Bali’de sadece 4 isim kullanılıyor. Doğum sırasına göre bebeklere Wayan, Made, Nyoman ve Ketut isimlerini veriyorlar ve beşinci çocuk doğduğunda, kız erkek fark etmeksizin Wayan adından tekrar devam ediyorlar. Peki aynı anda bir hepsi ilk çocuk olan arkadaşlar bir aradayken birisi birine seslendiğinde arkadaşları, kime seslendiğini nasıl anlayacak diye sorduğumuzda, herkesin yine bir soyadının olduğunu, zaman zaman soyadını katarak zaman zaman ise isimlerin önüne kız ise “i” erkek ise “ni” ekini getirdiklerini söyledi, iwayan, niwayan şekilinde. Ne ilginç değil mi!

Biz de sabah, Ubud‘tan Amed‘e gitmek için Nyoman adında birinden kendimize taksi ayarladık. Ubud’tan Amed’e giden otobüs var, ancak bir çok yerde yolcu indirip bindirdiğinden yolculuk 3 saati geçiyormuş. Otobüs ücreti 120.000 ve biz de adam başı 30.000 Rp daha fazla ödeyip taksimize atlayıp yola düştük. Taksi deyince otomobil değil yani, daha çok van veya minibüs tarzından bir Suzuki’ydi.

Şoförümüz I Nyoman yolda bizi turistik mekanlara götürmeyi teklif etti. Yolumuz üzerinde olmayan ama yakınlarda olan 2 büyük tapınağı ve organik garden ziyaretlerini önerdi ve bunun için de 150.000 Rp (30 TL) istedi. Bizim için makul bir fiyattı. Lombok adası dönüşü bu yerleri kendimiz motor ile ziyaret etmeyi düşünüyorduk. Motosiklet kirası, benzin parası ve zamanı katınca adam başı 15 TL oldukça ucuz bile sayılır, çünkü bize özel bir araçla seyahat ediyoruz. Nyoman ile anlaştıktan sonra tam bir turist rehberi gibi konuşmaya ve bize geçtiğimiz yerler ve gideceğimiz yerler hakkında bilgiler vermeye başladı. İran kökenli Hollandalı arkadaşım Farid  ile birlikte belki biz de yüzlerce soru sorduk.

Hindistan’da olan kast sistemi Bali’de de var. Brahmanlar en üst tabakada bulunuyorlar, devlet görevlileri ve zenginler bu sınıftan. Şoförümüzün sınıfı daha alttaymış, ancak Brahmanlardan biriyle evlenmiş. Evlilik sonrası erkek hangi sınıftan ise evlendiği kadın da o sınıfa geçtiğinden, kızın ailesi başlangıçta sevimsiz karşılamış olsalar da şu anda araları fena değilmiş.

İlk önce Kehen Temple (Pura Kehen)’e uğradık. Bu bahçeli tapınak Bangli kasabasının kuzeyinde ve başkent Denpasar’a yaklaşık 45 km uzaklıkta bulunuyor. Yolun hemen kenarından başlayan dik bir merdivenden tırmanmanız gerekiyor. 11 Yüzyılda Sri Brahma Kemuti Ketu tarafından kurulmuş tapınak, Bali’nin en büyük ikinci tapınağıdır. Giriş için 10.000 Rupiah ödedik ve sarongları kuşandıktan sonra belimize dolayacağımız pembe renkte bir de kuşak verdiler. Tapınağın bahçesinde 900 yıllık bir ağaç var ve ağacın üzerinde de ahşaptan yine küçük bir tapınak kurulu.

Kehen Temple sonrasında bir saat uzaklıktaki Mother Temple’a giderken çok güzel yollardan geçtik. Yollar bozuk ve dar, kötü, ancak muz ve kokonat ağaçları, pirinç tarlaları ve dağların sunduğu manzara enfes. Mother Temple, Bali’nin en büyük tapınağı. Giriş kişi başı 20.000 Rp ödedik. Şimdiye kadar Bali’de gördüğüm en güzel tapınak. Çok sayıda turist tapınağı dolaşıyor.

Bahçesi çok güzel. Geniş bir alana yayılmış tapınağın birkaç yüksek noktasını ziyaret ettiğinizde tapınağın diğer bölümlerini görebildiğiniz gibi manzarayı da yukarıdan görme şansına kavuşuyorsunuz. Uzunca bir merdivenden yürüyerek ana tapınağın kapısına geldiğimizde oradaki görevliler girişimize izin vermediler. Tapınağın koruyucuları olduğunu söyleyip, lokal rehber kiralamamız gerektiğini söyleyince kabul etmedik tabi. Şoförümüz sizi engellerlerse görmezlikten gelin, konuşmayın ve içeri girin demişlerdi. Ben dinlemedim içeri girdim ama önümü kesmeye ve sert bir şekilde ikaz etmeye çalıştılar. Ben de gezdiğim hiçbir tapınakta koruyucu olmadığını, burada da olmasının anlamsız olduğunu söyledim. Biz de ilk kez sinirli davranışlar sergileyen Balililer ile karşılaşınca vazgeçtik. Zaten açık bir şekilde olan ana bölümü içeri böylece girerek görmüş olduk. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla polise şikayet edebilirmişiz bu duurumu, giriş için normalde herhangi bir kısıtlama yokmuş.

Tapınak ziyaretleri sonrası Nyoman bizi Teraz Agro adında kahve, kakao ve farklı ağaçların yetiştirildiği, organik tarım yapılan bir bahçeye götürdü. Yüksekçe bir vadiye kurulmuş bu yerin, karşısındaki pirinç tarlalarının sunduğu manzara dikkate değerdi. Nyoman bize tek tek ağaçları ve bitkileri tanıttı. Kakao, kahve, pineapple, muz, vanilya, ginseng, lemon grass… Kısa gezinin sonunda ise o enfes manzarada ücretsiz beş çeşit içecek ikram ediyorlar. Bali kahvesi, Bali kakaosu, ginsegli kahve, ginger ve limon bitkisinden (ağacı değil) hazırlanmış çaylar ve kahveler.

Kopi Luwak, dünyanın en pahalı kahvesi. Kilogramı 1000 TL üstü bir rakama satılıyor bildiğim kadarıyla. Kahvenin fincanı 40.000 Rp (8 TL) gibi bir fiyata bulabilmişken fırsatı kaçırmayıp içelim dedik. Luwak kahvesi, kedigillerden olan Luwak/Civet cat olarak adlandırılan bir hayvan yediği kahvelerin, onun sindirim sisteminden geçtikten sonra gaitası ile birlikte dışarı atılan sindirilmemiş kahve çekirdeklerinin dezenfekte edilip kavrulmasıyla hazırlanıyor.

Bu hayvanın en kaliteli kahve çekirdeklerini seçip yediği söylendi. Dışarıda balili bir kız kurulmuş ocakta luwak kahvelerini kavuruyordu. Havada mis gibi kahve kokusu. Her bir kahvenin kavurulması bir saat sürüyormuş. Tadı güzel olan kopi luwak, lezzet olarak Türk kahvesini andırıyordu. Altında  bolca telvesi olan dünyanın en pahalı kahvemizi, şahane pirinç tarlaları manzarasına karşı ağır ağır içtik.

Kopi luwak sonrası, ikram edilen diğer içeceklere geldi sıra. Zencefil, ginseng, kakao, lemon gras…  Diğer hazırlanan içeceklerin her birinin tadı da harikaydı.

Sabah 9:30’tan beri yollardaydık ve acıkmıştık. Saat 3 gibi, yolda Agung Dağı’na bakan, hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan birine sahip bir restoranda yemek yedik. Açık büfe halinde sunulan lezzetlerin fiyatı 70.000 Rp, ancak sunulan manzaraya paha biçilemezdi doğrusu. Yemek sonrası 45 dakika daha bir yolculuktan sonra nihayet dalış kursunu alacağımız kasaba olan Amed’e vardık.

Amed’e varınca ilk olarak Jukung Diving dalış kursu ofisine uğrayıp kaydımızı yaptık, sonra tekrar taksimize atlayıp tek tek yol üstündeki homestayleri ziyaret ettik. Fiyatlar genelde 150-250 bin Rp arasında, ancak çoğunlukla dolu olduklarını öğreniyoruz. Sonunda Bucu Homestay adında, daha 2 gün önce 1 odası kullanılmaya hazırlanmış, önünde kocaman ve kaliteli bir cafe-barı olan bir yerle pazarlık yaptık. 150 bin Rp olan fiyatı 130 bine düşürdüm. Bu 2 kişi dahil fiyatı ve buna kahvaltı da dahil, kişi başı 12,5 TL demek. Oda çift katlı, alt katta king size yatak, dört köşesinde cibinlikle sarılı, üst katta ise sadece yere serilmiş bir yatak bulunuyor.

Farid ile akşam yemeğini yedikten sonra, otelimize doğru yürürken, yol üstünde meyve satan bir satıcının baskısına dayanamayarak, akşam atıştırmak niyetine papaya, muz ve salatalık aldım. Karanlık yolda Farid’İn öğrettiği İngilizce eğlenceli tekerlemeler söyleyerek salına salına otelimize vardık. Çantalarımızı henüz açmıştık ki elektrikler kesildi, Amed’de elektrikler sıksık kesiliyor. Dalış kursunda form doldururken de kesilmişti. Elektrik niyetine cep telefonumdaki fener programını çalıştırmıştım ki, o ışıkta duvarda bir şeylerin gezindiğini fark ettim. Hani bunu gören belki birçok böcek korkar çığlık atardı herhalde. Kocaman, tarantula boyutlarında siyah bir örümcek. O sırada bir şeye ihtiyacımız var mı diye otel görevlilerinin gelmesi harika bir zamanlamaydı. Örümceği haklayıp hep birlikte böcek ve örümcek avına çıktık. Farklı mimaride yapılmış çatı bambu ağaçları ile örülmüş. Onların arasında gezinen birkaç örümcek daha gördük. Bu şartlarda uyumak nasıl olacak bakalım.

Laptopları alıp cafeye geçmeden önce, görevlilerin getirdiği büyükçe bir böcek spreyinin hepsini odadaki her köşeye sıkıp bitirdim. Ve kendimi zehirlemeden de dışarı attım. Cafe’de 3-4 saat geçti ve şu anda da oradan yazıyorum. Kitap okuyabileceğiniz, bilardo ve iskambil oynayabileceğiniz, laptopunuzu alıp kafanıza göre takılabileceğiniz bir yer. Gelen diğer bazı misafirlerle birlikte cafenin canlı müzik ekibi bir birine karışıp keyiflerine göre çalıp söylediler.

Day 352: Endonezya:9, Amed, Bali, 21 Temmuz 2011

6 YORUMLAR

  1. Dünyanın en pahalı kahvesini Black Ivory kahvesi olarak biliyordum. Filin mide asitleriyle ve midesindeki diğer çeşitli maddelerle bu ürüne özgü bir tat verdiğini anlatan bir video izlemiştim bir ara, sonra tabii misk kedisinde olduğu gibi filin dışkısından toplanan kahveler ayıklanıyor, temizlenip o şekilde öğütülüyordu.

    Sanıyorum onun fincanı 100 TL civarındaydı. Valla Kemal bey ne kadar dezenfekte edilmiş olursa olsun ben içemezdim. helal size mideniz almış. 🙂

  2. İsim olayını ilk kez duyuyorum, oldukça ilginçmiş doğrusu. Yazıyı okurken kendimi adeta oradaymış gibi hissettim, sanki ben yolculuk ediyorum, tapınağa ben giriyorum, eşsiz kahveyi ben yudumluyorum. Kelimelerin gücü diyebiliriz bu duruma.

    Şu an Siddhartha diye bir kitap okuyorum ve Brahmanlar yazısını görünce gözlerim parıldadı birden. Tesadüf diye bir şey olmadığına bir kere daha inanıyor insan. Bakalım gün gelecek o tabakayla tanışabilecek miyim?

  3. Her geçen gün daha akıcı yazılar okuyoum, yenibir şeyler daha kazanıyorsun, hikaye tatında yazmayı başarmışsın yolun açık olsun kardeşim….. seni seviyoruz.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!