Phnom Penh, acılı ve hüzünlü bir yakın geçmişin izlerini hem ruhlarda hem de gözlerin ününde hissedilebilen bir şehir. Bir yanda huzur ve dinginliği her yanda hissedebilirken diğer yanda Pol Pot önderliğinde Khmer Rouge timlerinin yarattığı vahşetin izleri. Bir yanda Fransız mimarisinin sarı evleri ve Budist dini yapıları pagodalar, diğer yanda ise algı sınırlarını zorlayacak, insanın insanlığından utanacağı katliamların yapıldığı tarlalar, ölüm tarlaları.

Bugün fakirlik veya yoksulluktan bahsederken daha çok aklımıza biyolojik ihtiyaç olan açlık kavramı geliyor. Oysa toplumsal bir varlık olarak insan özgürlük, kendini ifade etme, inanç, sevgi görme ve sevme, kimlik sahibi olma, saygı görme açısından da ihtiyaçlara sahiptir. Bunların yokluğu veya yoksunluğu da yoksulluktur. Kamboçyalılar, yoksulluğun her manadaki karşılığını yaşamış bir millet. Geçmişte yaşanan soykırımın ve şimdilerde yaşanan sefaletin bir toplumu nasıl etkilediğini görmek için bu toprakları gezmek ve izini sürmek gerekiyor.

Fiziksel katliamın izlerini insanların benliğine ve gözlerini nasıl işlenmiş olduğunu anlamak için Ölüm Tarlaları‘nı (Killing Fields) ve Kamboçya’nın hüzünlü hikâyesini bilmek yeterli. Acılı karanlık bir geçmişin izlerini şehrin 15 km kuzeybatısında olan Ölüm Tarlaları’nda (Choeung Ek Memorial) görmek mümkün.

Ölüm Tarlaları, Killing Fields, Kamboçya, Phnom Penh

1975’te iktidara gelen Pol Pot, ütopik bir tarım ülkesi kurma çabalarına girişti. Şehirleri boşalttıp parayı kullanımdan kaldırdı ve dine ile özel mülkiyete savaş açtı. Kırsal kesimde kollektif çiftlikler kurdurdu. Kamboçya halkı üzerinde yapılan bu radikal toplumsal deney, yüzbinlerce Kamboçyalının hayatına mal oldu. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. Pek çok kişi gözlük kullandığı veya yabancı dil bildiği gerekçesiyle suçlandı.

1975 ve 1979 yılları arasında nüfusun dörtte birini katleden Kızıl Kmerler, Kamboçya’yı adeta Orta Çağ’a geri döndürmeye çalıştılar. Sadece birkaç yıl içeresinde bir ülkenin nasıl kolaylıkla bu hallere gelebileceğini görmek şaşırtıyor insanı. İnsanın insana neler yapabildiğini hissetmek için, Ölüm Tarlaları girişinde verilen kulaklığı takıp seslere kulak vermek gerekiyor. Hemen yakınından geçip yürüdüğünüz yerin dibinde 400 insanın kemiklerinin olması ve bu alanı gezerken çevrede hala kemik ve kumaş parçaları görülebilmek neler hissettirmiyor ki insana!

Tuol Sleng Soykırım Müzesi ise Kamboçya’nın trajik ve tüyler ürpertici geçmişini hatırlatan diğer bir yer. Kızıl Kmerler’lerin sorgulama ofisi olarak kullandığı, eskiden okul olan Security Prison 21 (Güvenlik Ofisi 21), insanların akıl almaz işkencelerden geçirildiği ve öldürüldüğü bir yer. Bazıları için ise son durak olan Kamp S-21, yüzbinlerce kişinin, işkence altında komünist idareye karşı olduklarını itiraf ettirilip, işkenceler yapıldığı yer oldu. Islık çalmanın ve güneş gözlüğü bile takmanın suç sayılabileceği bu kamptaki vahşet odalarında 15 bin kişinin öldürüldüğü sanılıyor.

Yaşanan vahşetin ve öldürmenin boyutu açısında Hitler‘in yaptıkları Pol Pot‘un yaptıklarının gölgesinde kalıyordu. Dünyanın, Kamçboçya‘da yaşanan dramdan önce habersiz ve sonra da sessiz kaldığı dönemlerde, dışarıdan büyük destek alarak ülkede dünya tarihinde görülmemiş katliamlar yapıldı.

Kamboçya’ya cehennem hayatı yaşatan Kızıl Khmerler, Vietnam ordusu tarafından 1979 yılında etkisiz hale getirilmesine ve yeni hükümet kurulmasına rağmen, Birleşmiş Milletler nezdinde 12 yıl boyunca Kamboçya halkının temsilcisi olarak tanındılar.

Vietnam’ın kamplara girmesiyle dört duvar arasında yaşanan vahşet, bu görüntüler dünya kamuoyu ile paylaşıldı. Neredeyse 2 milyon kişinin Kızıl Kmerler rejimi altında hayatını kaybettiği düşünülüyor. Bu vahşetin bir numaralı sorumlusu ise ormanın derinliklerinde yandaşları tarafından ev hapsinde tutulurken doğal nedenlerden öldü.  S-21’in başkanı olan dük lakaplı Kaing Guek Eav ise, 2011’de 35 yıl hapse mahkum edildi.

Artık müze haline getirilmiş ve 30 yıl önceki hali olduğu gibi bırakılmış olan S-21’de her gün saat 10 ve 15’te film sunumları yapılıyor. Kızıl Kmerler döneminde, 20 binden fazla kurbanın fotoğraflanıp kayıt altına alındığı arşivin bulunduğu binada kurbanların fotoğrafları ve işkencelerde kullanılan teknikleri anlatan resimler ve figürler ile kullanılan araçlar bulunuyor.

İnsanların, çocukların ne büyük işkencelerden geçirildiğini ve öldürüldüğünü gösteren görüntü ve fotoğrafları görmeye yürek dayanamazken, bundan sağ kalmış bir neslin pisikolojisini nasıl anlayabiliriz acaba?

Yaşanan vahşetin kurbanları olarak, korku dolu geçmiş günlerden sağ kalarak çıkan yaşlı neslin yüzünde aynı acı ifadesini görmek mümkün. İnsanın içerisini hüzün dolduracak bu manzaralar karşısında kelimeler anlamını yitiriyor. Kızıl Kmerler’in baskı ve zulüm dolu trajik zamanlarını görmemiş çocukların gözlerine bakınca bile hissedilenler tarifsiz.

Ölüm Tarlaları, Killing Fields, Kamboçya, Phnom Penh-003

Bu gözlere bakıp da Kamboçya’nın acı tarihini hatırlayınca hüzünlenmemek elde değil. Belki gelecekte, geçmişten gelen korkuları saracak olan bu bedenler, acımasız geçmişin izlerini bu topraklardan tamamen silecekler. Kamboçyalılar uzun yıllar boyunca tarihlerinin yönünü değiştiren bir diktatörün zulüm dolu idaresinde yaşadı. Şimdi ise gelecekleri için kurdukları hayaller var sırada.

Her şeye rağmen, geleceğe daha güvenle bakacak yüreğe ve kültürel derinliğe sahip bu ülkenin insanları, doğal güzellikler açısından büyüleyici bu topraklarda, umarız yaralarını sarıp, huzur ve barış içerisinde yaşarlar.

Day 630: Kamboçya:24 Phnom Penh, 23 Nisan 2012

16 YORUMLAR

  1. Ne kadar üzücü olaylar yaşanmış hem de günümüz dünyasında. yazık o akdar insan işkence ve zulüm görmüş.

  2. Geri kalmış ülkelerdeki diktatörlüklerin nedeni sömürgeciliktir. Sömürgecilik girdiği yere öldürmekten ve soyup soğana çevirmekten gayri bir şey öğretmemiştir.

    Zamanında Fransızlar bu bölgeyi sömürdü. Kendileri çekildikten sonra Fransızların yerlerini alan yerli yöneticiler onları sadece onları taklit etmişlerdir.

  3. Bahsettiğiniz insanın insana yaptıklarına her devirde belirli bir süre göz yumuluyor sanki. Son dönemde Bosna’da olduğu gibi. Khmerler de olduğu gibi. Elinize saglık..

      • Çok etkilenmiştim buraları gezerken, insanlar ne ister böyle birbirinden. Hitler‘in yaptıklarından daha fazlasını yapmış sanki Pol Pot. Dünyanın uzak köşesi olduğundan bizler bihaber kalmışız sanki.

  4. Yazıyı okurken bir kez daha tüylerim diken diken oldu, içim titredi. Ölüm tarlalarını, hapishaneyi dolaşırken ya da Kamboçyalı yaşlı ve çocukların yüzlerine bakarken de aynı şeyleri hissetmiştim sık sık. Yakın geçmişteki bu akıl almaz olayları yaşamış bir Kamboçyalı’nın yazdığı “Önce Babamı Öldürdüler” (First They Killed My Father) kitabını okumuş muydunuz? Bundan daha güzel ve dokunaklı ve gerçekçı anlatılamaz bence bu hikaye, okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

    Sevgiler

    Şilan

  5. İnsanları anlamak mümkün değil, kendi halkına (insanlara) zülmetmek insanlıkla bir ilgisi yok, hayvani bir içgüdü desek, o de değil. Akıl tutulması ve canavarlık her çağda var hala devam etmekte, sanırım insanlık var oldukça da devam edecek, insanın insan zulmü…….

    • İnsanlık tarihine baktığımızda zaten barış içerisinde yaşanmış yıl o kadar az ki! Bir de bu asırda dünyayı yeniden şekillendiren ve geleceği kurgulayan devletleri ve perde arkasındaki insanalrı düşünürsek…

  6. I can never forget walking on the paths around the Killing Fields and seeing pieces of clothing and bone fragments emerging from the dirt as the footprints of people wore away the earth from around them, or the bones stacked up against trees…..

    I also found it difficult to reconcile the fact that such terror happened in a place that was beautiful to walk around.

    • Laos, Vietnam and Cambodia are so beautiful countries, but that 3 countries have really tragic history and that makes me really sad and angry. It was difficult to see killing fields and also write this article.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!