Mısır, 5.000 yıla dayanan geçmişi, hiyeroglifleri, piramitleri, mumyaları, efsaneleri, tapınakları, özellikle Nil Deltası’nda toplanmış olan firavunlar devrine ait tarihi anıtları ile âdeta bir açık hava müzesi.

Dünyanın en büyük açık hava müzesi olarak kabul edilen Luksor’da bulunan Colossi of Memnon, 18. ve 20. Hanedanlık döneminde Yeni Krallık’ın firavunları ve güçlü asilleri için inşa edilen mezarların olduğu Krallar Vadisi’nde yer alıyor. Memnon Heykelleri, Hurgada’dan Luksor‘a gitme sebeplerimden birisiydi.

Ne yazık ki çok az bir bölümü günümüze kadar ulaşabilmiş II. Amenhotep’in mezar tapınağının koruyucusu olan bu heykeller, Mısır’ın zengin ülke tarihinin günümüzdeki en önemli yansımalarından birisi. II. Amenhotep; ülke kültürünün öne çıkan figürleri Ramses, Kleopatra, Nefertiti ve Tutankhamun kadar ünlü birisi.

Luksor’a 675 km uzaklıktaki, Kahire yakınlarındaki taş ocaklarından çıkarılan kuvarsit kumtaşı bloklarından yapılmış bu dev ikiz heykeller, tam 3,400 yıllık. 18 metre yüksekliğindeki Memnon Heykelleri, bakışları Nil Nehri’ne doğru olan III.Amenhotep, ellerin dizinde oturur pozisyonda betimlenmiş. Nil’in batı kıyısındaki bu heykellerin her birinin 720 ton ağırlığında olduğu söyleniyor. Kuzey yönündeki heykelin bazı parçaları MÖ 27 yılında bir deprem sırasında düşmüş.

III. Amenhotep (Amenofis) hükümdarlık döneminde antik Mısır ülkesi o zamana kadara Mısır tarihinde görülmemiş bir yüksek refah seviyesine ve kültürel ve sanatsal ihtişama erişmiş ve bu dönemdeki Mısır’ın sanat gücü ve uluslararası siyasi gücü bir zirveye erişmiş.

Colossi Of Memnon

The Great Colossi Of Memnon (MÖ 1350)

Memnon Heykelleri, Roma Döneminde de popüler uğrak yerlerden biri olmuş. Birçok ünlü Romalılar ve diğer yolcular, bu büyük heykeller hakkında şiirler yazmış ve taşların üzerine bunları betimlemiş.

Memnon Heykelleri, geçmişte bazı günlerde, şafakla birlikte arp sesine benzeyen bir ses yükseldiğinden dolayı “Şarkı Söyleyen Memnon” adıyla da anılıyor. Bazı teoriler, bunun rüzgar nedeniyle çatlaklardan yankılanan sesler olduğunu; kimisi de gündüzün sıcağın etkisiyle ısınan taşların, akşam serinliğinde doğal daralmasına bağlıyor.

Ne yazık ki Roma İmparatoru Septemius Severus (MS 193-212) döneminde gerçekleşen restorasyon ile bu sesler sonsuza kadar yok olmuş.