Bazı yolculuklar bilet alarak başlamaz. İçindeki ses “git” dediğinde, rotayı çizmek, planları yapmak, hatta “neden?” sorusunu sormak bile anlamsızlaşır. Kemal Kaya’nın hikayesi de tam olarak böyle başladı: 14 yıllık kurumsal kariyer, bir kriz, tek yön bir bilet ve ardından gelen 685 gün…
Yeni Zelanda’da başlayan dil serüveni, Fiji’de keşfe, Avustralya’da özgürlüğe, Uzak Doğu’nun renkli sokaklarında ise kendine dönüş yolculuğuna evrildi. Bu süreçte sadece coğrafyalar değişmedi; bakış açısı, yaşam tarzı ve ifade biçimi de baştan yazıldı.
İşte tam bu noktada, yoldaolmak.com doğdu. Başlangıçta kişisel notlar olarak başlayan satırlar, zamanla binlerce gezgine ilham veren, rehberlik eden, “yol”un felsefesini anlatan bir platforma dönüştü. Kemal Kaya ile; blog serüvenini, seyahat anlayışını, içerik üretmenin sorumluluklarını ve “yolda olma” halinin dönüştürücü gücünü konuştuk.

Blog serüveniniz nasıl başladı? İlk adımı atarken aklınızdan neler geçiyordu?
Yeni Zelanda’nın Auckland şehrinden Fiji’ye uçarken, ilk defa uçakta bilgisayarımı açıp yazmaya başladım. 30 Mart 2011 yılıydı ve o zamandan bu yana yazmaya hiç ara vermedim.
İlk yazdıklarım daha çok günlük ve gezi anıları tarzındaydı. 8 Haziran 2011’de ise Tazmanya’nın başkenti Hobart’tan karavan kiralayıp Avustralya’nın Adelaide şehrine giderken ilk blog içeriğimi yayınladım. Üstelik yoldaydım ve iPhone ile bu içeriği seyahatimle eş zamanlı yayına girmiştim.
Blogumun adı yoldaolmak.com ve şimdi geriye dönüp bakınca, seyahat tarzım ve blog tarzım da bununla tam olarak örtüşüyor. Yoldayken gezen, gören, deneyimleyen ve yazan bir bloggerdım.
Seyahat etmemin bir planı olmadan kendi kendine gelişti. Dil okulu için Yeni Zelanda’ya gitmiştim ve orada 7 ay yaşadım. Oraya yerleşmeye doğru giden süreçten son anda vazgeçip yolda olmayı tercih ettim. Benim bir amacım yok aslında, sadece yaşam tarzımı 4 duvar arasında değil de yolda ve farklı coğrafyalarda olsun istedim. Temel sebep ise keşfetme dürtüsü ve merak. Gerisi kendiliğinden geldi.
Sizce “seyahat blogger’ı” ile “profesyonel seyahat yazarı” arasındaki fark nedir? Bu rol nasıl bir yaşam ve düşünce biçimi gerektirir?
Olaylara analitik yaklaşan biri olarak bu sorunun net bir cevabı olmadığını düşünüyorum. Ancak özetle bloggerlik, deneyimleri yazıya aktarıp kişisel web sayfasında yayınlamaktır diye tanımlayabiliriz.
Seyahat bloggeri, gezip gördüğü, deneyimlediği coğrafyaları insanlara ilham verecek ve 5 duyusuna hitap edecek şekilde aktaran kişidir. Seyahat bloggeri, gezdiği destinasyonu deneyimlediği çerçevenin dışına çıkarak, bilgi ve eleştirel gözle baktığında o zaman profesyonelliğe doğru gidiyor demektir.
Blogger yazıya dökerken hiçbir kaygıya sahip değilken, profesyonel blogger okuyucusuna karşı ciddi sorumluluklar taşır.
Yazmak bir yaşam tarzı olunca, seyahat de dönüşür
Seyahat bloggeri eğer yazmayı bir yaşam tarzı olarak benimsiyorsa; bu seyahat tarzını da etkilemeye başlar. Artık gezdiğini ve gördüğünü yazmaktansa, yazmak için seyahat etmeye başlar. Bu da seyahat alışkanlıklarını değiştirir.
Blogger artık duyu organlarıyla algıladığı her şeyi, daha bakarken cümlelere dökmeye başlar. Hatta o sırada çektiği fotoğraflar da bu yazılacak makalenin tamamlayıcısı olarak çekilir. Geriye sadece kahvesini alıp bilgisayarının başına oturmak kalmıştır.
İnsanları seyahat ve dünya hakkında bilgilendirirken nelere dikkat etmek gerekir? Hangi tür bilgiler değer yaratır?
Yazmak bir sorumluluk yüklüyor insana. Bu noktada artık blogger bir bilgi kaynağına dönüşür; bu durumda deneyimlerin ötesindeki bilgilerin doğruluğu konusunda hassas olması, araştırmacı bir kimliğe sahip olması gerekiyor.
Sırf deneyim aktardığınızda yazılan şey “anı yazısı” olarak kalıyor. Oysa ki gidilen ülkenin genel resmini ortaya koyacak bilgilerin de içeriği zenginleştireceğine inanıyorum.
Nüfus, inanç ve yaşam şekilleri, kültürel zenginlikler, ülkenin veya şehrin tarihi geçmişi ve bıraktığı izler ciddi bir emekle araştırmayı gerektiriyor. Bu noktada İngilizce bilmek, bilgileri farklı kaynaklardan araştırmak için bir avantaj.
Başta da dediğim gibi blogger düşüncelerini yazıya dökerken endişe yaşamayan kişidir. Bu noktada dikkat edilecek tek konu belki de sadece dilbilgisi ve anlatım becerisidir. Ancak profesyonel manada blogger olduğunuzda yazacağınız içeriğin giriş paragrafından itibaren bir çok şeye dikkat etmeniz gerekiyor.
Kurgu, anlatım, anlatımı güçlendiren ve betimleyen ifadeler, görsel tamamlayıcı fotoğraflar ve ilginçlik önemli.

Blogunuzda hangi temalara odaklanıyorsunuz? Paylaşmak istediğiniz ilginç bir deneyiminiz var mı?
Ben seyahat yazarı ve bloggerim, dolayısıyla içeriklerim neredeyse tamamı bir destinasyon hakkında. Destinasyon kavramını seviyorum; her ne kadar “gidilen yer” olarak çevirsek de daha derin bir anlamı var.
Yoldaolmak.com sitemde ülke, şehir, kasaba, köy, meydan, anıt, müze, gezilip görülebilecek yerler vb. şeyleri yazıyorum. Aslında canım ne isterse onu yazıyorum ve geriye dönüp baktığımda ise bunları görüyorum.
Seyahat felsefesi, yaşamımızda seyahatin önemi ve seyahatin bize ne tür faydaları olduğuna dair düşüncelerimi de gerek ayrı makaleler gerekse destinasyon yazılarımın içerisinde ifade ederek yazmayı seviyorum.
Yol beni değiştirdi: İlginç anlar biriktirmek
Ben ne seyyah ne de seyahat bloggeri olmak için yola çıktım. Yol beni değiştirdi ve dönüştürdü. Bu yüzden ancak geriye baktığımda neler yaptığımı, ne tür kararlar aldığımı görebiliyorum. Ben kendi akışımı yaşıyorum. Bu da hayatı ilginç kılıyor.
Bu nedenle seyahat süresince başıma gelen çok ilginç, bazılarına göre ürkünç olaylar var. Bana göre hepsi eğlenceli ve ilginçti. Geçmişi geride bırakıp, yeni gözlerle farklı coğrafyalara bakmak tarifi imkansız bir duygu. Bu da yaşanan her deneyimi ilginç kılıyor.
Örneğin bir karavanı bedava kiralamak o sıralarda benim için sıradan bir şey iken, bu bir başkası için ilginç olabiliyor. 2 km’lik bir mağara geçidini ölüm pahasına (sonradan öğrendim tabi) geçmek, yolda olan biri için günlük aktivite olurken bir başkasının tüylerini diken diken edebilir. Hikayelerimin hepsine yoldaolmak.com‘da yer verdim.
Seyahatlerinizi insanlara aktarırken keşiflerinizi nasıl yapıyorsunuz? “Hiçbir detayı kaçırmamak” mümkün mü?
Bundan 4 yıl önce nasıl seyahat ediyorsam aslında şu anda da aynı şekilde seyahat ediyorum ve bu gelecekte de değişmeyecek. Yani ben gezip, gördüğüm ve deneyimlediğim şeyleri yazıyorum. Bu noktada bir şeyleri deneyimlemek demek birçok diğer detayları zaten kaçırmak demek oluyor. Yani yaptığınız tercihler aslında başka şeylerden vazgeçiş anlamına geliyor.
Blogger olarak aslında detayları –bana göre– kaçırmak zorundasınız. Sizin bir kalıbınız yok çünkü. O seyahatinizde özümsediğiniz şeyleri yazıyorsunuz. Her yeri, her şeyi yazmak zorunda değildir blogger.
O yüzden en sevmediğim şeylerden biri de “Şurayı mutlaka görmelisiniz” veya “Aaa şurayı görmeden geldiysen görmüş sayılmazsın” gibi yaklaşımlar.
Bu hatalı yaklaşımımızdan dolayı “Orayı xxx saatte bitirirsin” gibi bir cümle lügatımıza girmiş. Yani bir şehri veya destinasyonu “bitirmek” sanırım sadece Türkçe’de kullanılıyor olsa gerek. Yıllar yılı yaşadığımız yerde dahi hala gidemediğimiz onlarca yer varken, gittiğimiz bir şehri 24 saate bitirmek (!) nasıl mümkün olabilir?
Blogger eğer sabit bir konuyu yazmak istiyorsa o seyahatinde ona daha dikkat etmeli, o kadar. Burada fotoğraf çekme konusuna hassasiyet gösterilmesi benim en sık yaptığım tavsiye.
Gitme hayali kurduğunuz beş destinasyon sayabilir misiniz?
Gitmek isteyeceğim her yere her an gidebilme fırsatına sahip olduğum için hayalini kurduğum bir yer yok. Gidilen herhangi bir yer benim zaten hayalimi yaşayacağım bir yer olacağından, gidilecek yerin çok da önemi yok benim için.
Asıl önemli olan yolda olmak çünkü. Önemli olan varmak değil, yolda olmaktır.


![Boat International Dergisi [Röportaj] Boat International Dergisi](https://yoldaolmak.com/wp-content/uploads/2018/08/boat-international-dergisi-238x178.webp)
![Daily Sabah: Turkish ‘Digital Nomad’ Shares Life Philosophy [Röportaj] Daily Sabah Roportaji](https://yoldaolmak.com/wp-content/uploads/2017/02/daily-sabah-roportaji-238x178.webp)
