Son 10 yıldır seyahat yazarı ve blogger olarak hayatımı sürdürüyorum. Seyahatlerimden öğrendiğim bilgileri aktardığım bu blogumun başarısı büyük ölçüde İngilizce öğrenmeme bağlı. İngilizce bilmesem, gittiğim ülkelerdeki insanlarla iletişim kuramaz, kültürleri yakından tanıyamaz, bilgiye bu kadar kolay ve hızlı ulaşamazdım. Yazacak pek de ilginç şeylerim olmazdı o zaman. İngilizce öğrenmek dünyanın bilgi ve kültür hazinesinin heyecan verici kapılarını açıyor.

Giderek küreselleşen dünyada her yandan akan ve dünyayı değiştiren bilgileri güncel takip etmek ve öğrenmek istiyorsak, bilginin en çok üretildiği İngilizceyi öğrenmek şart. Dünyanın her yanında konuşulan İngilizce birçok meslekte olmazsa olmaz zaten.

Hem dil öğrenmek beyni de geliştirmenin en iyi yolu. Sinir hücreleri dil öğrenirken dallanıp budaklanarak belleğimizin gelişmesine inanılmaz katkı sağlıyor. Daha akıllı oluyoruz, ispatlanmış bu. Dil öğrenmek bir seçenek değil, bir zorunluluk artık.

Ben de İngilizce nasıl öğrenirim sorusunu yıllarca kendime sordum. Kariyerim için değil, dünyadaki bu derya deniz bilgiye olan açlığımdan dolayı İngilizce öğrenmek istiyordum. Bunun için birçok yöntemi denedim; dershaneye gittim, gramer kitaplarından, CD’lerden çalıştım, videolar izledim, uygulamalar kullandım, yurtdışı dil okuluna gittim, özel ders aldım… Deneyimlerimi yazmanın zamanı gelmişti.

ingilizce nasıl öğrenilir

Pratik ve hızlı İngilizce öğrenme modeli var mı?

İnternette İngilizce nasıl öğrenilir ile ilgili araştırmalara baktığımızda sorulardan bazılarının “10 günde İngilizce nasıl öğrenilir” ve “En hızlı bir şekilde İngilizce nasıl öğrenilir” gibi soruların sorulduğunu görüyorsunuz.

Herkes dil öğrenme konusunda yol yordam veya reçete istiyor. Bu da çok zaman almadan, hemen olsun istiyor. Benim paylaşacağım deneyim ve öneriler asla bir reçete değil, sadece bir yol. Bu yolda sürekli sabırla yürürsen ancak İngilizce öğrenebilirsin.

Dil öğrenmenin süper bir yolu yok. Size en uygun ve en çok sevdiğiniz yöntemi bulup ona tutkuyla sarılmanız gerekiyor. Amacınızı belirleyin ve ona uygun araçlar kullanın. Amaçlar ve araçlar arasında gidip gelmeyin. Amacınız dil öğrenmek. Dil nasıl öğrenilir sorularına cevap ararken yıllarınızı kaybetmeyin.

Çokça kaynağımızın olduğu şanslı bir dönemdeyiz. Kendimizi yetiştirmemiz için elimizde çok iyi araçlar var artık. Henüz hangi yöntemi kullanacağımı bilmiyorum diye öteleyip de durmayın, zaman kaybetmeyin. Aşağıda vereceğim yöntemleri hemen düzenli çalışmaya, hayatınızın parçası yapmaya başlayın.

İngilizce öğrenir öğrenmez daha ilk haftadan basit iletişim cümleleriyle konuşmaya başlanır elbet, ama okuduğunu anlama, düşündüğünü anlatma süreci adım adım gelişir. Ayrılacak zamana göre de bu en az 6 ay ve 1 yıl demek. Her gün en az 2 saatinizi ayırmadan olmaz.

Haftada 2 gün veya sadece hafta sonu dershaneye gidilerek öğrenilmez. Yurtdışına 3 veya 6 aylığına giderek de öğrenilmez. Dil öğrenmek uzun yıllar alan, geliştirmesinin de daha uzun yıllar olduğu bir süreç. İngilizce öğrenmek çok kolay aslında, sadece geliştirmek ve asla unutmamak için zaman gerekiyor.

İngilizce nasıl öğrenilir?

1. Yapabileceğinize inanın

“Dil öğrenmek çok zor, ben öğrenemem, çok pahalı, zaman yok, yurtdışına gidemiyorum” gibi içinizden ve çevrenizden yükselen ve sizi yoldan alıkoyacak mazeretleri bir kenara bırakın. Öğrenilmiş çaresizlik hayatın her yönünü insanın kendisine zindan eder.

“Denedim öğrenemiyorum” gibi laflardan vazgeçin, kendinizi kandırmayın. Tekrar deneme cesaretini bulun kendinizde ve çabalamayı başlayın. Hayat çabalarımızın karşılığından ibaret.

Çabalamadan İngilizce öğrenmek mümkün değil. Öğrenilmiş çaresizlik zincirini kırın ve yapabileceğinize inanın önce.

2. Sorumluluğu alın

İngilizce öğrenmek için en önemli şey bu. Nedir sorumluluk? O küçük adımı atıp çalışmaya başladıktan sonra, asla bırakmadan sonuna kadar devam etmek.

Dil öğrenme konusunda bu kadar bilgi ve fırsat varken bunun gerektirdiği sorumlulukla yüzleşmeyi göze alanlar İngilizce öğrenebilir.

En kolay İngilizce nasıl öğrenilir diye soruyorsanız cevaplayayım; “Çalışarak! Hep de sürekli, öğreninceye kadar”

Kolay İngilizce öğrenme tekniği diye bir şey yok, her şeyden önce bu teknik bir şey değil zaten. Pratik İngilizce öğrenme metodu arayan varsa söyleyeyim çalışmak, sürekli çalışmak. İngilizce öğrenmenin püf noktasını söyleyeyim o da düzenli çalışmak. Düzenli çalışırsan daha pratik ilerleyebiliyorsun, ilerlediğini görünce de motive olup zevk almaya başlıyorsun ve dil öğrenmek daha da kolaylaşıyor.

Her gün düzenli gösterebileceğiniz bir çaba ile bu mümkün. Ama bunu sürekli yapmak, amaçtan uzaklaşmadan rehavete kapılmadan, sürekli çalışmak gerek. Süreklilik olduğunda İngilizce, kelimeler cümleler akılda kalıcı olur.

Hangi olağanüstü teknik olursa olsun, bilmemiz gereken önemli şey gereken emeği sabırla gösterecek misiniz? Sorumluluğu alın ve bu yolda sonuna kadar yürüyeceğinize kadar kendinize söz verin.

Tutkulu ve disiplinli olun

Dünyadaki tüm başarıların arkasında hep disiplin, çaba ve çalışma var. Etrafımızdaki insanlara bakıp da İngilizceyi nasıl öğrendiklerine baktığımızda gördüğümüz hep düzenli ve disiplinli çalışmaları. Disiplin yoksa başarı yok, dil öğrenme yok. İşin en zor kısmı bu.

Tutkuyu zevke dönüştürün. Bir dili konuşuyor ve anlıyor olacağınızı hayal ederek hevesinizi diri tutun. Stres olmanız normal, hatta sizi motive de eder. Zevk alırsanız zaman akıverir.

1 ay çalışır 1 ay ara verirseniz o önceden öğrendikleriniz büyük ölçüde uçar gider. Bir yandan Instagram’da gezmek, arkadaşlarla kafede oturmak, orda konser, burada sinema varken, Twitter’de dolaşmak varken kim 2 saat çalışır diyorsan zaten öğrenemezsin.

Yapmanız gereken yılmadan çalışmak. Yetenek yok, çalışmak var. Ben dil öğrenemiyorum, kafam basmıyor demeyin. Limitlerinizi zorlamanız gerekiyor. Çalışın, öğrenmemeniz mümkün değil.

Yukarıda yazdığım şekilde davranmayacaksanız net söyleyeyim İngilizce öğrenemezsiniz. Hangi teknik olursa olsun 3 adım ilerler sonra başladığınız yere geri dönersiniz.

İngilizce Öğrenmek İçin Yöntemler

1. Altyazılı film veya dizi izleyin, ama nasıl izlemelisin?

film izleyerek -ingilizce öğrenmek

Çoğu kişiye İngilizce çalışma süreci sıkıcı geliyor nedense. İngilizce öğrenme süreci ne kadar eğlenceli hale getirilirse kişi o kadar başarılı oluyor. Bunun yöntemlerinden biri de İngilizce altyazılı film izlemek.

Değer verdiğiniz alanları bulup o alanlardaki içerikleri İngilizce izleyin. Sanat, fotoğraf, sağlıklı beslenme, spor, kitap… Film izleme metoduyla, cümlenin akışından, vücut dilinden görsel olarak hafızanızı eğitip kelimenin anlamını daha iyi anlıyorsunuz. Hem kulağınız gelişiyor hem de kelimelerin anlamı uzun vadede aklınızda yer ediyor. Kelimeleri anlamadığınızda dahi bir bütün olarak cümleleri anlamlandırmaya başlıyorsunuz.

Ama unutmayın, keyifli zaman geçirmek için değil, dil öğrenmek için film izlediğinizi hep aklınızda tutun. Söylenen her cümleyi takip edin, alt yazı ile kıyaslayın. Burada önemli nokta aynı filmi defalarca izlemeniz olacak. Filmden filme atlamak değil.

İngilizcelerini geliştirmek için animasyon filmleri de çok iyi seçenek. Sade, anlaşılır ve iyi bir dil kullanılıyor animasyonlarda. Öncelikle filmi Türkçe altyazı ile izleyin. Sonra İkinci defa İngilizce altyazı ile izleyin. Üçüncü defa altyazısız izleyin. Sonrasında İngilizce altyazılı izleyip, bilmediğiniz kelimeleri sözlükten öğrenin. Siz de filmdeki cümleleri olduğu gibi tekrar edin.

Bilgisayarınıza VLC Player uygulamasını indirin. Filmleri bu uygulamada izleyin. Alt yazıları takip edin, takıldığınızda filmi durdurun veya yarı hızla tekrar izleyin, geri alın ve sese odaklanın. Lost dizisi farklı aksanların da olduğu iyi bir seçenek. Kayıp Balık Nemo, Cast Away, The King’s Speech, Forrest Gump listenizde yer alsın. Hangi filmi seçeceğim diye takılıp kalmayın, filmden filme atlamayın. Kendi ilgi alanınıza, mesleğinize uygun bir film de olabilir. Birini seçin ve sıkılmadan defalarca tekrar izleyin.

2. İngilizce pratik yapın, Cambly kullanın

https://www.youtube.com/watch?v=sc3BvfkQwKI

Hızlı, etkili İngilizce nasıl öğrenebilirim diye soruyorsanız yapmanız gereken en önemli şey sürekli pratik yapmak. Okuduğumu anlıyorum ama konuşamıyorum diyenler için bu çok önemli.

Sokağa çıkıp pratik yapabilecek birini bulmanız pek kolay değil. Bu yüzden bunu sağlayan uygulama olan Cambly uygulamasını hayatınızın bir parçası yapın. Şu sıralar çok popüler.

Sizinle kişisel olarak ilgilenebilecek, sizinle iletişim kuracak, mesajı anlamanız için size kulak verip yardım edecek anadili İngilizce olan eğitmenlerle uygulama üzerinden sohbet ediyorsunuz. İstediğin eğitmeni seçiyorsun, İstediğin konuda sohbet ediyorsun, karşıda sen sabırla dinleyen, hatalarını göz ardı edip, İngilizceni pratik yaparak geliştirmeni sağlayan birileri var.

Grameriniz iyiyse zaten ihtiyacınız olan ilk şey pratik yapmak. Bu tür fırsatı sadece özel kurslarla alabilirken, şimdi uygulama ile dilediğin zamanda dilediğin yerde dilediğin sürede pratik yapabiliyorsun. İngilizce konuştukça kendini geliştirdiğini görüyorsun ve özgüvenin gelişiyor. Sonrasında daha da hızlı İngilizce gelişiyor.

İngilizce eğitmenlerden ihtiyacınız olanı seçip başlayın. Grameriniz yoksa bile temel İngilizce tenışma, konuşma konusunda kendinizi geliştir. Ertelemeyin.

Cambly uygulamasına “yoldaolmak” koduyla üye olursanız 10 dk ücretsiz deneme fırsatınız olacak. Şuradan http://bit.ly/yoldacambly sayfaya girebilirsiniz..

3. Liste yapıp öğrendiğiniz 5 kelimeyi cümle içerisinde kullanın

ingilizce kelimeler öğrenmek

Her ne kadar kelimeler zaman içerisinde öğreniliyor olsa da hızlı İngilizce öğrenmek için her gün kelime dağarcığınıza yenilerini katmanız gerekiyor. Bunu da kelimenin Türkçe anlamını bilerek değil, cümle içerisinde kullanarak hafızanıza kazıyabilirsiniz.

Her gün işiniz veya gündelik hayatta karşılaşacağınızı düşündüğünüz bilmediğiniz 5 kelimeyi listeleyin. Bu kelimeleri kullanarak cümleler kurun ve bunu defalarca tekrar edin. Gün içerisinde farklı saatlerde bunları sürekli tekrar edin.

4. Yurtdışı dil okulları

Yeni Zelanda Dil Okulundaki günlerim

Yurtdışında bir dil okuluna gitmek de bir seçenek, ama hem pahalı hem zor hem de hayatı alt üst eden, beraberinde başka sorunları doğuran bir yöntem. Zamanı ve parası olanlara, uyum sağlama sorunu olmayıp da ben çok çalışırım diyenlere gidin diyorum, ama yukarıda yazdığım inanmak, emek göstermek, tutkuyla sabırla kendinizi adamak yoksa harcadığınız o kadar para ve orada geçirdiğiniz kayıp zamanla kalırsınız.

Dil okulu faydalı ama burada kişinin çok esnek olması ve amacından asla uzaklaşmaması gerekiyor. Ancak pratikte bunu sağlayan pek de kimseyi görmedim. Bu konuda bir gün ayrı bir blog yazısı yazarım herhalde.

Gidilen ülkeye alışmak, şehre alışmak, kiralık eve veya homestay aileye alışmak, yemeklere alışmak… Hepsi insanı psikolojik olarak strese sokan sebepler. Oysa dil öğrenirken ekstra stresiniz olmamalı. Ayrıca inanılmaz maliyetli bir şey yurtdışında dil okuluna gitmek.

Amaç dil öğrenmek ama çoğu zaman oradaki sosyal hayat, eğlence, tembellik, maliyeler, konfor sıkıntıları dil öğrenmenin önüne geçiyor. Yeni Zelanda’da dil okuluna başladığımda orada 9 aydır eğitim alan bir Türk’le tanışmıştım “Gut Mornik” diyerek beni selamlamıştım. Ben de asa onun gibi olmayacağım, İngilizceyi aksanıyla doğru şekilde öğreneceğim deyip her gün deli gibi çalışmıştım. Deli gibi kafaya takıp çalışmayacaksanız yurtdışına dil okuluna gitmek sadece havalı bir cümle olarak kalır.

Ben 6 ay Yeni Zelanda’da iyi bir dil okuluna gittim, ama asıl İngilizcemi seyahat ederek geliştirdim.

5. Yalnız seyahat edin

gezerek dil öğrenme

Bir gün işsiz kaldım ve beyaz yaka dünyasından sıyrıldım, işte o zaman hayallerimi gerçekleştirmek için yola düştüm ve ilk hedefim İngilizceyi öğrenmek için çok uzaklara, Yeni Zelanda’ya gitmek olmuştu. O zamanlar dil öğrenmek için pek bir alternatif yoktu. Dershaneye gitmek, özel ders almak veya yurtdışına gitmek dışında pek bir seçenek yoktu.

Çok sıkı çalıştığımdan ve amacımdan uzaklaşmadığımda bana katkısı olmuştu. Ancak daha kursun ilk 3 ayında Yeni Zelanda’da yaptığım 1 aylık bir gezide asıl İngilizce konuşmaya başladım ve özgüvenim yerine geldi. Öncesinde hep takılarak konuştuğum gibi, mümkün olduğunca da konuşmayan, konuşmaktan çekinen biriydim.

Seyahat ederken tanıştığınız insanlar karşısında kendiniz oluyorsunuz. Kimse sizin hatalarınız, aksanınız ile ilgilenmiyor. Havada sudan, gündelik hayattan konuşup tanışıp temel sohbetleri içselleştirip zihninizde yer etmeye başlıyor. Aynı sorularla karşılaşınca cevaplar da kendiliğinden süzülüyor dilinizden.

İngilizce konuşmak için yüz kaslarınızı dahi geliştirmeniz gerekiyor. Diğer insanların anlayacağı şekilde kelimeler telaffuz etmek için, bu kasları İngilizce konuşarak geliştirmemiz gerekiyor. Konuşmak için mükemmel olmayı beklemek zorunda değilsiniz, yanlış yapa yapa öğreniriz ancak.

Filipinler’de iken Türkiye’deki kameramı bir arkadaşım getirmişti ve nerdeyse 1 yıldır kimseyle uzun uzun Türkçe konuşmamıştım. Arkadaşlar sohbet sonrası çene kaslarımın ağrıdığını fark ettim. 1 yıldır Asya’da sürekli seyahat edip İngilizce konuştuğumdan yüz kaslarım buna uyum sağlamıştı. Şimdi tekrar uzun uzun Türkçe konuşmaya başladığımda, uzun süredir kullanmadığım kaslar buna uyum sağlamaya çalıştığından ağrıyordu.

İngilizceyi doğru telaffuz etmeniz için konuşa konuşa kasları ve dilinizin esnekliğini geliştirmeniz gerekiyor. O zaman daha doğru telaffuz etmeye başlıyorsunuz. Aksanınız düzeliyor. O yüzden mutlaka seyahate çıkın, ama yalnız başınıza seyahate çıkın. Hatta dil okuluna vereceğiniz parayı seyahate harcayın. Seyahatte İngilizceyi konuşmak zorunda kalın.

İngilizce olarak sadece tanışabiliyoruz ve o da 5 dakika sürüyor. Ezberlenen kalıp cümleler bittiğinde ‘Anlıyorum ama konuşamıyorum’ gibi ifadeler kullanıyoruz. Bunu aşmak için sürekli farklı sorularla karşılaşabileceğiniz, sizin sorular sormanızı gerektiren seyahate çıkın.

6. İngilizce podcast dinleyin

ingizlice podcast dinleyin

Evde İngilizce çalışabileceğiniz yöntemlerden biri de Podcast dinlemek olsun. Apple iTunes ile beraber hayatıma girmişti. Yalnız başına Okyanusya ve Asya’yı gezdiğim 22 ay boyunca ve hatta yurtdışına çıkmadan önce Podcast yayınlarını kulaklığımı takın dinliyordum.

Podcast belli alanlarda yapılan sabit yayınlar olarak düşünün. Dil eğitimi, spor, sanat, bilim konularında birilerinin konuştuğu, görüntü ve videonun olmadığı, istediğiniz zaman dinleyebileceğiniz, yeni başlıklarla güncellenen kanalların yayınlarına verilen ad.

İngilizce öğrenmek için onu duymanız gerekiyor. Duymazsanız anlayamazsınız, anlamazsanız öğrenemezsiniz. Çok dinleyin. Bir dili defalarca duyabileceğiniz bir ortam yaratıyor Podcast dinlemek. Ritmler, kalıplar beyinde yer etmeye başlıyor böylece.

Şimdilerde iPhone’de Podcast’ler adı altında ayrı bir uygulama şeklinde yer alıyor. Travel with Rick Steves, Effortless English Podcast favorilerimdi. BBC’nin hazırladığı The English We Speak ve 6 Minutes Vocabulary de güzel.

Dil alanında Podcastlerden sıkılırsanız sosyal alanda size katkı sağlayıp bilgilendirecek İngilizce Podcastleri de dinleyebilirsiniz. Ancak Effortless English serisine baştan başlayıp, yılmadan sonuna kadar giderseniz zamanla inanılmaz şekilde ‘listening’ yeteneğinizin gelişeceğini söyleyeyim.

7. TED TALK videolarını dinleyin

https://www.youtube.com/watch?v=53_2kLU0ZCc

Türkiye’de İngilizce nasıl öğrenilir merak edenler için Youtube’da tonla İngilizce öğrenme videoları var. TED Talk videoları bunun en öğretici olanları. Amacınız İngilizce öğrenmek olmasa bile, hatta İngilizceyi sular seller gibi biliyor olsanız da TED Talk videolarını izleyin.

Youtube dışında akıllı telefonunuzdaki Podcast uygulamasına ekleyebileceğiniz gibi direkt kendi uygulaması üzerinden de izleyebiliyorsunuz. Hayata veya ilgi alanınıza dair TED videolarını bulun ve onları sürekli ama sürekli dinleyin.

Ben İngilizce çalışırken her gün yatmadan önce en az 1 videoyu kulaklığı takarak sesli olarak dinlerdim. Sonrasında bunu tüm yolculuklarımda da yapmaya başladım. İşe giderken, metrodayken, yemek yerken, kahvaltı yaparken dinleyin. Çok öğretici olan bu videolar sadece İngilizceniz için değil hayata bakışınız açısından da ilham verici ve ufuk açıcı.

8. Work and travel veya HelpX yapın

HelpX Nedir blog yazımda detaylı bilgiler aktardığım yöntemde, siz birilerinin işini için emek ve zamanınızı veriyorsunuz, onlarda bunun karşılığında size yemek ve kalacak yer veriyor. Ana dili İngilizce olan ülkelerde ailelerin yanında kaldığınızı düşünün. Ben öyle yaptım. Avustralya’da 1,5 ayım HelpX işlerini yaparak geçti.

Ailelerin evinde kaldığımdan hem yemeğe hem kalacak yere para vermiyordum, gün içerisinde de aile ile sohbet edip İngilizcemi geliştiriyordum farkında olmadan. O zamanlar benim amacım para harcamadan gezmekti. Hayal etsenize kendinizi; Sidney’de, dünyanın öteki ucunda bir ailenin evinde misafirsiniz ve para harcamadan hayatınızı sürdürebildiğiniz gibi bir de o kültürün tam da göbeğinde olarak çok şey görüyor ve öğreniyorsunuz. Deneyin.

9. Çevrenizde İngilizce konuşabileceğiniz insanlar olsun

Çevrenizi İngilizce konuşan insanlarla doldurun. Beyin hızlıca adapte oluyor. Beyin çevrenin kopyasını oluşturur. Etrafınızda amacınıza sizi yönlendirecek insanlar varsa onlar olsun, sizi yolunuzdan uzaklaştıracak insanlar değil.

Dikkat ederseniz anlattığım şeylerin çoğu sizi pratik yapmaya zorlayan şeyler. Elinizde pratik yapacak şartlar yoksa mutlaka Cambly uygulamasını hayatınızın merkezine koyun. Bunun dışında kiminiz belki bilir, bilmeyenler araştırabilir, Couchsurfing, Airbnb gibi uygulamalarla evinizde yabancıları misafir edip onlarla sohbet etme şansı bulabilirsiniz.

Couchsurfing nedir blog yazımda detaylı bilgiler paylaştım. Anadili İngilizce olan veya iyi İngilizce konuşan insanları evinizde ücretsiz misafir edip onları gezdirin hatta. Bedava speaking bu. Airbnb’de ise evinizin bir odasını ücret karşılığı kiraya veriyorsunuz. İngilizce iyi konuşan birilerini bir süre evinizin kapılarını açın, hatta düşük fiyattan kiralayın, yeter ki birlikte gezin, sohbet edin. Sohbet etmeden İngilizce öğrenilmez. Bunları yapın.

Son söz

Hayat bir seçimdir. Dili öğrenip öğrenmeme de sizin seçiminiz. Gelecekte pişmanlık duymamak için bugün karar verin ve dil öğrenmeye başlayın. Yukarıdakilerin bir kısmını veya imkânınız varsa hepsini birlikte yapın, hayatınızın tüm odağını dil öğrenmek üzerine kurun. Görün bakın 1 yıl sonra İngilizceyi nasıl konuşuyorsunuz!

Sizin de farklı öneri ve tavsiyeleriniz varsa yorum kısmından yazarsanız katkı sağlamış olursunuz.

5 YORUM

  1. Beni instagramdan takip edin @yoldaolmak

    148,1k Takipçiler
    Takip et
       
     
  2. Süper bi yazı olmuş elinize sağlık. Uzun zamandır sizi takip ediyorum. Hayatıma çok şey kattınız. Gittiğim bi çok ülkeye tavsiyeleriniz ışık oldu.

    Şimdi de tek hedefim İngilizceyi çok iyi konuşmak. Bir çok seçenek var ancak bir yerden başlamak gerek diye düşünüyorum. Umarım bende sizin gibi İngilizce konuşabilirim. Çok istiyorum konuşmayı.

  3. Harika bir yazı olmuş , benim İngilizce öğrenme serüvenimde iyi bir rehber olacak bu yazı. İngilizce öğrenmek artık bir tercih değil zorunluluk. Değişen dünyanın parametrelerini anlamak dil bilmekten geçiyor.

  4. Avustralya’ya 6 aylığına dil okuluna gittim 2 yıl önce. Çok pahalı bir ülkeydi, birikimimin hepsini eritti. Zaman zamn açlıştımda ama her zaman iş yoktu. Yurtışında okula gitmek insana tatlı geliyor ama göründüğü gibi değildi. İngilizceye yeteri akdar odaklanamadım, zaten insan oraya uyum sağlayacağım, yeni arkadaşlar edineyip çevre edineyim konuşayım derken zaman akıp gidiyor. Çok sosyal, girişken, konuşkan değilseniz okulda alacağınız 2-4 saatlik eitim sizin ancak gramerinizi geliştiriyor, geri kalan zaman boş. Size bağlı yani. Çok çalışmazsanız günde 2 saat sınıfta 15-20 kişiyle bir hocayı paylaşmak verimli değil.

    Döndükten sonra İngilizcemi pek kullanamadığımdan öğrendiğimin yarısı belki fazlası gitti herhalde. Paylaşmak istedim.

  5. Merhabalar,
    Ben lisede Anadolu Lisesinde okuma şansı bulmuşken sırf sınıfta kalmamak için dönem ödevlerimi İngilizceden alacak kadar kötü bir İngilizcem vardı. Hatta hazırlık sınıfı sınıf öğretmenimiz veli toplantısında anneme ipeği böyle kabul edicez demişti 🙂

    İngilizce özel bir merak istiyor tabi doğal yeteneğiniz yoksa. Neyse liseden mezun olup üniversiteye geçtiğimde mühendislikte İngilizcenin önemini anlayınca oturdum dişimi sıktım ve Erasmus programına girecek kadar kendimi geliştirdim. Erasmus’a girmek isteme nedenimde yalnız kalıp başımın sıkışması ve ardından İngilizce konuşmaya başlıyacağımı düşünmemdi.

    Kesinlikle tavsiyem yurtdışına çıkmak ve mümkün mertebe yabancılarla bol bol diyaloğa girmek. Akabinde yabancı müzik ve filmlerle desteklemek. Şu anda akademik eğitimime doktora seviyesinde devam ediyorum İngilizce makalelerle haşır neşirim. Ben yaptıysam herkes yapar! 🙂

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Lütfen yorumunuzu yazın
Adınızı buraya yazın