Selanik, herkesin seveceği bir şehir değil. Atina kadar iddialı değil, Santorini kadar turistik de değil. Ama bir kere adım attığınızda, bu şehrin neden Yunanistan’ın en sahici köşelerinden biri olduğunu anlıyorsunuz. İlk kez 2010’da geldiğimde, kordonunda yürürken kendimi İzmir’de sanmıştım. Şimdi, çokça ziyaret sonrasında şunu söyleyebilirim: Selanik, İzmir’in atmosferini taşıyor ama kendi ruhunu da korumuş nadir şehirlerden biri.
Ünlü Yunanlı yazar Despina Pandazis’in dediği gibi, “Selanik, İstanbul’un kızı, İzmir’in ise kız kardeşi.” Bu benzetme boşuna değil. Kordonunda yürürken İzmir’i, Yedikule’sinde dolaşırken İstanbul’u hissediyorsunuz. Yaklaşık 3 bin yıllık geçmişiyle Roma, Bizans ve Osmanlı mirasını bugüne taşıyabilmiş, bunu da gösterişsiz bir zarafetle yapan ender kentlerden.

Şehir kalabalık ama bunaltan cinsten değil. Selanik Üniversitesi sayesinde sokaklarda genç enerji hissediyorsunuz. Okul döneminde bu daha belirgin, yazın ise şehir daha sakin bir nefes alıyor. Akşamları tavernalarda çalan bouzouki sesleri, sabahları balıkçı teknelerinden yükselen deniz kokusu ile karışıyor.
🔥 Açık konuşayım: İlk kez görmüş olmanıza rağmen Selanik size tanıdık gelecek. İzmir’in Kordonunda yürüyor, İstanbul’un balık pazarında alışveriş yapıyor gibi hissedeceksiniz kendinizi. Müzik çalınca sanki Nevizade’de arkadaşlarınızla oturuyormuş gibi, bizim gibi, biz gibi bir sıcaklık uyandırıyor.
Selanik Gezi Rehberi
Selanik, Yunanistan’ın ikinci büyük kenti ve Orta Makedonya’nın nabzının attığı merkez. Sahil şeridindeki canlı yaşam, meydanların tarihin sessizliğinde fısıldadığı hikâyeler ve müzelerin yaşayan belleği, her yaş grubundan gezgini etkiliyor. Sokakları adımlarken hissediyorsun – bu şehir çok şey gördmüş. Her taş, her köşe başı bambaşka bir çağdan kalma izler taşıyor.
MÖ 315’te Makedonya Kralı Kassandros kurdurmuş şehri. İsmini de Kral Philip’in kızı Thessaloniki’den almış. Bu Philip kim derseniz – Büyük İskender’in babası yani. Ailecek iş yapmışlar, önce baba Makedonya’dan tüm Yunanistan’ı yönetmeye başlamış, sonra oğlu gidip bilinen dünyanın sınırlarını zorlamış.
15. yüzyılda İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudileri için bir liman olan Selanik’in çok kültürlü dokusu bu dönemde doruk noktasına ulaşmış. Nazi işgali sırasında Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesi, bu toplumun 400 yıllık kültürel birikiminin de sonu oldu. Yahudi Müzesi, bu kayıp mirası hüzünlü bir nezaketle anlatıyor.
1430’da Osmanlı hâkimiyetine geçtikten sonra Selanik altın çağını yaşamış. Balkanlardaki en büyük Osmanlı şehirlerinden biri haline gelen kent, dönemin parlak ilim merkezi olmuş. Dar sokaklarda ilerlerken, zamanın cilasını yediği taş duvarlarda bu dönemin izlerini hâlâ okuyabilirsiniz.
Osmanlı’nın son yıllarında pek çok yeniliğin ilk kez Selanik’te yeşerdiğini bilirsiniz. Jön Türk hareketinin beşiği olan şehir, imparatorluğun son nefesine kadar bu hareketin merkezi konumunu korudu. Atatürk’ün doğduğu ev bugün ziyaretçilerini ağırlıyor.
1912’den sonra demografik yapı değişmiş, 1913’te modern Yunanistan’a katılmış. 1917’deki büyük yangın ise 70 bin insanı evsiz bırakmış. Ama Selanik dirilmiş, her seferinde kendini yeniden kurmuş.
🏨 Selanik’te Nerede Kalınır
Bütçe Dostu: RentRooms Hostel (merkezi konum, ücretsiz kahvaltı)
Orta Segment: Hotel Europa (15 Euro, Atatürk Evi’ne yakın)
Lüks: Electra Palace Hotel (Aristoteles Meydanı’nda)
Selanik Gezilecek Yerler 📌
Kentin en bilinen simgesi ise hiç şüphesiz Beyaz Kule. Bizans döneminde inşa edilen ve hemen denizin kıyısında yükselen bu kule, bugün Selanik’te gezmeye başlamak için en ideal nokta. Çevresi parklar, yürüyüş yolları, kafelerle sarılmış durumda. Buradan Thermaikos Körfezi boyunca uzanan sahil yoluna çıkıp yürüyebilir, yorulduğunuzda deniz manzaralı bir masada mola verebilirsiniz.
Şehir, eski ve yeni olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Görülmesi gereken tarihi yapıların, Bizans kiliselerinin büyük bölümü eski şehir tarafında toplanmış. UNESCO Listesindeki Aya Dimitros Katedrali, Atatürk Evi Müzesi, Bizans dönemi Kastra surları, Aristoteles Meydanı ve Beyaz Kule, Selanik’te mutlaka görülmesi gereken başlıca duraklar. Üst mahallelere çıktıkça ise tarihi evler ve Osmanlı’dan kalan izler şehrin geçmişini daha net hissettiriyor.
Yaz aylarında Selanik, bahara kıyasla biraz daha nefes alıyor. Bunun nedeni, halkın büyük bölümünün Halkidiki Yarımadası’na göçmesi. Ama bu durum sizi yanıltmasın; özellikle akşam saatlerinde şehir yine dolup taşıyor, yine enerjik. Üstelik Selanik’in en güzel yanlarından biri şu: toplu taşımaya pek ihtiyacınız yok. Şehir yürüyerek rahatça keşfedilebiliyor.
Kültürle yoğrulmuş Selanik yeme-içme ve gece hayatında Yunanistan’ın en iddialı duraklarından biri; insanları dışa dönük, sohbeti bol. Kısacası, kuzeyin bu geniş yürekli şehrinde tatil başlasın diyorsanız, Selanik’te yapılacak çok şey var.
1. Beyaz Kule – Şehrin Simgesi Ve Sahil Bekçisi 🏰


Selanik’in simgesi deyince lafı dolandırmaya gerek yok: Beyaz Kule. Deniz kenarında, kordonun tam ortasında durur; şehirle ilk göz göze geldiğiniz yer burasıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen kule, Osmanlı zamanında kale, garnizon ve zindan olarak kullanılmış. Selanik’in 1912 Balkan Savaşları sonrası Yunanistan’a geçmesiyle sembolik olarak beyaza boyanmış ve bugünkü adını almış.
Aslında Beyaz Kule’nin geçmişi biraz karanlık. Evliya Çelebi burayı Kale-i Esed ya da Kalamarya Kulesi olarak anar; içinde evler, sarnıçlar, ambarlar olduğunu, toplarının Çanakkale ve Rodos’takilerle yarıştığını yazar. Bir dönem Yeniçeri Kulesi, II. Mahmud dönemindeki infazlardan sonra ise Kan Kulesi olarak anılmış. Bugün etrafındaki surlar yok; 1869’da sahil düzenlemesi yapılırken yıkılmış. Yerine yemyeşil bir park gelmiş, kule de Selanik’in en fotojenik noktasına dönüşmüş.
Gün batımında burası ayrı güzel. Sahilden kalkan teknelerle kısa bir deniz turu yapabilir, Selanik’i bir de sudan izleyebilirsiniz. Kule bugün müze olarak hizmet veriyor; içeride Selanik’in Bizans’tan Osmanlı’ya, modern Yunanistan’a uzanan tarihini anlatan sergiler var. En güzeli ise en üst kata çıkıp 360 derece Selanik manzarasını izlemek. Fotoğraf çekmeyi sevenler için net söylüyorum: kaçmaz.
Ziyaret saatleri genelde 08.00–20.00 arasında. Müze bölümü pazartesi günleri kapalı, diğer günlerde ise 08.30–15.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Giriş ücreti 4 €, öğrenciler için 2 €.
2. Aristoteles Meydanı – Selanik’in Kalbi Ve Buluşma Noktası 🏛️

Aristoteles Meydanı, Selanik’in kalbi. Akşamüstünden itibaren kalabalık artar, geceye doğru tam anlamıyla dolar taşar. Selanik’e gelip buraya uğramamak mümkün değil. İstanbul için Taksim neyse, İzmir için Gündoğdu neyse, Selanik için burası odur. Denizle şehir burada buluşur; kafeler, sokak satıcıları ve hiç bitmeyen insan akışı meydanın doğal hali.
Meydanın bugünkü geniş ve Avrupai görünümü tesadüf değil. 1917’deki büyük Selanik yangınından sonra bölge, Fransız mimar Ernest Hébrard tarafından baştan tasarlanmış. Osmanlı döneminin dar ve karmaşık sokakları gitmiş, yerine nefes alan, denize açılan bir meydan gelmiş. Bugünkü silüeti oluşturan binaların çoğu ise 1950’lerde tamamlanmış.
Burası sadece turistik bir alan değil; Yunanistan’ın sosyal ve politik sahnesi. Grevler, protestolar, mitingler, kutlamalar… Ne oluyorsa burada oluyor. Meydanın bir köşesinde, adını aldığı Aristoteles heykeli var. Ayak başparmağının aşınmış olmasından anlarsınız; Yunanlılara göre dokunanın şansı ve zekâsı artıyor.
Meydanın çevresi kafe, bar ve kitapçılarla dolu. Açık konuşayım: çoğu yer fiyat–performans açısından zayıf, turist tarifesi çalışıyor. Ama insan izlemek, şehrin ritmini hissetmek için bir kahve içilir. “Manzara benim olsun” diyorsanız, Electra Palace Hotel meydanın en ikonik ama en pahalı konaklama seçeneği.
Burası “gezilecek” değil, “yaşanacak” bir meydan. Anıt, müze ya da derin tarih arıyorsanız hayal kırıklığı olur. Ama Selanik’in nabzını hissetmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Meydandan çıkıp hemen yanındaki Modiano Pazarı (Kapani)’na dalın. Selanik’in gürültüsü, kokusu ve gerçek hayatı orada. Akşam saatlerinde ise sahil boyunca yürüyüşü sakın es geçmeyin.
3. Modiano Pazarı – Renkli Tezgâhlar Ve Yerel Lezzetler 🍅


Modiano Pazarı, Selanik şehir merkezinde beni en çok heyecanlandıran yer oldu. Liman şehri olmanın hakkını veren bir pazar burası; deniz ürünleri başrolde. Tezgâhlarda balık, karides, midye eksik olmuyor. Rengârenk sebze–meyve reyonları, çengellere asılmış etleriyle kasaplar, sesi sokağa taşan esnaflar ve girerken insanın burnuna çarpan o çerez kokuları… Hepsi birlikte gerçek bir pazar hissi veriyor.
Burası sadece alışveriş yapılan bir yer değil, yaşayan bir alan. Satıcılar ürününü anlatıyor, pazarlık var, sohbet var. Ayakta bir şeyler atıştıranlar, elinde poşetlerle dolaşanlar, turistler ve Selanikliler iç içe. Şehrin gündelik hayatını görmek istiyorsanız doğru adres burası.
Agora Modiano’yu özel kılan bir diğer şey de binanın kendisi. 1922’de, Yahudi mimar Eli Modiano tarafından inşa edilmiş. Modiano ailesi, Osmanlı döneminde Selanik’in en etkili ailelerinden biri ve bu pazar, şehrin çok kültürlü geçmişinin sessiz tanıklarından. Restore edildikten sonra hem klasik pazar ruhunu korumuş hem de bugünün ihtiyaçlarına uyarlanmış.
Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız burası tam size göre. Işık, renk, yüzler… Her köşe karelik. Zaten 20. yüzyılın başına kadar Selanik nüfusunun neredeyse yarısının Musevi olduğunu düşününce, Modiano Pazarı’nın şehir hafızasındaki yeri daha da anlam kazanıyor.
Steril, sessiz, “Instagramlık” bir pazar beklemeyin. Kalabalık, gürültülü, kokulu. Ama Selanik’i anlamak istiyorsanız, burayı pas geçmeyin.
4. Kordon Boyu – Thermaikos Sahili, Yürüyüş ve Deniz Keyfi 🌊

İzmir Kordon’u andıran Selanik sahil şeridi, şehirde görülecek yerlerin başında geliyor. Kordonun yıldızı ise hiç tartışmasız Lefkos Pyrgos (Beyaz Kule). Karşı kıyıdan bakınca, denizle kenti birleştiren o derin kıvrımlı körfez, Selanik’in simgesi olan genç kızın boynundaki değerli bir kolye gibi duruyor.
Net söyleyeyim, deniz dolgusu olmadığı için İzmir Kordon kadar geniş değil. Ama bu bir eksik değil; daha sahici, daha sakin bir yürüyüş alanı sunuyor. Kıyı boyunca dizilmiş barlardan birine oturup güneşin batışını izlemek burada yapılacakların en güzeli. Beyaz Kule de tam bu hattın üzerinde.
Doğu yakasında, sadece yayalara açık olan bölüm son 20 yılda Yunanistan’da yapılmış en iyi kentsel projelerden biri. Çok geniş değil ama 3,5 km’lik uzunluğuyla yürüyüş için fazlasıyla keyifli. White Tower’dan Megaro Mousikis’e kadar uzanan bu hat, şehirle deniz arasında nefes aldıran gerçek bir boşluk yaratıyor.
Açık konuşayım, Selanik’te yürüyüş yapmak isteyen herkesin yolu buraya düşer. İsterseniz bisiklet ya da bot kiralayın, isterseniz bir restorana çöküp günü yavaşça kapatın. Ama Thermaikos Körfezi’ne karşı gün batımını es geçerseniz, Selanik size biraz küser. Yazık edersiniz.
5. Aya Dimitrios Katedrali – Şehrin Koruyucu Azizi ⛪


Aya Dimitros (Agios Dimitrios) Kilisesi, Selanik’te tarih dediğin şeyin kitabını açıp yüzüne çarpan yapılardan. Aziz Dimitrios onuruna, Aziz’in şehit edildiği Roma hamamının kalıntıları üzerine inşa edilmiş. Rivayet değil, doğrudan mekânın kendisi konuşuyor. Romalı askerler tarafından esir alınan ve öldürülen Aziz Dimitri’nin naaşının kilisenin altında olduğuna, oradaki çeşmenin suyunun da şifalı olduğuna inanılıyor. Erken Hristiyanlık dönemine ait, yani bu şehir Hristiyanlığı daha yeni yeni öğrenirken burası zaten ayaktaymış.
Açık konuşayım, Selanik bir kiliseler kenti ama Aya Dimitros hepsinin önüne geçiyor. 43,58 metre uzunluğu ve 33 metre eniyle şehrin en büyük kilisesi. 4. yüzyıldan kalma bu yapı, Atatürk’ün Evi’ne de komşu. Aynı cadde üzerinde, hatta caddenin tam başında. Türkiye Başkonsolosluğu da hemen yakınında. Yani tarih burada katman katman; Bizans, Osmanlı, Cumhuriyet… Hepsi yan yana duruyor.
Osmanlı döneminde cami olarak kullanılmış, 1917’deki büyük Selanik yangınında ise neredeyse tamamen yok olmuş. “Geçmiş olsun” demek yetmemiş tabii; 1949’da restore edilerek yeniden kilise olarak ibadete açılmış. İyi ki de açılmış. Çünkü yangında yok olmayan mozaikler ve duvar resimleri var ki, net söyleyeyim, Doğu Roma resim sanatının şahikası. 5. yüzyıl ile 15. yüzyıl arasında, isimleri bilinmeyen ama parayı ve sanatı bilen zenginler tarafından yaptırılmış.
1988’de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Burası müze gibi gezilecek bir kilise değil; yaşayan, nefes alan bir tarih mekânı.
Ziyaret saatleri düzenli, girişi ücretsiz. Selanik’te “şunu atlasam olur mu?” diyeceğiniz çok yer var ama Aya Dimitros’u atlamayın.
6. Atatürk Evi & Ano Poli – Tarih ve Eski Şehir Dokusu 🏠

Selanik’e giden hemen herkesin yolu önce Atatürk Evi’ne, ardından kalenin altındaki eski Türk mahallesi Ano Poli’ye (Anapoli) düşer. Tesadüf değil. Selanik deyince bizim için akan sular burada durur; şehirle kurulan bağın en güçlü noktası burasıdır. Selanik Türk Konsolosluğu’nun hemen yanında yer alan Atatürk Evi, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881’de doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği ev olarak hem tarihî hem de duygusal açıdan çok kıymetli.
Selanik arşivlerine göre yapı, 1870 yılında Rodoslu müderris Hacı Mehmed Efendi tarafından inşa edilmiş. Yakın dönemde restore edilerek yeniden ziyarete açılan ev bugün müze olarak kullanılıyor ve Selanik’te Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilmiş nadir yapılardan biri. Açık konuşayım; mütevazı, cumbalı bu evi ilk kez görseniz bile yabancılık çekmiyorsunuz. Kitaplardan, fotoğraflardan tanıdık geliyor zaten.
Bodrum dahil üç katlı, avlulu yapının içindeki eşyalar Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı’ndan seçilerek getirilmiş. Ev, klasik eski Türk evi mimarisinde; tuğla çatılı, çıkmalı cepheli, kafesli pencerelerden ışık alan sade ama karakterli bir yapı. 1953 yılında müzeye dönüştürülen Atatürk Evi, Selanik’e gelen Türk ziyaretçilerin neredeyse tamamının ilk durağı. Pazartesi hariç haftanın altı günü 10.00–17.00 saatleri arasında açık ve giriş ücretsiz.
Atatürk Evi’nden çıktıktan sonra mutlaka Ano Poli sokaklarında dolaşın. Burası Selanik’in en eski yerleşim bölgesi; dar sokaklar, taş evler, avlular ve yukarı çıktıkça açılan manzaralar… Osmanlı ve Bizans izleri iç içe. Aşağıya, denize doğru baktığınızda Selanik’in neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlıyorsunuz. Bana sorarsanız, Atatürk Evi’ni görüp Ano Poli’de biraz yürüyüş yapmadan Selanik gezisi eksik kalır.
7. Kamara Meydanı & Rotunda – Roma Mirası Ve Şehir Kapısı 🏛️


Selanik’te birçok kişinin buluşma noktası olan Kamara Meydanı’nda yer alan Galerius Kemeri, MS 3. ve 4. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu’nun 4 büyük lideri, Balkan Yarımadası’nın yöneticisi ve 299’da Selanik’i bu bölgenin başkenti yapan, Sezar Galerious’u onurlandırmak için yapılmış.
Günümüzde bir bölümü halen ayakta olan Kamara’nın duvarlarında mermer oyma yazıtlar bulunuyor. Geç antik çağ örneklerinden olan yazıtların çoğu 297’de Galerious’un Perslere karşı kazandığı zaferleri anlatıyor. Meydanın hemen yanı başında yer alan Doğu Ortodoks Kilisesi’ni de ziyaret edin. Kilisenin arka kısmında yer alan Telli Kapı ise kentin antik dönemden kalan kalıntılarına ev sahipliği yapıyor.
Galerius Kemeri ya da diğer adıyla Kamara, Selanik’teki en farklı Roma yapılarından biri. Kemer, imparator Galerius’un MS 298 yılında Perslilere karşı kazanılan zaferi kutlamak için yaptırılmış. Normalde 4 sütuna sahipken günümüze sadece 2 tanesi ulaşabilmiş.
Geride kalan sütunlar üzerinde çok güzel bir şekilde kazınmış olan savaş sahnelerini görebiliyorsunuz. Dimitriou Gounari ve Egnatia caddelerinin kesiştiği noktada yer alıyor. Günümüzde şehrin en iyi bilinen ve Selaniklilerin buluşma yeri olarak tercih ettikleri bir yer. Kamara’dan biraz yukarı çıktığınızda Osmanlı’dan kalma Rotunda karşınıza çıkıyor.
Selanik’teki en eski anıt olan Rotunda, ilk Roma tapınaklarından biri. Silindir şeklindeki bina 306 yılında dev bir kompleksin bir parçası olarak Galerius tarafından yaptırılmış. Duvarları 6 metreden daha kalın yapı Selanik’te sık olan depremlere karşı yıkılmadan ayakta kalabilmiş.
1200 yıl boyunca Osmanlıların eline düşene kadar Agios Georgios Kilise olarak kullanılmış. 1590’da camiye dönüştürülmüş. Camil yapılırken neyse ki mozaikler zarar görmeden, sadece üzerleri boyanmış. 3 farklı dine hizmet etmiş Rotunda günümüzde müze olarak ziyarete açık.
8. Selanik Arkeoloji Müzesi – Antik Tarih Ve Arkeolojik Hazineler 🏺
Selanik Arkeoloji Müzesi, şehrin arkeolojik hafızasını tek çatı altında toplayan, sade ama dolu bir müze. Helenistik, Klasik, Antik ve Roma dönemlerine ait eserleri bol bol görüyorsunuz. Heykeller, mezar stelleri, günlük yaşamdan objeler… Hepsi düzenli, yorucu değil. Binanın kendisi de ilginçtir; içeride antik dünya anlatılırken, dışarıda modern Yunan mimarisi durur. Bu tezat hoş duruyor, rahatsız etmiyor.
Açık konuşayım, Bizans Kültürü Müzesi ise Selanik’te işi biraz daha ciddiye alanlar için. Koleksiyon gerçekten büyük. Freskler, mozaikler, duvar resimleri, yangınlardan ve yıkımlardan kurtarılmış seramikler, tekstil örnekleri… Bizans’ın sadece saray ve kiliseden ibaret olmadığını, günlük hayatını, inancını ve ritüellerini net biçimde gösteriyor. Erken Hristiyanlık bölümü özellikle güçlü; laf kalabalığı yok, doğrudan anlatıyor.
Selanik ve çevresinden çıkarılmış lahitlerin önemli bir kısmı da burada sergileniyor. Müze hem rehberli hem rehbersiz turlar sunuyor; vakti olan rehberli gezsin, olmayan da rahatça kendi temposunda dolaşabilir.
9. Aya Sofya Kilisesi – Bizans Esintileri Ve Etkileyici Mozaikler ✨

Aya Sofya Kilisesi (Azize Sofya Kilisesi), Selanik merkezde Aya Sofya ve Ermou sokaklarının kesiştiği noktada, şehrin tam kalbinde yer alıyor. Büyük kemerlerin altına yayılmış gösterişli freskler ve mozaikler, içeri adım atar atmaz etkisini hissettiriyor. Yapı, 620–630 yılları arasında bir depremde yıkılan büyük bir Bizans bazilikasının yerine inşa edilmiş.
Tarihi boyunca kimliğini defalarca değiştirmiş bir yapı burası. Venedik egemenliği döneminde Katolik katedrali, Osmanlı döneminde ise merkez camisi olarak kullanılmış. Mimari olarak, bir zamanlar Konstantinopolis olan İstanbul’daki Aya Sofya ile benzer bir plana sahip. Özellikle kubbeli yapılar arasında, günümüze kadar ulaşmış en zarif Yunan-Bizans örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
1912’den bu yana yeniden Ortodoks kilisesi olarak hizmet veriyor. Açık konuşayım, Selanik’te Bizans mimarisini “kitaptan değil, mekânın içinde” hissetmek istiyorsanız, Aya Sofya Kilisesi mutlaka uğranması gereken duraklardan. Sessizce oturup kubbeye bakmak bile başlı başına bir deneyim.
10. Allatini Köşkü – Osmanlı Döneminden Zarif Bir Konak 🏰

Allatini Köşkü, Selanik’te pek çok gezginin gözünden kaçan ama Osmanlı tarihi açısından son derece kritik bir yapı. 31 Mart Vakası’nın ardından tahttan indirilip sürgüne gönderilen Sultan II. Abdülhamid, 1909–1912 yılları arasında burada ikamet etti. Daha çok zorunlu ve ağır bir gözetim altında buradaydı.
1912’de Yunan kuvvetleri Selanik’e yaklaşınca, II. Abdülhamid apar topar İstanbul’a geri gönderilmek istendi. Sultan buna şiddetle karşı çıktı ama bu direniş de sonuç vermedi; zorla İstanbul’a götürüldü.
Sonrası daha da acı. Selanik’i savunmakla görevli Tahsin Paşa, yaklaşık 40 bin kişilik ordusuyla tek kurşun atmadan şehri teslim etti ve ardından Yunan vatandaşı oldu. Tarihin o kırılma anlarından biri… Allatini Köşkü’nün duvarları işte bu sessiz çöküşe tanıklık etti.
Köşk, 1888 yılında İtalyan mimar Vitaliano Pozelli tarafından inşa edilmiş. 1926’da üniversite, II. Dünya Savaşı sırasında hastane olarak kullanılmış. Günümüzde ise Makedonya Bölge Valiliği binası olarak hizmet veriyor. Ziyarete açık değil ama önünden geçerken bilerek bakarsanız, buranın sıradan bir köşk olmadığını hissediyorsunuz.
11. Alaca İmaret Camii – Renkli Duvar Resimleri ve Osmanlı Mirası 🕌
Selanik’te ayakta kalan Osmanlı yapılarından Alaca İmaret Camii, bugün müze ve sergi alanı olarak kullanılıyor. Osmanlı döneminde Balkanlar’da sıkça görülen Alaca (Ala) camiler, Anadolu’dakilerden farklı olarak renkli duvar resimleriyle öne çıkıyordu. Manzara, çiçek ve ağaç betimlemeleriyle süslenen bu camilerden günümüze çok azı ulaşabildi.
Selanik Alaca Camii’nde bu resimlerin büyük bölümü silinmiş olsa da, yapı hâlâ dönemin ruhunu hissettirecek kadar güçlü. Açık konuşayım, Osmanlı Balkan mirasına ilginiz varsa mutlaka görülmesi gereken duraklardan biri.
Pazar ve Pazartesi hariç, haftanın 5 günü 10.00–16.00 saatleri arasında açık. Giriş ücretsiz. Büyük ve gösterişli bir cami beklemeyin.
Ama Sessiz, sade ve tarih kokan bir mekân arıyorsanız, Selanik’te sizi en çok etkileyen yapılardan biri olabilir.
12. Yedi Kule — Kale Kalıntıları ve Liman Manzarası 🏯


Yedi Kule (Heptapyrgion), Selanik’in sırtlarında yer alan, şehri yukarıdan okumak isteyenlerin mutlaka çıkması gereken bir nokta. Yapının çekirdeği Bizans dönemine uzanıyor; kuzeydeki kuleler 4. yüzyıla, güneydeki beş kule ise 12. yüzyıla tarihleniyor. Osmanlı döneminde kale, Zincirli Kule adıyla anılmış; bugünse Yedikule olarak biliniyor.
Osmanlı hâkimiyetinde kale, Sultan II. Murat tarafından 1430’dan sonra yeniden inşa ettirilmiş ve uzun yıllar hapishane olarak kullanılmış. Bu işlevini modern dönemde de sürdürmüş; 1980–1989 yılları arasında Selanik’in cezaevi olmuş. Yani burası sadece bir kale değil, sert bir geçmişi olan bir yapı.
Bugün açık hava müzesi olarak gezilebiliyor ama asıl gücü mimarisinden çok manzarasında. Selanik’in tamamını ayaklarınızın altına seren noktalardan biri. Gün batımında yukarı çıkarsanız, şehirle ilişkiniz biraz değişiyor.
Buraya mimari detay avına çıkmak için değil, manzara ve tarih hissi için gelin. İçeride “wow” dedirtecek sergi ya da düzenleme yok. Ama Selanik’in neden bu tepeden kontrol edildiğini yukarıdan bakınca net anlıyorsunuz. Yürüyerek çıkış yorucu. Hele yaz sıcağında hiç romantize etmeyin; 5 € verip taksiyle çıkmak en mantıklısı. İnişi yürüyerek yapmak daha keyifli.
Selanik Yeme & İçme – Lezzetin Kıyı Şehri 🍴
Selanik’in mutfağı, uzun Osmanlı dönemi ve Ege kültürü etkisiyle Türk mutfağına oldukça yakın. Cacık, baklava, musakka, imam bayıldı, dolma ve kahve gibi lezzetler hem isim hem tat olarak tanıdık geliyor. Bir kıyı kenti olduğu için balık ve deniz ürünleri de sofraların baş tacı.
Şehirde pek çok şirin balık lokantası ve Ege mezesi sunan tavernalar var. Tadına bakmadan dönmemeniz gerekenler arasında kızarmış kalamar, taze deniz ürünleri, zeytinyağlılar, Selanik usulü peynir tatlısı, kurabiyeler, limonlu turta (Mpougatsa) ve Yunan şiş kebabı Souvlaki yer alıyor. Daha ekonomik seçenek arıyorsanız, şehirdeki büfe ve lokantalarda gyros ve börek, poğaça, tsoureki gibi tatlılar kolayca bulunuyor.
Özel öneriler:
- Soutzoukakia (baharatlı köfte): Nea Diagonios
- Mithopilafo (pirinçli midye): 7 Thalasses
- Balık: Mpakaliarakia tou Aristou
- Selanik’in simgesi tatlı Trigona: Trigona Elenidis
Şehrin kalbi olan Nikis Caddesi (Kordon) boyunca kafeler, barlar, tavernalar ve disko seçenekleri var. Burada frappe içip deniz manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Ufak aile işletmelerinde ise Selanik’in en özgün tatlarını deneyimleyebilirsiniz; hem fiyatlar daha uygun hem de atmosfer çok daha samimi.
Selanik Alışveriş – Sokaklardan Pazarlara 🛍️
Selanik’te alışveriş, şehir turunun doğal bir parçası. Bir gün ayırmak zorunda değilsiniz; gezerken hem dükkanları hem pazarı keşfedebilirsiniz.
- Modiano ve Kapani Pazarları: Cam tavanlı, renkli ve canlı pazarlar. Egzotik baharatlar, taze meyve ve yöresel atıştırmalıklar için birebir.
- Athonos Meydanı çevresi: Küçük marketler ve hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu. Uzo, Yunan kahvesi ve el yapımı süs eşyaları alabilirsiniz.
- Tsimiski Caddesi: Şehrin ana alışveriş caddesi. Lüks mağazalar, kafeler ve şirket bürolarıyla hareketli. Aristoteles Meydanı’na açılıyor, hem yürüyüş hem alışveriş için ideal.
- Egnatis Caddesi: Ünlü markaların mağazaları burada sıralanıyor. Pazar günleri dükkanların kapalı olduğunu unutmayın.
- Kale ve kordon çevresi: Şirin küçük dükkanlarda yerel ürünler ve hediyelikler bulunuyor.
Selanik’te alışveriş, sadece bir ihtiyaç değil; şehirle iç içe, sokaklarda keşfetmeye dayalı bir deneyim. Hem hediyelik hem de lezzetli ürünleri bir arada bulmak mümkün.

Selanik Gece Hayatı – Lefkos Pyrgos 🎶
Selanik, Yunanistan’da gece hayatının en canlı olduğu şehirlerden biri. Yaz aylarında biraz sakinleşiyor, kış geceleri ise şehrin enerjisi tam anlamıyla açığa çıkıyor.
- Valaoritou Sokağı: Gençlerin ve öğrencilerin favorisi. Ucuz kafeler, barlar ve canlı müzik mekanlarıyla dolu. Buzuki eşliğinde Yunan ezgilerini deneyimlemek için birebir.
- Ladadika: Aristoteles Meydanı’na 300 metre mesafede, şehrin en hareketli bölgesi. Tavernalar, barlar, kafeler ve restoranlar her bütçeye hitap ediyor. Art House, Elvis, Taratsa, Partizan gibi popüler mekanları buradan bulabilirsiniz.
- Barlar Caddesi: Club Vogue, Dogs Club, Bedroom Club, Charro Negro ve Coral Club gibi hoş kulüplerle dolu. Her gece başka bir atmosfer yaşamak mümkün.
- Kalamarya: Şehir merkezinden 5 km uzaklıkta, daha sakin bir gece isteyenler için ideal. Tavernalar, kahveler ve restoranlarla huzurlu bir alternatif sunuyor.
🔥 Açık konuşayım: Selanik’te gece hayatı hem lokal hem de turistlere hitap ediyor. İster canlı bir gece ister sakin bir akşam arıyorsanız, doğru bölgeyi seçmek yeterli.
Selanik’e Nasıl Gidilir ✈️🚌🚗
Selanik’e ulaşım oldukça kolay ve seçenekleriniz bol.
- Uçakla: İstanbul’dan Türk Hava Yolları ile haftanın her günü direkt uçuş var. Uçuş süresi yaklaşık 1 saat 20 dakika.
- Havalimanından Şehir Merkezine: Selanik Havalimanı şehir merkezine 15 km uzaklıkta. Taksi ile ortalama 20 dakikada, havalimanından kalkan 78 No’lu otobüsle yaklaşık 45 dakikada merkeze ulaşabilirsiniz.
- Karayolu: İstanbul’dan Selanik yaklaşık 580 km, ortalama 6,5 saatlik bir kara yolculuğu ile ulaşım mümkün.
🔥 Hızlı ve pratik bir rota arıyorsanız uçakla gitmek en rahat seçenek. Ancak yolculuk boyunca Balkanların kırsal ve sahil manzaralarını görmek isteyenler için kara yolu da keyifli bir alternatif. Selanik’e ulaşım hakkında tüm detaylar ve ipuçları için → Selanik’e Nasıl Gidilir
Selanik, zengin tarihi sayesinde kültür turunu ve sahici coğrafyasıyla da deniz-kum-güneş tatilini birleştirebileceğiniz değerli bir destinasyon. Yunan mutfağının en güzel örneklerini Selanik’te tadabilir, tavernalarda lezzetli yemeklerin tadına bakıp, Yunan müziği eşliğinde sirtaki yapanlara katılabilirsiniz.
Bir İzmirli olarak Selanik şehrini kıskandım ben. Şehir kordonuyla İzmir’e benzese de temiz ve düzenli sokakları, güler yüzlü ve samimi esnafı ve atmosferiyle bir başka güzel. Kordon’u dışında İzmir’e benzeyen pek bir yönü yok. Gezilip görülecek bir şehirden çok tüm dokusuyla yaşanılacak ve vakit geçirilebilecek bir şehir.




