Kuata Adası’na ilk ayak bastığımda, sakinlik ve doğa ile kurulan uyum hemen fark ediliyor. Buradaki tempo şehir hayatının aksine yavaş, adeta bir nefes molası. Fijililer için zaman farklı akar; buna “Fiji Time” deniyor. Saatler, ajandalar veya planlı programlar burada ikinci planda. Önce “Bula!” diyerek selamlaşmak, gülümsemek ve anı hissetmek geliyor. “Bula” kelimesi sadece merhaba değil; sağlık, neşe ve hayat enerjisi demek. Günün temposu, bu selamlaşmadan başlıyor ve bütün adada devam ediyor.
Fijililer buna “Fiji Time” diyorlar; saatlere, plana veya stresse bağlı kalmak yerine anın ritmine uymak. Plajın kenarında yürürken, suyun sıcaklığı ve hafif rüzgarın tenimi okşaması, bu yavaş akışa kendimi kaptırmamı sağladı. Burada zamanın ölçüsü farklı; güneşin yükselmesi, kuş sesleri ve dalgaların ritmi belirleyici oluyor.

Şnorkelle yüzmek için suya girdiğimde, mercanların etrafında renkli balıkların dans ettiğini görmek insanı başka bir ritme sokuyor. Barefoot Kuata Resort’un sunduğu dalış ve su altı deneyimi, sıradan tatil klişesinden uzak; keşif ve gözlem ön planda. Fiji Time burada sadece saatlerle ilgili değil, zihnin ve bedenin de yavaşlaması anlamına geliyor. Sabah kalkış saatleri, yemek araları veya aktiviteler, planlı ama esnek; herkes kendi ritmini buluyor.
Genel olarak, burası bana Fiji’nin “taban halini” gösterdi: doğa, sakinlik, kültür ve basit ama doyurucu deneyimler. Fiji Time felsefesi, Fijililer için yaşamın bir parçası; stres yerine sabır, acele yerine uyum ve hız yerine farkındalık getiriyor. Bu yüzden Fiji, yalnızca bir tatil noktası değil, biraz da hayatın ritmini yeniden hissetmek ve “an”ın tadını çıkarmak isteyenler için doğru bir durak.
Buradaki insanlar her karşılaşmada “Bula!” diyor, gülümseyerek selam veriyor. İlk başta sadece merhaba gibi düşündüm ama sonra anladım ki bu kelime çok daha fazlası; sağlık, neşe ve yaşam enerjisi demek. Sabah kahvaltıya indiğimde mutfaktaki kız bana Bula deyip elimi sıktı, ben de cevap verdim ve bir anda o küçük selamlaşma, günün geri kalanına hafiflik ve keyif kattı.
Fiji Time ile birleşince bu Bula kültürü her şeyi şekillendiriyor. İnsanlar acele etmiyor, planlara bağlı kalmıyor, anı yaşıyor. Ben hamakta uzanıp kitabımı okurken, yanımdaki Fijili gençler küçük kayıklarla sahile gidip balık tutuyor, biri bana Bula diyerek gülümsüyor. Anında gülümsemem geri dönüyor ve günün temposu bana yavaşlamayı öğretiyor. Bula sadece bir kelime değil; ada hayatının ritmi, insanlarla kurulan bağ ve tüm deneyimin bir parçası.
Benim için bu kültür, tatilin ötesinde bir ders gibiydi: “Bula” demek, küçük şeylerin tadını çıkarmak ve her anı hissetmek demek. Şehirdeki stresi, telefon bildirimlerini ve planlı tempoyu burada bırakıyor, sadece anı yaşıyorsunuz. Fiji Time ve Bula birlikte, Kuata Adası’nda gerçek bir yaşam deneyimi sunuyor.
Fiji Time Rahatlılığının Sonucu: Adada Hasta Oldum!
Fiji Adaları’nda tatil keyfi biraz gölgelenmişti. Kuata Adası’nda gece uyumak pek kolay olmuyor. Cibinliğin içine sinekler ve böcekler nasıl girmiş bilmiyorum; birkaç kez uyanıp tekrar uyumaya çalıştım. Dışarı çıkıp vücuduma tekrar sprey sıkmak zorunda kaldım. Ama belki de asıl neden, gündüz bolca kestirmiş olmamdı; uykuya ihtiyacım yoktu aslında. Olsun, burası Fiji, uyuyan ve tembel güler yüzlü insanların ülkesi, ben de uyuyamayınca ne yapacaktım!
Sabah ise alarm çalmadan uyandım. Kendimi kötü hissettim; kaslarım ağrıyor, midem ve bağırsaklarım tuhaf, başım da ağrıyor. Yaklaşık 3-4 yıldır hastalıksız geçen zamandan sonra galiba bir şekilde hasta oldum. Kendi mantığım devreye girdi. Geldiğimden bu yana banyo olarak kullanılan yerdeki musluktan içme suyumu alıyordum ve dün şişenin içerisinde ağaç kabuğu kalıntıları yanında bulanık rengi görmeme rağmen pek umursamamıştım. Muhtemelen suyla aldığım bakteriler beni hasta etti.
Belki sprey vücudum tarafından emildi ve reaksiyona yol açtı. Böcek ısırıkları da listeye eklenebilir, ya da yemeklerden kaynaklı bir problem… Son iki aydır her şeyden şüpheleniyorum, adeta House M.D. modundayım.

Kahvaltı sonrası aceleyle eşyalarımı toplayıp boş hamağa kuruluyorum, hava serin, hastalığımdan dolayı bana soğuk hatta. Arada güneşleniyorum ancak çok yakıcı, plajın sonuna kadar yürüdüm bugün. Kayalıklardan diğer taraf baktım, sonsuz mavilik, kaçışan irili ufaklı yengeçler, dalgalar güçlü rüzgarın etkisiyle volkanik kayalara çarpıyorlar. Tamamen erimiş gibi, kararmış ve siyah kayalar.
Öğle yemeği sonrası tekrar hamağa kuruldum ama bulutlar yağmurun habercisiydi. Hamakta uyumuşum, yağmurla uyandım; herkes kaçıştı odasına. Bu bana ilginç geldi. Sonuçta denize girilir de neden bu havada ıslanarak plaj kumlarında uzanıp yağmurun keyfini çıkarılmaz ki? Ben kitaplarımı ve telefonumu koruyup üzerime havluyu çektim, olduğu gibi beklemeye karar verdim. Yağdıkça ağaçlardan sızan damlalar üzerime düşüyor, üşüdüm ama sabırlıyım. Kimsecikler kalmadı.


Hasta olmasam yapacağım ilk iş denize atlamak olacaktı. Ama serin havada, yağmur altında ılık denizin keyfini çıkarmak da güzel bir deneyim oldu. Geçen Ağustos’ta Tayland’ın gece hayatıyla ünlü Pattaya’da havuzda benzerini yaşamıştım; bence burası daha doğal ve keyifliydi.
Yaklaşık yarım saatlik yağmur sonrası çay borusu çaldı, ben de dorm odasına geçtim. Yağmur durmuştu ve dormda çoğunluğu kız olan Amerikalılar vardı. Tanıştıktan sonra yemek mekanına geçip, kamelyanın altında hafif yağmur eşliğinde içtiğim iki fincan çay çok iyi geldi. Öğle yemeğinde aldığım ağrı kesici ve mide hapları da etkisini göstermeye başlamıştı; biraz rahatladım.
Yağmur dinince laptopumu alıp bir ağacın altına kuruldum ve günün notlarını yazdım. Ağrılar yeniden başlıyor, gece için endişeliyim. Durum kötüleşirse yapılacak pek bir şey yok gibi. Resepsiyona sordum; antibiyotik yokmuş, acil durumda tekneyle 10 dakikada diğer adaya geçip doktora ulaşabileceğimizi söylediler.
Day 273, Fiji:5. Kuata Natural Resort 3.Gün, 3 Nisan 2011 Pazar





Adada doktor ne arar. İyileştim 2 gün sonra. :)
Eee sonra ne oldu? Gittiniz mi doktora?
Kurtulursun bunalımdan
(Yukarıdaki) Hamakta sallansan
Ne kadar enteresan!.. :)
Benim halim işte böyle
Söyle bana ne oluyor
Şarkılar da zaten öyle
Kolay kolay gelmiyor
Bir tuhaf bunalım bu egom ağlar
Bilirim beyhudedir bu itiraflar
Duvarlardaki sloganlar
Reklamlara dönüştü
Randımanlı gitmiyor işler
Eskiden olduğu gibi
Şu garip halim sonunda
Buralara benzedi
Ne yapsam ne yapsam
Bir hamak alıp sallansam
Kurtulur muyum bunalımdan
Hamakta sallansam
Ne kadar enteresan!
Benim halim işte böyle
Söyle bana ne oluyor
Şarkılar da zaten öyle
Kolay kolay gelmiyor
Sanki bir şeyler olmuyor
Tam şeklini almıyor
Randımanlı gitmiyor işler
Eskiden olduğu gibi
Şu garip halim sonunda
Buralara benzedi
Ne yapsam ne yapsam
Bir hamak alıp sallansam
Kurtulur muyum bunalımdan
Hamakta sallansam
Ne kadar enteresan!..
bana bu şarkıyı hatırlattı paylaştıklarınız ve fotoğraflar.. yolunuz açık olsun..
Ne çok severim Olympos’u! Memlekette en beğendiğim yer olsa gerek. Aşı mı o da ne? :)
İlk siradaki resim nasil da Olimpos`u animsatti, inanilmaz benziyor Cirali plajina.
Gecmis olsun diyecegim ama zaten gecmis. Seyahat asilarini ihmal etme.