malta

Makedonya’nın Bitola şehrindeydim 2013 yılının bu son günlerine yaklaşırken. Biz burayı Manastır şehri olarak biliyoruz. Yunanistan’ın Selanik şehrini saymazsak, Bitola Balkanlar’da gördüğüm ilk şehir oldu.

Adını çok duyduğumu ama  kendisini neredeyse hiç bilmediğim Manastır, Makedonya’nın ikinci en büyük şehri. En büyük dediğime bakmayın, burası 100,000’e yaklaşan nüfusuyla büyükçe bir kasaba gibi daha çok; sakin, küçük, şirin ve temiz. Dolayısı ile şehirleşmenin getirdiği karmaşadan uzak, sükunet içerisinde yürüdüm sokaklarında.

malta
Manastır Kültür Müzesi
Manastır Kültür Müzesi

Manastır, 1896 yılında Atatürk’ün askeri liseyi okumak için geldiği yer aynı zamanda. Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini başarılı bir şekilde bitirdikten sonra Manastır Askerî İdadisi‘nin imtihanlarına girmişi ve başarılı olmuş. Böylece doğduğu Selanik’ten ilk defa ayrılarak Manastır şehrine gelmiş. Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi’ni 1896-1899 yıllarında başarıyla tamamladıktan sonra İstanbul Harp Okulu’nda eğitimine devam eder.

Çok kültürlü yapısıyla dikkat çeken Manastır, aynı zamanda 3. Ordu’nun da merkeziydi. 3. Ordu’nun Manastır’da bulunmasıyla birlikte şehir gelişmiş ve birçok eğitim kurumu açılmış.

Manastır Askerî İdadisi, Manastor, Makedonya
Manastır Askerî İdadisi, Manastor, Makedonya

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli rol oynayan çok sayıda önemli şahsiyeti yetiştirmiş Manastır Askerî İdadisi, şimdilerde Manastır Kültür Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede bu bölgeye ait arkeolojik eserler sergileniyor. Makedon kültürüne dair pek çok kalıntı, fotoğraf, kıyafet gibi şeyleri görmek mümkün.

Bunun yanında, binanın ikinci katında Atatürk’ün bir anı odası var. Anı odasında Atatürk’ün balmumu heykeli büstü ve bazı kişisel eşyaları; hayatı, katıldığı savaşlar devrimleri veciz sözlerini içeren bilgiler fotoğraflar ve Atatürk ile ilgili Türkçe ve diğer dillerde yayımlanmış kitap broşür ve dergiler sergileniyor.

Manastır Askeri İdadisi, Manastır, makedonya
Manastır Askeri İdadisi, Manastır, makedonya

Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanmış ”Güneşin Adı: Mustafa Kemal” isimli kısa filmi de burada izlenebiliyor. Ayrıca Büyük Taarruz, Sakarya Meydan Muharebesi ve Çanakkale Savaşı ile ilgili Türkçe, İngilizce ve Makedonca dillerinde anlatımlara da göz atılabilir.

Askeri-idadi-manastir

Atatürk Anı Odası’na gezenlere müze görevlisi tarafından bir aşk mektubu veriliyor. Atatürk’ü ilk aşkı Eleni Karinte’nin ona yazdığı mektup:

“Çok seneler geçti, ben halen her gün içerisinde senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla ve kâğıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu kopar ve kendine sor: inanabiliyor mu ki, Manastırlı bir Eleni Karinte, bir günlük tanıdığı ve âşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır? Ve benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.

Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı.

Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi sordu. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Ve artık kendisini görmedim. Babam beni hiç bir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim…  Tüm ömür bir gün içerisinde!

Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, senin Eleni Karinte.”

Vizesiz yurtdışı turları içerisinde Makedonya da yer alıyor genellikle. Balkan turları, hem fiyat hem de süre içerisinde birkaç ülke ve şehir görmek adına da uygun. Selanik, Manastır, Ohrid, Üsküp, Mostar ve Saraybosna görülmesi gereken yerler arasında.

12 YORUM

  1. Beni instagramdan takip edin @yoldaolmak

    146,7k Takipçiler
    Takip et
       
     
  2. ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBİSE KAVGASI
    Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler.
    Annem: ” Tabi olur, benim güzel çocuklarım. Ölçünüzü alır, size yeni birer elbise dikerim. Şunun şurasında bayrama ne kaldı? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. ”
    Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı.

    Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule’nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye’den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş.
    Araya giren annem Naciye’ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye: ” Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? ” Annem daha sonra elbiseyi Makbule’ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi.

    Annem: ” Tabi dar gelir. Siz büyüme çağındasınız. İki ay önce diktiğim elbisenin şimdi dar geleceğini düşünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule’ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. ”
    Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim.

    Öğretmenim Atatürk Bilgi Yayınevi Sayfa: 21-22

    ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUK ANISI: BALIKLARI SUYA ATTIM
    Bir gün Makbule ile Naciye’yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi:
    ” Vay Mustafa , bakıyorum göletteki bütün balıkları yakalamışsın. Bu kadar balık bize çok, yarısını köye verelim. Hani balıklar, oltana yakalanmak için, atılırlardı. Hani avladığın balıkları şanslı sayardın. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayı doldur da sonra ikinci kovayı iste. ”
    Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi:
    ” Mustafa abim, yakaladığı balıkları suya atmasaydı iki kova dolardı. ”
    Bunun üzerine dayım: ” Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? ” diye sordu.
    Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: ” Çünkü Naciye balıklara acıdı ve her balık yakalandıktan sonra ağladı. ”
    Naciye: ” Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. ” dedi.
    Dayım: ” Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. ” dedi.
    Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. 

    Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler.

    ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: KARANLIKTAN KORKMAM
    On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi’ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver’le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık.
    Enver: “İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin” dedi.
    Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver’i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük.

    Öğretmenim Atatürk Bilgi Yayınevi Sayfa: 47

    İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI
    Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım.
    Annem: ” Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyse ki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.
    Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.
    Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.

    NACİYE KAYBOLDU
    Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden bir şey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.
    Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye neredesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.

    BAHÇEDEKİ KUYU
    Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntı içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilerisinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta’yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.

    BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ
    Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm.
    Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme: ” Zübeyde Hanım, Mustafa’yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. ” demiş.

    Atatürk’ün Çocukluğu – Ezgi Yayınları – Yayın Yılı: Aralık 1994

  3. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

    Tarih her yüzyılda bir kahraman üretir
    19. yüzyılda da bir kahraman üretti.
    Bu kahraman öylesine büyük, yüce ve güçlüydü ki,
    Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kahramanı ünvanını hak etti.

    Ben ne kadar bir tarih kitabı yazmaya çalışsam da
    Kahraman diye anılanlar bir, iki sayfada eridi, gitti.
    Yüz sayfa, bin sayfa ayırdım ama yetmedi.
    Sen ne büyüksün Mustafa Kemal Atatürk tarihe sığmazsın.

    Yokluk vardı, darlık vardı, yalnızlık vardı.
    Düşman vardı, hain vardı, güven yoktu.
    İnsan vardı, millet vardı, ulus vardı.
    Hepsinden önemlisi yenilmez armada vardı.

    Çıktı, çaktı, çökertti, silindir gibi ezdi.
    Anadolu’ya saldıran düşmanları perişan etti.
    Biz, milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız,
    Yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, dedi.

    Yabancı kültürlerin benimsenmesi milli varlığımızı tehlikeye düşürür, çağdaş uygarlık düzenini yakalamamızı engeller.

    Atatürk, batının ve doğunun tekniğinden ve bi­liminden yararlanırken, milli kültürümüzü koru­mamız gerektiğini belirtmiştir.

    Serdar Yıldırım

  4. Tam da aradığım yazı! Başka bloglarda ararken en sevdiğim de çıkması 🙂
    3. sınıfta okuyor oğlum ve Atatürk’ün okuduğu okulların listesini hazırlıyorduk. Manastır Askeri İdadisi’ni görmek istiyorum dedi. Ben de söz vermiş oldum. Neyse ki Almanya Schengen konusunda cimrilik yapmamış bol vermiş. 🙂 Uygun bilet buldukça giderim.

    Sizin yazılardan resimlerden en beğendiğim yerleri işaretledim. 16 günlük bir Avrupa planı yaptım çıktılarını aldım 🙂 Tek çekincem Yunanistan’a girerken KKTC Ercan kaşesini görünce almazlarsa hadi. Kimliğim kayıp olduğu için mecburen pasaportla giriş yapmıştım. Yunanistan almazsa Bulgaristan’dan gireriz Avrupa’ya… Pınar Sarıkaya

  5. Gitmemiş olmama rağmen her yerini karış karış bildiğim memleketim. Babaannemin gözünde yaş, annemin dilinde özlem. Öğrenci hal pek müsaade etmiyor gidip toprağına dokunmaya. Umarım yakın zamanda bir fırsat koşar gelir.

  6. Canım memleketim.. Her köşesi ayrı güzel, tarihin en derinlerinden yaşanmışlıklar barındırır.. Ama Bitola ayrı güzel, Mustafa Kemal i anımsatır..

  7. Geçen sene 19 Mayıs’ta ziyaret ettiğimiz Makedonya güzel bir ülke. Atatürk’ün okuduğu okulu görmek de etkileyiciydi.

  8. Bitola ya da bizim deyişimizle Manastır denince akla ilk gelen tabi ki Mustafa Kemal ve onun idadi yılları. Manastır Askeri İdadisi, İstanbul’da pek çok yerde gördüğümüz Osmanlı Askeri Yapılarının minyatür bir versiyonu gibidir. Halen öğretim hayatına devam eden, boğazın incisi Kuleli Askeri Lisesi’nin yapısına benzerliği bu yüzdendir. Ana kapısı, iç bahçesi pencerelerinin yapısına kadar Osmanlı Askeri Mimarisinin iki idadiyi de şekillendirmiş olduğu söylenebilir. Duvarlarına Mustafa Kemal’in de dokunduğunu düşündükçe insanın içi ürperiyor.

  9. ”Bitola Moj Roden Kraj” isimli türkünün bir dizide geçmesiyle tanıdım bu şehri! Askeri idadinin de dizide kullanılmasıyla çektiğiniz tüm bu fotoğraflar bana çok tanıdık geldi gerçekten.Makedonya tüm yaşanmışlıklarıyla beni çok cezbetmişti o zaman, bir gün bir şekilde mutlaka dolaşmak istiyorum sokaklarında.

  10. Bu seneki rotamda karayoluyla Selanik, Bitola, Ohrid ve Üsküp var. Dönüş yoluna henüz karar vermedim ama tavsiyelere açığım.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın