Ana Sayfa Ürdün Petra Petra’nın Bilinen Yüzü: El-Hazne

Petra’nın Bilinen Yüzü: El-Hazne

19852

Petra, hiç kuşkusuz Ürdün’ün en değerli hazinesi. Dünyanın Yeni 7 Harikası arasında yer alan bu eşsiz antik kent, uzun zamandır “bir gün mutlaka” dediğim yerlerdendi. Petra’nın dünyaca bilinen yüzü olan El-Hazne (The Treasury) ise antik dünyanın en zarif ve en etkileyici kalıntılarından biri. Helenistik ve Nebati mimarisinin bu ölçekte ve bu incelikte bir başka örneği yok; üstelik neden ve nasıl yapıldığı hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil.

Büyük olasılıkla MÖ 1. yüzyılda, tapınak ya da mezar odası gibi törensel bir amaçla inşa edildiği düşünülüyor. Nebatilerin, yaklaşık 2000 yıl önce yekpare bir kaya yüzeyini oyarak ortaya çıkardığı El-Khazneh, antik dünyanın en görkemli eserlerinden biri kabul ediliyor. Yapının bulunduğu Wadi al-Jarra (Urn Valley) bölgesi, rüzgâr ve yağıştan korunaklı yapısıyla hem mühendislik zekâsını hem de yer seçiminin tesadüf olmadığını açıkça gösteriyor.

The Treasury, Petra
The Treasury, Petra

Petra, dünyanın en ünlü antik kentlerinden biri ama bu ünü sadece kartpostallara borçlu değil. Gizemi, cazibesi ve insanın içine işleyen atmosferiyle, gül-kırmızısı kayalara oyulmuş bu şehirle yarışabilecek pek az yer var. Binlerce yıl önce, insan eliyle ve sabırla inşa edilmiş bu devasa açık hava müzesi, “ölmeden önce görülmesi gereken yerler” listelerinin neden demirbaşı olduğunu daha ilk adımda anlatıyor.

Burada yürürken sadece taşlara bakmıyorsunuz; ticaret kervanlarını, dua edenleri, susuzlukla mücadele edenleri ve bu çölün ortasında hayat kurmayı başarmış insanları hayal ediyorsunuz. Derken dar geçitten çıkıp bir anda karşınıza çıkan, “bu nasıl mümkün?” dedirten yapı beliriyor: El-Hazne (The Treasury). İşte Petra’yı Petra yapan, gördüğünüz anda susup kaldığınız o an tam olarak burada yaşanıyor.

Petra’nın Bilinen Yüzü: El-Hazne

Bazı yapılar vardır, fotoğrafını yüzlerce kez görürsünüz ama karşısına geçtiğinizde yine de hazırlıksız yakalanırsınız. El-Hazne tam olarak böyle bir yer. Petra denince herkesin zihninde beliren o ikonik cephe, dar bir kanyonun içinden yürüyerek ulaşılan ve ilk bakışta insanın sesini kesen bir sahne gibi açılır önünüze. Ne kadar okursanız okuyun, ne kadar izlerseniz izleyin, The Siq’in sonunda kayaların arasından belirdiği an başka bir şeydir.

Arapça El-Khazneh olarak bilinen, Batı dünyasının “The Treasury” dediği bu yapı, aslında Petra’nın tamamını temsil eden bir vitrin gibi. Ama vitrinin arkasında karmaşık bir tarih, çok katmanlı bir kültür ve hâlâ tam çözülememiş sorular var.

Kayaların Arasında Uzayan Yol: The Siq

El-Hazne’ye ulaşmak için yaklaşık 1,5 kilometrelik dar ve kıvrımlı bir kanyon yürüyüşü yapmak gerekiyor. The Siq, sadece bir geçit değil; Petra deneyiminin bilinçli olarak tasarlanmış ilk perdesi. Yüksekliği yer yer 80 metreyi bulan kayalıklar, gökyüzünü neredeyse tamamen kapatıyor. Işık dar aralıklardan süzülüyor, renkler günün saatine göre pembe, turuncu ve mora dönüyor.

Bu yürüyüş, ziyaretçiyi yavaşlatıyor. Antik çağda da amaç buydu: kervanlar, tüccarlar ve ziyaretçiler adım adım şehre hazırlanıyordu. Son virajdan sonra, kayaların arasından aniden görünen El-Hazne, hâlâ aynı etkiyi yaratıyor. Modern dünyanın gürültüsü bir anda susuyor.

Taşa Oyulmuş Bir Gösteri

El-Hazne, tek parça kaya kütlesinin oyulmasıyla yapılmış. Yaklaşık 39 metre yüksekliğinde ve 25 metre genişliğinde. Ama rakamlar bu yapının yarattığı etkiyi anlatmaya yetmiyor. Cephe, simetriye olan takıntısıyla ve ince işçiliğiyle insan eliyle yapıldığına inanmayı zorlaştıracak kadar kusursuz.

Ön cephede Nebati, Helenistik, Mısır ve Pagan kültürlerinin izleri bir arada. Mısır tanrıçası İsis, Yunan mitolojisinden figürler, Amazon betimlemeleri… Hepsi aynı cephede, aynı hikâyenin parçası gibi duruyor. Bu da bize Petra’nın sadece bir şehir değil, ticaret yollarının kesiştiği kozmopolit bir merkez olduğunu hatırlatıyor.

Heykellerin büyük kısmı 2000 yıl boyunca rüzgâr, kum ve yağmurla aşınmış. Yüzler silik, detaylar yumuşamış ama yapı hâlâ güçlü. Hatta belki de bu yıpranmışlık, El-Hazne’yi daha gerçek kılıyor.

Dışarıdaki İhtişam, İçerideki Sessizlik

El-Hazne’nin en şaşırtıcı yanlarından biri, dış cephe ile iç mekân arasındaki tezat. Gösterişli cephenin arkasında, yaklaşık 12 metrekarelik, 13 metre yüksekliğinde, son derece sade bir salon bulunuyor. Ne freskler, ne süslemeler, ne de saray ihtişamı… Sadece boşluk ve sessizlik.

Bu durum, El-Hazne’nin işlevine dair tartışmaları da beraberinde getiriyor. Arkeologların büyük bölümü, buranın bir mezar yapısı olduğu konusunda hemfikir. Kazılarda bulunan sikkelerin büyük kısmında Nebati Kralı IV. Aretas’ın tasvirinin yer alması, bu görüşü güçlendiriyor. Zeminin antik dönemde bugünkünden yaklaşık 6 metre daha aşağıda olduğu ve girişin aslında daha derin bir yapıya açıldığı düşünülüyor.

“Hazine” Adı Nereden Geliyor?

El-Hazne’nin “Hazine” olarak anılmasının arkasında romantik ama yanlış bir inanış yatıyor. Bedeviler, korsanların burada altınlarını sakladığını düşünmüş. Yapının en üstündeki urne (semaver benzeri kap) bu yüzden hedef alınmış; içindeki hazinenin düşeceğine inanılmış. Bugün hâlâ bu urnenin üzerinde mermi izleri görülebiliyor.

Gerçekte ise hazine yok. Ama bu söylence, El-Hazne’nin cazibesine ayrı bir katman eklemiş durumda.

Sinemanın Gözdesi

El-Hazne, modern çağda ününü büyük ölçüde sinemaya da borçlu. Indiana Jones and the Last Crusade filmindeki sahneler, burayı dünya çapında bir ikon haline getirdi. Ardından Sinbad and the Eye of the Tiger, The Red Sea Sharks, Adventures of Tintin ve bazı diziler geldi. Ama ekranın verdiği etkiyle, karşısında oturup çay içerken hissettikleriniz arasında ciddi bir fark var.

Hemen karşıdaki salaş kafede, bol şekerli Arap çayımı yudumlarken, El-Hazne’yi uzun süre izlediğimi hatırlıyorum. Kalabalık akıyor, fotoğraf makineleri tıklıyor, rehberler anlatıyor… Ama yapı orada, hiç acele etmeden duruyor. Sanki her geleni ayrı ayrı süzüyor.

Petra, 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. Ama El-Hazne, bu geniş antik kent içinde bile başlı başına bir durak. Petra’yı gezerken onlarca mezar, tapınak ve kaya yapısı görüyorsunuz; ama El-Hazne başka bir yerde duruyor. Daha teatral, daha simgesel.

Petra’ya genellikle Akabe üzerinden ulaşılıyor ama hangi yoldan gelirseniz gelin, hafızanızda kalan şey büyük ihtimalle bu cephe olacak.

El-Hazne, sadece taşın oyulmuş hali değil. Gücün, inancın, ticaretin ve estetiğin bir araya geldiği nadir örneklerden biri. Petra’yı görmeden El-Hazne’yi anlamak zor; ama Petra’yı El-Hazne olmadan anlatmak da eksik kalıyor. Yine de dürüst olmak gerekirse, çoğu gezgin için hikâye tam burada başlıyor ve burada bitiyor.

Ve bu, hiç de haksız sayılmaz.