Filipinler’in Palawan Adası’nın en kuzeydoğu ucunda yer alan El Nido ve çevresindeki Bacuit Bay olağanüstü güzelliklere sahip. Bu coğrafyada yaptığım tekne turlarının tadı damağımda kaldı. Aynı duyguları bir daha yaşayabileceğimi sanmıyorum.

Birkaç gündür birlikte takıldığımız, dünya turuna çıkmış Brezilyalı arkadaşım Eduardo, Filipinler’in dünyaca ünlü Boracay Adası’na gitmek için sabah ayrıldı. Ben de dorm odasına geçtim (250Peso, 11TL). Sabah kahvaltımı işletmecisi Filipinli bir kızla evli olan Alman olan birinin restoranında yaptım.

Çok güzel bir kız çocukları vardı, onu severken geldi, tanıştık. Kendisi küçükken annesi çalıştığından kendisini Türki bir bakıcı büyütmüş. Bakıcının çocuklarıyla birlikte oynadığından birkaç kelime Türkçe biliyordu ve peş peşe hepsini sıralayınca şaşırdım. Uzak coğrafyalarda, yabancı birinin ağzından Türkçe bir şeyler duymak her zaman beni şaşırtmıştır.

Kahvaltımı yaparken tanıdık bir sesten good morning cümlesini duyunca başımı çevirdiğimde karşımda gördüğüm çift bana tanıdık geliyordu. Evet! Coron’da birlikte vakit geçirdiğimiz Alman çiftti bunlar. Onlar da Coron’a dün gelmişler. Deniz çok dalgalı olduğundan biraz perişan olmuşlar. Dün yemek için güzel bir bar keşfetmişler, akşam yemeği için orada buluşmak üzere ayrıldım.

Bugünkü planım Tour A’yı gerçekleştirmek. Pazarlıkla bileti 100P indirtmiştim. Benim acente yeteri kadar kişi toparlayamayınca beni başka bir şirketin botuna dâhil ettiler. Kalabalık bir Filipinli grubu dışında 1 İspanyol, Slovakyalı genç bir çift, bir de Hollandalı yaşlı bir ablamız vardı.

İlk durağımız Small Lagoon oldu. Teknemiz bu defa büyük olduğundan 100 metre kadar lagün girişinin gerisinde demir attı. Paletlerimi takıp, şnorkelle çok sığ suda epeyce yüzüp girişe geldim. Yürümeye çalıştıysam da kayalar ve zemindeki mercanlar, deniz kabukları dolayısı ile ayaklar acıyınca yine şnorkelle yüzmeye çabaladım.

Eksikliğini hissettiğim şey bir su altı kameramın olmamasıydı. Lagüne giriş kısmı birkaç metre genişlikte, ancak denizin altına doğru V şeklinde daralarak iniyordu. Su berrak olduğundan görüntü şahaneydi. İçeride L şeklinde büyükçe bir oda bulunuyor. Yine küçük mağaramsı bir küçük odası da bulunuyor.

Lagün girişinde çok sayıda balık var ve bazıları oldukça da iriceydi ve yine ilginç olan şey bunların beni ısırmaya çalışmasıydı. Birkaç atağa maruz kaldıysam da sürekli hareket halinde olduğumdan başarılı olamadılar. Bir tanesi az daha burnuma kadar sokulup göz göze geldiğimizde son anda elimle kendimden uzaklaştırmıştım. Filipinli gruptan tekneye gelenlerin kızların birçoklarının bacaklarında balık ısırıklarının izleri ve kızarıklıkları vardı. Çok da tehlikeli değil, ama insan ürkmüyor değil hani.

Küçük Lagün sonrasındaki durağımız, onun belki 20 katı büyüklüğünde Big Lagoon. Belki de 1-2 futbol sahası kadar kayalıklar arasında oluşmuş bu genişçe lagün El Nido’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi. Teknemiz büyük olduğundan yine geride demir attı. Küçük tekneler yanında kano ile lagün içerisine gidenler vardı.

Burada daha iri balıklardan olan Lapu Lapu’nun olduğu ve yüzmenin çok da tavsiye edilmediğini duyduk. Slovakyalı genç ve ben sadece oraya yüzdük. Diğer herkes teknede kaldı. Bir kısmını yürüyerek bir kısmını yüzerek geçtim. Sığ suda yürüyerek gidilebilen noktaya kadar olan yerden de lagünün büyük bir kısmı görülebilir.

Entalula Adası’nda öğlen yemeği molası verdik. Nereye varsak yeni güzellikleri keşfediyoruz. Herhalde değil sadece Filipinlerin, dünyanın da en güzel plajlarından biri olmalı. Berrak, parıldayan deniz, onun içerisinden bir ağaç gibi yükselen ilginç kaya formasyonları göz kamaştırıcı.

Küçük Lagün, Büyük Lagün derken öğlen yemeği sonrası sıra diğer bir lagüne gelmişti, Screet Lagoon. Bu bölgede bir çok yer hakikaten gizli, saklı gibi. Ufacık bir delikten geçiyorsunuz karşınıza içerisinde beyaz kumları olan gizli bir plaj çıkıyor. Siz teknenizin kayalıklara doğru gittiğini düşünürken, kayalıkların arasından karşınıza bambaşka güzelliklerin kapısı çıkıyor.

Screet Lagoon’de öylesi bir yerdi. Teknemiz yakınına gelinceye kadar deliği fark etmedik. Delikten kolayca karşıya geçtiğimizde ise 20 metre genişliğinde sığ bir lagünle daha karşılaştık. Başınızı kaldırıp da gökyüzüne baktığınızda bence asıl başka bir güzelliği orada bulabilirsiniz.

Shimizu Adası yakınındaki koyda demir attığımızda bu defa balıklarla yüzüyorduk. El Nido’nun en iyi şnorkelle dalış yapma yerlerinden  birisi. Yemekten arta kalan ekmekler denize atıldığında ise etrafınızda binlerce balığın ekmek derdinde çırpındığını görebilirsiniz. Burada balıkları beslemeyi alışkanlık haline getirmiş olmalılar ki, dokunabilirsiniz bile balıklara, kaçmıyorlar.

Son durağımız ise Seven Commandos Plajı. El Nido kasabasının şahane manzarasını oluşturan dağın arkasındaki bu plaj gün batımını izlemek için ideal bir konuma sahip. Kaplumbağaların yumurtlama dönemi olan Ocak-Mayıs arası plajın bir kısmı kordon altına alınıp, kaplumbağa yumurtaları korunuyor. Plajda küçük bir büfe var. Plajdan ayrıldığımızda hafif yağmur yağmaya başladı, hava serindi.

Akşam Rick Son’s adlı barda Coron’da tanıştığım, birbirimizin adlarını hiç sormayıp birlikte keyif alarak vakit geçirdiğimiz Alman çiftle buluşup yemeğimizi yedik. Yemekleri şahane olmasa da reggie tarzı canlı müzik yapmada çok başarılıydılar. Alman arkadaşlarımla yarın Tour B’yi yapmaya karar veriyoruz. Hayatımda hiç 2 defa üstüste tekne turu yapmamıştım, El Nido’da yarın 3.süne gideceğim.

Day 481: Filipinler: 28 El Nido, 27 Kasım 2011

6 YORUMLAR

  1. Gözümü kapattım ve soğuğa rağmen o güneşin sıcaklığını kemiklerimde hissedebiliyorum. Denizin tuzlu tadı ve dingilik veren sesi…
    Yeşilin farklı tonları.

    • Sualtı fotoğraf makinem olsa ne hoş fotoğraflar çekerdim Fiji ve Sabah’ta. Doğrusu fotoğraflarımı pek beğendiğimi söyleyemem. Asya’da ışık güçlü, contrast çok fazla. Benim ışık ve teknik bilgim yok denecek kadar az.

      O kadar güzel yerler ki, cameram güzellikleri olduğu gibi sergilemekte yetersiz, yenisini alsam ne iyi olur.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!