Ana Sayfa Afrika Zambiya Zambezi’nin Kıyısında Sessiz Bir Lüks: Royal Chundu

Zambezi’nin Kıyısında Sessiz Bir Lüks: Royal Chundu

24049

Royal Chundu, Zambiya’nın ünlü Zambezi Nehri kıyısında, gerçekten el değmemiş sayılabilecek bir doğanın içine kurulmuş özel bir lodge. Konumu güçlü; nehir kenarında, şehir gürültüsünden tamamen kopuk. Ahşap villaların her biri geniş pencerelere ve özel terasa sahip. Manzara direkt nehre bakıyor. Sabah uyandığınızda ilk gördüğünüz şey su ve sis oluyor. Mekânın en büyük lüksü gösteriş değil, alan ve sessizlik.

Konaklama tarafı konforlu ama abartılı değil; doğal malzeme ağırlıklı, sade ve şık. Gün içinde doğanın sesi sürekli fonda. Akşamüstü Zambezi’de gün batımı gerçekten etkileyici; ışık değiştikçe nehrin rengi koyulaşıyor. Servis profesyonel, misafirperverlik dengeli. Yemekler özenli ve kaliteli; hem yerel dokunuşlar var hem uluslararası standart korunmuş. Royal Chundu’da 2 gün geçirdim. Bana göre burası “her şeyi yapayım” destinasyonu değil; yavaşlamak, dinlenmek ve gerçekten kopmak isteyenler için doğru adres.

Royal Chundu Lodge, Zambia
Royal Chundu Lodge, Zambia

Zambiya, turizm vitrininde Güney Afrika, Botsvana ya da Tanzanya kadar parlamıyor; ama açık söyleyeyim, ben bunu avantaj görüyorum. Paket tur otobüsleri, selfie kalabalıkları, “beş dakikada safari” temposu burada yok. Atmosfer daha ham, daha filtresiz. Doğa önde, gösteri arkada.

Ama romantize etmeye de gerek yok. Altyapı her bölgede güçlü değil. Özellikle yağmur sezonunda bazı yollar çamura dönüyor, mesafe kısa olsa bile süre uzuyor. Vize süreci ve sınır geçişleri sabır istiyor. Planı gevşek yaparsanız, “hallederiz” derseniz yorulursunuz. Zambiya spontane gezgin için değil; hazırlıklı giden için keyifli. Net.

Royal Chundu: Zambiya’da Zambezi’nin Kalbinde Bir Sığınak

Royal Chundu, Zambiya’nın Zambezi Nehri kıyısında, Victoria Şelalesi’nin yaklaşık 30 km yukarısında kurulmuş bir cennet köşesi. Bu lodge bana göre sadece bir konaklama yeri değil; doğanın ritmini doğrudan içine aldığınız, Afrika’yı tüm çıplaklığıyla hissettiğiniz bir deneyim alanı. Bölge iki bölümden oluşuyor: River Lodge (nehir kenarında 10 süit) ve Island Lodge (nehir ortasındaki Katombora Adası’nda 4 villa). Her iki bölüm de suyun sesi, kuşlar ve kuşkusuz o geniş ufukla sohbet ediyor gibiydi.

River Lodge villaları, nehrin hemen kıyısındaki sessiz 15 km’lik özel su hattına bakıyor. Bizim kaldığımız süitler sabah uyanınca karşınıza yalnızca su, antilop ve uzak kıyıdaki Zimbabwe manzarası çıkarıyor. Island Lodge ise daha özel ve romantik bir rota; tahta güverteden nehri izlemek, gün batımını tubbeli küvetinizden seyretmek bambaşka hissiyat yaratıyor.

Kendine has Afrika ruhu burada sadece manzara ile sınırlı değil. Royal Chundu, konuklarına safari ya da ekstrem macera sunmak için değil, Zambezi’nin doğal ritmiyle uyumlanacak bir ortam sağlamak için tasarlanmış. Ama elbette aktif kalmak isteyenler için de seçenek bol. Nehirde gün batımı turları, kano gezileri, balık tutma, kuş gözlemleri, hatta rehberlerle köy yürüyüşleri ve kültürel turlar gibi aktiviteler var. Bunları yaparken sadece “tourist” gibi değil, bölgenin parçası gibi hissediyorsunuz.

Royal Chundu River Lodge

Zambiya denince çoğu kişinin aklına önce safari gelir; ama Royal Chundu, ülkenin başka bir yüzünü gösteriyor. Zambezi Nehri’nin kıyısında, doğayla yarışmayan, onunla uyum içinde duran bir sığınak burası. Gürültüsüz bir lüks anlayışı var. Gösterişli değil; iddiasını manzarasından ve dinginliğinden alıyor.

Royal Chundu, Zambiya’nın dünyaca ünlü Victoria Şelalesi’ne ev sahipliği yapan Livingstone şehrine yaklaşık 40 km mesafede konumlanıyor. Toplamda 14 özel villadan oluşan tesis, Afrika’nın o sıcak, doğal ve dokulu karakterini mimarisine yansıtmış.

Villaların 10 tanesi Zambezi Nehri kıyısında, doğrudan suya bakacak şekilde konumlanmış. Diğer 4 villa ise Katomboro Adası üzerinde yer alıyor. Ada tarafı daha izole, daha romantik ve mimari olarak biraz daha iddialı. Manzara geniş, atmosfer daha özel. Açık söyleyeyim; ada villaları mahremiyet arayanlar için bir tık daha etkileyici.

Nehir kıyısındaki villalar, kendilerine ait lounge, restoran ve havuz alanıyla ana bölümden ayrı bir düzen sunuyor. Bu alan, ana tesise yaklaşık 4 km mesafede ve Zambezi’ye doğru uzanan bir kara parçası üzerine kurulmuş. Yani gerçekten suyun içine doğru uzanan bir burun gibi düşünün.

Süitler Rodezya tik ağacından inşa edilmiş ve nehre doğru uzanan kalın kazıklar üzerine oturtulmuş. Tamamı ahşap, yüksek tavanlı ve ferah. Doğaya rağmen değil, doğayla birlikte tasarlanmış bir yapı dili var. Ana mekândan odalara, yine kazıklar üzerinde yükselen ahşap yürüyüş yollarıyla ulaşıyorsunuz. Gece o yürüyüş yolunda ilerlerken suyun sesi alttan geliyor; mekânın ruhu tam olarak burada başlıyor.


Dev ağaçların ve sazlıkların arasında adeta saklanmış gibi duran villalar, lüks ile sadeliği dengeli biçimde bir araya getiriyor. Abartılı bir ihtişam yok; ama detaylı düşünülmüş bir konfor var. Odaya girer girmez en çok dikkat çeken şey, kocaman yatağı dört bir yandan saran cibinlik. Hem görsel olarak güçlü bir atmosfer yaratıyor hem de doğanın tam ortasında olduğunuzu hatırlatıyor.

Burada şehir sterilitesi beklemek hata olur. Net söyleyeyim; doğanın kalbindesiniz. Ben kaldığım iki gün içinde birkaç küçük böcek gördüm. Panik yapılacak bir durum değil. Zararsızlar ve odalar düzenli olarak ilaçlanıyor. Ayrıca her odada sinek kovucu losyon ve böceksavar sprey mevcut. Yani önlem alınmış ama doğayı tamamen dışarıda bırakma gibi bir yaklaşım yok. Zaten bu deneyimin ruhu biraz da burada.

Villanın geniş terasının önünde yükselen sazlıklardan kurbağa ve cırcır böceklerinin sesi hiç eksik olmuyor. Akşamüstü ayağınızı uzatıp nehre karşı oturmak, kitabınızı açmak ciddi bir terapi. Yanınızda dürbün varsa karşı kıyıdaki Zimbabwe tarafını ve nehir çevresindeki hareketliliği izlemek ayrı bir keyif.

Ancak gün batımından sonra artan sivrisinek ve uçan böcekler nedeniyle teras çok konforlu olmuyor. En ideal zaman sabah saatleri. Uyanır uyanmaz çayınızı ya da kahvenizi alıp terasa çıkın. Hatta yatak odasının önündeki tamamen açılır katlanır pencere sistemini sonuna kadar açın. Sabahın serinliğiyle birlikte nehir ve orman havası içeri dolsun. O an, Royal Chundu’nun neden özel olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.


Royal Chundu’da sabahlar aceleye gelmiyor. İstediğiniz saatte çay ya da kahve sipariş ediyorsunuz; özel hazırlanmış küçük bir kabinle odanıza bırakılıyor. Zili duyduğunuz an “gün başladı” demek. İsterseniz odadaki ekipmanla kendiniz de hazırlayabilirsiniz ama o servis ritüelinin keyfi başka. Sabah sisi nehrin üzerinde ağır ağır dağılırken fincanı elinize almak, burada lüksün tanımını değiştiriyor.

Banyolar da en az oda kadar iddialı. İki kişinin aynı anda rahatça duş alabileceği çift duş başlığı var. Alan geniş, ferah ve en güzeli banyodan bile nehir manzarasını görebiliyorsunuz. Doğanın içindesiniz ama konfordan ödün verilmiyor. Süitlerin tamamı aynı mimari dilde; yüksek tavan, ahşap ağırlıklı tasarım, sade ama karakterli bir dekorasyon. İçerisi o kadar huzurlu ki insan çıkmak istemiyor. Ama hayat dışarıda akıyor.



Resepsiyon ve ana alan oldukça keyifli. Her detayda o Afrika dokusunu hissediyorsunuz; doğal malzemeler, sıcak tonlar, abartısız bir şıklık. Hemen önünde nehre doğru uzanıyormuş hissi veren bir sonsuzluk havuzu var. Yan tarafında ise uçuşan beyaz tüllerin arasında masaj alanı… Gün batımına yakın orada uzanmak, yorgunluğu sıfırlıyor.

Kahvaltı, hava güzelse resepsiyonun önündeki ahşap verandada servis ediliyor. Tropikal meyveler taze, marmelatlar alıştığınız tatlardan farklı. Deneyin. Yağmur varsa servis iç mekâna alınıyor; ambiyans yine güçlü ama açık havadaki hissi başka.

Akşam yemekleri ise gerçekten bu tesisin en güçlü taraflarından biri. Abartmıyorum, menü sıradan bir lodge menüsü değil. Şefler kendi yorumlarını katıyor, tabakları tek tek anlatıyorlar. İçeriği, pişirme yöntemi, malzemenin nereden geldiği… Hepsini dinliyorsunuz. Bu yaklaşım yemeği bir ritüele dönüştürüyor. Benim gibi gastronomi konusunda iddialı olmayan birini bile her lokmada mutlu etmeyi başardılar.

Bir detay daha: yemek takımlarının tamamı gümüş. Küçük ama karakterli bir dokunuş. Royal Chundu’da lüks bağırmıyor; detaylarda kendini gösteriyor.


Bana sorarsanız Royal Chundu, ideal olarak burada en az 3–4 gece kalınacak bir yer. 1–2 gece içinde sadece manzara tadı alırsınız ama bu lodge’un derinliğini, ritmini ve sabahın ilk ışıklarıyla uyanan doğa seslerini gerçekten hissedebilmek için biraz daha zaman bırakırsanız iyi olur. Sakin bir çift tatili, yalnız başına doğa molası ya da aileyle huzurlu bir rota arayanlara uygun – her yaştan gezgine hitap ediyor.

Konum olarak Royal Chundu, Livingstone Havaalanı’na yaklaşık 50 km uzaklıkta. Buradan özel transfer ayarlayıp gittiğinizde zaten “şehir temposu” yavaş yavaş akıp gidiyor. Konaklama tamamen nehri merkeze alacak şekilde tasarlandığı için akşamüstü verandada bir içki, sabah nehir kenarında kahvaltı ya da gün ortasında gölgede kitap okuma gibi minik ritüeller bile ayrı bir tat veriyor.


Katombora Adası Lodge

Katombora Adası Lodge gerçek bir saklı cennet. Royal Chundu’nun Katombora Island Lodge tarafı, nehir ortasındaki özel Katombora Adası’nda dört geniş süitle sınırlı, gizlilik ve doğayla baş başa kalma odaklı bir evrense. Adanın kendi korunaklı rapids akıntıları arasında yer alan bu villa grubu, doğayla iç içe ama asla konfordan ödün vermeyen bir deneyim sunuyor.

Villalar sahiden de etkileyici. Açılır pencerelerin hemen önünde Zambezi Nehri’nin çağlayan ritmi var; açık teraslar, doğa sesleri, kuş melodileri… İçeri girdiğinizde bana “işte ben burada yaşarım” dedirten bir atmosferle karşılaşmıştım, ve evet, yerinde fotoğraflar olsa daha iyi anlatırdı.

Her süit hem minimalist hem de lüks detaylarla donatılmış. Geniş yatak alanı ve açık oturma bölümü nehre bakıyor; sürgülü katlanır pencereleri açınca doğayla aranızda hiçbir engel kalmıyor. Dışarıda hipopotam sesi duymanız mümkün — korkulacak bir şey yok, bu nehrin karakteri sadece bir parçası. Kuş sesleri ve su sesiyle bütünleşen bu ambiyans gerçekten nadir bulunur türden.

Terasın önü geniş bir deck; buradaki küvet, köpüklü banyo düşleyenleri mutlu eder. Gün batımında verandada oturmak, sakin su yüzeyine dalmak ya da sadece kitap okumak için ideal. Royal Chundu’nun dekorasyonu özgün ve estetik: hem elit bir “relaxation” hissi veriyor hem de doğayla uyumlu.

Burada sadece “bir otelde konaklamak” değil, Zambezi’nin ritmiyle dolaşmak var. Sabah nehir manzarasıyla uyanmak, gün batımında sessizliği dinlemek ve adanın dinginliğinde kaybolmak… Bu lodge bana göre Afrika’nın en sakin ve en şık kaçamaklarından biri.


Katombora Adası Lodge süitleri, “exclusive” ve “luxurious” kavramlarını gerçekten yaşatıyor. Kocaman yatak odası ve ona bağlı açık oturma alanı, her açıdan Zambezi Nehri manzarasına bakıyor. Sürgülü katlanır pencereleri açtığınızda, doğayla aranızda hiçbir engel kalmıyor; adeta nehrin içinde yaşıyormuş hissi veriyor.

Karşı kıyının Zimbabwe olduğunu hatırlatmak lazım; ara sıra hipopotam sesi duyabilirsiniz, şaşırmayın, Afrika deneyiminin bir parçası bu. Kuş seslerine dalmak ve nehrin ritmini dinlemek, sabah uyanışın ve günün keyifli anlarının temelini oluşturuyor. Bu süitlerde 2 yetişkin ve 2 çocuk rahatça kalabiliyor.

Terasın önündeki küvet, köpüklü banyo hayali kuranları tam anlamıyla mutlu ediyor. Otelin dekorasyonu hem özgün hem estetik; içeride vakit geçirirken dışarı çıkmak istemiyorsunuz, o kadar etkileyici bir atmosfer var. Katombora Adası Lodge, doğayla bütünleşen lüksün ve sakinliğin nadir bulunduğu bir deneyim sunuyor.


Royal Chundu’nun Katombora Adası Lodge tarafında geçirdiğim zaman bana şunu net gösterdi: burası sadece “gidilecek otel” değil, Zambezi’nin ritmini doğrudan içine çektiğiniz bir deneyim alanı. Sürgülü pencerelerden nehre baktığım sabahlarda, hipopotamların hafif sesleriyle uyanmak; terasta kitap okurken kuş şarkılarına eşlik etmek… bunlar fotoğrafa sığmayan anlar. Eğer Zambiya’da yavaşlamak, doğayla uyumlanmak ve Afrika atmosferini birebir hissetmek istiyorsanız, burası bir ziyaret değil, bir süreliğine “orada yaşama” fırsatı veriyor.

Katombora Adası Lodge, sadece bir konaklama noktası değil, unutulmaz bir Afrika sabrı, sessizliği ve doğa yakınlığı vaat eden bir mola. Bence burada sadece gün sayısı değil, anların kalitesi önem kazanıyor. Hazırlıklı gelin; ama en çok da açık yüreklilikle gelin. Zambiya size fazlasını verecek.


Royal Chundu aktiviteleri

Royal Chundu’da kaldığım süre boyunca yaptığım aktivitelerden biri de Malambo Köyü ziyaretiydi ve bence burası Royal Chundu deneyiminin olmazsa olmazlarından.

1. Malambo Köyü

Malambo Village Royal Chundu

Royal Chundu’da aktiviteler deyince akla sadece lodge içi rahatlık gelmiyor; çevreyi keşfetmek de önemli bir parça. Benim deneyimime göre en etkileyici olanlardan biri Malambo Köyü ziyaretiydi. Bu köy, Royal Chundu’nun desteklediği Mukuni köyüne oldukça yakın. Hala geleneksel yaşamlarını sürdüren köylüler, mümkün olduğunda organik olarak yetiştirdikleri sebze ve meyveleri otele satıyor; fazlası şehir pazarlarına gidiyor.

Ben otelin ayarladığı tekne ile Zambezi Nehri üzerinden köye gittim. Yol boyunca nehrin sesi ve çevredeki doğal yaşam, köye yaklaşırken heyecanı artırıyor. Köylüler su ihtiyaçlarını genellikle nehirden karşılıyor, fakat timsah tehlikesi sebebiyle otel, köy için dev bir su tankı inşa etmiş. Elektrik olmayan köyde bazı evler ise güneş panelleriyle aydınlatılıyor, hem sürdürülebilir hem de otantik bir deneyim sunuyor.

Köyde ayrıca küçük bir hediyelik eşya bölümü de var; el yapımı ürünler, kumaşlar ve organik yiyecekler bulunuyor. Edith adındaki rehberimiz, köyü adım adım gezdirdi, üretim süreçlerini anlattı ve köylülerin günlük yaşamına dair küçük ama etkileyici detayları paylaştı. Nehir kenarında suya ulaşmaya çalışan çocukları timsah tehlikesinden korumak için yapılan düzenlemeler, otelin köy ile olan yakın işbirliğini gösteriyor.

Net söyleyeyim, Malambo Köyü sadece bir ziyaret noktası değil; Royal Chundu’nun çevre ve topluluk ile kurduğu bağın en somut örneği. Gelecekte bir gün buraya birkaç gece kalmayı da planlıyorum. Zambiya’ya yolunuz düşerse, bu ilginç ve otantik köyü görmeden dönmeyin.

2. The Royal Chundu Foundation School

Royal Chundu School

The Royal Chundu Foundation School ziyareti, Royal Chundu deneyimimin en anlamlı parçalarından biriydi. Okul, Zambezi civarındaki çocuklara kaliteli ve erişilebilir eğitim sunmayı amaçlıyor ve tüm masrafları Royal Chundu Vakfı karşılıyor. Anaokulundan üçüncü sınıfa kadar eğitim veriliyor, çocuklar tabletlerle öğreniyor ve modern eğitim imkanlarına erişebiliyor.

Ben okulda çocuklarla birkaç saat geçirdim; hepsi çok meraklı ve neşeliydi. Yanınıza kalem ve defter gibi küçük hediyeler almanız onları mutlu ediyor. Öğle yemeği ve kahvaltı desteği de veriliyor, eğitim kadar beslenmeye de önem veriliyor.

Bu okul, Royal Chundu’nun topluma dönük gerçek bir katkı modeli. Sadece manzara değil, insanları ve geleceklerini de deneyimliyorsunuz. Royal Chundu’da vakit geçiriyorsanız Foundation School’u mutlaka ziyaret edin; hem çocukların dünyasını göreceksiniz hem de Zambiya’da eğitimin değerini hissedeceksiniz.

3. Livingstone ve Victoria Falls

Royal Chundu Activities

Livingstone ve Victoria Şelalesi, Zambiya gezimin en unutulmaz duraklarından oldu. Livingstone küçük, sakin ve gezmesi kolay bir kasaba; ama asıl cazibesi, dünyanın en etkileyici şelalelerinden biri olan Victoria Falls. Şelale kasabanın birkaç km dışında ve çevresinde fillerin ve diğer vahşi yaşamın dolaştığı milli parklar bulunuyor.

Kasabada mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri de Livingstone Mosi-oa-Tunya Müzesi. Afrika yerel yaşamı, kabile kültürleri ve kolonyal dönem hakkında güzel bilgiler sunuyor; kısa bir ziyaret bile bölgeyi anlamanızı sağlıyor.

Victoria Şelalesi, yılın Şubat-Nisan aylarında su seviyesinin en yüksek olduğu dönemde gerçekten muazzam. Ben Kasım ortasında ziyaret ettim; su seviyesi nispeten düşük olsa da bu dönemin avantajı Devil’s Pool’da yüzme deneyimi sunması. Şelale turuna çıkarken yağmurluk ve şemsiye almayı unutmayın; suyun gücü ve serinliği her an hissediliyor.

Kısacası, Livingstone ve Victoria Şelalesi, Zambiya’nın hem doğal hem kültürel yüzünü aynı anda görmenizi sağlayan duraklar. Ziyaretinizi planlarken günün erken saatlerini tercih etmek ve uygun kıyafetlerle gelmek deneyimi kat kat artırıyor.

4. Sunset Cruise

Royal Chundu River

Royal Chundu’da Zambezi Nehri üzerindeki aktiviteler bana sorarsan sadece “ekstra uğraşlar” değil, buranın ruhunu hissettiren büyük parçalardan biri. Özellikle Sunset Cruise ve Canoe & Picnic turları, sessizliğiyle, vahşi yaşamla ve nehrin ritmiyle doğrudan temas kurmanızı sağlıyor.

Günün en sakin, en renkli anı nehir üzerindeyken başlıyor. Pontoon tekneye biniyorsun, nehir geniş bir kopya gibi kıvrılıyor ve güneş ufka yaklaştıkça su altın, pembe, turuncu tonlara bürünüyor. Zambezi’nin bu zamanı gerçekten “gün batımı” değil, renk şöleni gibi.

Tur sırasında rehberler hayvanlara dikkat ediyor; timsahların kıyıdan suya kayışını, su içinde yüzen hipopotamları dinlemek olağan. Dilersen yanına bir sundowner (gün batımı içkisi) alabiliyorsun; akşam serinliği ile bu manzara bir arada, hafızaya kazınacak türden.

Ben akşamüstü Sunset Cruise’a çıktığımda gökyüzünün renkleri nehrin yüzeyine yansıdıkça zamanın durduğunu hissettim. Hipopotamların nefes sesini dinlemek, suyun hafif hafif kıyıya vurmasını izlemek… Tur rehberinin verdiği ilginç bilgiler de bu deneyimi daha değerli kılıyor.

5. Zambezi Kano Gezisi & Gizli Piknik Noktası 🛶

Royal Chundu Kayaking

Royal Chundu’nun kano deneyimi, nehir üzerinde sessizce ilerlemenin bambaşka bir yolunu sunuyor. Nehrin sularını aşamalı olarak kat ederken rehberler, hippo ve timsah bölgelerine dikkat ediyor — ama bu “tehlikeli” değil, doğanın doğallığı.

Kano turunda, nehrin sessiz kanallarına sızmak bambaşkaydı. Motor sesi yok, sadece kuş sesleri ve küreklerin suya dokunuşu. Piknik alanı tam bir sürpriz oldu: beklenmedik bir ada, sadece bizim için hazırlanmış bir masa, hafif esinti ve Zambezi’nin sakinliği.

Rehberler istersen sana kürek tutma imkânı da veriyor; istersen koltuğa yaslanıp doğanın akışını izle. Kuşlar, su kenarındaki yaşam ve su yüzeyinde ışığın dansı, günlük gezinin çok ötesine geçiyor.

Kano gezisinin en özel yanı, nehrin ortasında saklı bir adada (secret picnic spot) durup yapılan piknik. Burası gerçek bir kaçış alanı: jackalberry ağaçlarının gölgesinde, piknik örtüsü, hafif mezeler, soğuk içeceklerle nehrin sesi eşlik ediyor.


Nasıl Gidilir?

Royal Chundu’ya ulaşım nispeten kolay ama planlı olmalı:

  • Uçuş: Uluslararası uçuşlar genellikle Livingstone Havaalanı (LVI) veya Lusaka Uluslararası Havaalanı (LUN) üzerinden yapılır. Livingstone’a direkt uçuşlar daha pratik; Lusaka’dan yaklaşık 2,5–3 saat kara yoluyla gelip Livingstone’a ulaşabilirsiniz.
  • Transfer: Royal Chundu, Livingstone şehir merkezine ~40 km uzaklıkta. Birçok konuk için en rahat seçenek, otelin sağladığı özel transfer hizmetini kullanmak. Havaalanından özel araçla lodge’a ulaşım nispeten hızlı ve güvenilir.
  • Araç Kiralama: Kendiniz seyahat etmeyi planlıyorsanız Livingstone veya Lusaka’daki uluslararası araç kiralama ofislerinden 4×4 bir araç kiralamak en esnek rota olur. Yollar genel olarak ana güzergâhlarda iyidir; ama lodge’a yaklaşırken arazi tipi yavaşlatabilir, bu yüzden 4×4 önerilir.
  • Yollar & Zaman: Livingstone’dan Royal Chundu’ya ulaşım yolu genellikle asfalt; ama yağmur sezonunda bazı yan yollar çamurlu olabilir. Planınızı kuru sezona göre ayarlamak trafiği ve sürüşü kolaylaştırır.

İpucu: Transfer saatinizi gün ışığında planlayın. Zambezi kıyısına inerken gün batımını kaçırmamak, lodge’a varış anını daha özel kılıyor.

6 Yorumlar

  1. Ben orada misafir olduğumu belirtmişim ve otel hakkında verdiğim tüm bilgiler doğru. Bu otelde paramla da kalsaydım 50.000 dolar da harcasaydım, yazacağım yazılar aynı olurdu. Benim bir şeyleri sizin tabirinizle “bedavaya getirmem” sizi rahatsız ediyor. Bu bedavaya getirmek değil, öyle olsa buyrun siz de yapın

    Bugün sevdiğiniz sanatçı jilet, şampuan, ev, araba, dondurma reklamına çıkıp sırıtarak “şunu kullan” diyor ve üzerine milyon dolar alırken onlara da aynı nefretle kusuyor musunuz? Onlara da “bedavaya getirmiş” diyor musunuz? Sizin şu okuduğunuz blog için yıllık harcadığım emeğin karşılığı yüzbinlerce TL’ye eşdeğerken siz burada hem bedava bilgi alıyorsunuz hem de çemkiriyorsunuz. Neden?

    Bir bloggerin dünyayı “bedava” gezmesi mi sizi rahatsız ediyor? Bedava yattığı oteli yazması mı? Sizin bakış açınız ise “sponsorlu gezginleri” sihirli değnekle yok ettiğinizde elinizde hangi blog, hangi site, hangi instagram hesabı kalır acaba? Kimisi çektiği fotoğrafı, yazdığı yazıyı gazeteye, dergiye satar onunla gezer. Ben arada alış satışın olmadığı, para kullanamdan bir otelde “bedava” yatıyorsam bu sizi enden rahatsız eder. Sizin geceliği £1200 otelde kalacak durumunuz olsaydı böyle “çemkirir miydiniz? Yoksa “aa sevgilim, bak dünyanın en özel otellerinden birini keşfettim” mi derdiniz?

    Her şey bir yana ben bloggerim; her türlü deneyimimi yazarım, yazıyorum. Bu ister sizin tabirinizle “sponsorlu” olsun ister olmasın. Bedava kaldığım yer reklam oluyor da bedava kalmadığım, para harcadığım zaman reklam olmuyor mu olacak? Gazetelerde, TV’de çalışan herkes sponsorlu o zaman, herkes karşılığında para alıyor. Ben sadece 2 gece uyudum ve bunu yazdım, aynı deneyimi yaşamak siteyen için.

    Şu yaftalamaları ne zaman bırakacaksınız? “ne zaman bedavaya getiriyorsunuz uzun detaylarıyla yazıyorsunuz” cümlesi. Ne kadar iğrenç bir yaftalama. Ne kadar kibir dolu. Sanki bloggerlerin işi/varlığı size her şeyi uzun uzun anlatacak içerikler hazırlamak. Yemezler, içmezler, kiraları yok, geçindirmeye çalıştıkları aileleri yok… Tek amaçları zaten bedava yemek içmek, yatmak… O zaman detaya yazıyorlar da diğer zamanlar kuş kadar yazıyorlar… Öyle mi?

    Yoksa Zambiya hakkında başka bilgileri blogumda aradınız bulamadınız ondan mı çemkiriyorsunuz? Adama bak, oteli yazmış, diğer yerleri yazmamış diyin. Oysa adamın koluna serum bağlayıp ölünceye kadar yazacaksın desen ömür biter yazacaklarım bitmez. Ne zaman ne yazacağımı parmaklarım bilir. Mesela 1 haftadır evet tam 1 haftadır günde 15 saat çalışarak, araştırarak hazırladığım yazıya göz at:

    https://yoldaolmak.com/vizesiz-ulkeler-vize-istemeyen-ulkeler-guncel-liste.html

    Kaç bin kelime? Hayatınız boyunca paylaştıkaları bilgilerini kullandığınız bloggerlere kaç defa teşekkür ettiniz?

    Bu blogda günde 5$ harcayacak sırt çantalı için de bilgi var, binlerce doları savuracak insanlar için de bilgi var. Ve sizin Google’da birkaç saniye edindiğiniz o bilgiyi edinmek hiç kolay değil, ve ne kadar maliyetli olduğu konusunda hiçbir fikriniz yok. 8 yıldır yazıyorum. “Sizin gibilerle” az da olsa karşılaşıyorum. Bu eleştiriler beni demotive etmez, ama ilk defa birine yanıt veriyorum, genelde cevabım şu olur “:)” geçerim.

    Özetle şunu anlayın: Sponsorlu gezgin kavramı hiçbir zaman yoktur. Hiçbir gezginin de sponsoru yoktur. Eğer birileri, bir marka, bir otel, bir havayolu bir şeyi sizin tabirinizle “bedava” veriyorsa” bu o gezginin o “deneyimi” yaşaması ve yazması içindir. Deneyimlemezsem yazamam, yazamazsam bilemezsiniz. Bilemezseniz hayal edemezsiniz. Şimdiyse her şey parmağınızın ucunda.

    Siz bu blogu okurken alacağınız bilgiye bakın gerisini geçin. Topu topu en fazla 1-2 dakikanızı alır. Adam daha ikinci paragrafta otele misafir olduğunu yazmış. İçeriğe değer vermiyorsanız atlar geçersiniz, toplamda 10 saniyenizi almış olur.

    Ama eğer para derdiniz yok, hayatınızın en ilginç deneyimlerini yaşıyor olma amacında olsaydınız o zaman bu içerik sizin için altın değerindeydi. Tersini de düşünü. Bedava kaldığım bir hosteli yazsam uzun uzun, “zenginin biri” görese sizin gibi çemkirir miydi. Böylesi ucuz yerleri neden yazıyorsunuz 5$ der miydi???

    Bırakın insanlar dilediği gibi gezsin, dilediği gibi yazsın. Toplum olarak her türlü bilgiye ihtiyacımız var. İşinize yaramıyorsa kapatın, başka sitelerde arayın. Blogda binden fazla yazı var, her birini ne şartlarda yazdığımı bir ben bilirim. Bilseydiniz eğer…

  2. Royal Chundun’un geceligi £1200. Ya cok zenginiz ya da burada bedava kaldiniz ve otelin reklamini yapiyorsunuz. “Royal Chundu’ya 2 gün misafir oldum” Ne zaman bir seyleri bedaya getiriyorsunuz o zaman uzun uzun butun detaylariyla yaziyorsunuz. Biktik artik sizin gibi sponsorlu “gezginlerin” yazilarindan. Azicik gidin kendi paranizla gezin cunku biz oyle yapiyoruz.

  3. Kullandığın GSM firmasının uygulamasını indir akıllı telefon kullanıyorsan. Uygulama üzerinden kredi kartıyla yükleyebilirsin. Ya da bir arkadaşına mesaj gönder o yüklesin. GSM firmalarının internet sayfalarından da yükleniyor olması lazım. İnternet bankacılığı kullanıyorsan oradan da yüklenebilir.

Yoruma kapalı.