Tappiyah Şelalesi (Tappiya Waterfalls), UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan iki bin yıllık pirinç tarlaları ile ünlü Batad köyünden yaklaşık 1 saat uzaklıkta yer alan oldukça görkemli bir şelale. Batad Pirinç Tarlaları sırtının hemen arkasındaki vadide yer alıyor. Uzak görünse de şelaleye giden yollar ve çeltik tarlalarının manzarası trekking rotasını inanılmaz cazip yapıyor.

Sıradan bir hızla bile bir saat içinde Tappiya Şelalesine varılıyor. Batad Pirinç tarlaları arasından geçerek başlayan patikada inişli çıkışlı, dolambaçlı geçen patikanın çok az yeri ıslak ve kaygan. Bana göre oldukça kolay geçen trekking kimisine zor gelebilir ama şelalenin ve patikanın tüm yorgunluğunuza değecek bir güzellikte olduğunu söyleyeyim.

Tappiyah Waterfall

Batad Köyü

🧭 Batad köyünde hava gece oldukça serindi, hatta soğuktu. Battaniyeme sarılıp çok güzel uymuşum. Muhteşem manzara karşısında güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra sırt çantamı hazırlayıp, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan bu 2 bin yıllık pirinç tarlalarını ve Tappiyah Şelalesi’ni yakından görmek için yola çıktım.

Malta

Köyün girişindeki köylülerle önce biraz sohbet ettim. Çok keskin yüz hatlarına sahipler, bir çoğu bir çeşit uyuşturucu olan kırmızı renkli momma adında bir şeyi çiğniyor. Betel Fındığı veya Areca Fındığı anlamına gelen momma yani Betel Nut, Asya ve Pasifik adalarında en yaygın geleneksel narkotiklerden biri.

Momma, bölgede yetişen Areca palmiyesinin meyvesinden elde ediliyor. Çiğnenince parlak kırmızı olan ve ağzı boyayan momma, nikotin veya kafeine benzer bir etki yaratıyor. Çiğneyen yerlilerin ağızlarının kenarı ve dişleri kırmızı. Filipinlerde bir yerlerde ‘no spitting of momma’ işareti görürseniz aklınıza bu yazdıklarım gelsin.

Şahane manzaraya sahip tepede oturup manzarayı izleyenlerin arasına ben de katıldım. Vadiye ineceğimi söyleyince kimisi kılavuzluk teklif etti, 200 Peso’ya bana eşlik edebileceklermiş. Bense genelde kılavuzsuz keşfetmeyi severim. Teşekkür edip köyün içerisinden yürümeye başladım.

İlk vardığım yerde okulda onlarca çocuk deliler gibi oradan oraya koşturup, kahkahalar atıp oynuyorlardı. Galiba büyük şehir, sadece büyük şehir değil artık şehir ve kasabalarımızda, mahallelerimizde duyamadığımız seslerdi bunlar. Çocuklar artık evlerinde, veya sadece çocuk parklarında hemcinsleriyle eğlenebiliyor veya bilgisayar başında.

Oysa burada kimisi yalın ayak, yırtık kıyafetler içerisindeydiler ama hepsinin mutlu olduğu yüzlerindeki kocaman gülümsemeden kolayca anlaşılabiliyor. Bana göre çıplak ayakları toprağa değmeden büyüyen çocuklar hayatlarında bir şeyin eksikliğini hep hissedecekler. Biz doğaya aitiz.

BATAD NEREDE KALINIR
🏨 Batad Köyünde benim kaldığım Rita’s Mount View Inn otelden şaşmayın ✔︎ Banau’de konaklayacaksanız Baleh Boble Guesthouse, Uyumi’s Greenview Lodge, Banaue Evergreen Hostel, Bogah Homestay ve Native Village Inn otellerinin herhangi birinde kalabilirsiniz ✔︎

Önce köyün içerisindeki patikalarda kayboldum gibi, çünkü her patika bir eve çıkıyor. Hele köyün aşağısına inen bir patika bir evin verandasından geçiyordu. Aslında doğru yoldaymışım, bu yol patika olamaz diye düşünmüştüm. Geçtiğim bir küçük dükkanın önünde oturanlarla selamlaştık.

Genç ve çok güzel bir kız bana kılavuzluk öneriyordu. Teşekkür edip yürürken o oturduğu yerden seslenmeye devam ediyordu. Öğrenci olduğunu öğrenince o zaman kabul ettim. 300 Peso istedi, ben 200 diyince bir çırpıda evet dedi ve düştük yola.

Ben vadinin en yüksek noktasındaki tepeye önce tırmanmayı düşünüyordum ama oraya yol olmadığını söyledi, ben de üstelemedim. Yavaş ve küçük adımlarla köyden aşağı inip bir amfi tiyatro gibi basamak basamak aşağıdaki köye kadar inen pirinç terasları yeşil renkte ve ışıl ışıl parlıyordu.

Hani her an, nereye baksanız fotoğraf çekesiniz geliyor. Sonradan fark ettim birbirinin benzeri o kadar çok fotoğraf çekmişim ki! Teraslar arasında kimi tarla sahipleri çalışıyordu. Teraslar birbirinden beton duvarlar, veya üst üste dizilmiş düzgün taşlarla ayrılmış. Kenarlarından yürümek çok kolay, Aşağıya doğru inen yine beton merdivenler var.

Kısa ve rahat bir yürüyüşten sonra ilk dinlenme noktası olan karşıdaki köyde dinledik. Bu nokta kaldığım home stayin tam aşağısındaki vadiye konumlanıyor. Arada yağmur çiseliyor ve kesiliyordu. Her zaman vadi bulutlarla kaplı, sis çöküyor bazen, sonra rüzgar bu sisleri hızlıca dağıtıyordu.

Tappiyah Şelalesi

Tappiyah Şelalesine giden yolu da yarılamıştık. Dinlenme noktasından sonra aşağıya, dereye inen patikayı izledik. Yağmur sularıyla beslenen dere gürül gürül akıyor. 20 dakika sonra şelaledeydim. Tahmin ettiğimden çok daha büyüktü. Önünde kocaman bir havuz oluşmuştu ve orada yüzen bir turist vardı.

Ben de ona katıldım. Havada, aşağıya yüksek debiyle çarpan şelaleden yükselen su damlacıkları yağmur altındaymışsınız hissi veriyor. Yağmurluğumu çantamın üzerine sarıp fotoğraf makinemi korumaya aldıktan sonra o soğuk suya atladım. İlk başta soğuk gelse de sonrasında çok keyifli.

Bu havuzda geçtiğimiz yıllarda 2 Koreli genç ölmüş. Detayları bilmiyorum ama muhtemelen akıntıya kapılmışlardır. Artık üşümeye başlayınca havuzdan çıktım. Çek Cumhuriyeti’nden iki kişi geldi, sonra iki Kanadalı. Gün içerisinde Batad’a sabah erkenden gelip pirinç tarlalarını ve şelaleyi gördükten sonra Banaue’ye dönen çok sayıda kişi var.

Bir çoğu bunun için 2 bin Peso civarında ücret ödüyor. Oysa ki benim Batad’ta iki günlük konaklamam, yeme içmem, her şey dahil harcayacağım para, bu fiyatın yanına bile yaklaşmayacak eminim.

Şelalede biraz oyalanıp epeyce bir fotoğraf çektikten sonra kılavuzum Leah ile birlikte tekrar yola çıktım. Çok yavaş yürümeme rağmen bana yetişemiyordu. Sık sık dinlenmesi gerekti, sonradan anlattı ki geçen hafta yüksek ateşli bir hastalık geçirmiş ve hala da iyileşmemiş. Yavaş yavaş yürüyüp köyümüze geri döndük.

Leah üniversitede okuyor, İngilizce öğretmeni olacakmış. Hep derim, İngilizce öğrenmek için gidip pahalı ülkelerde yığınla para harcamaktansa gelip buralarda birebir İngilizce dersi almak hem daha eğlenceli hem de daha ucuz olacağına eminim. Hem yurtdışında dil eğitimi alırken harcanan paranın çoğu alınan eğitimden çok konaklama ve yeme içmeye gidiyor.

Tappiya Waterfall
Tappiyah Falls

Kaldığım Rita’s homestaye dönüp verandadaki koltuğuma kurulup, yemek sonrası kahve ile yavaş akan zamanı kitap okuyarak değerlendirdim. Öğleden sonra Kanadalı bir yazar ile İsrail’den Talia ile tanıştım, buraya ikinci gelişiydi. Geçen geldiğinde kalmamış, bu defa sırf kalmak ve şelaleye gitmek için gelmiş.

Daha sonra Manila’da inşaat sektöründe gönüllü olarak çalışan inşaat mühendisleri Amerikalı Alex ve İsviçreli Melanie ile tanıştım. Onlar da öğleden sonra benim yaptığım yürüyüşü yapmaya gittiler.

Döndüklerinde bayağı geç olmuştu ve oldukça yorulmuşlardı. Onlara çok kolay bir yürüyüş olduğunu, yolun kaygan olmadığını söylemiştim ama bana sanki onlara yanlış bilgi vermişim gibi surat astılar. Demek ki kendimce kolay olan şeyi başkalarına tavsiye ederken ‘bence’ diye eklemeliyim. Bu kadar zaman trekking, hiking ile geçen zaman sonrası sanırım artık ben kolay olduğunu sanıyordum.

Akşam üstü yemek sonrası kaldığım homestayin sahibi Romeo yeni gelen misafirlere ailesinden kendisine kalma, asırlık geleneksel Batad kulübesine misafirleri davet ettiğinde ben de yine onlara eşlik ettim. Fotoğraflar çektik, Romeo’yu dinledik. Kulübe içerisindeki bazı eserler bir ara, Almanya’daki bir müzede sergilenmek için emanet olarak alınmış.

Verandaya dönüp Talia ile uzun uzun İsrail politikalar, Araplar, Filistinliler, özgürlükler hakkında konuştuk. Araplara sempatiyle bakıyor, İsrail politikalarını sevmiyor, oldukça eşitlikçi ve açık fikirliydi. Son 8 aydır Asya’da geziyormuş.

Bu arada İsrail vatandaşları Malezya ve Endonezya’ya giremiyor, bu yüzden Bangkok’a geri dönecekmiş. Herkes çok yorgun olmalı ki daha saat 9 olmamıştı herkes uyumaya gitti. Melanie bana eşlik etti, bir süre sonra o da uyumaya.

Bense uyumayı pek sevmeyen biriyim, hele keyfim yerindeyse uyumayı daha da geciktirmeyi seviyorum. Bu aslında büyük bir özgürlük ve konfor. Uykuyla gayet barışığım ve çok rahat uykuya dalarım, ancak uyumaktansa, zayıf bir elektrik lambasının ışığında bu kadim toprakların atmosferini tüm benliğimle bir süre daha hissetmeyi tercih ettim.

Day 457: Filipinler:4, Batad, 3 Kasım 2011

Önceki blog yazısıUNESCO Dünya Mirası: Banaue Pirinç Tarlaları
Sonraki blog yazısıUNESCO Kültür Mirası: Batad Pirinç Tarlaları
Seyahat Yazarı, Blogger. “Yolda olmak” duygusuna âşığım Aslında veteriner hekimim, ayrıca bilgi yönetimi okudum, marka yönetimi üzerine MBA yaptım. 14 yıl çalıştığım şirketimle yolum 2009'da ayrılınca, tekrar bir işe girmek yerine hayallerinin peşine düşüp, uzak masal ülkesi Yeni Zelanda’ya gittim. 22 ay boyunca ülkeye dönmeden Okyanusya ve egzotik Asya ülkelerinde seyahat ettim. O zamandan bu yana tam zamanlı seyahat edip gezi rehberleri hazırlıyorum.

7 YORUM

  1. Yaklaşık 2 haftalık Filipinler turu planlıyoruz. 2 yaşında birde oğlumuz var. Banaue listemize girdi, Batad’ı da dahil etmelimiyiz? Eger Dahil edersek Manila’dan gidip geri dönmek için minimum ne kadar zamanımızı alır ?

  2. Klavuzunuz Leah’a nasıl ulaştınız.Bende çok yakında Filipinlere gitmeyi düşünüyorum oraya gittiğimde nasıl klavuz bulabilirim?

    • Kaldığım köydeydi, ben tek başıma yürüyecektim, yol üzerinde denk geldim. Rehberim olmayı teklif edince kabul ettim. Orada kaldığım Rita’s homestaye sorun.

  3. Bu kadar güzel anlatım olamaz. İnsan kendini yazının içerisinde buluyor. Sanki hikayenin bir parçası gibi hissediyor. Teşekkürler. Kemal Bey bu güzel yazı için…

  4. Çocuklar toz toprak içerisinde büyümeli. Ağacı, otu, kuşu böceği tanımalı. Doğayla ancak öyle dost olunur, yoksa bilmediğimiz şeye daha çok düşman olan bir bakış açımız var.

  5. Çocukluğumu hatırladım okuduğumda.. Tvnin ve internetin olmadığı, sabahtan akşama kadar sokakta oynadığım zamanları… Kasabanın yarı toprak, yarı taşlı sokaklarında… Sakin, sessiz ve doğa içinde için huzur dolmuş olmalı…

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın