Laos, Asya’nın çok ziyaret alan turistik ülkelerine benzemiyor. Turizm alanında henüz emekleme aşamasındalar ve bu özellikleri Laos’u daha da çekici kılıyor. Komşusu Tayland ve Kamboçya gibi sokakları turist dolu değil. Karşılaştığınızda size gülümseyen birini gördüğünüzde bunun samimiyetine daha kolay inanabilirsiniz, çünkü sizden bir beklentisi yoktur. Oysa turizmin gelişmiş olduğu ülkelerde hizmet sunan insanların yüzündeki sahte ve şımarık gülümsemeden çok daha gerçekçi duruyor buradaki göreceğiniz gülümsemeler. Kendinizi Laos’un sarı topraklı yollarına vurduğunuzda kolayca anlayabiliyorsunuz.

Bugün Luang Nam Tha National Park’ta trekkinge gidiyorum ancak dünkü plan sabah değişti. Benle birlikte tura kayıt yaptıran kişilerden birileri hasta olunca bana 3 gün 2 gece olan trekking turunu önerdiler. Grup 7 kişi olunca fiyatı da daha makul (450000KIP, 100TL) oldu ve kabul ettim. Acente sahibinin aynı zamanda masaj salonu olduğundan, üzerine 1 saatlik ücretsiz masaj vermesi karşılığında anlaştık.  Çantamı acenteye bırakıp bizi alan kamyonete atladığımız gibi gezimize başlayacağımız nehrin kenarına geldik.

Nehrin kenarına geldiğimizde, karşıya bot ile geçeceğimizi söylemişlerdi. Oysa bot dedikleri birbirine halatlarla bağlanmış bambudan başka bir şey değildi, hoş o da dağılmış durumdaydı. Biz orada beklerken onarmaya çalıştılar, ancak sığ olan nehirden yürüyerek geçmeyi tercih ettik. Trekkingin daha başlangıçta ilginçleşmeye başlamıştı. Paçaları sıvadık ve biraz güçlü akıntının içerisinden ağır adımlarla karşıya geçtik.

Grupta 1 İspanyol, 2 Alman, 2 İsviçreli,  2 Fransız olmak üzere 8 kişiyiz. Kılavuzumuz Sanpet önce biz arkada bambu ormanı arasında yürümeye başladık. Daha önce hemen her ülkede bambu görmüştüm ama buradaki ağaçların neredeyse tamamı bambu ve boyları 20 metreyi bulan muz ağaçlarından oluşuyordur. Bir arada ne bu kadar bambu ne de bu kadar muz ağacı görmüştüm.

Sanpet geçtiğimiz patikalarda bazen durup, ağaçlar ve bitkiler hakkında bilgiler veriyordu. Kimi ağaçların kabuklarını, kimi zaman bitki köklerini, bazen de bitki yapraklarını bize tattırıyordu. Kimisi baş ağrısına, kimisi mide ağrısına iyi gelirken kimisi cinsel gücü artırıcıydı. Kimisi Sıtma tedavisinde kullanılırken, kimisi de yaraları iyileştirmede kullanılıyormuş. Bunları sadece bilgi olarak taşımıyorlar, gündelik hayatlarında sağlık problemleri yaşadıklarında yüzlerini ormana çevirip kendi ilaçlarını doğadan kendileri yaratıyorlar.

Yürüyüş parkuru oldukça kolay sayılırdı. Hemen hemen hiç tırmanma ve kayalık alan olmadığından, serin havaya sahip ormanın içerisinde yürürken hiç zorlanmadık. İlk molamızı parmak kalınlığında akan bir su kaynağının yanında verdik.  Kılavuzumuz Sanpet hemen ormanın içerisine dalıp bir süre sonra kucağında bambu ağaç gövdeleriyle geri döndü. Bambu ağaçlarının gövdelerinin içerisi boş ve her bir düğüm kısmı kapalı şekilde bulunuyor. Bunların kesip tencere niyetine kullandı. İçerilerine su doldurup yakılan ateşin içerisine dik şekilde yerleştirdi.

Kalın bambu gövdesi ateşten aldığı ısıyı içerisindeki suya ilettiğinden kısa süre sonra bambu gövdesindeki su kaynamaya başladı. 3 bambu kabımızdan birisine Laos çayı dediği, ağaç kökü koydu., Diğer ikisine ise hem trekking sırasında, hem de suyun kaynaması esnasında ormana dalıp bulup getirdiği mantarları, bitki kökleri, ve bilmediğimiz birçok şeyi kıyıp kıyıp atıverdi. Közün içerisine de muz ağacı meyvesi tomurcuğunu yerleştirdi. Tomurcuk dediğim şey içerisinde muz meyvesi çiçeğini barındıran ama şekli rokete benzer mor renkli bir şeydi.

Yemeklerimiz hazırlanırken biz hazır olan çayımızı yudumluyorduk. Tadı hakikaten ilginç ve güzeldi. Her birimize birer tane bambu bardağı hazırlayıp, onlarla çay servisini yapmıştı.  Sanpet muz yapraklarını katlayıp içlerine bir kürdan saplayıp, yemek yerken kullanacağımız kaşıkları yaptı. Bir müddet sonra da bir bambu ağacını yatay kesip pişmiş yemeği içerisine koyup servise hazırlayacağı uzun bir tabak yapmıştı. Yine muz yapraklarından birkaçını üst üste katlayıp ateşin közüne yerleştirip içerisine yumurtaları kırdı. Bir süre sonra omletimiz hazırdı.

Genişçe muz yapraklarını da yere serip sofra düzenine hazırlamıştı. Bambu kaplarda pişmiş ve yenmeye hazır yemeklerimiz daha önce yine bambu ağacından yapılmış uzun tabağımıza aktarıldı. Yanında getirdiği yapışkan pirinç pilavından (sticky rice) eliyle parçalar koparıp herkese paylaştırdı. Pirinç ve yumurta dışındaki her şeyi, gerek yürüyüş esnasında gerekse molada gidip ormandan toparlamıştı.

Daha önce katıldığım birçok trekkingde, portörler önceden satın aldıkları yiyecekleri, ateş kurup tencerelerde pişirdikten sonra tabak ve kaşıklarla bize uzatırken, burada her şey verimli doğadan sağlanmıştı. Geride ağaç yaprakları ve közden başka bir artık da bırakmamıştık. Kullanılan her şey doğanın bir parçası olduğundan doğa da kirletilmiyordu. Böyle bir deneyim Dünyada başka nerede karşıma çıkar bilmiyorum ama o an çok yeni şeyler görmüş ve yaşamıştım. Yeni bir deneyimdi.

Yürüyüşümüze devam edip, gece konaklayacağımız Houaixim köyüne geçeceğimiz nehre ulaştık. Kılavuzumuz Sanpet karşı kıyıdakilere seslendi. O an orada oynayan çocuklardan 2 kız çocuğu kayığa binip bulunduğumuz kıyıya gelip, bizi karşı kıyıya ulaştırdılar. Hemen nehrin kenarındaki yamaca kurulmuş köyü görmek heyecan verici. Köydeki çoğu ev tahtalardan yapılmış. Nehir kenarında, evler arasında çocuklar eğlenerek koşuşturuyordu. Domuz yavruları, tavuk ve horozlar, civcivler, köpekler her tarafta karşınıza çıkabiliyor. Bildiğimiz, gözümün önüne gelen köy kavramından uzakta, sanki zaman tünelinden geçip de geçmişe ışınlanmış gibi hissediyorsunuz.

Köyde hoş bir manzaraya sahip bir eve geçtik. Ev derken, içerisinde sadece yatacağımız döşeklerin olduğu büyükçe bir kulübeydi. Köylü kızlardan 2 tanesi evin arka kısmında bulunan mutfak bölümünde yemeklerimizi hazırlarken biz de, yerel halkın yaptığı gibi duş almaya nehre indik. İşlerini bitiren köy halkı rutin bir seremoni gibi nehre inip temizleniyor. Hava serindi ve su da soğuk sayılırdı. Her birimiz başlangıçta soğuk suya girmekte zorlansak da sonunda bir eğlenceye dönüşmüştü. Banyomuzu yapıp, kurulanıp yakındaki bir evin yemek yapmak üzere yaktığı ateşin başında ısındık.

Köye kadar elektrik direkleri gelmiş olsa da evlerin ancak çok azında elektrik ışıkları yanıyordu. Bulunduğumuz evde elektrik yoktu. Mumlar yakılıp kurulmuş sofrada akşam yemeğimizi yedik. Öğlen yemeğimizin benzeriydi ama bu defa balık da vardı. Yemek sonrası kılavuzumuz Sanpet bize pirinçten yapılan Laos viskisi ikram etti. Alkol oranının yüksek olduğu hem tadından hem de kokusundan belliydi. Mum ışığı etrafında sohbet edip, daha sonra da iskambil oyunları oynadık. Eğlenceli, çok şey deneyimleyip gördüğümüz uzun bir günün ardından yerlere serili döşeklerimize yerleştik.

20. yüzyıldan geçmişe ışınlanmış, doğayla iç içe, modern dünyadan uzak, cep telefonunun, elektriğin, bilgisayarın, internetin, buzdolabı ve çamaşır makinasının olmadığı bir köyde huzur içerisinde battaniyelerimize sarınıp kıvrılıp uyuduk.

Day 579: Laos:12 Houaixim Village, Luang Nam Tha, 4 Mart 2012

3 YORUMLAR

  1. İnsanın aklı almıyor, ahala bu yüzylda böylesi yaşam olan yerler. hala bozulmamış, kapitalizme yenik düşmemişler demektir. Bizden daha mutlu oldukları kesin.

  2. teknolojinin nimetleri olmasa da, doğanın nimetlerinden sonsuz faydalandıkları kesin… Nehirde banyo yapmak enterasan ve eğlenceli olmalı…

    • Doğayla bütünleşmiş bir halk. Öyle ki ilaçlarını doğadan hazırlıyorlar, yiyeceklerini doğadan topluyorlar. Nehirde banyo yapmak eğlenceliydi, ama akşamla birlikte havanın serinlemesiyle keyfini uzun uzun çıkaramadım.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!