Mağara maceramdan sonra dün gece uyuduğumda her şey rüyamdaydı. Anlaşılan birkaç gün peşimi bırakmayacaktı. Geç uyumama rağmen sabah 6 da uyandım. Sabah 10’da Sagada’dan Baguio’ya giden otobüse atladım 225Peso (10 TL). deniz seviyesinden 2.000 metre yükseklikte dağlardan geçen yoldaki manzara benim için artık bildik bir manzaraydı. Birbiri ardına sıralanan sislerle kaplı yemyeşil dağlar, bunların arasında vadiler, şelaleler, köyler sıralanıp gidiyordu. Sayangan denilen bir yerde mola verildi. Hava serin, kasaba tamamen sislerle kaplı.

Sagada’dan Baguio’ya gitmek 6 saat sürdü. Baguio ülkenin “ülkenin yaz mevsimi başkenti” olarak adlandırılıyor. Banaue, Batad, Bontoc ve Sagada’dan sonra gerçek bir şehirdeydim. Şehir merkezinin pek de bir cazibesi yok gibi görünüyor. Couchsurfing sitesinden tanıştığım Shila’da 1-2 gün kaldıktan sonra Manila’ya döneceğim. Şehir merkezinde bir taksiye atlayıp verilen adrese giden sisli yollardan geçtikten sonra belirtilen yerde indim. 15-20 dakikalık yolun taksi ücreti 85P (3,5TL). Tüm şehri gören tepenin üzerindeki Shila’nın evini buldum.

Kapıyı açıp gülümsedi ve arkasını dönüp eve doğru yürümeye başladı. Yollarda o kadar garip insanlarla tanışıyorsunuz ki çok da garipsemiyordum artık. Evinize misafirliğe geleni siz nasıl karşılarsınız. Hoş geldiniz dersiniz, merhaba dersiniz, yolculuğunun nasıl geçtiğini sorarsınız, hiç olmazsa selamlayıp “bu taraftan” dersiniz. Bunların tabi hiçbiri bana söylenmedi. Ev çok salaş halde. Shila kendisinin olmayan bu arazide, arazi sahibiyle sözleşme yaparak evini yaptırmış. Planını da kendisi çizmiş. Eşyalar eski, daha doğrusu pek bir eşya yok. Her yer toz ve kir içerisinde. Kendisi evi satmayı planladığından hiçbir tamirat ve temizlik işini yapmamış. Oysa Ev de bahçesi de manzarası da harika.

Sagada’dan Baguio’ya gelirken otobüsün mola verdiği yerde sebze satan dükkanları görünce oradan biber, domates, patlıcan, patates ve soğan almıştım, iyi ki de almışım. Evde yiyecek bir şeyler yok, yakındaki restoranlarda yemek için epeyce yürümek gerekiyor. Mutfak ocağının gazı yok, dışarıda geleneksel bir kulübede ateşte pişirebileceğimi söyledi. En azından bu şansım vardı. Kulübede ateşimizi yakıp türlü yemeği pişirdik.

15 yaşlarında 2 çocuğu varmış ve eşiyle birlikte onlar Sagada’da kalıyorlarmış. Çok yer gezmiş, birçok ülkede bulunmuş. Permakültüre meraklı. Buradaki her şeyini satıp Avustralya veya Avrupa’da kendi sosyal projelerini hayata geçirecek organizasyonlar kurmayı planlıyormuş. Hediye olarak götürdüğüm çikolatayı kendisine verince çocuklar gibi zıplayıp durdu. Yemek sonrası laptopumdan bir film izledikten sonra uyku tutulu ve bir battaniye ile birlikte kendisini takip etmemi istedi. Evin dışında eski geleneksel kulübede uyuyacaktım. Kendisi bir dönem evini kiraya verip bu kulübede 6 ay kalmış. Kitaplığı, düzgün bir mutfağı var. Biraz elden geçse çok güzel bir yer olacağı kesin. Kulübenin içinde merdivenle çıkılan balkon şeklindeki üst katta süngere nevresimleri geçirip hazırladık. Kulübenin hemen yakınında yine tuvalet ve banyo bir arada olan küçük bir kulübe daha var.

Hem modern bir ev hem de geleneksel kulübe harika bir bahçenin içerisinde muhteşem bir manzarayı birlikte paylaşıyorlar. Hava sisli ve soğuk. Bahçenin bitişiğinde bir horoz çiftliği var. Gecenin her anında bu horozlar güçlü sesleriyle durmaksızın sabaha kadar öttüler. Bu sadece Filipinler’de değil, Asya’da hemen her yerde görebilirsiniz. Dövüş amaçlı yetiştirilen bu horozlar memleketin horozları gibi sadece sabahları değil akıllarına esince ötüyorlar. Gecenin sessizliğinde bu sisli ve soğuk havada biri ötünce, diğerleri durmaksızın sanki solukları kesilirmişçesine ötmeye başlıyor. Kulaklığımı takıp müzik dinleyerek uykuya dalmışım.

Güzel uyumuşum, sabah yine horozların sesiyle uyandım. Evde kahvaltılık bir şey yok. Dışarı çıkıp yol üstündeki dükkanlardan birinde kahvemizi içtik. Asya’da yine belki her dükkanda üçü bir arada kahveler satılıyor. Sıcak su her zaman bulunduğundan bu dükkanlardan kahvenizi alabilirsiniz. Bana güzel bir manzara göstereceğini ve takip etmemi istedi. Tüm şehri görebileceğimiz bir yere gidip manzarayı izledik. Satmayı düşündüğü bir jeepi var. Ona atlayıp şehre indik. Şehirdeki alışveriş mağazasında ücretsiz internet olduğundan epeyce vakit geçirdik.

Marketten çöp şiş ve et aldım (150P). Oradan da pazara gidip bazı salata malzemeleri ve meyveler aldım. Eve gidip şişleri hazırladıktan sonra kulübedeki ateşimizde kuşbaşını pişirdiğimizde akşam yemeğimiz hazırdı. Ne zeytinyağı, ne karabiber, ne kekik vardı, ancak lezzetine diyecek yoktu doğrusu. Yemek sonrası yine benim laptoptan 2 film izledik. Bu defa film izlediğimiz eski minderde uyuyabileceğimi söyledi. Etrafta hamam böcekleri geziyordu. Temizlik konusuna değinmiyorum bile. Shila üst kattaki odasına geçip uyudu, bense alt kata çadırımı kurdum. Böceklerden korunmanın en güvenli yolu olarak çadırımda uyudum.

Daha önce hiç evin içerisinde çadırda uyuduğumu hatırlamıyorum doğrusu. Böcekler beni hep sevmiştir. Sadece şortuyla yatan arkadaşlarımı mışıl mışıl uyurken, sinek ve böcek koruyu spreyleri kullanmama, zaman zaman üzerimi örtmeme ve t-shirt ile uymama rağmen bana sivrisinekler ve böcekler hiç rahat vermezlerdi. Kanımı seviyor olmalılar, “Turkish Delight!” olmalıyım sanırım onlar için.

Day 464: Filipinler:11, Baguio, 10 Kasım 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!