Bali, dünyaca ünlü el sanatları üreten bir ada. Balinese kültürün en önemli ürünlerinden biri olan bu el sanatları gerek tarz gerekse de kalite olarak görenleri etkisi altına alıyor. Bali’de sanat ve sanatçıya çok önem veriliyor. Hemen herkes de bir sanat yeteneği var, kimisi nadide el ürünleri üreten bir oyma ustası iken, kimisi bir enstrüman çalıyor veya kimisi görenleri büyüleyen geleneksel dans sanatları icra ediyor.

İşte biz de bugün hem dans hem de el sanatları yönünden oldukça üretken olan Ubud ve çevresini keşfetmeye karar verdik. Yol arkadaşım Farid ile çıkıp motosiklet kiraladık. Kiralık motorların çoğu pek de iyi durumda olmadığından, dikkat edilmesi gereken şeylerden biri frenlerin iyi çalışıp çalışmadığı, kask kalitesi ve lastikler. Kiralamadan önce de bir deneme sürüşü yapmak da motoru test etmek açısından iyi olur.

İlk durağımız Batubulan için yola çıktık. Kahvaltımızı henüz yapmamış olduğumuzdan Ubud’un hemen çıkışında bir restorana oturduk. Vitrinde kocaman bir bütün domuz var ve pilav üstü servisi yapılıyor. Kahvaltı benim için en önemli öğünlerden biri. Menüdeki diğer seçeneklerden bir şeyler yemeyi denediysem de çevreden yükselen kokudan yiyemedim. Vejeteryan menüler ilk tercihim, hele sabahın bu saatinde et yemek benim için imkânsız bir şey. Hemen yol üzerinde bir tezgahta pirince benzeyen bir şeyler görünce sabah kahvaltımı bulmuştum. Cacanbali adında, içerisinde siyah pirinç, ezilerek hazırlanmış beyaz pirinç, tatlı şurup ile hazırlanan Endonezya mutfağına ait yemekle karnımı bir güzel doyurdum.

Farid, Batubulan’a nasıl gideceğimizi araştırırken bize gönüllü kılavuzluk edecek birilerini oracıkta bulmuştu bile. Hayvanat bahçesinde güvenlik görevlisi olan Batubulanlı birisinin motosikletinin peşine takıldık biz de. Güzel yemyeşil bahçeler içinde, pirinç tarlaları ve ormanlık tepelerle çevrili Ubud eteklerindeki yollardan geçip Batubulan’a vardık.

Bali’de hemen herkes yardımcı olmaya çok gönüllü. Sizi istediğiniz yere götürmek isteyen bu kişiler aynı zamanda size şöyle bir yer var görmek ister misiniz diye kibarca teklifte de bulunuyorlar. Götürdükleri yerde yapacağınız alışverişten komisyon aldıklarından yöreyi görmeye gelen herkese yardımcı olmak da oldukça istekliler. Biz bir şeyler alacak birileri değildik ama neden görmeyelim ki! 🙂

Kılavuzumuz bizi istersek bizi biraz gezdirebileceğini söylemişti ve biz de neden olmasın demiştik. Ubud’u yakınlarında gümüş ve altın işçiliği ile ünlü Celuk Köyü’ne geçtik. Gümüş işçiliği yapılan ve bir galeriye uğradık. Bali’de gümüş işçiliği sanatı da oldukça gelişmiş. Oradaki gümüş ustası, gümüş ve gümüş işçiliği hakkında bilgiler verdi. Birkaç nesildir bu işi yapan ustaların hünerli ellerinden çıkan ürünlerin satıldığı shopu gezdikten sonra kılavuzumuzun evine geçtik. Bize evini ve atölyesini gezdirdi. Raflarda çok sayıda el oyması oturan Buddha heykelleri vardı. Gelen turistler için kiralamak için ayırdığı bir odayı da göstermeyi ihmal etmedi.

Batubulan’a gidiş amacımız Bali’nin meşhur Keçak Dans’ını izlemekti, ancak sabah 9 ve akşam 6’da olmak üzere günde 2 defa yapıldığından bugün izleme şansımız yok. Lombok ve Gilli adaları ziyareti sonrası Bali’ye tekrar döneceğimizden çok da sorun etmedik. Kahve sonrası kılavuzumuz ve eşiyle vedalaştıktan sonra rastgele yollara saparak, mahalle aralarında motorumuzla dolaşmaya başladık. Öyle ki bazen çıkmaz sokaklara dalıp geri dönüyorduk. Denpasar yolunu bulup devam edip denize ulaşınca biraz mola verdik. Burada hayatımda gördüğüm en ilginç plajlardan birine şahit oldum. Güneş altında parıldayan simsiyah kumlara sahip plaj ışıl ışıldı. Bir yanda dalgaların beyazı bir yanda kömür gibi kumlar ilginç bir tezat oluşturuyorlardı.

Fotoğraf çekip biraz dinlendikten sonra tekrar yola düştük. Bu defaki istikametimiz ağaç oymaları ile ünlü Mas Köyü’ydü. Yine yön sorduğumuz biri bizi köye götüreceğini söyledi. Bu defaki kılavuzumuz ise, bizi Mammoth Art Gallery adında, her biri oyma sanatının şaheserleriyle dolu bir yere götürdü. Uzun uzun içerideki her biri birbirinden güzel, inanılmaz hayal gücü ağaç oymacılık ürünlerini inceledik. Galerideki ürünleri bize tek tek tanıttılar. Bazı oyma eserler üzerinde sanatçılar 10 yıla yakın süre çalışabiliyormuş. Mağazanın girişinde bir usta ve onun çırağının, nasıl oymacılık yaptıklarını izledik.

Ağaç oyma sanatı üzerine uzmanlaşmış Mas Köyü, Ubud’un alt bölgesi olan Gianyar’da bulunuyor ve adanın doğusuna düşüyor. Hinduizm’in etkisinde hümanizm ve naturalizm sinerjisiyle üretilen nadide el oyması ürünlerin doğduğu bu köy Ubud kasabasının 15 km uzağında yer alıyor. Bu artistik köyde el oyma sanatları uzun ve köklü bir geçmişe sahip.

Rutin hayatını sürdüren çiftçi, balıkçı, işçi, entelektüel, tüccar köylü aynı zamanda bir sanatçı olarak nesiller boyu ağaç oymacılığıyla uğraşmış. Otantik Balinese yaşam tarzını keşfetmenin en güzel yerlerinden birisi. Bölgede köylüler tarafındın işletilen çok sayıda misafir evleri ve pansiyonlar da bulunuyor. Tahta ve ağaç oymacılık yanında, taş işçiliği ve gümüş işleme sanatı da yine burada yaygın.

Galeriyi bize tanıtan kız ile sohbet ederken, Mas Köyü’nün büyük tapınağı olan Penataran Sasih Temple‘da (The Moon Temple), Odalan ayini yapılacağını öğrendik. Sabah erken yola çıkmıştık ve daha öğlen bile olmadan çok yer gezmiştik. Sonraki rotamız belli olmuştu.

Day 350: Endonezya:7, Bali, Ubud, 19 Temmuz 2011

2 YORUMLAR

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!