Erken kalkıp, kaldığım Bedevi kampında biraz ekmek, peynir ve çay ile kahvaltı ettikten sonra, şafak sökmeden Wadi Rum’daki Bedevi kampımızdan ayrılmıştık. Wadi Rum’un görkemine gerçekten tanıklık etmek için balon gezisi yapmaya karar vermiştim.

Henüz yoldayken, Güneş, Wadi Rum’un, topraktan fışkırırcasına yükselen dağlarının üstünden kendini göstermeye başlamıştı.

Wadi-Rum-Sunrise

İnsanlar şehirlerini kuruyor, geliştiriyor, yeniliyor ve dönüştürüyor. Kuralları şehrin yaratıcıları koyuyor, ancak zaman şehri alıp götürüyor. Savaşlar, depremler, felaketler ve göçler sonrası viran yerler kalıyor geride.

Oysa doğa sade ve basit. Bize karmaşık gelen doğa kanunların basitçe anlayan Bedeviler, burada sade bir hayat yaşamayı öğrenmişler. Bu aslında bir sanat bir açıdan. En basiti bulup onu yaşama sanatı. Hem inanılmaz bir öğretmen, hem de çok sağaltıcı etkisi var.

Modern insan şehirlerde teknolojinin gölgesinde yaşıyor. Oysa deli gibi çalıştığımız işimizde, fırsat bulunca kaçıp sığındığımız şey doğa oluyor. Tatil planlarımızı, çoğunlukla şehrin yoğunluğundan uzak, doğa ile iç içe yörelere yöneliyoruz.

Aslında basit, sade ve doğa ile içi içe geçmiş bir yaşamı hayal eden bizler, şehirlerin girdabında kaybolmuş haldeyiz; Wadi Rum’un bu çöl ortamında sade yaşayan bedeviler kadar mutlu değiliz. Hem şehir yaşamını tercih ediyoruz, hem ilk fırsatta kendimizi doğanın kucağına atıyoruz. Bu ironik paradoks ile yaşamaya devam ediyoruz.

Wadi-Rum-Balon-Gezisi

Zaman çabucak geçmiş, şafak sökmüş ve güneş Wadi Rum’u çevreleyen dağların üstünden kendini göstermişti. Wadi Rum’un eşsiz coğrafyasında, yerden 120 metre yüksekte sıcak hava balonunun içinden olağanüstü manzaraya şahit olurken bunlar aklımdan gelip geçiyordu.

Bir zamanlar Nebatilerin, Bizans’ın, Romalıların yaşadığı, Haçlı ordularının, Osmanlının ve hatta Arabistanlı Lawrence’in geçtiği kızıl topraklara gökyüzünden bakıyordum.

Wadi-Rum-Desert

Wadi-Rum-Baloon

Birkaç gün sonra rehberim Alhameed’e, Ürdün’de en sevdiği yeri sorduğumda alacağım cevap olacaktı. Ay Vadisi olarak da adlandırılan ve 74.000 hektar alana yayılan Wadi Rum, onun sıcak kumlarında ve soğuk gecesinde geçirdiğim 1 gün içinde bile gönlümü fethetmişti. Bu ne de olsa doğaya dönüştü.

Samanyolu’muzu dolduran milyonlarca yıldızın ve dolunayın altında; rengi güneşle değişen dik kumtaşı kayalıkları, dağları ile sonsuzmuş gibi görünen bu gizemli çöl insanı kendine bağlıyor. Bedevilerin binlerce yıldır buralardan vazgeçmeyişi de bundan olsa gerek.

Ürdün’ün Akabe şehrine giderseniz Wadi Rum’a uğrayın. Belki ne demek istediğimi daha kolay anlayabilirsiniz. Şehirlerin yapay illüzyonunda kendinizi yitirmemişseniz eğer.

18 Şubat 2014, Wadi Rum, Akabe, Ürdün

3 YORUMLAR

  1. İnsanın bazen kendi kendisiyle kalmasına ihtiyaç var. Çöller bunun için yeteri kadar sessiz. Neden insanların çölde yaşadıklarını anlayabiliyorum ben de.

  2. Doğaya dönüş başladı son dönemlerde sahiden. Ancak yeterince erken olmadığı kanısındayım. Söylediğiniz gibi insanoğlu modernlikten kaçıp ilk sığındığı şey doğa oluyor. Doğayla dost olmayı becerebilirsek burası gibi nice güzel yerleri gelecek kuşaklara bırakabileceğiz…

  3. Kemal Bey, nefes kesici bir yolculuk sizinki. İnanin cesaretinize ve adanmisliginiza hayranim. Bu paylasimlarinizi bir kanalda program veya DVD ile çeşitlendirseniz ne iyi olur. Yeni yolculuklarinizda kolaylıklar diliyorum. Sevgiler.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!