Selanik, kültürü, insanları ve yaşam tarzıyla bize hiç yabancı gelmeyen; komşu ülke Yunanistan’ın gerçekten görülmesi gereken şehirlerinden biri. Buraya adım atan herkes İzmir’in atmosferini hissediyor. Denizi, havası, sahil şeridi ve yemek kültürüyle İzmir’e çok benziyor; ama açık konuşayım, sokaklarında, çarşısında ve pazarında dolaştıkça şehrin güzelliğinin ve çekiciliğinin yer yer İzmir’den bile daha etkileyici olduğunu düşündüm.
Marketleri —ya da bizim deyimimizle pazar yerlerini— severim. Çünkü renkler, kokular ve aşina olmadığınız seslerin arasında gerçek hayatı hissedersiniz. Pazar yerleri bir müzik gibidir; kelimelerle anlatmak zordur. Kokular renge, renkler seslere, sesler düşlere karışır; hepsi birlikte bir ritme dönüşür. Bu kavramların aynı anda dans ettiği yerlerdir pazarlar. Doğa da zaten seslerden, renklerden ve kokulardan oluşmuyor mu?
Selanik şehir merkezindeki Modiano Market de tam olarak böyle bir yer. Rengârenk meyveler, sebzeler; zeytinler, baharatlar ve tezgâhlara dizilmiş et çeşitleriyle yaşayan bir organizma gibi. 1908 yılında Musevi mimar Eli Modiano ve ailesi tarafından yaptırılan bu pazar, şehrin çok kültürlü geçmişinin canlı bir hatırlatıcısı. Zaten yüzyılın başına kadar Selanik nüfusunun neredeyse yarısını Museviler oluşturuyordu; Modiano Market de bu tarihsel katmanların hâlâ nefes aldığı yerlerden biri.
Modiano Pazarı: Agora Modiano
Selanik’e gelip de Modiano Pazarı‘nı görmeden dönmek, bu şehri tam anlamıyla deneyimlememiş sayılırsınız. İlk adımınızı pazarın tarihi giriş kapısından attığınız an, beş duyunuza birden hitap eden bir dünyaya giriyorsunuz. Burası sadece alışveriş yapılan bir yer değil, şehrin nabzının attığı, günlük hayatın en samimi halinin sergilendiği canlı bir sahne.
Agora Modiano, Selanik’in sadece en büyük kapalı pazarı değil; kentin yeme-içme hafızası. Aslına sadık kalınarak tamamen yenilenmiş haliyle bugün hem yerel ürünlerin hem de uluslararası tatların buluştuğu, özellikle yemek meraklıları için kaçırılmayacak bir durak.
Selanik’in Yunanistan’daki en iyi gastronomi şehirlerinden biri sayılması tesadüf değil. Sokak lezzetinden fine-dining restoranlara kadar uzanan bu çeşitlilik, şehrin yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı kültürlerin ve Selaniklilerin o meşhur hayata düşkünlüğünün bir sonucu. Ve neredeyse bir asırdır bu işin kalbi Agora Modiano.
1917’deki büyük Selanik yangını sonrası şehir merkezinin yeniden tasarlanması sürecinde planlanan pazar, 1930’da Paris’te mimarlık eğitimi almış, kentin köklü Yahudi ailelerinden birine mensup Eli Modiano tarafından tamamlanıyor. Cam çatısı ve iç mekân düzeni Paris pazarlarını andırsa da, tezgâh sahiplerinin sesi, pazarlık dili ve enerjisi her zaman tam anlamıyla Selanik.
Bu kapalı pazar yeri bugün kentin en önemli et pazarı olarak biliniyor. Dükkânlar sattıkları ürünlere göre düzenli biçimde ayrılmış; kasaplar ve balıkçılar bir bölümde, sebze–meyve satanlar başka bir alanda yer alıyor. Baharatçılar, peynirciler ve diğer ticari dükkânlar ise pazarın farklı bir kısmında sıralanmış durumda.
Bu ana bölümlerin arasına pastaneler, fast-food mekânları, küçük tavernalar ve kahveler serpiştirilmiş. Özellikle öğle ve akşam iş çıkış saatlerinde pazar oldukça kalabalık oluyor. Açık konuşayım: genel durumu pek iyi sayılmaz; yapı olarak ciddi bir restorasyon ihtiyacı olduğu çok net hissediliyor. Ama tam da bu haliyle, Selanik’in gündelik hayatını filtresiz görmek isteyenler için hâlâ fazlasıyla sahici bir durak.

Bugün Modiano, orijinal mimari karakterini (hatta mozaik zeminlerinin bir kısmını bile) koruyarak modern ve çok kültürlü bir gıda pazarına dönüşmüş durumda. Neoklasik girişleri Vasileos Irakliou ve Ermou caddelerinden açılıyor; Aristoteles Meydanı’na ve sahile yürüme mesafesinde.
İçeride yaklaşık 75 tezgâh, ürün türlerine göre mahalle mahalle ayrılmış:
– Meyve-sebze
– Deniz ürünleri
– Et (alışık olmadığınız premium kesimler dahil)
– Baharatlar, kuruyemişler
– Şarküteri, peynirler
Bir yanda zeytinyağlı dondurma, diğer yanda Yunan mikro-bira üreticileri, yerel bağlardan şaraplar, zanaat ekmekler ve taze kurabiyeler… Gözünüz de karnınız da aynı anda doyuyor.
Sokak yemekleri (İtalyan mutfağı, falafel, vegan seçenekler dahil) balkondaki ortak masalarda yenebiliyor. Üst katta ayrıca sıfır atık bar, brunch mekânı, etkinlik alanları ve hatta dijital göçebeler için çalışma alanları var. Yani burası sadece pazar değil, yaşayan bir sosyal alan.

Açık konuşayım: Agora Modiano, Selanik’in yemekle kurduğu ilişkiyi tek bir çatı altında anlatıyor. Buraya sadece alışveriş için değil, şehri anlamak için geliyorsunuz. Kalabalığı, sesi, kokusu ve o ortak masa haliyle… Selanik tam olarak böyle bir yer.
Pazarın hemen yakınında Aristoteles Meydanı yer alıyor. Şehrin en gözde noktalarından biri olan Aristoteles Meydanı, yıl boyunca pek çok kutlama, festival ve kültürel etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Sokaklarında dolaşıp her seferinde dönüp dolaşıp yeniden geldiğim bu meydan, dinlenmek ve insanları izlemek için birebir. Hele bir de hafta sonuysa ve hava güzelse, meydan gerçekten capcanlı; Selanik’in nabzı burada atıyor.
Selanik’te eğlenceli ve yerel bir akşam arayanlar için bana Miravolos Symirni adlı taverna önerilmişti. “Mucizevi İzmir” anlamına gelen bu mekân, yolu Selanik’e düşenlerin rahatlıkla uğrayabileceği, sıcak ve samimi bir adres. Selanik turu planlayanlar bunu bir kenara not etsin.
Ege Denizi’nin kıyısına zarifçe yayılmış Selanik, sabahın erken saatlerinde tembel ve sakin bir şehir gibi görünüyor. Sokaklar ağır ağır uyanıyor, kahveler yavaş yavaş doluyor.
Ama bir gerçek var: pazar yerleri asla sessiz olmaz. Ne yapın edin, aralarına karışın. Selanik’i gerçekten hissetmek istiyorsanız, kalabalığın içine girmekten çekinmeyin. Çünkü bu şehir, en çok insanlarının arasında kendini anlatıyor.




