Ana Sayfa Asya Endonezya

Madura Adası: Suramadu Köprüsü’nün Ardındaki Gerçek Endonezya

Kemal Kaya
Seyahat Yazarı · 29 yıldır dünyayı keşfediyor, 16 yıldır tam zamanlı deneyimle, bizzat gezdiği yerlerin rehberlerini yazıyor
Son Guncelleme ·

Madura Adası, Endonezya haritasında sadece Surabaya’nın karşısında duran bir kara parçası gibi görünebilir ama benim 15 yıllık yolculuğumda burası her zaman bir “gerçeklik testi” oldu. 2026’ya geldiğimizde bile, turizmin o fazla parlatılmış yüzünden kaçıp doğal, sert ve filtresiz bir yer aradığımda rotam hep buraya çıktı. Burası konfor peşinde koşanların değil, tozun içinde bir hikaye arayanların, o “ham” ruhu hissetmek isteyenlerin adası.

Suramadu Köprüsü’nün devasa kuleleri dikiz aynamda küçülürken, altımdaki motorun titremesi aslında bir devrin kapanıp yenisinin açılışının habercisiydi. Surabaya’nın egzoz dumanı ve o modern kaosu geride kalırken, Madura’nın kavurucu güneşi ve geniz yakan bozkır kokusu beni karşıladı. Bu adada zaman, Surabaya’dakinden farklı bir ritimle akıyor; daha ağır, daha vakur ve çok daha samimi.

Madura nerede derseniz; Doğu Java’nın tam ucunda, o görkemli asma köprünün sonunda başlayan, yaşayan bir müze derim. Yıllar boyu bu adanın her tozlu virajını dönmüş, her balıkçı köyünde mola vermiş biri olarak rotam net: Banyuwangi’den başlayıp Baluran Milli Parkı‘nı geçtim, kuzeyden feribotla Madura Adası’na saptım. 12 günlük bu döngüde motosikletle Surabaya, Malang, Bromo ve Ijen yanardağlarını devirip başladığım yere, Banyuwangi’ye döndüm.

Madura gezilecek yerler dendiğinde zihninizde o klişe tapınaklar veya lüks plajlar canlanmasın. Benim notlarımda Karapan Sapi (boğa yarışları) meydanındaki o geniz yakan toz bulutu, kıyıya vuran rengarenk ahşap tekneler ve iç kısımların o ağır sessizliği var. Burası bir seyirlik değil; içine girip kirlenmeniz, o havayı bizzat solumanız gereken bir tecrübe alanı.

Bu yazıda sadece güncel bir Madura Gezi Rehberi sunmuyorum; 2011 yılında çıktığım o 685 günlük koca seyahatin en başına buyruk ruhunu taşıyan Madura gezi notlarımı da olduğu gibi paylaşıyorum.

📌 Kemal’in Notu: Madura’ya geçmek, o konforlu turist maskesini yüzünüzden söküp atmaktır. Suramadu Köprüsü’nü geçerken yanınıza sadece merakınızı aldıysanız ada size kapılarını açar; ama Java’nın o steril beklentilerini taşıyorsanız, adanın tozu sizi daha ilk kilometrede yorar. Burası bir gezi değil, gerçek bir karakter sınavıdır.


Madura Nerede ve Nasıl Gidilir?

Madura, Endonezya’nın Doğu Java eyaletinin hemen kuzeydoğusunda, Java Denizi ile Madura Boğazı arasında yer alıyor. Haritaya baktığınızda koca Surabaya şehrinin hemen karşısında, ona bir el uzatımı mesafede duran büyükçe bir ada. Coğrafi olarak yakın görünse de, Java’dan geçtiğiniz an hem atmosferin hem de insanların mizacının daha sert ve net bir hal aldığını hemen hissediyorsunuz.

Adaya ulaşmanın en hızlı ve pratik yolu Suramadu Köprüsü. 5.4 kilometre uzunluğundaki bu devasa asma yapı, Surabaya’yı Madura’nın giriş kapısı olan Bangkalan şehrine bağlıyor. Endonezya’nın en uzun köprüsü olduğu için hem ulaşımı büyük oranda kolaylaştırdı hem de adanın ana damarı haline geldi. Motosikletle bu köprü üzerinden geçmek yaklaşık 10-15 dakika sürüyor.

📌 Kemal’in Notu: Eğer daha ağır ve geleneksel bir yolculuk isterseniz; Surabaya’daki Ujung Limanı’ndan kalkan ve Madura’daki Kamal iskelesine yanaşan feribotları hala kullanabilirsiniz. Köprü açıldıktan sonra bu feribotlar biraz nostaljik bir seçenek haline gelse de, denizin kokusunu soluyarak adaya ağır ağır yaklaşmak isteyenler için bu paslı tekneler hala çalışmaya devam ediyor.


Madura Adası: Surabaya’nın Yanı Başındaki Kırsal Dünya

Madura Adası, yaklaşık 4.250 km² yüz ölçümü ve 3,6 milyonu aşan nüfusuyla Surabaya’nın hemen yanı başında ama o ışıltılı dünyadan çok uzak, tamamen kırsal bir atmosfere sahip. Kıbrıs büyüklüğündeki bu ada, ulaşım zorlukları nedeniyle yıllarca dış dünyadan izole kaldığı için özgün karakterini ve benzersiz kültürünü korumayı başarmış.

Adanın insanı olan Maduralılar, Endonezya’nın en büyük üçüncü grubunu oluşturuyor. Sert denizciler olarak bilinen bu insanlar, gururlu ve onurlu duruşlarıyla tanınırlar. Hayat felsefelerini özetleyen “Aşağılanmaktansa ölmek daha iyidir” sözü, onların karakterini en iyi anlatan detaydır. Dışarıdan bazen kavgacı görünen bu duruşun altında, aslında derin bir bağımsızlık ve onur duygusu yatar.

Tarih, Ekonomi ve Sosyal Yapı

Tarihsel olarak 17. yüzyılın sonlarında Hollanda etkisiyle tanışan ada, uzun süre kendi naiplikleri üzerinden yönetildikten sonra 1949’da Endonezya’nın bir parçası haline gelmiş. Adanın ekonomisi Java’nın diğer bölgeleri kadar şanslı değil; toprağı çok verimli olmasa da kaliteli tütün üretimi, sığır yetiştiriciliği ve tuzculuk en önemli gelir kaynaklarıdır. Ayrıca pamuk benzeri bir elyaf olan kapok, hindistancevizi ve kuzeybatı ormanlarından gelen tik ağacı adanın ticaretinde önemli rol oynar.

Madura halkı ekonomik zorluklar ve yüksek işsizlik nedeniyle yıllardır Java’nın diğer bölgelerine ucuz iş gücü sağlamış olsa da, kendi geleneklerinden asla kopmamışlardır. Sosyal yaşamda dini hassasiyetler oldukça yüksektir; halkın çoğunluğu dindar Sünni Müslümanlardan oluşur. Adada her köşe başında bir cami veya mescit görmek mümkündür.

Erkekleri genellikle Malaya peştemâli (sarong) ve peci adı verilen siyah, kesik külah şeklindeki başlıklarla görebilirsiniz. Özellikle Ramazan ayı gibi dönemlerde adanın her yerinden yükselen dualar ve insanların yardımseverliği, Madura’nın o sert görünümünün altındaki sıcak ve dindar ruhu size hemen hissettirir.

📌 Kemal’in Notu: Madura'da gezmek, lüksün bittiği ve hayatın en çıplak haliyle başladığı bir sınırdan geçmektir. Java’nın o nazik ve dolaylı anlatımı burada yerini doğrudan ve dürüst bir iletişime bırakıyor. Adanın her yerinde karşınıza çıkan camilerden yükselen sesler, özellikle akşam vakitlerinde bu kırsal sessizliğe mistik bir derinlik katıyor. Eğer o gerçek, gösterişsiz Endonezya’yı görmek istiyorsanız; Madura’nın yoksul ama gururlu sokakları size çok şey anlatacaktır.

Madura Adası Gezilecek Yerler 📌

Madura’da gezilecek yerler listesi, alışık olduğunuz o süslü turistik broşürlere pek benzemez. Burada sizi karşılayan şey devasa antik tapınaklar veya lüks resortlar değil; hayatın tam ortasından kopup gelen canlı ve filtresiz sahnelerdir. Adanın en batısındaki giriş kapısı Bangkalan’dan başlayıp, en doğudaki mistik Sumenep’e kadar uzanan o 160 kilometrelik hatta, her durak size Endonezya’nın en “ham” halini sunar.

Yol boyunca karşınıza çıkan rengarenk boyanmış geleneksel balıkçı tekneleri, adanın kalbinin attığı o tozlu boğa yarışı (Karapan Sapi) meydanları ve Java’nın gürültüsünden tamamen kopmuş sessiz köyler Madura’nın asıl duraklarıdır. Özellikle iç kısımlarda zamana direnen o kerpiç yapılar ve kıyı şeridindeki bozulmamış yaşam, burayı sadece bir “ziyaret noktası” değil, bizzat içine girip tozuna karışmanız gereken bir deneyim alanı haline getiriyor.

Benim motosikletle geçtiğim o 12 günlük rotada, kuzey kıyısını takip ederken gördüğüm her detay bu adanın neden hala “saklı” kaldığını kanıtlıyordu. Banyuwangi’den feribotla geçip adanın derinliklerine daldığımda, karşılaştığım her manzara bir öncekinden daha sahiciydi. Eğer rotanızı Madura’ya çevirdiyseniz, gözünüz tabelalarda değil; yola yansıyan o hayatın ritminde olsun.

📌 Kemal’in Notu: Madura'da "gezilecek yer" aramayın, "izlenecek an" kovalayın. Bir yol kenarında durup ağlarını onaran balıkçıları izlemek veya bir köy pazarının o mahşeri kalabalığına karışmak, size en meşhur müzeden daha fazlasını anlatır. Burada turizm bir paket program değil, yolun kendisidir. Eğer bu kafayla bakmazsanız, Madura size sadece tozlu ve yorucu bir ada gibi görünebilir.

1. Karapan Sapi — Meşhur Boğa Yarışları

Karapan Sapi, Madura
Karapan Sapi yarışları, Madura Adası

Madura denince zihnimde canlanan ilk görüntü; devasa bir toz bulutu, havaya karışan çığlıklar ve toprağı döven boğa toynaklarının sesi. Karapan Sapi, yani geleneksel boğa yarışları, bu adanın sadece en büyük etkinliği değil, aynı zamanda halkın en büyük onur meselesi. Süslenmiş, devasa iki boğanın arasına bağlanan basit bir tahta düzeneğin üzerine çıkan küçücük jokeylerin, yaklaşık 100 metrelik parkuru saniyeler içinde geçişini izlemek tam anlamıyla nefes kesici.

Ben bu yarışları izlemek için meydanın kenarında yerimi aldığımda, o kaosun içindeki saf enerjiden etkilenmemek mümkün değildi. Boğalar sadece hız için değil, aynı zamanda asalet ve güç için de yarışıyor. Yarış öncesi hayvanlara masaj yapılması, özel otlarla beslenmeleri ve sahiplerinin onlara birer evlat gibi bakması Madura’nın bu geleneğe ne kadar değer verdiğini kanıtlıyor. Eğer bir yarış gününe denk gelirseniz, o çamur ve ter kokusunun içinde Madura’nın gerçek ruhunu buluyorsunuz.

Yarışlar genellikle hasat döneminden sonra, Ağustos ve Ekim ayları arasında yoğunlaşıyor. Her köyün, her kasabanın kendi şampiyonu var ve büyük final genellikle Pamekasan’da yapılıyor. Meydandaki o mahşeri kalabalığın içine karışıp, favori boğanız için bağırmaya başladığınızda, artık siz de bir “turist” değil, o heyecanın bir parçası haline geliyorsunuz.

📌 Kemal’in Notu: Bu yarışları izlemeye gidecekseniz en önde durup fotoğraf çekme sevdasına kapılmayın; çünkü o toz ve çamur bulutu saniyeler içinde her yerinizi kaplıyor. Yarışın sonunda kazanan boğanın sahibi sadece para değil, adanın en büyük saygınlığını da kazanıyor. Bu, belgesellerde izlediğiniz o steril görüntülerden çok daha çiğ ve sert bir deneyim. Eğer temiz kalmak istiyorsanız bu meydandan uzak durun, ama Madura’yı iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız tam ortasına dalın.


2. Geleneksel Balıkçı Tekneleri ve Kıyı Köyleri

Madura’nın kuzey kıyısı boyunca uzanan yollarda motor sürerken gözümü alamadığım tek şey, sahile dizilmiş o muazzam geleneksel balıkçı tekneleri (Perahu). Buradaki tekneler dünyanın başka yerindekilere pek benzemez; her biri canlı renklerle, mistik motiflerle ve devasa süslemelerle donatılmış birer sanat eseri gibidir. Balıkçıların denizden dönüş saatine denk gelirseniz, o teknelerin arasından süzülüp gelen bereketi ve kıyıdaki o tatlı telaşı izlemek paha biçilemez.

Özellikle Bangkalan ve Sumenep arasındaki sahil şeridinde yer alan köylerde hayat hala tamamen denizin ritmine göre akıyor. Ağlarını onaran, teknelerini boyayan ya da sadece kıyıda oturup ufku izleyen Maduralı denizcilerin yanına çömeldiğinizde, adanın o meşhur sert ama dürüst karakterini daha iyi anlıyorsunuz. Burası fotoğraflarda göründüğünden çok daha renkli, hareketli ve gerçek bir atmosfere sahip.

📌 Kemal’in Notu: Sahil boyunca ilerlerken sadece teknelere bakıp geçmeyin; eğer sabahın çok erken saatlerinde, güneş yeni doğarken orada olursanız, teknelerin denizden dönüş sahnelerini yakalayabilirsiniz. Işık o an öyle bir düşüyor ki, o rengarenk tekneler suyun üzerinde adeta parlıyor. Fotoğrafçılar için Madura’daki en verimli ve estetik kareler kesinlikle bu kıyı şeridinde gizli.


3. Bukit Jaddih ve Arosbaya — Kireç Taşı Tepeleri

Madura Island
Bukit Kapur Jaddih, Island

Bangkalan tarafında motor sürerken bir anda karşınıza çıkan bu devasa kireç taşı madenleri, Madura’nın o alışıldık düz coğrafyasında insanı hayrete düşüren bir manzara sunuyor. Bukit Jaddih, sanki devasa bir beyaz kaleye ya da başka bir gezegene iniş yapmışsınız hissi veren, uçsuz bucaksız beyaz duvarlarıyla tam bir sürreal mekan. Burası aslında hala aktif bir maden ocağı; iş makinelerinin gürültüsü ve havada uçuşan beyaz tozların arasında, o devasa oyukların içinde kaybolmak hem biraz ürkütücü hem de inanılmaz büyüleyici.

Hemen yakınındaki Arosbaya (Pelalangan) ise bambaşka bir ruha sahip. Jaddih’in bembeyaz ve keskin hatlarının aksine, burası kızıla çalan kahverengi tonlarıyla sanki bin yıllık bir antik kentin kalıntıları gibi duruyor. Taşların üzerindeki el işçiliği kesik izleri, dar koridorlar ve yukarıdan süzülen ışık huzmeleri burayı adanın en mistik noktalarından biri yapıyor. Elinde kazma kürekle hala taş yontan yerel halkı gördüğünüzde, bu etkileyici görüntünün aslında ne kadar ağır bir alın terinin sonucu olduğunu anlıyorsunuz.

📌 Kemal’in Notu: Buraya giderken üzerinizdeki kıyafetlerin kirlenmesini göze alın; özellikle Bukit Jaddih’te o bembeyaz kireç tozu her yerinize yapışıyor. Taşlardan yansıyan güneş ışığı öğle saatlerinde yakıcı olabiliyor, yanınızda mutlaka su ve güneş gözlüğü bulundurun. Eğer o meşhur "antik şehir" havasını yakalamak istiyorsanız Arosbaya’nın dar koridorlarını tercih edin; orada kendinizi bir film setindeymiş gibi hissetmeniz işten bile değil.

4. Sumenep ve Tarihi Saray (Kraton) — Adanın Aristokrat Yüzü

Sumenep, Madura’nın o hırçın ve tozlu imajından sıyrılıp, daha vakur, daha aristokrat bir kimliğe büründüğü yer. Adanın en doğusunda yer alan bu şehirde, kendimi bir anda Karapan Sapi’nin hengamesinden çıkıp, sessiz bir tarih yolculuğunun ortasında buldum. Sumenep Kraton (Saray), Doğu Java’da hala ayakta kalan tek kraliyet sarayı olmasıyla sadece bir bina değil, Madura’nın geçmişteki o görkemli yönetim gücünün asıl simgesi.

Sarayın içine girdiğimde beni karşılayan sarı duvarlar ve avludaki derin huzur, adanın geri kalanındaki o sert “hayatta kalma” mücadelesinden çok farklı bir enerji veriyor. Mimarideki Çin, İslam ve Avrupa etkilerinin iç içe geçmiş hali, Madura’nın aslında ne kadar kozmopolit bir geçmişi olduğunu kanıtlıyor. Sarayın hemen yanındaki müzede sergilenen kraliyet arabaları ve antik silahlar, zamanın bu topraklarda nasıl aktığını sessizce ispatı. Hemen karşısındaki Masjid Jami (Büyük Cami) ise, devasa giriş kapısı ve görkemli duruşuyla Madura’nın dindar ruhu.

📌 Kemal’in Notu: Sumenep'e ulaştığınızda Madura'nın o meşhur "sert" kabuğunun biraz yumuşadığını hissetmiştim. Sarayı gezerken özellikle avludaki o asırlık ağaçların gölgesinde biraz durun ve adanın batısındaki o tozlu meydanlarla buradaki soylu sessizliği kıyaslayın. Eğer vaktiniz varsa şehrin biraz dışındaki, bir tepenin üzerine kurulu olan Asta Tinggi kraliyet mezarlığına da çıkın; oradaki taş işçiliği ve vadiye hakim manzara, Madura’nın manevi derinliğini anlatıyor.

Pamekasan taraflarındaki Larangan Tokol Köyü’nde yanan o sonsuz ateşler, bizim Çıralı’daki Yanartaş’ın Madura versiyonu gibi; üzerine su dökülse bile sönmüyor ve yerin altından gelen, kaynağı tam açıklanamayan bir enerjiyle parlamaya devam ediyor. Yine aynı bölgede, bir yerli sakinin kuyu kazarken şans eseri keşfettiği Blaban Mağarası, üzerine ışık düştüğünde kristal gibi parıldayan beyaz sarkıt ve dikitleriyle yerin altında saklı, pırıltılı bir dünya sunuyor. Adanın 120 kilometre doğusuna doğru uzandığınızda ise henüz kitle turizminin radarına girmemiş, dalgıçlar ve şnorkel meraklıları için el değmemiş bir vaha olan 38 adalık Kangean Adaları takımı sizi karşılıyor.

Sahil şeridinde beyaz kumlarıyla öne çıkan Siring Kemuning, ilginç delikli kayalarıyla Rongkang ve benim bizzat gördüğüm Lombang Plajı gibi dinlenmeye uygun noktalar olsa da, Madura aslında bir plaj destinasyonundan ziyade bir yol hikayesi mekanı. Adanın genelindeki o çorak ve sert yapıya inat, Bangkalan’daki 30 metrelik Kokop Şelalesi ve Sampang’daki Toroan Şelalesi gibi suyun coşkusunu hissettiren birkaç köşe de adanın beklenmedik sürprizleri arasında yer alıyor.

Ancak açık konuşmak gerekirse, eğer gerçek bir macera arayışında değilseniz veya vaktiniz çok geniş değilse, adayı sadece bu noktaları görmek için özel olarak rotanıza eklemenizi pek önermem. Kamal ve Pamekasan arasındaki ana hat dışındaki yolların durumu gerçekten rezalet seviyesinde ve kendimi bir anda içinde bulduğum bu adada, bir yerden bir yere ulaşmak bazen tam bir işkenceye dönüşebiliyor. Eğer yollarda perişan olmayı göze alan, “tozun toprağın içinde olmalıyım” diyen bir gezginseniz Madura sizi paklar; aksi halde bu çileli yollar hevesinizi kırabilir.

📌 Kemal’in Notu: Madura'da harita üzerinde kısa görünen mesafeler, yolların bozukluğu ve ulaşım imkanlarının kısıtlılığı nedeniyle saatler süren bir sabır sınavına dönüşebilir. Ben plan dışı bir şekilde kendimi burada bulduğumda, o meşhur boğa yarışları ve balıkçı tekneleri hatırına bu çileyi çektim; ama sizin için zaman ve konfor öncelikliyse, adanın bu dağınık noktaları beklentinizin altında kalabilir. Madura, sadece "yolun kendisini" sevenlerin yeridir.

Banyuwangi’den Madura Adasına Yolculuk: Tozlu Yolların Başlangıcı

[Gün 373 | ID:30 Madura Adası, Java | 12 Ağustos 2011, Cuma]


Banyuwangi, Java Adasında ayak bastığım ilk şehir oldu. Dürüst olmak gerekirse şehir pek de cazip, insanı kendine çeken bir yer değil. Bizim asıl geliş amacımız o meşhur Kawah Ijen Volkanı’nı görmekti; ancak burada tanıştığımız bir Jawalı bize bambaşka bir rota önerince, maceraya atılmaya karar verip “tamam” dedik. Yanımda Bali’de tanıştığım ve birlikte Amed kasabasında dalış kursuna katıldığım İran asıllı Hollandalı yol arkadaşım Farid ile birlikte yollardayız.

Güne, kaldığımız o pek de iç açıcı olmayan “dandik” Hotel Baru’da kahvaltı yaparak başladık. Endonezya tipi kahvaltıda genellikle karşınıza ana öğün gibi pirinç pilavı getiriyorlar. Ben otelin sunduğu alternatif olan tostu tercih ettim; fakat onların “tost” dedikleri şey, bildiğimizden çok farklı: İki dilim ekmek arasına sadece tereyağı veya reçel sürülmüş bir atıştırmalık. Yanında çay istediğinizde ise gelen çay, açık renkte ve sanki şerbetmiş gibi inanılmaz tatlı. Bu yüzden şekeri kendiniz sonradan eklemek istediğinizi özellikle belirtmeniz en iyisi olacaktır.

Bali’den Java’ya geçerken feribotta tanıştığımız, annesi Jawalı babası Hollandalı olan Johnny ve eşi sağ olsunlar gelip bizi ve ağır çantalarımızı alıp kendi evlerine götürdüler. Madura Adası’na giden feribot akşam saat 16.00’da kalktığı için, bize ikram edilen yemeklerin ve yapılan hoş sohbetin ardından yola biraz geç çıktık. Banyuwangi’den Kuzey Doğu Java tarafında yer alan ve Madura teknesinin kalkacağı Jangkar iskelesine varmamız motosikletlerimizle tam 3 saat sürdü.

Feribota bindiğimizde klimalı bir oda bulduk; içeride sıralar halinde dizilmiş ranzaların üzerine matlar seriliydi. Hemen kendimize bir yer bulup uzandık ve dinlendik, ben bir ara uyumuşum. Yaklaşık 4,5 saat süren feribot yolculuğunun ardından nihayet Madura Adası’ndaydık. Vardığımız iskeleden indikten sonra bir saatlik gece sürüşü yaparak önce Johnny’nin kuzeninin evinde bir akşam yemeği molası verdik. Ardından bir saat daha yol giderek, geceyi geçireceğimiz Johnny’nin kendi köyü olan Batang Batang’a vardık.

Madura Island, Java
Johnny ve arkada ben
📌 Kemal’in Notu: Yolculuğun bu kısmında öğrendiğim en önemli şey, Endonezya'da planların her an değişebileceği ve en iyi rotaların genellikle o yerel sofralarda çizildiğidir. Madura Gezi Rehberi'ne eklenecek en altın kural: Otel kahvaltısından çok büyük bir beklentiniz olmasın, enerjinizi yola ve karşınıza çıkacak insanlara saklayın. Johnny gibi yerel bir rehberiniz varsa, Madura’nın o karanlık ve karmaşık yolları bile birer keşif alanına dönüşüyor.

Batang Batang: Madura’nın Kalbinde Bir Köy Evi Günlüğü

[Gün 374 | ID:30 Madura Adası, Java | 13 Ağustos 2011, Cumartesi]


Batang kasabası, Madura’nın o kendine has sahil havasını taşıyan, yaklaşık 135 bin nüfuslu bir merkez. Ancak bizim hikayemiz kasabanın biraz daha derinlerinde, Johnny’nin akrabası ve aynı zamanda cami imamı olan Emin’in köy evinde geçiyor. Emin’in üç ayrı evi ve üç ayrı eşi var; eşlerinin her biri kendi evinde kalıyor. Bize ise bu evlerden en eskisi, tam bir köy evi atmosferine sahip olanı ayrıldı.

Evin içi tam bir sadelik örneği; daha doğrusu içeride neredeyse hiçbir eşya yok. Uyuyacağımız 1.60’lık karyola o kadar kısa ki, bacaklarımızı uzatıp sığmamız imkansız. Birkaç sandalye, bir sehpa, yerlerde hasırlar ve kilimler dışında her yer boş. Duş almak ise buranın yerel usullerine göre bir ritüel: Büyükçe bir kurna (mandi) içerisinde biriktirilen buz gibi soğuk suyu maşrapayla üzerinize dökerek yıkanıyorsunuz. Banyonun hemen önünde ise evin küçük mescidi yer alıyor. Ev sahibimiz Emin, İngilizce konusunda pek mahir olmasa da iletişimi o kadar eğlenceli ki, bir şekilde anlaşıyoruz.

Batang, Madura
Batang, Madura

Warung Macerası ve Hijyen Sınavı

Ertesi sabah kahvaltı için yol üstündeki küçük ve oldukça salaş bir warunga (yerel lokanta) uğradık. Bir kulübeden ibaret olan bu yerin önündeki camekanda atıştırmalık bir şeyler vardı ama pek iştah açıcı görünmüyorlardı. İşin mutfak kısmına geçtiğinizde ise durum biraz daha zorlaşıyor; eğer hijyen konusunda hassassanız, o sinekli ve döküntü mutfağı gördüğünüz an muhtemelen kapıdan geri dönersiniz.

Johnny bizim için özel bir çorba hazırlattı. Ancak çorbanın içinde et olduğu için ben dokunamadım; yol arkadaşım Farid ise hiç istifini bozmadan ne varsa iştahla yedi. Ben sabah yediğim muzla idare edip, orada sadece birkaç pirinç cipsi atıştırdım. İlginç olan ise Johnny’nin durumu; kendisi pek inançlı biri olmasa da annesine söz verdiği için oruç tutuyordu. Aslında Madura’da olduğumuz süre boyunca karşılaştığımız hemen hemen herkes oruçluydu.

Günün geri kalanını Johnny ve Farid ile satranç oynayarak, bizi merak edip yanımıza gelen köylülerle yarım yamalak bir dille sohbet ederek geçirdik. Öğleden sonra ise adanın en sakin köşelerinden biri olan, birkaç kilometre ötedeki Lombang Plajı’na doğru yola çıktık.

📌 Kemal’in Notu: Madura köylerinde kalmak, konfor alanınızın sınırlarını gerçekten zorlar. O kısa yataklarda büzülerek uyumaya çalışmak veya soğuk kurna suyuyla duş almak size bir "turist" olduğunuzu unutturup, hayatın en çıplak haline odaklanmanızı sağlar. Madura Gezi Rehberi'nde göreceğiniz o plajlara veya mekanlara gitmek işin kolay kısmı; asıl mesele, o warungun sinekli mutfağında veya bir imamın mütevazı evinde o hayatın bir parçası olabilmektir. Hijyen takıntınızı Java’da bırakıp gelmediyseniz, Madura sizi biraz hırpalayabilir.

Lombang Beach: Madura’nın Turkuaz Dünyası ve Bir Gelecek Hayali

[Gün 374 | ID:30 Madura Adası, Java | 13 Ağustos 2011, Cumartesi]


Batang-Batang bölgesindeki Lombang köyünde yer alan Lombang Beach, kelimenin tam anlamıyla enfes bir yer. Sahil boyunca doğal olarak büyüyen binlerce ladin köknarı (casuarina) ile çevrili. Bu özel ağaç türü dünyada sadece Endonezya ve Çin’de yetişiyormuş. Turkuaz suları ve beyaza çalan kumlarıyla burası tam anlamıyla unutulmuş, turizme açılmamış, ücra bir dünya.

Madura gezilecek yerler
Lombang Plajı, Madura

Denizin hemen arkasındaki ağaçlık alan yerliler için bir piknik yeri. Etrafı gezdikten sonra hissettiğim tek şey; “Ben burada yaşamak istiyorum” oldu. Johnny ile konuştuğumda istersem burayı satın alabileceğimi söyledi. Ertesi gün arsa sahibiyle görüşmeye karar verdim. Belki de burası gelecekte yaşayacağım yer olurdu. Benim için “gelecek” uzak bir kavram değil; birkaç yıl sürecek dünya turu sonrası gelip buraya yerleşebilirim. Bu birkaç yılın kaç yılı kapsayacağını ben de bilmiyorum, kafam da hiç karışık değil; çünkü sanırım üzerine pek düşünmüyorum.

Yerel Hayatın İçinden: Domatesli Makarna ve Geleneksel Masaj

İkindi vakti acıktığımızda, bu sefer yemeği benim hazırlayacağımı söyledim. Malzemeleri (noodle, soğan, domates, yumurta, sarımsak ve yağ) bir şekilde topladık, tabak çanak başka bir evden geldi. Uzun süredir yediğimiz yerel yemeklerden sonra kendi ellerimle yaptığım domates soslu makarnanın tadı bir başka güzeldi, özlemişim.

Madura Island Massage
Sırf karın içi organlara yarım saat masaj yaptı

Evin önünde otururken ziyaretçimiz hiç eksik olmuyordu. Yakındaki bir Kuran kursunun öğretmenleri ve öğrencileri etrafımızı sardı. Okulu yaptıran ve tüm masraflarını cebinden karşılayan beyefendi, öğlene kadar bankada çalışıp öğleden sonra ders veriyormuş. Yüzden fazla öğrencisi var ve geçimi nasıl sağladığını sorduğumda sadece “Allah veriyor” cevabını verdi.

Günün asıl sürprizi ise masajdı. Madura’da hemen her köyde, bu zanaatı ailesinden devralmış birileri mutlaka oluyor. Johnny ve Farid ikişer saat masaj yaptırırken ben komşu evlere misafirliğe gittim. Sıra bana gelince salondaki yerimi aldım. Hayatımda böyle bir masaj görmedim! Meşhur Tayland masajı bile bunun yanında sıradan kalır. Normalde pirinç tarlalarında çalışan masajcı, üzerimdeki tüm yol yorgunluğunu söküp aldı. Üçümüz için toplamda (bahşiş dahil) 60.000 Rp ödedik; yani kişi başı yaklaşık 4 TL. Türkiye’de olsa sanırım bu masajın karşılığı 200 TL olurdu.

Geceyi evin önündeki sandalyelerimizde, serin havada meyve atıştırıp köylülerle eğlenerek geçirdik. Hepsi o kadar keyifli ve güler yüzlü ki, insan bu sadeliğin içinde kaybolmak istiyor.

📌 Kemal’in Notu: Lombang Beach gibi yerler, insanın seyahat rotasını bir anda "yaşam planına" dönüştürebilecek kadar güçlü bir ruha sahip. Madura'da lüks bir otel konforu yok ama bir köylünün elinden çıkan o inanılmaz masaj veya bir öğretmenin karşılıksız emeği, size modern dünyanın unutturduğu değerleri hatırlatıyor. Eğer Madura'ya giderseniz, sadece manzaraya bakmayın; o insanların arasına karışın, makarnanızı onlarla paylaşın. Asıl Madura o zaman size cevap vermeye başlıyor.

Surabaya’ya Dönüş Yolunda Bir Madura Vedası

[Gün 374 | ID:31 Surabaya, Java | 14 Ağustos 2011, Pazar]


Madura Adası’nın o kendine has, sert ama dürüst ruhundan ayrılıp Doğu Java’nın kalbi Surabaya’ya geçme vakti geldi. Ancak yola çıkmadan önce, dün gözüme kestirdiğim o hayalin peşinden gitmek için küçük bir sabah randevum vardı. Denize sıfır, bir hektarlık o büyüleyici ormanlık alanın sahibiyle görüşmek üzere sözleşmiştik.

Görüşme yerimiz, yine eşi Endonezyalı olan bir Amerikalıya satılmış, inşaatı süren ve dışarıdan bakıldığında mescit görünümlü tamamen ahşap bir evin önüydü. Arsa sahibi, Endonezya standartlarına göre oldukça varlıklı biri olmasına rağmen, karşımda tipik bir Madura köylüsü duruyordu. Siz sormadıkça tek kelime etmeyen, sadece o vakur ve sakin gülümsemesiyle sizi karşılayan biri… Birlikte ilgilendiğim arsaya yürüdük; burası sadece bir plaj değil, ağaçların gölgesinde tamamen kumluk bir orman alanı.

Endonezya’da Mülk Edinmek: Hayaller ve Gerçekler

Arsa tam istediğim gibiydi ancak fiyat konusu biraz can sıkıcıydı. Bana verilen fiyat, piyasa rayicinin tam %50 üzerindeydi. Sebebi ise devletin bu bölgede zamanında turizm yatırımı yapmaya niyetlenip bazı binalar inşa etmesiydi. Fakat o projeler anlaşmazlıklar yüzünden yarım kalmış, binalar terk edilmişti. Yine de yol ve elektrik gibi hizmetlerin hazır olması bir avantajdı.

Fiyatı yüksek bulduğumuz ve acelemiz de olmadığı için teklifi şimdilik rafa kaldırdık. Johnny ve akrabaları ben gittikten sonra da mal sahibiyle pazarlığa devam edecekler. Tabii işin hukuki boyutu da başka bir macera; Endonezya’da yabancıların doğrudan mülk edinmesi yasak. Bu işler genellikle güvendiğiniz biri üzerinden yapılıp aranızda özel kontratlar ve tapu belgesi teslimiyle çözülüyor. Kim bilir, belki birkaç yıl sonra beni Madura’da bir sahil kasabasında yaşarken bulursanız şaşırmayın; tohumları şimdiden attık.


Tütün Tarlaları ve Kestirme Yollar

Köylülerle vedalaşıp motosikletlerimize atladığımızda vakit epey ilerlemişti. Surabaya’ya doğru gaz açarken ana yollar yerine eski köy evlerinin ve uçsuz bucaksız tütün tarlalarının arasından geçen kestirme yolları seçtik. Madura’nın doğası, o çorak imajının aksine, iç kısımlarda hala büyüleyici bir yeşile ve derinliğe sahip. Güneş batarken o tozlu yollarda motor sürmek, adanın ruhuna yakışır bir kapanış oldu.

📌 Kemal'in Notu: 2011'deki ilk ziyaretimde aldığım bu heyecanlı notlar; bölgeye daha sonra yaptığım defalarca seyahat, edindiğim güncel yerel bilgiler ve sahadaki acı-tatlı tecrübelerle harmanlanarak bugünkü kapsamlı haline getirildi. Madura, bir kez tozunu yuttuğunuzda sizi tekrar tekrar kendine çağıran, planlarınızı bozan ama size her seferinde yeni bir hikaye veren nadir yerlerden. Eğer o arsaya yerleşemediysem de, Madura’nın bir parçasını hep yanımda taşıyorum.

Madura, haritada sadece Surabaya’nın karşısındaki bir kara parçası gibi görünebilir; ama benim için Java’nın en dürüst ve filtresiz köşesi. 2011’in o tozlu yollarından 2026’nın bugünkü birikimine kadar anladım ki, burası sadece “gezilecek yerler” listesiyle geçiştirilecek bir durak değil; bizzat yaşanması gereken bir karakter testi.

Eğer lüks otellerin, cilalı turistik rotaların ve paket programların dışına çıkmaya cesaretiniz varsa, o Suramadu Köprüsü sizin için bambaşka bir dünyanın kapısı olacak. Madura’yı her giden sever mi? Belki hayır. Ama oradan geçen herkesin, o boğa yarışlarının tozuyla veya bir balıkçı köyünün sessizliğiyle biraz değişeceği kesin.

Benim için Madura, bir yanıyla o günkü yarım kalan arsa hayali, diğer yanıyla ise her zaman dönmek isteyeceğim o ham gerçeklik. Yanınıza sadece merakınızı alın ve o tozun sizi sarmasına izin verin. Madura sizi biraz hırpalayabilir ama ruhunuzu kesinlikle tazeleyecektir.

Madura’da yolun nereye çıkacağı belli olmaz; bazen bir cami avlusunda masaj yaptırırken, bazen de bir tütün tarlasının ortasında kaybolmuşken bulursunuz kendinizi. Önemli olan o belirsizliğin tadını çıkarmak. Eğer konfor alanınızın dışına çıkmaya hazırsanız, Madura size Endonezya’nın en gerçek hikayesini anlatacaktır.

Yolda kalın.