Ana Sayfa Blog Gülümseyen Yüzlerin Ardındaki Gerçek: Seyahat, Kültür ve İkilem

Gülümseyen Yüzlerin Ardındaki Gerçek: Seyahat, Kültür ve İkilem

53682

Bir gezi yazısını okurken ya da bir belgesel izlerken içinizden “Bir gün ben de orada olacağım” dediğiniz olmuştur, değil mi?

O kartpostal karelerinin içinde yer almak, o dağın eteğinde yürümek, o tapınağın önünde durmak, o gülümseyen yüzle göz göze gelmek… Hepimizin içinde böyle bir arzu var. Görmek, dokunmak, deneyimlemek. Başkasının anlattığını kendi gözümüzle doğrulamak. Fotoğrafın içine girip o anın bir parçası olmak.

Ama gün geliyor, o fotoğrafların içine gerçekten girdiğinizde şunu fark ediyorsunuz:
Kameranın göstermediği bir arka plan var.
Ve o arka plan bazen hiç de romantik değil.

Fotoğraf kadrajı dar. Hayat ise geniş.

Gülümseyen Yüzün Ardındaki Gerçek

Tayland’ın kuzeyinde, Chiang Mai yakınlarında turistler için kurulmuş Uzun Boyunlu Karen Köyü’nü gezerken yaşadığım duygu tam olarak buydu. Boyunlarına taktıkları metal halkalarla dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ilgisini çeken kadınlar… Fotoğraf için hazır bir kompozisyon. Egzotik, çarpıcı, paylaşılabilir.

İlk bakışta estetik bir görüntü. Kültürel bir zenginlik.

Ama biraz durup soru sormaya başladığınızda tablo değişiyor.

Bu insanlar kim?
Bu köy gerçekten onların doğal yaşam alanı mı?
Yoksa turistlerin ziyaret etmesi için düzenlenmiş bir sahne mi?

Kimlik kartı olmayan, düşük ücretlerle yaşamaya çalışan, çoğu zaman kendi topraklarından koparılmış insanlar… Turistlerin gezmesi için inşa edilmiş yapay bir alan içinde, kendi kültürlerini sergilemek zorunda bırakılmış bir düzen.

Bir noktada insanın zihnine istemeden şu benzetme geliyor:
Hayvanat bahçesindeki bir orangutan ile ne farkı var?

Bu soru huzursuz edici.
Ve belki de tam olarak o yüzden önemli.

Long Neck Karen Hiiltribe-Chiang-Mai-Thailand
Long Neck Karen Hiiltribe, Chiang Mai, Tayland
Batad-Luzon-Philippines
Batad Yerlisi, Luzon, Filipinler

Turist mi, Gezgin mi?

Eğer turistseniz, gülümseyen yüzleri fotoğraflar, sosyal medyada paylaşırsınız. Güzel bir kare, güzel bir anı.

Ama eğer gezginseniz, fotoğrafın dışındaki gerçeği de merak edersiniz.
O insanın hayatını, koşullarını, seçeneklerini…

Ve merak ettikçe ikileme düşersiniz.

Filipinler’de Batad’da, Laos’ta Namkhon Köyü’nde, Borneo’da Sarawak yerlileriyle karşılaştığımda da benzer duygular yaşadım. Gördüğüm şey sadece geleneksel kıyafetler değildi; değişime zorlanan hayatlar vardı.

Turizm sektörü birçok yerde kültürü metalaştırıyor.
Bir yaşam biçimi, bir ritüel, bir dans, bir tören… Hepsi bir “ürün” haline gelebiliyor.
Satın alınabilir, programlanabilir, zamanlanabilir bir deneyime dönüşüyor.

Ve o ürünü satın alan biziz.

Biz talep ettikçe, arz oluşuyor.
Biz görmek istedikçe, gösteriliyor.

Sömürgecilik Biçim Değiştirdi mi?

Eskiden sömürgecilik toprak ve maden üzerinden yapılırdı. Fiziksel kaynaklar ele geçirilirdi.

Bugün ise çoğu yerde kültür ve yaşam biçimi üzerinden işliyor.

Bir topluluğun gelenekleri, ritüelleri, kıyafetleri ve hatta gündelik hayatı ekonomik değere indirgeniyor. Acenteler paket tur satıyor, turistler satın alıyor. İnsanlar, kendilerine ait olmayan bir düzen içinde, belirli bir çerçevede kendilerini sergilemek zorunda kalıyor.

Kendi geleneklerinden koparılan bir topluluk ne eskisi gibi kalabiliyor ne de bütünüyle yeni bir kimlik inşa edebiliyor.
Arada kalıyor.
Bağımlı bir pozisyonda.

Soruyorum kendime:
Bu değişime gerçekten ihtiyaçları var mı?
Yoksa biz mi böyle olmasını istiyoruz?
Biz mi onların hayatına “değer” biçiyoruz?

Marudi Baram Regatta-Sarawak-Borneo
Sarawak Yerlisi, Marudi, Sarawak, Borneo

Değişim Kaçınılmaz mı?

Elbette turizm sadece yıkım getirmiyor. Gelir var. Altyapı var. Eğitim ve sağlık imkanları var. Yeni fırsatlar var.

Ama mesele yön değil, hız.

Hazır olmayan bir topluluğa dayatılan hızlı değişim, geçmiş ile gelecek arasında kırılma yaratıyor.
Bir Myanmar, bir Laos, bir Papua Yeni Gine on yıl içinde bambaşka bir yere evrilebilir.
Bir Afrika ülkesinde ya da Güney Amerika’da bugün gördüğünüz bir gelenek, bir yıl sonra kaybolmuş olabilir.

Paris on yıl sonra da Paris olacak. Berlin, Londra sistem içinde akmaya devam edecek.
Ama kırılgan coğrafyalarda zaman daha hızlı işliyor.

Geçen yılki Suriye ile beş yıl sonraki Suriye aynı mı olacak?
Bu sorunun cevabını o coğrafyalara farklı zamanlarda gidenler bilir.

Amed-Bali-Indonesia
Balili Çocuk, Amed, Bali, Endonezya

Dilemma: Gezgin Olmak

Modern dünyada neredeyse her şey satın alınabiliyor.

Yeterince ödeme yaparsak bir kabile köyüne girebilir, bir töreni izleyebilir, bir yaşam biçimini deneyimleyebiliriz.
Ama o deneyimin bedeli ne?

Bir kültürün özgünlüğünden bir parça eksiliyorsa,
bir dil kayboluyorsa,
bir gelenek gösteriye dönüşüyorsa…

O bedeli kim ödüyor?

Yok olan sadece bir topluluğun geçmişi değil.
İnsanlığın çeşitliliği.

Ben gelenekçi biri değilim. Değişime karşı değilim.
Ama her kaybolan renk, her unutulan dil içimde bir boşluk bırakıyor. Çünkü kültürler birbirine benzedikçe dünya küçülmüyor; fakirleşiyor.

Phnom Penh-Cambodia
Phnom Penh, Kamboçya

Seyahat Etmekten Vazgeçmeli miyiz?

Hayır.

Seyahat etmekten vazgeçmek çözüm değil.
Ama nasıl seyahat ettiğimizi sorgulamak zorundayız.

Fotoğraf çekerken, tur satın alırken, bir deneyimi tüketirken kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bu temas karşılıklı mı?
Yoksa tek taraflı bir alışveriş mi?

Benim için seyahat artık sadece görmek değil; anlamaya çalışmak.
Ve bazen gördüğüm şey beni rahatsız ediyorsa, o rahatsızlık da yolculuğun bir parçası.

Gözlere baktığımda hissettiğim şey bu.

Belki de asıl mesele şu:
Dünyayı keşfederken onu değiştirdiğimizi de bilmek.
Ve o değişimin sorumluluğunu taşımak.

Evet, ikilem bu.

Gezgin olmak ile sebep olmak arasında sıkışmak.
Keşfetmek ile tüketmek arasındaki o ince çizgide yürümek.