gece kaldıktan sonra gece otobüsüne bilet aldım (130000KIP, 29TL). Yolun bozuk ve virajlı olmasından dolayı, zor ve yorucu bir 8 saatlik yolculuk sonrasında, gece 3 civarlarında Luang Prabang yakınlarında mola verdik.  Şoförümüz bu saate şehre gidersek konaklama bulamayacağımızı istersek mola verdiğimiz yerde otobüste uyuyup günün ilk ışıklarıyla şehre geçebileceğimizi söyleyince kabul ettik. Ben dâhil sadece 3 yolcuyduk zaten. Kalabalık olamaması dolayısı ile koltuklara ayaklarımızı uzatıp uyuduk.

Hava aydınlanmaya başlayınca otobüs bizi şehir merkezine ulaştırdı. Fransız çiftle birlikte otobüs terminalinden Jumboya (3 tekerlekli motorsiklet-tuktuk) atlayıp (15KIP,  3TL) şehirde indik. İndiğimiz yerin hemen yanındaki tapınaktan çıkan turuncu giysiler içeresindeki Budist Rahiplerin (monklar), her sabah olduğu gibi ellerinde, içerisine yemek koydukları kaplarıyla yol üzerinde onlara pirinç ve yemek ikramı için bekleyen halkı kutsadıkları Alms seremonisini izleme şansı yakalamak büyük bir şanstı. Her gün tekrar eden bu seremoniyi izlemek için çok sayıda turist kaldırımda yerlerini almışlardı.

Birkaç guest house ile görüşüp fiyat aldıktan sonra, Mekong Nehri’ne bakan tarihi yarımada üzerinde bulunan ve içerisinde TV’si, sıcak duşu ve büyük bir yatağı olan birini beğenip yerleştim (100000KIP, 23TL).  Bu çevre tamamen daha çok konforlu konaklama imkânı sağlayan çok sayıda otel ve guest houselardan oluşuyor. Konaklamak için en iyi lokasyonlardan biri olduğunu söyleyebilirim.

Biraz dinlendikten sonra bir bisiklet kiralayıp (10000KIP, 2TL) yarımadanın çevresinde dolaşmaya başladım. Her yanda göze çarpan etkileyici ahşap mimarisi ve kocaman ağaçların sıralandığı temiz ve oldukça sakin sokaklarıyla şehir huzurlu bir atmosfer sunuyor. Ahşap oymacılık ürünü hediyelik eşya satan dükkânlar, turizm acenteleri, masaj salonları, kaliteli restoranlar sokaklar boyunca uzanıp gidiyor. Şehrin iki yanını çevreleyen nehirleriyle harika bir gün batımı manzarasına karşı içkilerinizi yudumlamanız mümkün. Doğrusu Asya’da bulunduğum şehirler içerisinde bu atmosfere sahip sadece bir yer görebilmiştim: Bali’nin Ubud. Edindiğim bilgilere göre Tayland’ın kuzeyinde yer alan Chiang Mai’nin de benzer bir atmosfere sahip olacağını tahmin ediyorum.

Şehrin ana caddesi üzerinde bir zamanlar eski kraliyet sarayı olan Haw Kham Sarayı şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Bahçesindeki Budist tapınağı oldukça görkemli olsa da sarayın kendisi oldukça sade ve gösterişsiz. İçeriden görüntü ve video almanın yasak olduğu sarayı (30000KIP, 7TL), terliklerinizi dışarıda bırakıp yalınayak geziyorsunuz. Yine bahçede haftanın birkaç günü akşamları gösteri sunan bir bale salonu bulunuyor.

Gün batımının kızıllığını seyretmek için Mekong Nehri kenarındaki restoranlardan birinde oturup akşam yemeğimi alırken oluşan sapsarı ambiyansa sahip manzarayı izlemek keyifli. Güneş ufuktan bir tepsi görüntüsüyle dağların arkasında kaybolurken her yer altın sarısı renge bürünüyor. Gökyüzü, nehir, ağaçlar ve sokaklar bile!

Gün batımı sonrasında şehrin ana caddesi üzerinde kurulan Night Market hiç kuşkusuz Asya’nın en güzel gece pazarlarından biri. El işi ipek tekstil ürünleri, el oyması ahşap heykeller, resimler, sanat eserleri, süs eşyaları, takı ve hediyelik ürünler, yine içerisinde yılan, akrep veya çiyan olan Lao viskileri ve elbette yiyecekler.

Sokakta kurulmuş küçük tezgâhlarda sandviçten, çöp şişe, balıktan, ızgaraya kadar her şeyi bulabiliyorsunuz. Odun ve kömür ateşinde oracıkta yapılan et, tavuk ve balık ızgaraları bulmak mümkün. Açık büfe tarzındaki onlarca çeşit yemekleri çok ucuza (10000KIP, 2TL) tabağınıza doldurabileceğiniz kadarını alabiliyorsunuz.

Rolling Stones‘un solisti, yetmişli yaşa merdiven dayamış Sir Mick Jagger‘ın, meditasyon için geldiği bu güzelim şehirde insan gün bitmesin, gece bitmesin istiyor.

Gece otobüsleriyle yapılan yolculuklar sonrasında şehirleri keşfetmeyi severim. Eğer perişan düzeyde yorulmadıysanız sabahın o erken saatinde başlayan keşif ve gün o kadar uzun geliyor ki sanki şehirde uzun süredir kalıyormuşsunuz hissi uyanıyor. Öyle bir hisle oldukça yorgun bir bedenle, çoktan uykuya dalmış bir kasabada ben de kendimi yatağıma attım.

Day 573: Laos:6 Luang Prabang, 27 Şubat 2012

3 YORUMLAR

  1. Kemal bey, yazılarınız için teşekkürler. İnanın o kadar çok işime yaradı ki. Hem cesaretlenme hem de uygulama aşamasında 🙂 Burası gerçekten güzel bir şehir, ama giderek fiyatlar yükselmiş herhalde. Turist sayısının artışı fiyatları da arttırmış. Alışverişlerde pazarlık şart. Bir de geleceklere tavsiyem kozmetik ve kişisel bakım ürünlerini mutlaka getirsinler. Ülke koşullarına göre inanılmaz fiyatlar var. Ama insanlar gerçekten çok güzel, temiz ve sıcak. Her şey için sağolun, bir gün karşılaşmak ümidiyle.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!