Dedeağaç veya Yunanca Aleksandroupoli, İstanbul’dan sabah yola çıktığınızda öğlen gibi kendinizi bulduğunuz bir Yunan şehri. İlk kez 2015’te geldiğimde beni en çok şaşırtan şey, bir sınır şehrinden beklediğimden çok daha canlı bir atmosferle karşılaştım. Gece yarısı bile sahil yolunda yürüyen aileler, çocukları bisiklete binen gençler, tavernalarda uzayan sohbetler. Bu şehir Yunan yaşam tarzını en saf haliyle yaşıyor.
Dürüst olmak gerekirse, Dedeağaç herkesin seveceği bir yer değil. Büyük bir tarihi zenginlik arayanlar hayal kırıklığına uğrayabilir. Ama deniz, güneş ve sahici Yunan atmosferi istiyorsanız, artı bir de kısa yol istiyorsanız, buranın size vereceği çok şey var. Şehrin tertemiz caddeleri akşam saatlerinde araç trafiğine kapanıyor, sonrasında vur patlasın çal oynasın bir havaya bürünüyor.
Sabah erken saatlerde sahil yolunda yürüdüğünüzde taze deniz kokusunun kahve aromasıyla karıştığı o anları yaşarsınız. Yunanca konuşmaların arasında Türkçe sözcükler duyduğunuzda kendinizi evde hissedersiniz. Akşam tavernalarda çınlayan tabak sesleri ve gülüşler, bu şehrin gerçek ruhunu ortaya çıkarıyor.
Açık konuşayım, Dedeağaç deneyimi başlamadan çok önce, henüz İpsala Sınır Kapısı‘ndan geçerken başlıyor. O kısa 30 dakikalık yolda dil değişiyor, tabela yazıları değişiyor, ama manzara aynı Trakya ovası. Sonra birden kendinizi Yunanistan’ın en yakın tatil kasabasında buluyorsunuz.
Schengen vizesi engeline rağmen komşuya ziyaret son yıllarda giderek artıyor. Yunan Adaları en çok ilgi gösterdiğimiz yer olsa da sınır geçişiyle en kolay ulaştığımız Dedeağaç da gidilecek en yakın tatil yerlerinden birisi. Sabah erkenden arabanıza atladığınızda öğlen gibi kendinizi Dedeağaç’ta buluyorsunuz.
Deniz, güneş ve kum tatili için ideal bir yer. Şezlong ve şemsiye parası istenmiyor. Yeme içme ve konaklama fiyatları makul. Hemen her yerde Türkçe hizmet alabiliyorsunuz. Tabelalar, menüler Türkçe, o yüzden dil bilmeyenlerin endişe etmeden tatile gidebilecekleri bir yer.
Dedeağaç Gezi Rehberi
Batı Trakya’nın bu liman şehri, Yunanca’da Alexandroupolis olarak yazılıyor ve çoğunlukla Aleksandropolis diye telaffuz ediliyor. Şehrin Türkçe adı olan Dedeağaç’ın Osmanlı Dönemi’nde kurulan tekkeden geldiği söyleniyor. Tekkenin dedesinin altında oturduğu ağacın mitleştirilmesi sonucunda şehir, bu isimle anılmaya başlamış.
İkinci Balkan Savaşı’nın sonunda, 1913’te Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan’a verilen şehir, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Neuilly (Nöyyi) Antlaşması ile 1919’da Yunanistan’a iade edilmiş. Bu antlaşmaya imza atan isimlerden biri olan dönemin Yunan Kralı Aleksandrapolis’in ismi kentin yeni ismi haline gelmiş.
Bir zamanların balıkçı köyü, 1800’lü yılların sonuna doğru değişmeye başlamış. Elverişli konumu, ticaret limanı ve Selanik-İstanbul demir yolu üzerinde önemli bir durak olması nedeniyle hızla gelişerek bugünkü halini almış.
Şehir merkezinin nüfusu 60,000’i aşıyor. Evros Bölgesi ile birlikte düşünüldüğünde 120,000’lik bir nüfusa ulaşan Aleksandrapolis’te yaklaşık 20,000 kadar Türk’ün yaşadığı söyleniyor. Tabi bu nüfus yaz aylarında deniz, kum, güneş tatili için gelenlerle birlikte neredeyse katlanıyor. Ayrıca tıp alanında eğitim veren üniversitesi de şehrin canlı olan atmosferinin yansımalarından birisi.
🌿 Şehir Doğası: Düz, Açık, Nefes Alıyor
Açık konuşayım: Dedeağaç ilk anda çarpan bir şehir değil. Paris gibi “vay be” dedirtmez tabi. Ama yarım saat sonra fark ediyorsun ki şehir seni yavaş yavaş içine çekiyor. Çünkü burada her şey rahat, düzenli ve abartısız. Şehre girip de biraz zaman geçirince “Burası tatil için acele etmeyen insanların yeri” hissine hemen kapılıyorsunuz.
Dedeağaç düz bir şehir. Yokuş yok, boğucu sokaklar yok. Dedeağaç’ta Osmanlı’dan kalma “ahhh tarih” dedirten sokaklar bekleme. Burası modern bir Yunan şehri. Caddeler geniş ve tertipli. Binalar 4–5 katlı, boğmuyor. Beyaz, krem, pastel tonlar hâkim. Balkonlar çiçekli, ama Instagram süsü değil, gerçek hayat.
Şehir planlı. Kaldırımda yürürken “buradan araba geçer mi?” stresin yok. Işıklandırma iyi, gece yürürken tedirginlik sıfır.
Denizle şehir iç içe ama “turistik sahil kasabası” gibi değil. Sahil boyunca uzanan yürüyüş ve bisiklet yolu, sabah spor yapanlarla, akşam rakı-balık planı kuranların ortak alanı.
Deniz mavi, kumsallar uzun ama Bodrum’daki gibi kartpostallık bir dram yok. Daha çok: “Akşam üstü denize girilir mi? Girilir.” havası. Kuzeye baktığında Rodop Dağları’nın etkisini hissediyorsun; rüzgâr ferah, hava bunaltmıyor.

☕ Kafeler, Tavernalar, Akşam Hayatı
Dedeağaç gündüz sakin, akşam canlı. Güneş batmaya yaklaşınca şehir başka bir ritme geçiyor. Sahil yolu yazın trafiğe kapanıyor, masalar dışarı taşınıyor. Kafeler, barlar, tavernalar doluyor ama bağır çağır değil; keyifli bir kalabalık. Yunanlar eğlenmeyi biliyor ama abartmıyor. Saat 22.00’de yemek, 23.00’te ikinci tur, gece yarısı sokakta hâlâ hayat var.
Dürüst olmak gerekirse, Dedeağaç kışın biraz durgun kalıyor. Ama yaz aylarında, özellikle Haziran-Eylül arası, tam bir tatil şehrinin enerjisini yaşıyor. Eğer kalabalık sevmiyorsanız Mayıs sonu veya Eylül başını seçin. O dönemlerde hem hava güzel, hem de şehir daha sakin.
🧑🤝🧑 İnsanlar: Rahat, Soğukkanlı, Tanıdık
Dedeağaç’ta insan profili çok net. Rahat, acele etmeyen, turiste alışkın ama “müşteri avcısı” değil. Türk olduğun hemen anlaşılıyor ama bu bir problem değil. Aksine, birçok yerde Türkçe konuşuluyor. Özellikle restoran ve kafelerde. Şehirde hatırı sayılır bir Türk azınlık var. Bu da ortama tanıdık bir hava katıyor. Yabancı ama uzak değil.
🔥 Açık konuşayım: Dedeağaç pahalı bir tatil değil. Euro bazında makul fiyatlar ve Yunan yaşam tarzının tadını çıkarmanın kolay yolu. Bir akşamı sahildeki tavernalarda balık yemeye ayırın, pişman olmazsınız.
Dedeağaç Gezilecek Yerler 📌
Dedağaç’tan İskeçe’ye doğru 10 km kadar batıda yer alan Makri Köyü şirin, görülesi bir yer. Yaz dönemlerinde plaj keyfi için de ideal. Kış dönemlerinde ise tavernalar çok eğlenceli.
St. George’s Tavern (Ay Yorgi) buradaki en iyi tavernalardan birisi. Midyeli pilav, ahtapot ızgara, kabak kızartması, domates sosunda karides, kalamar, Yunan salatası… Balık ve diğer deniz ürünleri nefis; mezeler, salatalar harika. Hoş bir atmosfere sahip, canlı müzik de var ayrıca.
Dedeağaç’ın en büyük artılarından biri: şehir içinde denize girebiliyorsun. Mavi bayraklı plajlar, uzun sahil yürüyüş yolu, bisiklet parkurları… Gün batımında sahil boyunca yürüyüp bir yerde uzo açmak buranın ritüeli.
1. Demokrasi Caddesi (Dimokratias Street)


Dedeağaç’ın ana damarı burası. Limana paralel şekilde uzanıyor, şehir hayatının nabzı burada atıyor. Kafeler, barlar, restoranlar, küçük dükkânlar ve alışveriş merkezleri bu cadde üzerinde toplanmış. Caddeye paralel ya da dik olarak denize açılan dar sokaklar ise ayrı bir keyif. Ben soğuk bir akşam gezmiştim; sokaklar sakin, ama kafelerin içi tıklım tıklımdı. Yani Dedeağaç dışarıdan sessiz, içeriden canlı.
2. Dedeağaç Camisi (Selahattin Camisi)
Demokrasi Caddesi üzerinde, tren istasyonuna yakın bir noktada. Osmanlı’dan kalma ve şehirde ibadete açık tek cami olma özelliğini taşıyor. Bahçesinde az sayıda öğrencisi olan bir Türk azınlık okulu da var. Küçük ama tarihi ve sembolik açıdan önemli bir durak.
3. Dedeağaç Deniz Feneri


Şehrin en bilinen simgesi. Sultan II. Abdülhamit döneminde, 1880 yılında inşa edilmiş. Şehrin en hareketli noktasında yer alıyor. Gün batımında sahil yürüyüşü yapıyorsan, yolun zaten buraya düşüyor. Fotoğraf için ideal, geçip gitme.
4. Ermeni Ortodoks Kilisesi
Merkezde, sessiz sakin ama dikkat çekici bir yapı. Dedeağaç’ın çok kültürlü geçmişini anlamak için iyi bir durak. Yol üstünde görüp içeri bir göz atmalık.
5. Trakya Etnoloji Müzesi & Dedeağaç Tarihi Müzesi


Şehri sadece deniz ve restoranla sınırlamak istemeyenler için. Trakya Etnoloji Müzesi, bölgenin geleneksel yaşamını anlatıyor. Tarih Müzesi ise Dedeağaç’ın Osmanlı’dan Yunanistan’a uzanan dönüşümünü özetliyor. Kısa sürede geziliyor, sıkmıyor.
6. Makri Köyü (Makri Village)
Dedeağaç’tan İskeçe yönüne doğru yaklaşık 10 km. Küçük, şirin ve net şekilde görülesi. Yazın plaj keyfi için ideal, kışın ise tavernalar sahne alıyor. Benim favorim burada.
📍 St. George’s Tavern (Ay Yorgi): Midyeli pilav, ahtapot ızgara, kabak kızartması, domates sosunda karides, kalamar… Hepsi net şekilde çok iyi. Canlı müzik var, ortam sıcak. Ortalama bir restoran hesabı 20–50 €, ama çoğu zaman ana yemeğe geçmeden mezelerle doyuyorsun. Porsiyonlar büyük, cimrilik yok.
Açık söyleyeyim: Türkiye’de sıradan bir tatil beldesinde harcayacağın parayla burada plajlar ücretsiz, yemekler daha keyifli, akşamlar daha ucuz.
7. Porto Lagos ve Vistonida Gölü
Porto Lagos, küçük bir köy ama Yunanistan’ın en kuzeydeki limanlarından biri. Yaklaşık bin nüfuslu Porto Lagos’ta geçim balıkçılık ve turizm. Köy küçük ama ekolojik açıdan Trakya’nın kalbi sayılabilecek bir yerde duruyor. Tekneler, yatlar, küçük balıkçı gemileri için gerekli tüm bakım imkânları var.
Yine de buraya gelenlerin asıl derdi liman falan değil; herkesin gözü köyün hemen öncesinde, suyun üstünde duruyormuş hissi veren Agios Nikolaos (Aziz Nikola) Manastırı’nda. Vistonida Gölü’nün tam ortasında, küçük bir adacık üzerinde yükselen Agios Nikolaos Kilisesi ve hemen yanındaki Panagia Pantanassa Şapeli ile birlikte etkileyici bir manastır kompleksi oluşturuyor.
Manastıra ulaşmak başlı başına bir deneyim. Kıyıdan adaya uzanan ahşap köprüde yürürken altınızda su çalkalanıyor, çevrede sazlıklar hışırdıyor, martılar eşlik ediyor. Köprü fotoğraf için birebir; Porto Lagos’un kartpostallık kareleri tam da burada çıkıyor. Sessiz, sade, etkileyici… Abartıya gerek yok.
Yerel halk Yunanca konuşuyor ama kulak kabartırsanız Türkçe de duyarsınız. Açık söyleyeyim; Porto Lagos’a yolunuz düşerse Agios Nikolaos Manastırı’nı görmeden geçmek yazık olur. İlk bakışta insanı durduran, sakinliğiyle içine çeken nadir yerlerden biri.
Vistonida Gölü, Yunanistan’ın en büyük ikinci gölü ve önemli bir sulak alan. Kazlar, ördekler, kuğular, pelikanlar… Özellikle göç dönemlerinde kuş gözlemcileri için ciddi bir durak. Doğa sevenler için şehirden kısa bir kaçış.


🏨 Nerede Kalınır?
Şehirde çok sayıda konaklama seçeneği var. Hemen her türlü yıldızlı otel veya pansiyon bulabiliyorsunuz. Konaklama fiyatları 60-150€ arasında seyrediyor. Yaz dönemlerinde erken rezervasyon yapmakta fayda var. Şehir merkezinden yaklaşık 3 km batıda yer alan Alexander Beach Hotel and Casino Thraki’de kaldım. Otelin yenilenmiş odaları güzel, kahvaltı nefis.
Eğlence ve şans oyunlarına düşkün olanların durağı Casino Thraki, otelin yanı başında hizmet veriyor. İçeride Yunanca’dan çok Türkçe konuşuluyor. Otoparkta gördüğüm araçların çoğunun plakası 34 idi. Bizimkilerin Kıbrıs’a alternatif yeni casino rotası Dedeağaç olmuş anlaşılan. Casinoda oyun oynamak isteyenler giriş ücreti olarak 6€ ödüyor. Otel aynı zamanda geniş ve ferah toplantı salonlarıyla kongre turizmine de elverişli.
Açık konuşayım, Dedeağaç benim gözümde “yakın ama başka bir sürpriz” kategorisinde. İstanbul’dan yaklaşık 300 kilometre gidiyorsun, pasaportu gösterip sınırı geçiyorsun, bir bakmışsın ritim değişmiş. Dil farklı, tempo daha sakin, hava başka.
📍 Nerede, Nasıl Bir Yer?
Dedeağaç’ı cazip kılan sadece ulaşım kolaylığı değil. Burası biraz Yunanistan’ın Trakya yüzü gibi; tanıdık ama yabancı, sakin ama sıkıcı değil. Deniz kenarında yürüyüş yapıyorsun, mavi bayraklı plajlar şehrin hemen dibinde. Oteller düzenli, sokaklar canlı, restoranlar iddialı. Akşam sahil boyunca oturup deniz ürünleri eşliğinde uzo içmeden dönmek olmaz, yazık edersin.
🚘 Nasıl Gidilir?
İstanbul’dan gelmenin en pratik yolu Esenler Otogarı çıkışlı otobüsler. Metro, Ulusoy, Zorpidis, Derya Tur ve Alpar Turizm’in her gün düzenli seferleri var. Araçla gidiyorsan Tekirdağ – Keşan – İpsala hattını takip et. Sınırı geçtikten sonra yarım saat içinde Dedeağaç’tasın.
Özel araçla 4–5 saat, otobüsle 5–6 saat sürüyor; net şekilde hafta sonu kaçamağı mesafesi.
Uçakla gelmek isteyenler için şehir merkezine 6 km uzaklıkta bir havalimanı var. Atina’dan günde iki uçuş yapılıyor. Şehir içinde ise taksi fazlasıyla yeterli; fiyatlar İstanbul’a kıyasla insanı rahatlatıyor, pazarlık stresi yok. Daha fazla bilgi Dedeağaç’a nasıl gidilir yazımda.
Bir de işin rota tarafı var. İskeçe, Gümülcine, Kavala zaten çok yakın. “Madem geldik” diyenler için Thassos Adası da karşıda; plajlarıyla meşhur. Bu yüzden bölge Türk ziyaretçi açısından oldukça popüler ama Dedeağaç hâlâ dozunda, hâlâ keyifli.
Bana göre Dedeağaç; kısa sürede yurt dışı hissi almak, deniz kenarında sakin ama dolu dolu vakit geçirmek isteyenler için birebir.
Gidip de “eh işte” diyen görmedim. Tadı damağında kalıyor, sonra bir daha gitmenin planı yapılıyor. Bu iş genelde böyle bitiyor.







Dedeagac’a geldiginizde, Taverna Zorbas’a ugramadan gecmeyiniz uygun fiyatlariyla seckim mutfagiyla, dil problemi ve yabancilik cekmegeyeceniz tek lokanta.
Yazın adalar…kışın buralar… yani Kavala, Selanik çevresi
Yani aslında Makedonya falan düşünüyordum ama bu yazınız beni tereddüte düşürdü, acaba mı dedim :)
Yeşil sigorta yani uluslararası trafik sigortası yurtdışına araçla çıkacaklar için zorunlu evraklardan biri.
Yunan Adaları her zaman daha önceliklidir bana göre.
Yunan adaları ve Dedeağaç arasında kaldım. Kışın hangisine gitmemi tavsiye edersiniz?
Ne güzel yerler, yaz için not defterime kaydediyorum. Bir arkadaşım da Taşöz adasını önermişti. İnşallah ikisini birlikte ziyaret edeceğim.