Singapur denince benim aklıma daha çok Universal Stüdyoları geliyor. Öyle ki daha önce geldiğimde dar vakit ve yağmurdan dolayı gidemediğim bu yere bugün nihayet gittim. Geldiğim günden bu yana bugün, yarın diye diye bu güne kadar gelmiştim. Universal Stüdyoları gibi bir çok eğlence ve tema parkı, golf sahaları, kelebek parkı, su altı dünyası, müze ve  ve resortlardan oluşan kompleksler Sentosa Adası üzerinde bulunuyor.

Yılda 5 milyondan fazla ziyaretçiyi kendine çeken bu adada güzel plajlarda denize girebilir, eğlence komplekslerinde birbirinden farklı heyecanı yaşayabilir, lüks otellerinde ve casinolarından binlerce dolarınızı harcayabilirsiniz.

Little India’dan MRT’ye atlayıp Vivo City durağında inip, Universal Stüdyoları’nın üzerinde bulunduğu Santosa Adası’na giden 710 metrelik yolu yürümeye başladım. Bu yürüyüş yolunun çoğu bölümünde yürüyen bantlarla ulaşıyorsunuz. Açılışı 1974 yılında yapılan adaya yürüyerek giriş ücreti 1 Singapur doları. Dileyenler Vivo City yakınlarından kalkan teleferikle (26SGD) adaya ulaşabilirler. Saniyede 4 metre hızla giden, altışar kişilik 82 kabinden oluşan ve Jewel Box olarak adlandırılan teleferiğin başlangıç noktasındaki yüksekliği 96 metre, Harbourfront’taki ikinci durağında ise su seviyesinden 69 metre yüksekte bulunuyor. 1983’te bir petrol tankerinin kabinlerden biriyle çarpışmasıyla 7 kişi ölmüş. 7 ay süreyle kapatılan ve tasarımı yeniden yapılan teleferiğin o zamandan bu yana başka bir sorunu olmamış. Teleferiğin şahane manzarası olduğu söyleniyor.

Malay dilinde “sakinlik, sükunet” anlamına gelen adaya adım atmanızla, ismine inat kendinizi bir hareketliliğin ve canlılığın içerisinde buluyorsunuz. Adanın girişte sağda bulunan Resort World Sentosa’ya ulaştığınızda Universal Stüdyolarının girişi gözünüze çarpacaktır. Bilet satış ofisinden biletimi alıp (74SGD, 108TL) içeri girdim.

Universal Stüdyolarına ilk adım attığınızda kendinizi 70’li yılların Hollywood Bulvarında buluyorsunuz. Sağlı sollu hediyelik eşya dükkanları, restoranlar, cafeler, patlamış mısır satan eski model kırmızı kamyonlar bulunuyor. 1950’lerin Amerika’sında popüler olan restoranlar, önünde park etmiş klasik arabalar yanında, Charlie Chaplin’den, Marilyn Monroe gibi birçok ünlü sokaklarda dolaşıyor ve ziyaretçilerle fotoğraf çektiriyordu.

Sonraki bölüm olan New York ise neon ışıkları, klasik restoranları ile kendinizi New York sokaklarında dolaşıyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Burada bir müzikal show izledim. Yine burada, 5. kategori şiddetindeki tayfunun New York’u nasıl vurduğunu canlandıran bir sahneyi izleme fırsatı buldum. Birkaç metre önünüzde tekneler havaya uçuyor, çatılar, pencereler uçuşuyor, dev dalgalar New York gökdelenlerine çarpıyordu. Sahnenin sonunda bulunduğumuz yere dev bir kargo gemisi çarpıyordu.

Hollywood ve New York bölümlerinde fazla oyalanmadan Sci-Fi City bölümüne ise heyecanla kendimi attım, çünkü bilim kurgu benim favori başlığımdır. Transformers The Ride: The Ultimate 3D Battle kuyruğuna girdim. Üç boyutlu gözlüklerinizi takıp Optimus Prime’a eşlik edip onunla birlikte, gezegeni kurtarmak için kötü robotlarla özgürlük savaşına katıldık.

Sci-Fi City’de bulunan Battlestar Galactica: HUMAN vs. CYLON ise en beğendiğim bölüm oldu. Burada dünyanın en uzun karşılıklı düello roller coasteri bulunuyor. Burada 2 trenden birini seçiyorsunuz. Ben ilk önce kuyruğun az olduğu İnsan bölümünü seçtim. Yanınızdaki bozuk paraları, telefon ve çantanızı bırakmanız için ücretsiz, bilgisayar kontrollü dolaplara eşyaları bıraktıktan sonra kuyruğa koştum, sıra ancak 1 saat sonra gelebildi. Koltuğa oturup emniyet kemerleri bağlandıktan birkaç saniye sonra, saatte 83 km/saat hızla raylarda, sağa, sola, yukarı ve aşağı ani dönüşlerle giden rayda çığlıklar içerisindeydim. 2 dakika sonra o koltuktan indiğimde hayatımda yaşadığım ilk roller coaster deneyimiyle heyecandan kalbim galiba 120’lerde atıyor olmalıydı. Tabi yüzümüzde gülümsemeyle.

Battlestar Galactica: HUMAN vs. CYLON

Human treninden daha hızlı ve heyecanı daha zorlayan CYLON’a gidip kuyruğa girmeyi göze almadım. O kadar zaman daha kaybedemezdim. Accelerator olarak adlandırılan bindikten sonra kendi etrafında dönüp sizin dayanıklılığınızın sınırlarını ölçme fırsatı bulan uzay gemilerine bindim. Eğer gözünüzü hep belli yerlere dikerseniz sorun değil, ama yapmazsanız indiğinizde oradan oraya yalpalayarak gittiğinize şahit olabilirsiniz.

Ancient Egypt bölümünde gözüme ilişen Algida Magnum’a karşı koyamadım (6 SGD, 9 TL). Mimari açısından benim en çok beğendiğim bu antik Mısır bölümü oldu. Dev heykeller arasında dolaşıyorsunuz. Yine bu bölümde de, bu defa kapalı alanda hızlı roller coster ile karanlıkta mumya ve bok böceği saldırılarından kaçıyorsunuz. Battlestar Galactica roller coasterini gözü kesmeyenler bunu demeyebilir. Daha çok çocuklara hitap edebilecek Treasure Hunters ile bindiğiniz jeep ile hazineler arasında raylar üzerinde turluyorsunuz, oldukça ağır bir tur.

The Lost World’da ise Canopy Flyer ile kendinizi kuşlar gibi uçarken bulabilirsiniz. Far Far Away’de ise üç boyutlu bir Prenses Fiona & Shrek macerasına katılabilir, Madagascar bölümünde ise Kahramanlarımızın arasında ormanda yolculuk yapabilirsiniz. Çocuklar için belki daha güzel bir deneyim olabilir.

Akşama doğru ziyaretçi sayısı azaldığında kendimi Battlestar Galactica CYLON’a attım. İçeri girmemle trenin en ön koltuğuna oturmam bir oldu. Gündüzün Human bölümünde 1 saat sıra beklemişken bu saatte gelen koltuğa oturuyordu. Diyebilirim ki adrenalinin dibine vuracağınızı kalbinizin deli gibi çarpacağı bir deneyim sunuyor. Yükseğe çıkmak ve ani dönüşler neyse de hızla yerin 5 metre kadar altında inip, sisleri içerisinden sizi geçirmelerinin deneyimi bambaşka. CYLON deneyiminden sonra koşa koşa HUMAN bölümüne gittim. Sonrasında yine koşa koşa gelip CYLON koltuğuna oturup her birini ikişer defa yaptım. Hayatında hiç böylesi hızlı trenlere binmemiş biri olarak bana fazlaydı bile.

The Lost World bölümünde tırmanma duvarı görünce denemeden geçmek istemedim. Hayatımda daha önce hiç tırmanma duvarı deneyimim olmamıştı ve bu gezimde bunu yapmak için önüme çıkan fırsatı kaçırmadım (5SGD). 11,5 metre yüksekliğinde, üzerinde fosil kabarmaları olan, bana oldukça kolay gelen duvara tırmandım. Yukarı çıkması her zamanki gibi kolay ama aşağı bakması her zamanki gibi ürkütücü, 5 katlı bir bina yüksekliğine eşdeğerdir galiba.

Universal Studios

Universal Studios-Lake of Dreams

1997 yılında bulunduğum Orlando Universal Stüdyosu ile kıyaslanamayacak basitlikteydi doğrusu. Nerdeyse 15 yıl öncesinin teknolojisi bile Singapur’dakinden daha iyiydi. Kısaca Amerika’daki stüdyolar  ile kıyaslanabilecek bir yer değil. Daha çok oyun ve tema parkı diyebiliriz. Battlestar Galactica roller coasteri olmasa bu fiyatı vermeye değer bir yer olmadığını söyleyebilirim. Eğlenceli vakit geçirsem de beklentilerimin çok altında kaldı.

Lake of Dream’da su ve ışığın müzikle dansını izleyip, Merlion heykelini ziyaret ettim. Santosa Adası’nda monorail ile ana adaya gidebildiğiniz gibi Santosa’nın diğer kısımlarına bu vasıta ile ücretsiz ulaşabiliyorsunuz. Ada içerisinde birkaç yere uğradıktan sonra yorulmuş ve acıkmış olarak kendimi önce Vico City alışveriş merkezinin food kortuna, sonra da evime, Little India’daki hostelime attım.

Day 506 : SIN:15 Little India, 22 Aralık 2011, Perşembe

7 YORUMLAR

  1. Burdaki rollercoasterler çok eğlenceli bir o akdar da korkutucuydu. Sevgilimle çok eğlendik. Çocuklar için iyi bir yer, tavsiye ederim, ama diğer ülkelerde gittiğimiz parklar gibi etkileyici değildi.

  2. Biz de oradaydık bugün. Dün akşam da night safari yaptik. Singapur’daki zamanımızım yarısı sırada bekleyerek geçti 🙂

    • Sentosa Adasi tam bir eglence adasi oldugundan cok ilgi goruyor. O siralari beklemek de zaman istiyor.

      Benim zaman sorunum olmadigindan sikinti yapmiyorum ama Singapur icin kisitli tatil zamani olanlar icin kotu.

      Bazen cok ilgi goren aktiviteleri ilerleyen saatlere birakmak daha iyi olabiliyor.

  3. I think that the first one you go to is always the most awesome because you don’t know what to expect. But the ‘chain’ theme parks are built on the same model, so once you’ve been to one, the rest are not identical but very similar, so it’s not a surprise anymore. I loved Tokyo disneyland (everything was in Japanese, with no English, so it gave the experience a weird ambience), but LA seemed smaller and kind of inferior even though it is the original one. Still fun though! 🙂 I don’t think I will go to Disney or US anywhere else though…..enough!

    • I really enjoyed when I was in DisneyWorld in Florida, so I was expecting to get same experience, but I totally disappointed. I is look like funfair for kids. Battlestar Galactica Rollercoaster was good, the others were simple.

  4. I would go here just for the rollercoaster alone – the price would be worth it for me. But otherwise, it looks very similar to Universal Studios LA AND Osaka. Same with Disneyland. I have been to Disneyland and Disneysea in Tokyo as well as in LA, so I wouldn’t hurry back. I just want to go to theme parks with lots of rollercoasters! I never get tired of those……. 🙂

    • Just for roller-coaster OK, but to be honest, Singapore US doesn’t worth that money. I don’t know LA and Osaka US, but Florida US was definitely awesome, Orlando Disneyland as well.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!