Nam Ha National Park, Kuzey Laos’ta dağlık bir bölgede yer alan, Asya’nın en dikkate değer ulusal parklarından biri. Laos’un kuzeyindeki Luang Namtha eyaletinde yer alan Nam Ha Ulusal Koruma Bölgesinin yaklaşık %32’sinin bozulmamış veya birincil orman olduğu tahmin ediliyor.

Nam Ha NPA, Luang Namtha’nın 5 km güneyinde yer alıyor. Laos’un en iyi trekking ve ekoturizm destinasyonu olarak kabul edilen milli park sınırları içinde, 2 bin metreyi aşan iki zirve ve düzinelerce nehir ve akarsu yer alıyor.

Luang NamTha Trekking

🧭 Luang Nam Tha National Park’ta trekkinge gidiyorum. Aldığım trekking turu 1 gece konaklamalı 2 günlüktü, ancak benle birlikte tura kayıt yaptıran kişi hasta olunca bana 3 gün 2 gece olan trekking turu önerildi. Grup 7 kişi olunca fiyatı da daha makul (45.0000 KIP, 100TL/2012) oldu ve kabul ettim.

Malta

TripAdvisor’da 1 numara olan The Hiker, trekking, yürüyüş ve kano içeren kombinasyon turlara, ormanda hayatta kalma turları ve minibüsle farklı köylere gidebileceğiniz turlar da olmak üzere 1-5 günlük çok çeşitli turları var. Muhtemelen en pahalı acentelerden biri.

The Last Akha Trails‘in iki günlük trekkinginin maliyeti 8 kişilik bir grup için kişi başı 56 USD. Sadece bir kişiyle yapılan tur için 195 dolar, iki kişilik trek için kişi başı 95 dolar istiyorlar.

Luang Nam Ha National Park, Laos

Nam Ha National Protected Area Safari

Sırt çantamı acenteye bırakıp bizi alan kamyonete atladığımız gibi gezimize başlayacağımız nehrin kenarına geldik. Nehirden karşıya bot ile geçeceğimizi söylemişlerdi. Oysa bot dedikleri birbirine halatlarla bağlanmış bambudan başka bir şey değildi, hoş o da dağılmış durumdaydı. Biz orada beklerken onarmaya çalıştılar, ancak sığ olan nehirden yürüyerek geçmeyi tercih ettik.

Paçaları sıvadık ve biraz güçlü akıntının içerisinden ağır adımlarla karşıya geçtik. Trekkingin daha başlangıçta ilginçleşmeye başlamıştı. Grupta 1 İspanyol, 2 Alman, 2 İsviçreli, 2 Fransız olmak üzere 8 kişiyiz. Kılavuzumuz Sanpet önde biz arkada bambu ormanı arasında yürümeye başladık.

Daha önce hemen her ülkede bambu görmüştüm ama buradaki boyları 20 metreyi bulan bambuları ve muz ağaçlarını görmek şaşırtmıştı beni. Bir arada ne bu kadar bambu ne de bu kadar muz ağacı görmüştüm. Sanpet geçtiğimiz patikalarda bazen durup, ağaçlar ve bitkiler hakkında bilgiler veriyordu. Kimi ağaçların kabuklarını, kimi zaman bitki köklerini, bazen de bitki yapraklarını bize tattırıyordu.

Kimisi baş ağrısına, kimisi mide ağrısına iyi gelirken kimisi cinsel gücü artırıcıydı. Kimisi sıtma tedavisinde kullanılırken, kimisi de yaraları iyileştirmede kullanılıyormuş. Bunları sadece bilgi olarak taşımıyorlar, gündelik hayatlarında sağlık problemleri yaşadıklarında yüzlerini ormana çevirip kendi ilaçlarını doğadan kendileri yaratıyorlar.

Yürüyüş parkuru oldukça kolay sayılırdı. Hemen hemen hiç tırmanma ve kayalık alan olmadığından, serin havaya sahip ormanın içerisinde yürürken hiç zorlanmadık. İlk molamızı parmak kalınlığında akan bir su kaynağının yanında verdik. Kılavuzumuz Sanpet hemen ormanın içerisine dalıp bir süre sonra kucağında bambu ağaç gövdeleriyle geri döndü.

Bambu ağaçlarının gövdelerinin içerisi boş ve her bir düğüm kısmı kapalı şekilde bulunuyor. Bunların kesip tencere niyetine kullandı. İçerilerine su doldurup yakılan ateşin içerisine dik şekilde yerleştirdi. Kalın bambu gövdesi ateşten aldığı ısıyı içerisindeki suya ilettiğinden kısa süre sonra bambu gövdesindeki su kaynamaya başladı. 3 bambu kabımızdan birisine Laos çayı dediği, ağaç kökü koydu.

Diğer ikisine ise hem trekking sırasında, hem de suyun kaynaması esnasında ormana dalıp bulup getirdiği mantarları, bitki kökleri, ve bilmediğimiz birçok şeyi kıyıp kıyıp atıverdi. Közün içerisine de muz ağacı meyvesi tomurcuğunu yerleştirdi. Tomurcuk dediğim şey içerisinde muz meyvesi çiçeğini barındıran ama şekli rokete benzer mor renkli bir şeydi.

Yemeklerimiz hazırlanırken biz hazır olan çayımızı yudumluyorduk. Tadı hakikaten ilginç ve güzeldi. Her birimize birer tane bambu bardağı hazırlayıp, onlarla çay servisini yapmıştı. Sanpet muz yapraklarını katlayıp içlerine bir kürdan saplayıp, yemek yerken kullanacağımız kaşıkları yaptı.

Bir müddet sonra da bir bambu ağacını yatay kesip pişmiş yemeği içerisine koyup servise hazırlayacağı uzun bir tabak yapmıştı. Yine muz yapraklarından birkaçını üst üste katlayıp ateşin közüne yerleştirip içerisine yumurtaları kırdı. Bir süre sonra omletimiz hazırdı. Genişçe muz yapraklarını da yere serip sofra düzenine hazırlamıştı.

Bambu kaplarda pişmiş ve yenmeye hazır yemeklerimiz daha önce yine bambu ağacından yapılmış uzun tabağımıza aktarıldı. Yanında getirdiği yapışkan pirinç pilavından (sticky rice) eliyle parçalar koparıp herkese paylaştırdı. Pirinç ve yumurta dışındaki her şeyi, gerek yürüyüş esnasında gerekse molada gidip ormandan toparlamıştı.

Daha önce katıldığım birçok trekkingde, portörler önceden satın aldıkları yiyecekleri, ateş kurup tencerelerde pişirdikten sonra tabak ve kaşıklarla bize uzatırken, burada her şey verimli doğadan sağlanmıştı. Geride ağaç yaprakları ve közden başka bir artık da bırakmamıştık.

Kullanılan her şey doğanın bir parçası olduğundan doğa da kirletilmiyordu. Böyle bir deneyim dünyada başka nerede karşıma çıkar bilmiyorum ama o an çok yeni şeyler görmüş ve yaşamıştım. Yeni bir deneyimdi.

Geçmişe Yolculuk: Houaixim Köyü

Yürüyüşümüze devam edip, gece konaklayacağımız Houaixim köyüne geçeceğimiz nehre ulaştık. Kılavuzumuz Sanpet karşı kıyıdakilere seslendi. O an orada oynayan çocuklardan 2 kız çocuğu kayığa binip bulunduğumuz kıyıya gelip, bizi karşı kıyıya ulaştırdılar. Hemen nehrin kenarındaki yamaca kurulmuş köyü görmek heyecan verici.

Köydeki çoğu ev tahtalardan yapılmış. Nehir kenarında, evler arasında çocuklar eğlenerek koşuşturuyordu. Domuz yavruları, tavuk ve horozlar, civcivler, köpekler her tarafta karşınıza çıkabiliyor. Bildiğimiz, gözümün önüne gelen köy kavramından uzakta, sanki zaman tünelinden geçip de geçmişe ışınlanmış gibi hissediyorsunuz.

Köyde hoş bir manzaraya sahip bir eve geçtik. Ev derken, içerisinde sadece yatacağımız döşeklerin olduğu büyükçe bir kulübeydi. Köylü kızlardan 2 tanesi evin arka kısmında bulunan mutfak bölümünde yemeklerimizi hazırlarken biz de, yerel halkın yaptığı gibi duş almaya nehre indik.

İşlerini bitiren köy halkı rutin bir seremoni gibi nehre inip temizleniyor. Hava serindi ve su da soğuk sayılırdı. Her birimiz başlangıçta soğuk suya girmekte zorlansak da sonunda bir eğlenceye dönüşmüştü. Banyomuzu yapıp, kurulanıp yakındaki bir evin yemek yapmak üzere yaktığı ateşin başında ısındık.

Köye kadar elektrik direkleri gelmiş olsa da evlerin ancak çok azında elektrik ışıkları yanıyordu. Bulunduğumuz evde elektrik yoktu. Mumlar yakılıp kurulmuş sofrada akşam yemeğimizi yedik. Öğlen yemeğimizin benzeriydi ama bu defa balık da vardı. Yemek sonrası kılavuzumuz Sanpet bize pirinçten yapılan Laos viskisi ikram etti.

Alkol oranının yüksek olduğu hem tadından hem de kokusundan belliydi. Mum ışığı etrafında sohbet edip, daha sonra da iskambil oyunları oynadık. Eğlenceli, çok şey deneyimleyip gördüğümüz uzun bir günün ardından yerlere serili döşeklerimize yerleştik.

20. yüzyıldan geçmişe ışınlanmış, doğayla iç içe, modern dünyadan uzak, cep telefonunun, elektriğin, bilgisayarın, internetin, buzdolabı ve çamaşır makinasının olmadığı bir köyde huzur içerisinde battaniyelerimize sarınıp kıvrılıp uyuduk.

Day 579: Laos:12 Houaixim Village, Luang Nam Tha, 4 Mart 2012

Nam Ha National Park: Nam Khon Village

Luang Nam Tha Trekking rotasında yer alan Nam Khon Village, bu sabah gözlerimi açtığım yer oldu. Gece soğuktu, sabah uyandığımızda da soğuktu, ama güzel uyumuşum. Sabah 8 gibi uyandığımızda köy sisler içerisindeydi. İçerisinde ginger kökleri olan kaynar suya kırılan yumurta ve domates sosu, kahvaltı olarak yapışkan pirinçle servis edildi.

Dün akşam yediğimiz yemeğin aynısıydı oysa ki. Burada kahvaltı da, öğlen yemeği de akşam yemeği de birbirine benziyor, hatta benzemiyor, aynı. Her öğünde yenilen sticky rice, ya yumurtayla ya da köri soslu çorbalarla tüketiliyor.

Namkhon Village, Lao

Hazırlanıp tekrar yola düştük. Nehre paralel tamamen toprak olan yolu yürüdük. Hemen yakında iş makinaları yeni yol çalışmaları yapıyordu. Yürürken 2 gruba bölünmüştük. Biz öndeki grup geçerken çalışmayı durdurdular, çünkü yukarıdan geçtiğimiz yere kayalar düşüyordu.

Diğer grubu görmemiş olmalıydılar ki tam onlar geçerken çalışmaya devam ettiler. Yukarıdan aşağı taşlar ve kayalar savrulurken İkinci grup ciddi bir tehlike atlatıp geri kaçtılar. Neyse ki kimseye bir şey olmadı. Çalışma durduruldu ve diğer gurup da yığılmış taş ve toprağı aşıp bize katıldılar.

Malta

Yoldan sapıp ormanın içerisine daldık. Dünkü geçtiğimiz yerler nasıl tamamen bambu ormanıysa burası da neredeyse tamamen muz ormanıydı. Koca koca muz ağaçlarının arasından geçiyorduk. Daha sonra bambu, muz ve diğer orman ağaçları arasından geçerken şahane doğa ve orman manzaralarına şahit oluyorduk. Kuru mevsimde olmamızdan dolayı güçlü suyu olmayan bir şelalede mola verdikten sonra öğlen bir nehir kenarında mola verdik.

Dün bize akşam yemeği hazırlayan kızlar bizden önce buraya gelmiş ve topladıkları mantar ve bitkileri pişirmeye hazırlanıyordu. Rehberimiz Sanpet yine dünkü gibi ormana dalıp kucağında bambu ağaçlarıyla döndü. Onları kesip yemek pişirmek için kullanılacak şekilde hazırladı. Çayda akan su bambulara konup kaynatılarak, dünkü gibi içerisine mantar, değişik bitkiler ve yumurtalar eklendi. Yine muz yaprakları üzerine kırılan yumurta ateşte pişirilip omlet hazırlandı.

Yemek hazırlanırken biz kamelyanın altında iskambil oyunları oynuyorduk. Yemek sonrası bize yemek hazırlayan kızla ve bize yine köyden bu yana kılavuzluk eden rehbere Sanpet ücretlerini ödeyip gönderdi. Geçilen köylerden kılavuz alınma zorunluluğu varmış. Yolumuza devam edip ormanın derinliklerinden geçtik. Yolumuzdaki patikalar kurmuş ağaç yapraklarıyla dolu olduğundan yürümesi bazen riskli olabiliyor.

Yokuş aşağı inişlerde bazen bu yapraklar ayaklarımızın altından kaydığından düşenlerimiz oluyordu. Yıllar önce Londra’da bir ayakkabı mağazasında kalan son Clark ayakkabısını oldukça ucuza aldığımda, onu bu uzak ülkede ormanda trekking yaparken giyeceğimi kim bilebilirdi. Sağlam ayakkabılarmış.

Akşama doğru, gece konaklayacağımız Namkhon köyüne vardık. Varır varmaz köyde kurulu küçük sahada sadece başınız ve ayaklarınızla oynanan bir voleybol oyunu oynayan çocuklara karıştık. Bizim altmışlı yıllardaki köy çocukları gibiydi hepsi.

Elleri yüzleri kirli, yırtık elbiseler ve kendilerine özgü pantolonlarıyla her biri oldukça sevimli ve bizimle de oldukça eğlenen köy çocukları. Bu köyler ve köy hayatı aslında başlı başına bir yazıyı fazlasıyla hak ediyor.

Kadınların giysileri ise tek tip. Altı dizlerinde biten dar bir pantolonun üzerinde koyu renkli bir entari bulunuyor. Ayaklarında da dizlerine kadar uzanan çorap veya diz bağları bulunuyor. Tarif etmesi zor, ancak fotoğraflardan anlaşılması sanırım daha kolay. Halkın kökeni Moğolistan’dan gelme. Budist olmayıp spritüal inanca sahipler.

Biri iyi, diğer ikisi kötü olan üç adet ruha inanıyorlar. Orman ve nehir ruhları kötü ve ölümcül olabilirken ev ruhunu iyi olarak kabul ediyorlarmış. Köye giriş yapmadan ormanla köy sınırı arasında dikilmiş bir objeyi kılavuzumuz bize tanıtmıştı. Uzun bir sırığın ucunda birbirine geçirilmiş baklava dilimi şeklindeki köşegen obje orman ruhlarının köye girmesini engelliyormuş.

Bu defa farklı farklı evlere yerleştik. Banyo yapmak için bu defa 20 dakika yürüyüş mesafesindeki nehre gittik. Köy çocukları da peşimiz sıra takılıp, nehre kadar bizimle geldiler. Burada banyomuzu yaparken bazılarımızın vücuduna sülük yapıştı. Nereye gitsem böcekler beni bulur, ısırır ama henüz hiçbir sülük kanımı tadamadı, bu açıdan şanslı olsam gerek. Köy içerisinde biraz gezip dolaştıktan sonra akşam yemeği için toplandık.

Benim kaldığım evde bir karı koca ve onların oğlu, gelini ve henüz yeni doğmuş olan bebekleri yaşıyordu. Gelin henüz 17 yaşında olmasına rağmen kucağında bebeğini taşıyordu. Her öğünde yediğimiz yemeğin aynısı, evin hemen girişinde yer alan alanda hazırlandı. Evde kurulu olan ocağın bacası olmadığından tüm duman evin içerisine yayıldığından nefes alması bile zordu. Ocak var ama baca yok!

Bugünkü yürüyüşümüz biraz daha zorlu olduğundan hepimiz erkenden uyumaya geçtik. Daha saat 9 olmamıştı. Bir yandan bebek ağlaması, bir yandan durmadan havlayan evin köpeği, bir yandan da susmak bilmeyen vakitsiz öten horoz sesleri arasında uykuya dalmışım. Hava yine soğuktu.

Day 580: Laos:13 Namkhon Village, Luang Nam Tha, 5 Mart 2012

Luang Nam Tha’ya Dönüş

Laos’un Luang Namtha National Park’ı yakınlarında yer alan Namkhon Köyü’nün sabahında dumanlar içerisinde uyandım. Aşağıdaki mutfakta kahvaltılarımız hazırlanıyordu. Aynı kahvaltı; domates sosu, yapışkan pilav (sticky rice) ve içerisinde ginger ve farklı otların bulunduğu suya kırılan yumurtayla hazırlanan yumurta çorbası. Son 15 gündür yoğun geçen aktiviteler ve yeterince protein alamamam dolayısı ile zayıflamışım.

Namkhon Köyü’nde misafirleri uğurlarken yapılan bir seremoni var. Ortaya bir kürsü, kürsünün üzerine bambudan yapılmış bir sini ve onun da üzerine içerisinde pirinç olan bir tas kondu. Pirincin ortasına yerleştirilmiş bir yumurta ve onun üzerine de beyaz renkli yüzlerce iplikli bir şerit kondu.

Namkhon köylüleri spritüal inançlara sahipler. Bizlerin kötü ruhlardan korunması için dualar edildikten sonra her birimizin koluna beyaz ipliklerden biri bağlandı. Öylece ev halkı ve köylülerle vedalaşıp yine yola düştük.

Sık ormanın içerisinde kâh tepelere tırmandık, kâh bambu ormanından geçtik, kâh nehir yataklarında ilerledik. Bu güzergâhımızda su olmadığından sabahtan hazırlanıp muz yapraklarına sarılmış yemeklerimizi öğlen molasında yedikten sonra tekrar yolumuza devam ettik. Öğleden sonra 3 gibi nihayet gezimizin son bulduğu ana yola yakın bir nehirde mola verdik. Burada duşumuzu alıp bizi almaya gelen kamyonete atladığımız gibi Luang Nam Tha’ya geri dönmüştük.

2 gece 3 gün süren bu eko trekkingden çok keyif almış ekip, acentenin ısmarladığı Beerlao’nun (Loas markası bira) keyfini çıkardık. Trekking sonrası masaj salonuna geçip ilk Laos masajını yaptırdım. Belinizden dizinize kadar uzanan geniş paçalı ve belden bağlanan bir kıyafet giyiyorsunuz.

Thai masajı kadar çok sert olmasa da ona yakın tarzda yapılıyor. Thai masajındaki gibi herhangi bir yağ kullanılmadan kaslarınıza uygulanan sert bir masaj. Daha çok germe ve esnetme üzerine kurulu bir masaj. Üç gündür yorulan kasları dinlendirmek ve gevşetmek için harikaydı.

Akşam yemeği için Night Markete (Gece pazarı) geçtiğimde trekkingde birlikte olduğumuz arkadaşların bazılarıyla karşılaşıp, oturup birlikte yemeğimizi yedik.

Şişte çevrilmiş bütün bir tavuğu yanında salata ve muz kokteyli ile götürdüm. Çevresinde şahane bir doğa barındıran bu sakin ve dingin kasabadan yarın ayrılıp doğuya, Vietnam sınırına yakın Nong Khiaw’a geçeceğim.

Day 581: Laos:14 Luang Nam Tha, 6 Mart 2012

Önceki blog yazısıInto the Wild: Luang Nam Tha
Sonraki blog yazısıPhonsavan Gezi Rehberi
Seyahat Yazarı, Blogger. “Yolda olmak” duygusuna âşığım Aslında veteriner hekimim, ayrıca bilgi yönetimi okudum, marka yönetimi üzerine MBA yaptım. 14 yıl çalıştığım şirketimle yolum 2009'da ayrılınca, tekrar bir işe girmek yerine hayallerinin peşine düşüp, uzak masal ülkesi Yeni Zelanda’ya gittim. 22 ay boyunca ülkeye dönmeden Okyanusya ve egzotik Asya ülkelerinde seyahat ettim. O zamandan bu yana tam zamanlı seyahat edip gezi rehberleri hazırlıyorum.

10 YORUM

  1. Buraya ışınlanmak istiyorum, kalabalıktan, iki yüzlülükten sıkıldım İstanbul’da. Huzur orada olsa gerek.

  2. İnsanın aklı almıyor, ahala bu yüzylda böylesi yaşam olan yerler. hala bozulmamış, kapitalizme yenik düşmemişler demektir. Bizden daha mutlu oldukları kesin.

  3. Pek bir ilginçmiş Kemal Bey, çok hoş. Laos’un bu ücra köşelerine memleketten gitmiş pek yoktur herhalde?

  4. Teknolojinin nimetleri olmasa da doğanın nimetlerinden sonsuz faydalandıkları kesin… Nehirde banyo yapmak enterasan ve eğlenceli olmalı…

    • Doğayla bütünleşmiş bir halk. Öyle ki ilaçlarını doğadan hazırlıyorlar, yiyeceklerini doğadan topluyorlar. Nehirde banyo yapmak eğlenceliydi, ama akşamla birlikte havanın serinlemesiyle keyfini uzun uzun çıkaramadım.

  5. Yazdıkların ve fotoğraflar oradaki yaşamı ve insanları oldukça iyi yansıtıyor… Ev ruhu seni korumuş olmalı sülüklerden… Çocukların çıplak ve doğal halleri de gayet güzel… Basit ama hayatlarından memnun görünüyor insanlar… En çok baca olmayışına ve aynı yemeğin yapılmasına şaşırdım.. Kendileri de devamlı aynı yemeği mi yiyorlar misafir yemeği mi merak ettim doğrusu?

    • Asya’da en güzel şeylerden biri çocuklar ve onaların o harikulade gülümsemesi.
      hani bazen deriz insanlar …. şunu nasıl düşünemez diye, neden bu çileyi çekerler deriz. Ben de orada yemek hazırlanırken oturduğum ateşin başında bunu düşünüyordum duman solurken. Evler ahşap ve çok yağmur yağan bölgeler buralar. Bu düşünmelerinin önündeki engel sanırım.

      Doğrusu sormadım her gün aynı yemeği mi yiyorlar. Haşlama pirinç ana yemek.

  6. Kemal bey, bu turlari nasil programliyorsunuz? Gezdiğiniz yerlerde öneriyorlar mi? Yoksa siz mi buluyorsunuz Gerçekten ilginç ve farkli bir gezi proğramlari. Bu tür gezi düzenlemeleri için ön araştirma yapmiş miydiniz? Aşi oluyor musunuz ? Sivri sinek için ne yapiyorsunuz ? Gerçekten mükemmelin ötesindeki gezi programlari. Yazi ve fotoğraflariniz için sizi tebrik ederim. Iyi gezmeler.

    • Laos’taki eko trekking, gezginlerin ve doğa yürüyüşü tutkunlarının listesinde yer alır. Detaylı bir araştırma yapmıyorum. Her nereye gittiysem oradaki turizm acenetelerinden veya otel çalışanlarından, ne tür aktiviteler yapılabileceğim hakkında bilgi alıyorum. Yine yollarda ve otellerde karşılaştığım diğer gezginler de önemli bilgi kaynağı.

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın