Kauçuk, konuşma dilimizde “lastik” diye adlandırdığımız şey, ham maddesi tropikal ağaçlardan elde edilen bitkisel bir üründür. Bu ağaçlardan Brezilya kauçuk ağacı (Hevea brasiliensis) adı veri­len bir çeşidi ticari önem taşır. Brezilya’nın Amazon bölgesi ormanlarına has bir bitki olan bu ağaç, sonraları Uzak Doğu’ya da götürülmüş, iklim şartları aynı olan bu bölgelerde de kolay­lıkla üretilmiştir. 20 – 30 m. boyunda, yuvarlak gövdeli, yaprakları tepesinde kümelenmiş Brezilya kauçuk ağacı, humus’u bol yaş topraklarda yetişir.

Kauçuğun elde edilmesine, ilk olarak Brezilya‘da başlanmıştır. 19’uncu yüzyıl başlarında yıllık üretim 30 tondu. Bugün ise sentetik yollarla elde edilen 1 milyon ton suni kauçuk dışında Dünya doğal kauçuk üretimi yılda 3 milyon tonu bulur.

Yüzyıla yakın bir süredenberi kauçuk üretimi, teknik ve endüstri alanındaki gelişmelerle birlikte yürümüş, bunların ilerlemesine yeni bir hamle vermiştir. Esnekliği, aşınmaya dayanıklılığı, su geçirmezliği kauçuğu, modern endüstrinin özellikle mekanik ulaştırma tekniğinin en gözde maddelerinden biri durumuna getirmiştir.

Şimdi Kısaca bir göz atalım tarihe;

1493- Amerika’ya yaptığı ikinci yolculuk sırasında Kristof Kolomb, Haiti Adası’nda yerlilerin acayip bir topla oynadıklarını gördü. Bu öyle bir toptu ki yere vurdukça zıplıyordu.

1521 – Meksika’nın ispanyol egemenliği altında bulunduğu yıl­larda bazı ispanyol gezginleri, yerlilerin elastik bir madde kullan­makta olduklarını görmüşlerdi. Avrupa’da da bunlara ait çe­şitli söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Yerlilerin renk renk tüyleri, ­bir bitkiden çıkardıkları süte benzeyen beyazımsı maddeyle vücutlarına yapıştırdıkları, böylece büyücü kılığına büründük­leri söyleniyordu. İçine ayaklarını batırıp çıkardıkları bu süt gibi maddenin kuruduktan sonra çarığa benzer bir çeşit ayakkabı biçimini aldığı da dolaşan söylentiler arasındaydı.

1735 – Charles de la Condamine adında bir Fransız, hiçbir Av­rupa’lının karşılaşmadığı bu acayip bitkilerin esrarını çözmek üzere Amazon ormanlarına doğru yola çıktı. Yerliler ağaca “göz yaşı” anlamına gelen “heve” yahut “cao ochu” adını veriyorlardı. Serüvenle dolu bir yolculuktan sonra de la Condamine, bu esrarengiz ağacı buldu. Kabuğunu keserek çıkardığı sütü (Iateks = kauçuk) kurutup bazı modeller yaptı ve Fransa’ya yolladı. O çağın bilim adamları bu acayip cevheri inceleyip çözümlemeye koyuldular.

1763 – Birkaç Fransız kimyacısı cevheri trebentin yağı ve eter’e batırıp eritmeyi başardılar. Bu yıllarda lateksin, lastik adı altın­da, mürekep lekelerini kağıt üzerinden çıkamıak için silgi ola­rak kullanılmaya başlandığı görülür.

1793 – Peal adında bir İngiliz, kauçuğu trebentin içinde eriterek su geçirmez bir madde yapma patentini aldı.

1823 – Charles Macintosh adında iskoçya’lı bir kimyacı, su ge­çirmez maddelerin yapım metodunu geliştirdi ve lastik eşya yapmak üzere ilk fabrikayı kurdu. Bugün bile İngiltere’de «mackintosh» adıyla anılan su geçirmez pardesüler (muşamba) yapılır. Bu ilk lastik eşyanın bazı kusurları vardı: sıcak havaya dayanamayıp eriyor ve çabuk eskiyordu. Soğuk havalarda ise sertleşip esnekliğini kaybediyordu.

1839 – Charles Goodyear adındaki Amerika’lının bir raslantı sonucu bulduğu sistem, lastik sanayiinde devrim yarattı. Good Year, Iateksi ısıtıp kükürtle işleyerek daha elastiki ve dayanıklı bir duruma getirdi. Böylece kauçuğa hava şartlarından etkilenmez bir nitelik kazandırdı. Bu işleme, Vulkanize etmek denir. Kü­kürtleme işlemi, kauçuğun kullanılış alanlarını genişlettiği gibi fiatlarını da artırdı. Kauçuk piyasasında vurgun vurma yarışı bir çağların «altına hücum» unu hatırlatıyordu. Yıllık üretim 30 ton­dan birdenbire 350 tona yükseldi.

1873 – ingiltere hükümeti bir aralık iklim yönünden Amazan ormanıarına benzerlik gösteren sömürgelerinde kauçuk ağaçları yetiştirmeyi düşündü. Farris adında biri, bu ağaçların tekelini bırakmak istemiyen Brezilya Hükümeti gümrüğünden sıyrılarak 2000 kadar Brezilya kauçuk ağacı tohumunu ingiltere’ye kaçırdı.

Ama Kalküta‘ya getirilen tohumlardan ancak bir düzinesi tuttuğu gibi bunlardan sürgün veren altı tanesi de kuruyup gitti. Bir süre sonra Henry Wickham adında bir ingiliz, Brezilya’dan 70.000 tohum kaçırdı. Seylan‘a götürülen bu tohumlardan 2.000 tanesi iklime alışarak gelişti. Bütün bu olaylar bir sır perdesi arka­sında cereyan etti.

1885 – Afrika’da yetişen, Lastik ağacı (Ficus elastica) adlı bir ağaçtan da kauçuk elde edildi. Böylece yıllık üretim 4.000 tona ulaşmış oldu

1907 – Hiç kimsenin haberi olmaksızın Seylan’da gizli gizli ye­tiştirilen Brezilya kauçuk ağaçlarının tohumları Malaya’ya aktarıldı. H. N. Ridley adındaki ingiliz botanikçisinin çalışmalarıyla elde edilen başarı sonucu yılda 6.000 tonluk kauçuk, Dünya pazarlarına sürüldü. Bu, kolay ve çabuk kazançlar sağlayan Brezilya ve Afrika kauçuk tüccarlarının sonu oldu. Holanda’lıların Endonezya, Amerika’lıların Liberya ve Brezilya, Fransız’ların Çin Hindistanı’nda kurdukları kauçuk ağacı çiftlikleriyle Dünya kauçuk üretiminde uluslararası bir yarışma başladı.

Motorlu kara araçlarının hızla gelişmesi lastik tekerlek piyasasını iyice canlandırdı. Kauçuk üretimi başlıbaşına bir tarım durumunu aldı. Daha yüksek verimli ağaç yetiştirimi ve tohumla­rın ıslahı yoluna gidildi. Gerek çiftliklerin işletimi, gerek lateksin toplanmasında daha ekonomik metodlar ortaya konuldu.

Bugün ileri endüstri ülkelerinde sentetik kauçuk yapımı gittikçe artmakla birlikte Brezilya kauçuk ağaçlarından çıkarılan doğal kauçuk hala ön planda gelmektedir.

Dünya Kauçuk Üretimi

Ülke Ton %
Batı Malezya 1.279.200 42,86
Endonezya 844.800 28,37
Tayland 337.200 11,24
Seylan 140.400 4,72
Hindistan 109.200 3,79
Liberya 64.100 2,16
Nijerya 51.000 1,72
Doğu Malezya 46.200 1,56
Zaire 40.000 1,35
Brezilya 25.800 0,86
Güney Vietnam 19.900 0,68
Kamerun 12.800 0,43
Kamboçya 6.000 0,22

 

Sayısı 1 milyara yaklaşan kauçuk ağaçları yer yüzünde toplam 4,5 – 5 milyon hektarlık bir alanı kaplamaktadır.

Fotoğraflar: Kaucuk Ağacı 1: jhueilee, Cover Foto: MargaretsFamily

3 YORUMLAR

  1. Konuştuğumuzda seni sadece geziyor, güzel yerler görüyor diye düşünmüştüm . oysa tam bir araştırmacı olmuşsun bu bilgileri derlemek için bol bol okumak da lazım. bu kadar gezerken bu bilgileri derleyip toparlamak, yazmak çok zor olsa gerek. boşuna demedin uykuda geçen ölü zamandır diye.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!