İsfahan, İran’ın üçüncü büyük kenti ve tarihi İpek Yolu’nun kalbi. Orta Doğu’nun bu kavşak noktasında, sokaklar geçmişin izlerini taşırken, meydanlar ve camiler geçmişin nefesini hâlâ hissettiriyor. Şehir, sadece bir yerleşim değil; bir zaman kapsülü gibi, tarih boyunca süren kültürel, dini ve mimari katmanları içinde barındırıyor. Her adımda taşların ve çinilerin arasında yüzyılların fısıltısını duyabiliyorsunuz.
Şehrin ortasından geçen Zayende Nehri, İsfahan’a hem yaşam hem de ritim katıyor. Nehir üzerinde yükselen altı tarihi köprü, sadece geçiş noktası değil; şehir hayatının, sosyal etkileşimin ve estetiğin birleştiği alanlar. Siosepol Köprüsü, hem geometrisi hem de hikayesiyle öne çıkıyor; akşam ışıklarıyla aydınlandığında, suyun üzerinde yansıyan kemerler ve çevresindeki sohbet eden gençler, şehrin ruhunu en saf hâliyle gösteriyor.

Bana sorarsanız, İsfahan’ı gerçekten hissetmek için sadece meydanlara bakmak yetmez. Ben, köprülerin altında yürüyüp, suyun akışıyla karışan insan seslerini dinlediğimde, şehrin zamanın ve tarih boyunca yaşanmış hayatların bir araya geldiği bir canlı organizma olduğunu hissettim. Bu yüzden İsfahan, fotoğraflardan veya hikâyelerden çok daha fazlası; onu yaşamak gerekiyor.
Siosepol Köprüsü İsfahan: Tarihi Köprü ve Zayende Nehri
Siesepol (Si-E-Se), Farsça’da otuz üç demek. Mimarlar bu köprüyü Zayende üzerine kurarken tam otuz üç göz yapmışlar. Kendini ayakta tutan 33 sütun nedeniyle bu adı almış. Safevi Hanedanı’nın en gösterişli döneminde, I. Abbas’ın gözde generali Allahverdi Han tarafından 1599-1602 yılları arasında inşa edilmiş.
Yapımcısının adına ithafen Allahverdi Han Köprüsü olarak da anılan yapı, 300 metre uzunluk ve 14 metre genişlik ölçülerinde. Araç trafiğine kapalı olan köprü, günbatımı sonrası yanan ışıklarla karanlığa bürünürken bambaşka bir atmosfer kazanıyor. İsfahan’a gelenlerin gece saatlerindeki bu görünümü kaçırmaması gerek.
Köprünün altındaki eski kafeler, bir zamanlar uzun sohbetlerin nargile ve çay eşliğinde sürdüğü mekanlar olarak kullanılıyordu. Açık alanda nargile içme yasağından sonra burası, sıcak İsfahan gecelerinde serinleme ve dinlenme alanına dönüşmüş.
Sütunlar arasında gizlice nehre doğru nargile içen gençleri görmek hala mümkün. İtalyan Rönesansı‘nın etkilerini taşıyan Siosepol, İsfahanlıların şehirlerinde en sevdiği yerlerin başında geliyor. Taş üzerinde akan suyun sesi ve geçmişin fısıltıları arasında, zaman burada farklı akıyor.
Zayende Nehri ve Köprüleri
İsfahan’ın ortasından geçen o devasa boşluğa baktığında, adının neden Zayende (Hayat Veren) olduğunu hemen anlarsın. Ama sana bir dost tavsiyesi; buraya gelmeden önce nehrin akıp akmadığını kontrol et. Çünkü bu nehir, bazen şehre hayat üfleyen turkuaz bir damar, bazen de betonun ve tozun ortasında hüzünlü bir hatıra gibi uzanan kuru bir yatak.
Zayende Nehri, Zagros Dağları’ndan doğup şehrin kalbine kadar süzülen, İsfahan’ı ikiye bölerken aslında onu birleştiren bir güç. Nehir akarken şehir nefes alır; akmadığında ise köprülerin kemerleri arasında sadece rüzgarın uğultusu kalıyor. Burası sadece bir su kütlesi değil, Safevi döneminin estetik anlayışının suyla girdiği o uzun soluklu iddialaşması.
1602 yılında inşa edilen bu devasa yapı, sadece bir köprü değil, suyun üzerine atılmış bir imza gibidir. Si-o-se-pol, yani 33 Kemerli Köprü, özellikle akşam saatlerinde sarı ışıklar yandığında bambaşka bir kimliğe bürünür. Kemerlerin altında yürürken tuğlaların serinliğini ve eğer şanslıysan suyun o hafif nemli kokusunu duyabilirsin. Buranın asıl büyüsü, kemerlerin içindeki boşluklarda şarkı söyleyen yerel gençlerin sesinin yankılanmasıdır. Akustik o kadar güçlüdür ki, fısıltılar bile birer ilahiye dönüşür.
1650 yılında tamamlanan Hacu Köprüsü, Si-o-se-pol’den daha kısa olsa da mimari detaylarıyla onu geride bırakır. İki katlı yapısı, ortasındaki padişahın dinlenmesi için tasarlanan o özel bölmesiyle tam bir keyif mekanıdır. Köprünün alt katındaki taş basamaklara oturup suyun akışını izlemek, zaman algını tamamen değiştirir. Taşların üzerindeki o yüzyıllık aşınmışlık, buradaki yaşamın ne kadar köklü olduğunu hatırlatır. Bir akşamüstünü mutlaka buradaki basamaklarda, hiçbir şey yapmadan sadece etrafı dinleyerek geçirmelisin.
Sana her şeyin “kusursuz” olduğunu söylemeyeceğim. Zayende Nehri, son yıllarda barajlar ve yanlış su yönetimi yüzünden sık sık kuruyor. Nehrin yatağını tozlu bir yol olarak gördüğünde, şehrin yüzündeki o hüzünlü ifadeyi fark edeceksin. Turistik broşürlerdeki o gürül gürül akan su her zaman orada olmayabilir. Ancak nehir kuruduğunda bile İsfahanlılar o yatakta yürür, köprülerin altında toplanır. Bu, bir şehrin can damarına duyduğu vefalı bir bekleyiştir.
Köprüleri ziyaret etmek için en iyi zaman gün batımı ve sonrası. Gündüz sıcağında taşlar çok fazla ısı yayabilir. Ayrıca nehir kenarındaki çay evlerinde (çayhane) oturup, nehrin durumunu yerel halktan dinlemek sana İsfahan’ın asıl hikayesini anlatır.
İsfahan, sadece İran’ın tarihi ve kültürel bir merkezi değil; aynı zamanda İpek Yolu üzerinde stratejik bir kavşak noktası. Zayende Nehri ve tarihi köprüleri, şehrin geçmişten günümüze taşıdığı kültürel mirası gözler önüne seriyor. Siosepol ve diğer köprüler, ziyaretçilere hem mimari bir şölen sunuyor hem de şehir yaşamının ritmini deneyimleme fırsatı tanıyor. Şehrin dar sokakları, eski çarşıları ve meydanları, İsfahan gezilecek yerler listenizin vazgeçilmez noktaları arasında olmalı.
Şehri yürüyerek keşfetmek, köprülerin altında su sesiyle karışan insan sohbetlerini dinlemek ve Nakş-İ Cihan Meydanı’nda gün batımını izlemek, İsfahan’ın ruhunu anlamanın en gerçek yolu. İsfahan Gezi Rehberi ile şehirde nereleri gezip hangi rotaları takip edeceğinizi önceden planlayabilir, hem kültürel hem de görsel bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bu sayede şehir sadece bir ziyaret noktası değil, yaşayan bir tarih ve sanat alanı olarak karşınıza çıkacak.




