Geçen zaman içerisinde fark ettiğim kadarıyla seyahat hızım gittikçe yavaşlıyor. Sadece birkaç günün (belki de birkaç saat) yeterli olabileceği destinasyonlarda, bir haftadan fazla kalabiliyorum.

aidiyet ve özgürlükBulunduğum şehri veya kasabayı daha iyi tanımak, sadece bildik yerleri değil, sokak aralarını da keşfetmek, insanların arasına karışmak, çevreyi daha iyi tanımak… buna en büyük sebep olsa gerek. Diğer bir sebep ise okuduğunuz bu blog ve çektiğim fotoğraflarla göstermem gereken ilgi.

Halimden bir şikâyetim yok. Hal böyle olunca bazen kendimi gezginden çok, bulunduğum ülkede yaşayan biri gibi hissediyorum ki bu ise bambaşka bir deneyim, hoşuma gidiyor.

Geçmişteki kısa gezilerimde en çok arzuladığım şey yabancılaşmaktı. Dile, insanlara, alışkanlıklara, yemeklere… yabancılaşmak. Bir çeşit rutin iş ve ev hayatını geride bırakıp, yeni deneyimlere kapıyı açmaktı.

Şimdiyse bir yabancıyım geride bıraktığım hayata, evime, eşyalarıma, alışkanlıklara, hatta dostlara. Hayal ve gerçeklik arasında gidip geliyor geçmişe dair yaşadıklarım. Hoş ben geçmişte de mutlu biriydim (ya da öyle sanıyordum kimbilir), ancak ne zaman aklıma geçmişe dair bir şeyler gelse, onu ötelerken buluyorum kendimi. Bu bir kaçış mı acaba? Sanmıyorum. Bu geçmişin zihnime doldurduğu önyargılara (alışkanlıklara) yabancılaşma arzusuydu.

Bunda da başarılıyım. Şu blog olmasa çoktan bir hippi hayatına geçiş yaparmışım gibi hissediyorum ve bu noktada hippileri çok iyi anlıyorum. Aidiyet ve özgürlük kavramlarının birbiriyle ne kadar çelişkili olduğunu fark edebiliyorum.

Asya’da 7 ay geçirince, burada yerelleştim sanki. Şu sık sorgulanıp durulan aidiyet duygusu, bende Asya’ya karşı gelişmeye başlıyor olsa gerek; hangi ülkeye gidersem gideyim kendimi oraya yabancı hissetmiyorum. Sanki bir şehirden diğer şehre geçiyormuşum gibi geliyor bana. Belki de oldukça gelişen esneklik yeteneğim dolayısı ile çok hızlı adapte oluyorum… kim bilir?

Aidiyet” duygusunun özgürlüğün önünde kendi yarattığımız bir engel olarak düşünen biri olarak bunu ne iyi ne de kötü bir şey olarak addediyorum.

Day 555: Tayland:44, Bangkok. 11 Şubat 2012, Cumartesi

4 YORUMLAR

  1. Yollarin ve biriktirdigin anilarin keyfini iyi cikaracagini bilirim bu yuzden herhangi bir temenni ve salikda bulunmayacagim. “Geçmişteki kısa gezilerimde en çok arzuladığım şey yabancılaşmaktı. Dile, insanlara, alışkanlıklara, yemeklere… yabancılaşmak.”

    Bu sozunu cok iyi anladim, yasadim. Artik sen eski sen degilsin. Kendine yabancilasmadigini soyledigin dogru olsa da memlekete dondugunde anlayacaksin ve yabancilastigin hissi oyle agir basacak ki, sanki aradan yuzyil gecmiscesine yasadiklarin; memleketin havalimaninda devam ederken, evine ulasana kadar kendini tekrar turist hissetsende, evinin kapisini actiginda biraktigin yasam, sanki hic uzerinden yillar gecmemis, sanki sen hep oradaymissin gibi son gunun kokusuyla beklerken anlayacaksin; artik hicbir zaman eski sen olamayacagini.

    • Yolların keyfi gayet güzel çıkarıldı. İnsan ne çabuk alışıyor aslında gittiği yer. Asya’dayken oralara alışmış memlekete yabancılaşmıştım. Şimdiyse memleketteyken Asya’ya baktığımda bana uzak anı gibi geliyor. Oradayken de geçmiş hayatım bana bir hayalmiş gibi uzakta geliyordu.

  2. Bahsettiğiniz sanki biraz “her yere ait hissetmek/hissedebilmek “gibi… kolay kolay olmayacak bir durum; kısa sürelerde keşfetmeye çalıştığımız şehirlerde gerçek hayatlarımıza geri döndüğümüzde böyle hissedemiyoruz. sizin bu durum sanki yabancılaşma sonrası yaşanabilecek bir evre, yeteri kadar yabancılaştıktan sonra tanıdıklaşıyor 🙂

    • Geçmişte standart şehir hayatı yaşarken özlediğim şeydi yabancılaşmak. O yüzden tatiller bunun için fırsattı. Şimdiyse geçmişe yabancılaştım. Asya topraklarında böyle uzun seyahat edince bu defa aidiyet kıtaya gelişti sanırım. Ülkelerin kültürlerinin birbirine benzer ve yakın olması bunun sebebi. Bir Hindistan veya Çin’e yolum düştüğünde bu defa Asya’ya yabancılaşacağım.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!