Nemrut Dağı, Kommagene Kralı I. Antiochos’un kendisine yaptırdığı anıt mezarın üzerinde yükseliyor. Başsız heykeller sessizce bekliyor, sanki iki bin yıldır aynı soruyu soruyorlar: Kim kaldı hatırlayan bu megaloman kralı? Adıyaman‘ın Kahta ilçesindeki bu kalıntılar, zamanla barışmış görünüyor – ne acele ediyorlar ne de kaybolma telaşındalar.
Nemrut Dağı modern dünyayla tanışması 1881’de olmuş. Diyarbakır’da yol inşa eden Alman mühendis Charles Sester, köylülerden duyduğu “dağın tepesindeki taşlar” hikayesini ciddiye almış. İyi ki de almış – yoksa kim bilir daha kaç yıl bu dev heykeller rüzgarla konuşmaya devam edecekti. Doğu terasında aslan figürünün koruduğu Yunanca yazıtları çözdüklerinde, işin boyutu anlaşılmış. Bu sadece bir mezar değil, bir kralın kendini tanrı ilan etme projesi.

İlk kez ziyaretimde şaşırdığım şey, heykellerin sessizliğiydi. Gün doğumu için gelen kalabalıklar arasında bile, bu taş yüzler kendi dünyalarında yaşıyor gibiydi. Kral Antiochos’un Doğu ve Batı tanrılarını birleştirme hayali, bugün bile bu yüksek zirvede yankılanıyor.
İkinci ziyaretimde gün batımı için çıktım. İlk seferki gün doğumu kadar etkileyici, ama farklı bir hüzün var. Işığın heykellerin yüzünde oynadığını izlerken, fotoğraf makinesini unutup sadece seyretmek gerekiyor bazen. Üçüncü ziyaretim ise serin bir öğlen vaktine denk geldi. Hepsi de şahaneydi.
Kommagenelerin Kutsal Dağı: Nemrut 🏔️
Nemrut’un hikayesi, küçük devletlerin büyük hayallerin öyküsü. Kommagene Krallığı MÖ 162’de kurulduğunda, Roma ve Pers arasında sıkışmış ufak bir bölgeydi. Fırat ile Güneydoğu Toroslar arası – coğrafya kaderdi, politika ise hayatta kalma sanatı.
Mithridathes Kalinikos akıllıca bir hamle yapmış: farklı kökenleri birleştirip “Genler Topluluğu” – Kommagene’yi kurmuş. 234 yıl ayakta kalmış bu küçük krallık. Arsameia ilk merkez, Samosata başkent olmuş. Çok kültürlü toplum, çok tanrılı sistem.
Asıl delilik Kral I. Antiochos ile başlamış. Babasının uzlaşmacı mirasını alıp, kendini tanrı ilan etme noktasına getirmiş. “Yükseğe çık, tanrılara yaklaş” mantığıyla Nemrut zirvesine tapınak yaptırmış. Pers ve Yunan tanrıları arasına kendi heykelini koymuş – ego mu, vizyon mu bilemiyorum.
İşin trajik yanı, Antiochos projesi yarım bırakıp ölmüş. Oğlu ne işleri bitirmiş ne de babasının dinini devam ettirmiş. Megaloman planlar böyle – kuşaktan kuşağa geçmiyor.
Nemrut Dağı Milli Parkı 1987’den UNESCO listesinde. 2.150 metre yükseklikte, dünyanın en yüksek açık hava müzesi sıfatını taşıyor. Sadece dev tümülüs ve heykeller değil – Arsemia, Yeni Kale, Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü park sınırları içinde.
Kommagene kalıntıları Helen ve Pers izleriyle iç içe. Üstüne İslami eserler de eklenmiş. Katmanlar üst üste, tarih burada durmamış – akmaya devam etmiş. Küçük krallıktan geriye kalan miras, beklentinin çok üstünde.

Küçük Ama Hayati Tavsiyeler
Ben Nemrut’a 1 kez Malatya, 2 kez Adıyaman üzerinden gittim. Eğer Elazığ – Tunceli – Bingöl – Fırat Havzası gibi bir rota yapıyorsan, Malatya’dan gitmek daha mantıklı. Malatya → Pütürge → Nemrut hattı kullanılıyor. Yol daha uzun ama manzaralı. Fırat manzaraları gerçekten iyi. Kalabalık daha az.
Malatya tarafı biraz daha “gezgin işi”, Adıyaman tarafı ise daha turistik diyebilirim. Eğer gün doğumunda Nemrut’ta olacağım diyorsan Malatya rotası biraz daha plan ister ama karşılığını verir. 👉🏻 Daha fazla detay Nemrut’a Nasıl Gidilir
Nemrut’a çıkan yolun son kısmı gece sürüşü için dikkat ister. Sis, rüzgâr ve ani hava değişimleri olağan. Özellikle gün doğumu için çıkıyorsan, farlar, frenler ve yakıtı Kahta’da hallet.
- 🚗 Araç kiralayacaksan: Yerden yüksek, güçlü bir araba işini kolaylaştırır
- 🕓 Zamanlama: Gün doğumu için Kahta’dan en geç 03:30 – 04:00 arası çık
- 🧥 Kıyafet: Yazın bile zirvede rüzgâr var
- ☕ Termos: Abartı değil, sabah orada çay kahve altın değerinde
Açık konuşayım; Nemrut “gezilip çıkılan” bir yer değil, hazırlıkla gidilip sindirilen bir yer. Burası klasik bir ören yeri gibi düz ayakkabıyla dolaşılan, bankta oturup sandviç yenilen bir alan değil. Yüksek rakım, sert rüzgâr ve çıplak coğrafya sizi daha ilk dakikada uyarıyor.
Nemrut Dağı Milli Parkı – Ziyaret Altyapısı ve Pratik Bilgiler
🛖 Information Center (Bilgi Merkezi var mı?)
Net söyleyeyim: Nemrut’ta “gişe kulübesi” dönemi kapandı. Nemrut Dağı’na yaklaşık 2 km kala, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan Nemrut Dağı Ziyaretçi Karşılama Merkezi aktif olarak hizmet veriyor. Burası yalnızca giriş yapılan bir nokta değil; tanıtım filmleri ve görseller, bilgilendirme/enformasyon alanı, yeme–içme ve dinlenme bölümleri, seyir terasları ve geniş bir otopark barındıran düzenli bir kompleks.
🎟️ Bilet nereden alınıyor, satış noktası nasıl?
Biletler, Ziyaretçi Karşılama Merkezi içindeki gişeden alınıyor. Yoğun saatlerde kısa süreli kuyruk oluşabiliyor ama süreç hızlı ilerliyor. Nakit ve kart geçerli, Müze Kart da kabul ediliyor. Açık konuşayım; dağ başında bu ölçekte, düzenli ve kapalı alanı olan bir tesis büyük konfor. Rüzgâr, soğuk ve ayaz artık ziyaretin keyfini eskisi kadar kaçırmıyor.
📏 Tümülüse ne kadar yürüyorum, mesafe uzak mı?
Otoparktan Doğu Terası ve tümülüs çevresine yürüyüş yaklaşık 800 metre – 1,3 km arasında değişiyor. Kuzey Terası üzerinden Batı Terası’na geçişle birlikte toplam yürüyüş mesafesi 1,5–2 km’ye yaklaşabiliyor. Yol düz değil; taşlı ve rüzgârlı.
🚶♂️ Yürüyüş ne kadar sürüyor?
Ortalama tempoyla:
– Otopark → Doğu Terası: 20–30 dakika
– Tümülüs çevresi turu: 15–25 dakika
– Doğu Terası → Batı Terası: 30–40 dakika
Güneş doğuşu veya batışı için giderseniz, toplam süre 3–4 saati bulabiliyor.
🧭 Genel ortam nasıl, hazırlıklı gelmeli miyim?
Nemrut tamamen açık arazide. Gölge yok, rüzgâr sert, yazın bile serin olabiliyor. Rahat yürüyüş ayakkabısı şart. Terlik, sandalet veya düz taban ayakkabıyla çıkanlar genelde yarı yolda pişman oluyor.
Nemrut Gezilecek Yerler 📌
1. Nemrut Dağı Milli Parkı – Antiochos’un Taş Rüyası 🏛️

Nemrut Dağı Milli Parkı, merkezinde Nemrut Dağı’nı alan ve 13.827 hektarlık geniş bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinden 2.135 metre yüksekliğe tırmandığınızda karşınıza çıkan manzara, insanı hazırlıksız yakalıyor. Kırma taşlardan oluşan devasa bir tümülüs ve onun üç tarafına teraslar halinde yerleştirilmiş kutsal alanlar, buranın sıradan bir arkeolojik alan olmadığını ilk anda hissettiriyor.
Hem Doğu hem de Batı Teraslarında, anıt mezara sırtını dayamış şekilde, yaklaşık 7 metre yüksekliğinde, tahtlarına oturur biçimde dizilmiş aynı tanrı heykelleri yer alıyor. Bu heykeller arasında Kommagene Kralı I. Antiochos da bulunuyor. Nemrut Dağı’nın içinde varlığı bilinen fakat nereye çıktığı hâlâ çözülememiş çok sayıda tünel olduğu biliniyor.
Pers ve Yunan isimleriyle anılan tanrıların bazı başları, zamanın ve depremlerin etkisiyle gövdelerinden kopmuş, bugün yerde duruyor. Nemrut’ta güneşin doğuşunu ilk gören nokta olan Doğu Terası, ziyaretçilerin de ilk ulaştığı yer.
➤ Doğu Terası
Doğu Terası’ndaki Tanrılar Galerisi, yüzünü doğan güneşe dönmüş beş dev heykelden oluşuyor. Soldan sağa doğru:
- İlk sırada, güney uçta Tanrı-Kral Antiochos
- İkinci sırada, “şans, bereket ve talih” anlamına gelen Kommagene–Fortuna
- Ortada, tanrıların tanrısı ve göklerin hâkimi Zeus–Oromasdes
- Dördüncü sırada, ışık ve güneş tanrısı Apollon–Mithras
- Beşinci sırada ise güç ve kudretin sembolü Herakles–Artagnes
Heykellerin iki yanında kartal ve aslan figürleri yer alıyor. Kartal tanrıların habercisi olarak göksel gücü, aslan ise yeryüzündeki kudreti temsil ediyor. Heykellerin karşısında bulunan ve bir zamanlar piramit biçiminde yükseldiği düşünülen sunağın yanında yer alan 1,78 metre yüksekliğindeki taş aslan, adeta tanrıları izliyor.


➤ Tümülüs
Mıcır taşlarla oluşturulmuş bu devasa anıt mezar, Nemrut Dağı’nın zirvesinde yer alıyor. MÖ 1. yüzyıla tarihlenen tümülüsün orijinal yüksekliğinin 55 metre olduğu, ancak zamanla ve yapılan özensiz kazılar nedeniyle bugün yaklaşık 50 metreye düştüğü biliniyor.
Keşif kazılarının yapılmamış olması nedeniyle tümülüs hakkında bilgiler sınırlı. Genel kanı, Kral Antiochos’un mezar odasının, tümülüsün altında mevcut bir kayaya oyulmuş olduğu yönünde. Mezarın üzerini örtmek için yumruk büyüklüğünde taşlardan oluşan yaklaşık 30 bin metreküp hacimli, 150 metre çapında bir yığma yapı oluşturulmuş. Nemrut’taki bu tümülüs dışında, Adıyaman’da iki büyük tümülüs daha bulunuyor.

➤ Kuzey Terası
Doğu ve Batı terasları arasında kalan Kuzey Terası, iki kutsal alanı birbirine bağlayan 180 metre uzunluğunda bir tören yolu. Kum taşından yapılmış bir duvarla çevrili bu yol, tamamlanmamış stel kaideleriyle süslü. Bu yolu geçtikten sonra, gün batımını izlemek için en ideal nokta olan Batı Terası’na ulaşılıyor.
➤ Batı Terası
Batı Terası, Doğu Terası’na kıyasla daha az tahrip olmuş durumda. Aynı tanrı heykelleri burada da yer alıyor. Terastaki en dikkat çekici kabartma, üzerinde yıldız horoskopu bulunan aslan figürü. Kabartmadaki hilal, 19 yıldız ve aslan figürünün, MÖ 62 yılının 7 Temmuz’unu işaret ettiği; bunun da Antiochos’un tahta çıkış günü ya da doğum anı olabileceği düşünülüyor.


Teraslardaki heykellerin tahtlarını oluşturan taş blokların arkasında, Yunan harfleriyle yazılmış 237 satırlık uzun bir kült yazıtı bulunuyor. Bu yazıtta Antiochos, anne tarafından Büyük İskender’e, baba tarafından ise Pers Kralı Darius’a dayanan soyunu anlatıyor; Nemrut’un anlamını, kendi yasalarını ve kutsal düzeni bizzat kendi ağzından aktarıyor.
Yazıtta, kutsal mezarının tümülüsün altında olduğunu açıkça belirtirken, atalarının heykelleriyle çevrili bir alan yarattığını da söylüyor. Ancak Kuzey Terası’nda yer alan yaklaşık 85 taş stel, bugün boş hâlde duruyor. Antiochos, kendisinden sonra gelen varislerini tapınağın saygınlığını korumakla görevlendiriyor; burayı iyi niyetle ziyaret edenleri överken, kötü niyetle yaklaşanlara açıkça beddualar ediyor.
Ayrıca tapınakta düzenli dini törenler yapılmasını, ziyaretçilere taş masalarda bol yiyecek ve şarap sunulmasını, törenlerde müzik çalınmasını ve halkın eğlendirilmesini emrediyor. Nemrut, bu yönüyle sadece bir mezar değil; ölümle yaşamın iç içe geçtiği kutsal bir sahne olarak tasarlanmış.
2. Arsameia Ören Yeri – Yazlık Sarayın Kalıntıları 🏺


Arsameia Ören Yeri, Adıyaman’ın Kahta ilçesinde, Kocahisar (Eski Kahta) ile Damlacık köyleri arasında, Kahta Çayı’nın (antik Nymphaios) doğu yamacında yer alıyor. Burası Kommagene Krallığı’nın yazlık yönetim merkezi; yani Nemrut’taki anıtsal gösterinin arkasındaki aklın, planın ve devlet işlerinin yürütüldüğü yer.
Alan, özellikle Kral I. Antiochos’un babası Mithradates Kallinikos için yaptırdığı kutsal alanla öne çıkıyor. Buradaki kabartmalardan birinde Herakles ile Kommagene Kralı’nın el sıkışma sahnesi yer alıyor ki, bu Kommagene’nin Doğu ile Batı’yı nasıl bilinçli bir şekilde birleştirdiğinin taş üstündeki en net anlatımı. Eski Kale’nin tam karşısındaki tepeye yerleştirilmiş bu kabartma ve hemen yanındaki yazıt, Anadolu’da bilinen en uzun Grekçe kaya yazıtı olma özelliğini taşıyor.
Yazıtta geçen anlatı, Kommagene’nin kendini nasıl konumlandırdığını açıkça ortaya koyuyor: “Tükenmez kaynaklardan beslenen çift memesinin ortasında Nyph Nehrini barındıran bu Arsemia’yı, benim atam Arsames kurdu…”
Şehrin iki tepe üzerine kurulması, nehirle ilişkisi ve savunma duvarları adeta kralın kendi ağzından anlatılıyor. Bu, klasik bir bilgi panosu değil; taşa kazınmış bir siyasi manifesto.
Yazıtın hemen dibinde, kaya içine oyulmuş yaklaşık 150 basamakla aşağı inilen gizemli bir tünel bulunuyor. Bu dehlizin işlevi hâlâ tam çözülebilmiş değil. Genel kabul, buranın dini ritüeller için kullanıldığı, Kommagene rahiplerinin ibadet ettiği kutsal bir alan olduğu yönünde. Aşağı indikçe serinleyen hava, daralan geçit ve yukarıda kalan gün ışığı, buranın sıradan bir yapı olmadığını hissettiriyor.
Net söyleyeyim: Arsameia, Nemrut’tan daha az fotojenik ama zihinsel olarak daha derin. Eğer Kommagene’yi sadece dev heykellerden ibaret sanıyorsanız, burası o yanılgıyı düzelten yer. Burada krallığın inancı, dili, gücü ve kendini anlatma biçimiyle yüz yüze geliyorsunuz.
3. Karakuş Tümülüsü – Kommagene’nin Sessiz Vedası

Karakuş Tümülüsü, Kahta Çayı kıyısındaki Arsameia’nın, yani bugünkü adıyla Eski Kahta’nın yaklaşık 10 km güneybatısında yer alıyor. Adını, tümülüsün çevresine dikilmiş sütunların üzerindeki kartal heykellerinden almış. Kommagene’de kartal boşuna kullanılmaz; güç, koruyuculuk ve ruhun göğe yükselişi anlamına gelir. Burası da tam olarak bu sembolizmin mekânı.
Tümülüs, Kral I. Antiochos’un ailesinden kadınlar için yaptırılmış. Erkek kralların görkemli anıtlarına kıyasla daha sade ama anlam yüklü. Topraktan yapılmış olması nedeniyle daha Antik Çağ’da soyulmuş, bu yüzden bugün içeride “görülecek” bir şey yok. Ama mesele zaten mezarın içi değil; nerede durduğu ve neyi temsil ettiği. Dört sütun, kartallar ve çevredeki vadi manzarası, Kommagene’nin ölüme bakışını sessizce anlatıyor.
Karakuş’a çok da uzak olmayan Sesönk Tümülüsü ise ayrı bir not düşmeyi hak ediyor. Adıyaman’ın 49 km doğusunda, Kahta Çayı’nın açtığı geniş dere yatağının batısındaki bir tepe üzerinde yer alıyor. Kırma taşların yığılmasıyla oluşturulmuş, yaklaşık 21 metre yüksekliğinde. Genel kanı, buranın Antiochos’un oğlu Mithradates’e ait olduğu yönünde. Günümüzde Nemrut Dağı Milli Parkı sınırları içinde kalıyor ve ironik biçimde hemen yakınında verimli bir petrol sahası bulunuyor; yani antik krallıkla modern enerji yan yana.
Bölgeyi gözünüzde canlandırmak için: Kahta Çayı’nın iki yanına dizilmiş dik kayalık tepeler, güneyde Eski Kale, kuzeyde Yeni Kale ve hemen eteklerinde, düz damlı evleriyle Kocahisar (Eski Kahta) uzanıyor. Karakuş Tümülüsü bu coğrafyanın tam ortasında, bağırmadan ama unutulmayacak bir cümle gibi duruyor.
Açık konuşayım; Karakuş, Nemrut’taki ihtişamı sunmaz. Ama Kommagene’nin insani tarafını, özellikle kadınlara ve soya verdiği değeri görmek istiyorsanız, bu durak küçük ama anlamlı bir tamamlayıcı. Burada tarih sesini yükseltmez; saygıyla susar.
4. Cendere Köprüsü – Roma’nın Taşa Yazdığı Güç Gösterisi

Cendere Köprüsü, Adıyaman’a yaklaşık 55 km mesafede, Karakuş Tümülüsü’nün hemen kuzeydoğusunda yer alıyor ve lafı dolandırmadan söyleyeyim: Bölgedeki en “net” Roma yapılarından biri. 1800 yıldır ayakta olan, hâlâ üzerinden geçilebilen tek kemerli bu köprü, Roma mühendisliğinin gösterişe kaçmadan nasıl kalıcı iş yaptığının kanıtı.
Antik çağda Chabinas adıyla bilinen Cendere Suyu’nun en dar noktasına inşa edilmiş. MS 198–200 yılları arasında Roma lejyonları tarafından yapılmış olması tesadüf değil; burası hem askeri hem de sembolik bir geçiş noktası. Köprünün iki yanında yükselen sütunlar, Roma’nın “ben buradayım” deme biçimi. Aslında dört tane olması gereken bu sütunlardan günümüze üçü ulaşmış.
Bu sütunların Kommagene’nin dört kenti tarafından, Roma İmparatoru Septimius Severus, eşi Julia Domna ve oğulları Caracalla ile Geta onuruna dikildiği, üzerlerindeki yazıtlardan net şekilde anlaşılıyor. Küçük bir tarih notu: Geta, Caracalla tarafından öldürülünce onun adına dikilen sütun da tarihten silinmiş. Roma’da iktidar kavgası serttir; taş bile affedilmez.
Pratik konuşayım: Cendere Köprüsü fotoğraf verir, his verir, zaman almaz. Nemrut rotasında mutlaka uğranması gereken, arabadan inip 15–20 dakikada sindirilecek bir durak. Kalabalık saatlerde bile çevresindeki vadi sessizliğini koruyor. Burada tarih kitap gibi okunmuyor; altından su akarken üstünden binlerce yıl geçiyor.
5. Derik Kalesi – Sincik Yolu Kutsal Alanı
Derik Kalesi, Cendere Köprüsü’nü geçtikten sonra “biraz daha çıkayım mı?” diyen gezginin karşısına çıkan yüksek rakımlı, sert ve sessiz bir durak. Sincik yolu üzerinde, Datgeli Köyü yakınlarında, yaklaşık 1400 metre rakımlı bir tepenin üzerine kurulmuş. Ulaşım son bölümde stabilize ve dar; buraya geliyorsanız direksiyon başında dikkat şart.
MS 70’li yıllarda Romalılar tarafından inşa edildiği, yaklaşık 300 yıl boyunca kullanıldığı tahmin ediliyor. Kale tek başına bir savunma yapısından çok, kutsal alan niteliği taşıyor. İçerisinde büyük bir tapınağın bulunması, buranın askeri olduğu kadar dini bir merkez olduğunu gösteriyor. Hemen yakın çevrede yer alan Kommagene dönemine ait Temenos (kutsal alan) kalıntıları ise bölgenin Roma öncesinde de önem taşıdığını açıkça ortaya koyuyor.
Ama açık konuşayım: Derik Kalesi “vay be” dedirten bir yapı yoğunluğu sunmuyor. Ayakta kalan kalıntılar sınırlı, bilgi tabelası yok denecek kadar az. Buna karşın yüksekten bakıldığında vadinin ve dağ silsilesinin verdiği hissiyat güçlü. Buraya gelenler için asıl değer; Kommagene–Roma geçişini aynı noktada okumak ve kalabalıktan tamamen kopmak.
Nemrut rotasında Cendere – Karakuş – Arsameia hattını tamamlayanlar için mantıklı bir ek durak. Zamanınız darsa gönül rahatlığıyla es geçilebilir; ama sakinlik, yükseklik ve tarih kırıntılarıyla baş başa kalmak istiyorsanız Derik Kalesi sizi rahatsız etmez. Burada tarih bağırmaz, fısıldar.
6. Gerger Kalesi – Fırat Arsameia’sı
Net söyleyeyim: Gerger Kalesi, Nemrut’un “büyük sahnesinden” sonra gelen ama hazırlıksız gidilirse yoran bir durak. Adıyaman’ın Kahta ilçesinden yaklaşık 85 km uzaklıkta, Fırat Nehri’ne yukarıdan bakan sert kayalıklar üzerine kurulmuş. Ulaşım zahmetli, yol yer yer dar ve bozuk; buraya sırf “listeyi tamamlayayım” diye gidilmez.
Tarihi olarak ise güçlü. Geç Hitit dönemine uzanan kale, MÖ 3. yüzyılda Kommagene Krallığı’nın kurucusu kabul edilen Arsames tarafından inşa edilmiş. Aşağı ve Yukarı Kale olarak iki bölümden oluşuyor. Batı surlarında Kral Samos’a ait kabartma, Kommagene izlerini net biçimde gösteriyor. İslami dönemde de kullanıldığı için içeride cami kalıntıları, dükkân izleri ve su sarnıçları görmek mümkün.
Ama dürüst olayım: restorasyon yok denecek kadar az, yönlendirme yok, güvenlik yok. Yani burası “gezmesi kolay” bir antik kent değil. Buna karşın Fırat’a yukarıdan bakan manzara çok güçlü; sessizlik, yalnızlık ve coğrafyanın sertliği buranın asıl hikâyesi.
Özetle; zamanınız bol, doğa + tarih + yalnızlık seviyorsanız Gerger Kalesi etkiler. Ama günübirlik, konforlu bir rota arıyorsanız Nemrut sonrası burayı pas geçmek de gayet makul. Buraya gelen tarih için değil, coğrafyanın ruhu için gelir.
7. Perre Antik Kenti – Kommagene’nin Gündelik Yüzü
Perre Antik Kenti, Nemrut’taki o görkemli “vay be” hissini vermez. Burası daha sakin, daha ham, hatta biraz da bakımsız. Kaya mezarlarının bir kısmı etkileyici, özellikle Roma dönemine ait kabartmalı girişler ve mezar odalarının birbirine geçişleri merak uyandırıyor. Ama alana yayılan yapı yok; bir Efes, bir Zeugma beklentisiyle giderseniz hayal kırıklığı yaşarsınız.
Şu artısı net: Adıyaman merkeze çok yakın, Nemrut dönüşü “zaten buradayız” diyerek 30–40 dakikada gezilip çıkılacak bir yer. Kalabalık yok, gişe yok, acele yok. Tarihle baş başa kalmak isteyen, kaya mezarlarını seven gezgin için sessiz bir mola noktası.
Özetle; Nemrut için Adıyaman’a geldiyseniz Perre ana sebep olmaz, ama zamanınız varsa ve beklentiyi doğru ayarlarsanız, Kommagene coğrafyasının gündelik yüzünü görmek adına kısa bir durak olarak anlamlı. Burayı kaçırdım diye üzülmezsiniz; gördüm diye de pişman olmazsınız.
8. Yeni Kale – Kommagene’den Memluklere Uzanan Sessiz Güç
Yeni Kale, Adıyaman’a yaklaşık 60 km uzaklıkta, Kocahisar Köyü yakınlarında yer alıyor. Kommagene Krallığı tarafından inşa edilmiş, karşı yamactaki Arsameia ile birlikte bir savunma ve kontrol sistemi olarak kullanılmış. Yani tek başına bir kale değil; karşılıklı konuşan iki yapıdan biri.
Tarih boyunca elden ele geçmiş. Önce Romalılar dokunmuş, ardından Memlukler restore etmiş. En son 1970’lerde Alman arkeolog Friedrich Karl Dörner tarafından kısmen onarılmış. Bugün gördüğünüz yapı, farklı dönemlerin üst üste binmiş izlerini taşıyor; duvarlarda bunu net hissediyorsunuz.
Kalenin içi şaşırtıcı derecede zengin: çarşı kalıntıları, cami, zindan, su yolları, güvercinlikler ve kitabeler hâlâ seçilebiliyor. Ama asıl etkileyici detay, kaleden Kahta Çayı’na inen gizli su yolu. Yaklaşık 80 metre uzunluğundaki bu tünelden bugün bile suya ulaşmak mümkün. Aşağı indiğinizde, buranın sadece savaş için değil, uzun kuşatmalara karşı akıllıca planlanmış bir yaşam alanı olduğunu anlıyorsunuz.
Dürüst olayım: Yeni Kale, Nemrut gibi dramatik bir ilk etki yaratmaz. Ama meraklıysanız, taşın arasındaki mühendisliği görmek istiyorsanız, Kommagene coğrafyasının nasıl savunulduğunu anlamak için çok öğretici. Kalabalık yok, gişe yok; sessizce gezilir, yavaş yavaş sindirilir. Burayı gezerken tarih bağırmaz, fısıldar.


Nemrut Giriş Ücreti ve Ziyaret Bilgileri
Elimde güncel resmi fiyat listesi gibi net bir kaynak yok ama birkaç güçlü, 2025/2026 güncel bilgiler ışığında açıklayıcı ve doğru bir çerçeve yazayım 👇
Bugün Nemrut Dağı Milli Parkı’na girişte genellikle tek bilet sistemi uygulanıyor ve çoğu kaynak bu ücreti €10 (Avro) civarında gösteriyor — bu rakam güncel döviz kuru üzerinden TL olarak tahsil ediliyor. MüzeKart ile giriş ücretsiz veya indirimli olabilir; ayrıca 18 yaş altı ve 65 yaş üstü için genellikle indirim/ücretsiz seçenek sunuluyor.
Nemrut Dağı Milli Parkı Giriş Ücreti (2025–2026 Tahmini)
- Yetişkin (yabancı ziyaretçi): ~ €10 civarında (yaklaşık 300–350 TL seviyesinde döviz kuruna göre)
- MüzeKart sahipleri / 18 yaş altı / 65 yaş üstü: ücretsiz veya indirimli olabiliyor (kaynağa göre MüzeKart da kabul edilebiliyor)
- Araç giriş ücreti / farklı sınıflar: Çoğu kaynakta detaylı araç sınıflı millî park giriş tarifesi yok; ücret genel olarak kişisel ziyaret bileti üzerinden alınıyor.
📌 Fiyatlar döneme ve kur koşullarına göre değişebilir; Milli Park gişe veya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güncel sayfası gezi öncesi kontrol edilmelidir.
Ziyaret Saatleri
Nemrut Dağı Milli Parkı genelde haftanın her günü açık ve özellikle baskın ziyaret saatleri şöyle:
- 04:00–18:30/20:00 arası ziyaret edilebilir (özellikle Nisan–Kasım döneminde)
- Kış aylarında (Aralık–Mart): bölgeye ulaşım ve zirve ziyareti hava koşullarına bağlı olarak sınırlı olabilir.
Nemrut Dağı Milli Parkı’na Nasıl Gidilir 🚗
Nemrut Dağı, “bir tabelayı takip edip çıkayım” dağı değil. Hangi şehirden geldiğin, hangi rotayı yaptığın, hatta günün hangi saatinde yola çıktığın bile deneyimi değiştiriyor. Bunu üç gidiş gelişte net öğrendim. Nemrut Dağı’na en yakın havalimanı Adıyaman Havalimanı. Dağa uzaklığı yaklaşık 68 km. İstanbul ve Ankara’dan direkt uçuşlar var; uçaktan indikten sonra iki seçeneğin var: araç kiralamak ya da günübirlik Nemrut turlarına katılmak.
Ama şunu açık söyleyeyim: Nemrut’a “aceleyle çıkıp inilecek” bir yer gözüyle bakıyorsan tur iş görür. Gün doğumu / batımı ve çevredeki antik alanları sindireyim diyorsan araba şart.
Eğer Urfa – Antep – Mardin – GAP turu yapıyorsan, Nemrut’a Adıyaman üzerinden gitmek en mantıklısı. Yol hem kısa hem de lojistik daha rahat. Adıyaman → Kahta → Nemrut rotası izleniyor. Adıyaman – Kahta arası: yaklaşık 35 km. Kahta’dan Nemrut zirvesi: yaklaşık 33 km
Kahta, Nemrut’un adeta kapısı. Yaz aylarında Kahta ilçe merkezinden minibüs seferleri oluyor, ayrıca özel turlar da buradan kalkıyor.
Özel araçla gidiyorsan Kahta’dan sonra yol daralıyor, virajlar başlıyor ama asfalt fena değil. ⚠️ Son birkaç kilometrede hava bir anda değişebilir. Yaz ortasında bile rüzgâr serinletir; sabah erken çıkıyorsan ince mont al.
Nemrut Dağı, sadece bir arkeolojik alan değil; zamanla baş başa kalmayı göze alanların rotası. Gün doğumunda taş heykellerin yüzüne vuran ilk ışık, gün batımında zirveyi saran o ağır sessizlik… Bunlar fotoğrafa sığmıyor. Nemrut’u özel kılan şey, Kommagene Krallığı’nın görkemli mirası kadar, bu mirasla arana kimseyi sokmadan kalabilmen. Türkiye’nin en etkileyici UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri olmasına rağmen hâlâ sabır isteyen, aceleyi sevmeyen bir yer.
Eğer yolun Adıyaman’a, Kahta’ya ya da Malatya üzerinden Fırat havzasına düşüyorsa, Nemrut’u listenin kenarına değil, tam ortasına koy. Çünkü burası “uğradım” denecek bir durak değil; plan yaparak, saat ayırarak, hatta biraz üşümeyi göze alarak gidilecek bir zirve. Nemrut Dağı Milli Parkı’ndan ayrılırken elinde sadece fotoğraf değil, insanın içini ağır ağır dolduran o sessiz büyü kalıyor. İşte gerçek yol hikâyeleri tam da böyle yerlerde başlıyor.


