Bir kanyonun içine gizlenmiş Antik Petra Kenti, Ürdün’ün en önemli tarihi ve turistik mirası. Çoğu ziyaretçi Petra’yı El-Hazne ile hatırlasa da, kentin gerçek ölçeğini ve gücünü anlamak için biraz daha yürümek, hatta tırmanmak gerekiyor. Çünkü asıl ihtişam biraz daha yukarıda, biraz daha uzakta, ter döktüren bir tırmanışın sonunda saklı: El-Deir Manastırı.
El-Hazne’yi görüp “Petra’yı gördüm” diyenler, henüz yolun yarısındalar. Çünkü El-Deir, size antik bir medeniyetin ölçeğini ve azmini gerçek anlamıyla hissettiriyor. Buraya ulaşmak için dar kanyonlardan geçmek, yüzlerce basamak tırmanmak, güneşle ve yorgunlukla mücadele etmek gerekiyor. Ama o devasa kapıyı, kayaya işlenmiş dev sütunları ve üzerindeki boş nişleri ilk gördüğünüz anda anlıyorsunuz: Bu yürüyüşe değer.

Açık konuşayım; El-Deir’e çıkan yol, Petra’da beni en çok yoran ama en çok tatmin eden yürüyüş oldu. Basamaklar bitmek bilmiyor, nefesiniz daralıyor ama yukarı vardığınızda yaşadığınız his, aşağıda El-Hazne’nin önünde kalabalıkla paylaşılan hayranlıktan çok daha başka. Burada acele yok, selfie çubukları havada uçuşmuyor. El-Deir, insanın üzerine gelmiyor; tam tersine, sizi içine alıyor.
Manastırın tam karşısındaki mağara kafede oturup çayımı yudumlarken şunu düşündüm: Burası görülmek için değil, hissedilmek için yapılmış bir yer. El-Hazne görkemli, evet; ama El-Deir daha sakin, daha ağırbaşlı. Uzun süre bakınca detayları açılıyor, sessizliği konuşmaya başlıyor. Petra’dan tek bir anı seçecek olsam durup hiçbir şey yapmadan El-Deir’e baktığım an olurdu.
El-Deir Manastırı: Petra’nın Zirvesinde Saklı Bir Nebati Anıtı
Bir kanyonun içine gizlenmiş antik Petra Kenti, Ürdün’ün en önemli tarihi ve turistik mirası. Çoğu ziyaretçi Petra’yı El-Hazne ile hatırlasa da, kentin gerçek ölçeğini ve gücünü anlamak için biraz daha yürümek, hatta tırmanmak gerekiyor. Çünkü Petra’nın en görkemli yapılarından biri, ana rotanın çok dışında, yüksek kayalıkların arasında saklı: El-Deir Manastırı.
Kayalara Oyulmuş Bir Dev
El-Deir Manastırı, MÖ 1. yüzyılda Nebatiler tarafından kayalara oyularak inşa edilmiş. Yaklaşık 50 metre genişliğinde, 45 metre yüksekliğinde olan bu devasa yapı, Petra’daki en büyük anıtlardan biri. İlk bakışta El-Hazne kadar süslü görünmese de, ölçeği ve yalın gücüyle insanı olduğu yere mıhlıyor.
Yapının “manastır” olarak anılmasının sebebi, Bizans Dönemi’nde kilise olarak kullanılması. İç duvarlara oyulmuş haç figürleri, bu dönemin en net izleri. Ancak özgün işlevi konusunda tarihçiler hemfikir: Burası büyük ihtimalle bir tapınaktı.
Nebati Kralı Obodas’a Adanmış Bir Tapınak
El-Deir’in, MÖ 1. yüzyılda hüküm süren Nebati Kralı Obodas’a ithaf edildiği düşünülüyor. Nebatiler, kökeni Kuzeybatı Arabistan’a uzanan göçebe bir kavimdi. Ancak onları farklı kılan şey, ticaret yollarını kontrol etme konusundaki ustalıklarıydı.
Baharat, tütsü, yağ ve parfüm ticaretiyle zenginleşen Nebatiler, Petra’yı bir ticaret imparatorluğunun kalbine dönüştürdüler. El-Deir de bu zenginliğin ve gücün taşa kazınmış bir yansıması.

800 Basamaklık Yolculuk
El-Deir Manastırı’na ulaşmak için Petra merkezinden yaklaşık 800 basamaklı bir merdiveni tırmanmak gerekiyor. Ortalama tempoda bu yürüyüş 45 dakika ile 1 saat sürüyor. Yol yorucu ama tekdüze değil; kaya oyukları, küçük düzlükler ve mola verebileceğiniz gölgeli noktalar var.
Yürümeyi göze alamayanlar için eşek kiralama seçeneği mevcut, ancak açık konuşayım: Bu yolu yürüyerek çıkmak, manastırla kurulan bağı bambaşka bir noktaya taşıyor.
El-Hazne ile Benzer, Ama Bambaşka
El-Deir’in cephesi, tasarım olarak El-Hazne’yi andırıyor. Ancak süsleme açısından çok daha sade. Alt katı düz hatlara sahipken, üst kat daha özenli oyulmuş detaylarla dikkat çekiyor. Yapı o kadar büyük ki, ana kapısı bile birkaç katlı bir bina boyutunda.
İç mekân, Petra’daki Qasr el-Bint ve Kanatlı Aslan Tapınağı’na benzer şekilde, bir nişe açılan tek bir büyük salondan oluşuyor. Orijinalinde kolonlarla çevrili olduğu düşünülüyor.
Urna, Çocuklar ve Tehlikeli Bir Yol
Cephenin sol tarafında, üst bölümde yer alan büyük urna, El-Deir’in en dikkat çeken detaylarından biri. Bu urnaya çıkan yol oldukça dik ve ziyaretçilerin tırmanmasına izin verilmiyor. Buna rağmen yerel çocukların buraya tırmanıp urnanın içinde poz vermesi, Petra’da sıkça karşılaşılan manzaralardan.
Biraz riskli, biraz da “burada büyümüş olmanın verdiği cesaret”.
Bizans İzleri ve Kayıp Tomarlar
El-Deir, Bizans Dönemi’nde kilise olarak kullanılmış. Önündeki geniş düz alan, dini törenlerde kalabalıkları toplamak amacıyla kayadan oyulmuş. Ayrıca burada, Bizans döneminde Petra’daki yaşam hakkında önemli bilgiler veren 152 tomardan oluşan bir belge yığını bulunmuş.
Bu buluntu, El-Deir’in sadece mimari değil, tarihsel olarak da ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Zirvede Bir Mola
Manastırın tam karşısında, kayaların içine oyulmuş gölgeli bir kafe bulunuyor. Burada oturup El-Deir’i uzun uzun seyretmek, tırmanışın en güzel ödülü. Kafenin arkasındaki kayalıklara biraz tırmandığınızda ise, Petra vadisine doğru açılan manzara gerçekten nefes kesici.
El-Deir Manastırı’nı ziyaret etmek için en ideal zaman öğleden sonra.
Bu saatlerde yolun büyük bölümü gölgede kalıyor ve güneş manastır cephesini doğrudan aydınlatıyor. Sabah saatlerinde ise güneş tam tepenizde oluyor; sıcak, yürüyüşü ciddi anlamda zorlaştırabiliyor.
Mimarlık harikası bir el işçiliğiyle inşa edilen El-Deir Manastırı, Petra’nın en efsanevi ama en az konuşulan anıtlarından biri. Gösterişten uzak ama heybetli, sessiz ama etkileyici.
Buraya gelen herkes El-Hazne’yi fotoğraflar.
Ama El-Deir’e çıkanlar, Petra’yı gerçekten hatırlar.




