Ana Sayfa Blog En Kısa Ülke Ziyaretim, En Büyük Kavşak: Kritik Kavşaklar Yolculuklarla Başlar

En Kısa Ülke Ziyaretim, En Büyük Kavşak: Kritik Kavşaklar Yolculuklarla Başlar

35340

Singapur’a bu üçüncü gelişim. İlk gelişim ülkeyi (yoksa şehrimi demeliyim?) keşfetmek içindi, 3 gece kalmıştım ve buradan da 40 gün sürecek macera dolu Borneo seyahatine geçmiştim. Borneo sonrası geçtiğim Filipinler gezimi yarıda bırakıp Singapur’a geri dönmek zorunda kalmıştım. Sebep, Filipinler’deki Konsolosluğumuzun pasaportumu yenilemek için yurda dönmem gerektiğini söylemesiydi – o an içimden “Yok artık!” dedim, ama yol insanı her türlü sürprizle başa çıkarıyor.

Şansımı Singapur’da denemek için gelmiştim. Hiç umudum yoktu ama şans yüzüme güldü ve yenilenen pasaportumu (dünyanın en pahalı pasaportunu) cebime koyup yolculuğuma devam etmiştim. Tabi yeni pasaportumu beklerken bu şehir devletinde 15 günden fazla zaman geçirmek zorunda bırakılmıştım – o bekleyişler, beklenmedik keşiflere gebe; Singapur’un parlak caddelerinde kaybolmak, aslında bulunmak gibiydi.

Kemal-Kaya-Sırtcantali

Kritik Kavşaklar Yolculuklarla Başlar: Plaza İnsanlarından Sırt Çantalısı Yabancısına

Singapur bana doymamış olacak ki şimdi üçüncü defa buradaydım. Modern plazalardaki işlerine giden şık insanların arasında, parfüm kokan caddelerde, sırtımda koca bir sırt çantasıyla yürüyordum. Birkaç yıl önce ben de onlar gibiydimtakım elbise, beyaz gömlek, kravat… Armani Acqua Di Gio parfüm… Şimdiyse uzun bir tren yolculuğu sonrasında dağınık saçlı, kırışık pantolon ve t-shirtümle bir yabancıydım bu şehirde. Ama kendimdim – işte yolda olmanın büyüsü bu, maskesiz, saf halinle var olmak.

Yoldayken kendinsindir, önemsemezsin; ben de öyle yapıyordum. Gece yarısı Kuala Lumpur’dan trenle yola çıkmıştım. Sabahın erken bir saatinde Singapur’daydım. Yanımda hiç Singapur doları yoktu, oysa otobüse binmem, metro için kart almam gerekiyordu. Üstelik hafif bir yağmur da vardı. Benim bu plansız ve düşünmeden seyahat etme tarzım çok zaman kaybına yol açıyordu – ama o kayıplar, en tatlı kazançlara dönüşüyordu.

Oysa benim zamanla olan ilişkim değişeli çok olmuştuHaftanın hangi günü olduğu çoktan yitirmiştim, hangi ayda olduğum ise ancak biraz düşününce akla geliyordu. Bir döviz ofisi bulup biraz Singapur Doları aldım. Kahvaltılık bir şeyler yedim, ne yediğimi bilmeden. Böylesi anlarda ‘bilmediğim şeyleri yemem’ sözünün ne kadar da saçma olduğunu tekrar anımsar ve gülümserim – yol, seni her lokmada yeniden doğurtuyor.

Singapur merkeze gitmek için bindiğim otobüste, dokunarak insanları iyileştirdiğini söyleyen 70 yaşlarındaki Hacı Seyit Ali ile tanıştım. Dokunarak ısı enerjisi aktardığını ve bunu Allah’ın yardımıyla kalpten yaptığını söyledi. Ona göre bütün ilimlerin kaynağı Kur’an’mış. Hac’da bir Türk arkadaş edinmiş ve geçen yılbaşında İstanbul’a, onu ziyarete gitmiş. Yolda olmanın güzel yanlarından biri de bu; biri birinden renkli kişiliklerle tanışmak hoş bir deneyim. İnancımı sorunca, ben ateistim dedim; uzun uzun baktı bana ve bir daha da konuşmadı benimle – o sessizlikte bile bir hikaye vardı, değil mi?


Tablet Tamiri mi, Hayat Dersi mi? Plaza Singapura’da Kayboluş

Plaza Singapura gökdelenine vardığımda saat henüz sabahın 9’du. Bangkok’tan Singapur’a uzanan seyahatimin sebebi –sanırım– Samsung Galaxy Tab 10.1 tablet bilgisayarımdı. Ekranında sorun vardı, garantisi varken yaptırmak istemiştim ve o garanti sadece Singapur’da geçerliydi. Bangkok’tan yola çıkmıştım ama Singapur’a varmam 10 günü bulmuştu. Anlaşılan amacım Singapur’a gelip tableti tamir ettirmek değil de yol üzerinde görmediğim yerleri görmekmiş – yol, planlarını hep böyle altüst eder, ama ne güzel eder!

Seyahatin boyunca en çok kaybolduğun an nedir diye sorarsanız o an Singapur’da Samsung servisinde yaşadığım anlardır dersem biraz garip gelebilir değil mi! Oysa birkaç hafta önce Filipinler’de bir mağarada kaybolmuştum, hem de 4 saat ve tek başına! Yine de huzurlu ve mutluydum. Oysa bu modern alışveriş merkezindeki Samsung Servisinde kayboldum. Aklımdan geçen program: Tableti servise bırak; muhtemelen 2-3 gün sonra biz sizi ararız gelip alın diyecekler. Little India’ya git ve hostele yerleş. Gidip tableti al ve Kuala Lumpur’a dön

Aslında böyle bir plan yaptığımı da ancak planın böyle yürümeyeceğini anladığımda anladım. Hep araç kullanmayı örnek veririm. Araç kullanırken ne yaptığınızı düşünmezsiniz ama yaparsınız. Aynalar, direksiyon, vites at, düşür… hepsi bir refleks olarak gelişmiştir. Bendeki seyahat tarzı da böyle bir şeydi. Düşünmeme gerek yoktu, kendiliğinden oluyordu bazı şeyler – tıpkı hayat gibi, akışına bırakıyorsun.

Araçla kaza yaptığında ancak anlarsın ki frene zamanında basmamışsın, az basmışsın, hızlıymışsın veya gaza basamamışsın yeteri kadar… Kaza olduktan sonra, oturup düşününce bunları idrak edersin. İşte böylesi bir kaza anında ben rotamı kaybetmiştim.

Güler yüzlü ve güzel yüzlü Singapurlu servis çalışanı, birkaç saate kadar Samsung tabletimi verebileceklerini söylemişti. İşte bu andan sonra ne olduysa oldu. Uzun süredir bir çeşit trans halinde süren, kendimi yollara vurmuşluğum son buldu. Kesin ve net bilinçli olarak rota çizmek zorunda kaldım.

Eve Dönüş Dürtüsü: İlk Kez Yeşeren Özlem

İçimde eve dön diye bir dürtü işte o anda ilk defa yeşerdi ve bir anda öyle bir büyüdü ki kendime şaşıyordum! Bu duyguyu uzun süredir hiç hissetmemiş, hissettiğimde görmezlikten gelmiş, görmezlikten geldiğim şey filizlenince ret etmiş biri olarak o an eve dönmek için yanıp tutuşmaya başlamıştım.

Dönmek kararı almanın öncesindeki, düşüncelerin beynimde uçuştuğu anlar ise kayboluş anlarıydı; kendimle konuştuğum, çeliştiğim, tartıştığım ve sonunda büyük bir huzurla “evet döneceğim” kararı almadan önceki anlardı. Yollardaki bu ruh halini seven tarafımı ikna etmem pek de kolay olmadı – özgürlük bağımlısı yanım direniyordu, ama evin sıcaklığı daha baskındı.

Singapore Changi Airport’a gidip ekranda gördüğüm, memlekete en yakın yere uçmak fikri önü durdurulamaz şekilde baskın geliyordu. İnsanın bedeninden sıyrılıp dışarıdan kendine bakması gibi yazıyorum şu anda. Büyük bir heyecanla evet bunu yapacağım diyordum. İçimde hemen yarın evde olmak fikri büyüyordu. Aile ile güzel bir kahvaltı sofrasına (evet yoldayken en çok kahvaltıyı özlersin) oturmak…


Can Çıkar Huy Çıkmaz: Myanmar’dan İran’a Sapma

İstanbul’a direkt uçuş almak yerine ben aktarmalı uçuşları tararken buldum kendimi. Oysa ki kısacık bir süre evvel ekranda gördüğüm ilk yere uçmak düşüncesi vardı zihnimde, sonrasında ise bir an önce eve dönme, şimdiyse eve gitmeden bir yerlere uğrama düşüncesi ağır basmıştı ve durağımı seçiştim bile; Doha, Katar’ın başkenti.

Biletimi almaya çalıştım ama daha önce, Myanmar uçak bileti almaya çalışırken başıma gelen şey tekrar oldu. Online uçak biletini kredi kartı ile alırken Akbank’ın cep şifreyi gönderememesi benim tekrar kayboluş anlarına geri döndürdü. Birkaç hafta önce de Bangkok’tayken Myanmar uçak biletimi alıyordum ve yine Akbank cep şifreyi gönderememişti. Şimdi Singapur’da, eve dönüşün arifesinde aynı ruh hali ile bulmuştum kendimi. Akbank’ı iki defa telefonla aramaya çalıştım ama… Bankaların telefon robotlarından nefret etmeyen var mı?

Bu defa çıkış noktası Asya, destinasyon Türkiye olarak bilet aramaya başladım. Cidde, Doha, Dubai, Kahire, Lübnan, Moskova ve bize yakın komşu İran şehirlerini gördüm. Birden aydınlanma yaşadım, evet İran! Air Asia’nın Kuala Lumpur-Tahran uçuşunu gördükten birkaç saniye sonra kararımı vermiştim, çantamı sırtladığım gibi kendimi dışarı attım.

Birkaç saat sonra Malezya’nın, Singapur’a geçiş şehri Johor Bahru’da Polonyalı bir işadamıyla tren istasyonundaki Starbucks’ta sohbet ediyordum. Hayatımın en kısa ülke ziyaretini yapmıştım. Bu üçüncü Singapur seyahatim sadece 8 saat sürmüştü. Hayatımın en kısa ülke seyahati olarak kayda geçti – yol, bazen en kısa anlarda en büyük dersleri veriyor.

Kaybolmuşluktan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla iPhone telefonumdaki Air Asia uygulaması ile Akbank Cep şifresine ihtiyaç duymadan Tahran uçak biletimi almıştım.


Hayatımızın Kontrolü Kendi Elimizde mi? Kritik Kavşak Yeni Bir Başlangıç

Bir Samsung Tablet, bir Akbank, Myanmar Elçiliğinin bir günlük tatilde olması benim rotamı ve dolayısı ile geleceğimi değiştirebiliyordu. Bunu Johor Bahru’da Kuala Lumpur’a giderken uzanmış olduğum yataklı gece treninde düşünüyordum. Aslında ana aktör Akbank’tı.

Birkaç hafta önce Myanmar uçak biletini alabilmiş olsaydım, şu anda Myanmar’daki yatağımda uyuyor olacaktım. Doha biletini almış olsaydım şu an gökyüzünde bir yerlerde olacaktım. Oysa şimdi yine bir tren yolculuğunda, içerisi buzdolabı gibi olan bir kompartımanda, tertemiz çarşafa sarılmış uyumaya çalışıyordum.

Aldığımız her karar, hayatımızın bir dönüm noktasının başlangıcı olabiliyor. Verdiğimiz, veremediğimiz, vermek zorunda olduğumuz kararlar belki de hayatımızın en kritik kavşakları. Ben bu Singapur yolculuğumda yeni bir kavşağa girmiştim – yollar biter mi bilmem, ama kavşaklar hep yeni yollar açar.

Çok çabuk uykuya daldım. Neredeyse 2 yıl sonra eve dönüyor (gidiyor) olmanın huzuru sarmıştı beni.

Day 657: Malezya:10 Johor Bahru-Kuala Lumpur Gece Treni, 21 Mayıs 2012