Aborjinlerin kutsal kayası Uluru, görmek istediğim yerlerin başında geliyordu. Kaldığımız yer olan Avustralya’nın göbeğindeki kasaba Alice Springs‘e 450 km uzaklıktaki Red Center olarak adlandırılan bölgede olan Uluru, zahmetli ama bir o kadar da güzel yolculuğu hak ediyor.

Sabah erkenden kalkıp hazırlandım. Saat 8 gibi, birlikte araç kiralayacağımız Avustralyalı Benjamin’de geldi, tanıştık. Araba kiralama işlemini internet üzerinden bir aracı şirket ile yapmıştım. Bu aracı şirket bilinen araç kiralama şirketi otolarını, onlardan hem daha ucuza hem de sınırsız kilometre vererek kiralıyordu, ancak aracı saat 12:00’dan sonra alabiliyorsunuz. Burada kiralanan araçlara günlük 100 km sınırlaması var ve yapılan her fazla kilometre için 0.28$ ek ücret talep ediliyor. Bu şirket sayesinde limitsiz km seçeneğine sahibiz.

Budget araç kiralama şirketine saat 12’de gidip, 2 gün için 225AU$ ödeyip Toyota Yaris’i aldım. İki günlük gezimiz için adam başı 75 AU$ ödemiş olduk. Yeni Zelandalı Laurie, Avustralyalı Benjamin ile birlikte, 450 km uzaklıktaki Red Center olarak adlandırılan Outback Australia, Uluru’ya doğru yola çıktık. İki saatlik sürüş sonrası Erlunda’da yakıt aldık. Adelaide yönünden gelenler bu kavşakta iniyor, kimisi otostop yapıyor, kimisi fiyatta anlaşıp bizim gibi araç kiralayanlara katılıyor. Burada bize katılmak isteyen bir çiftle tanıştık. Ancak araç küçük ve onların da sırtçantaları olduğundan kabul edemedik. Adeliade’den Alice Springs’e gelirken de otobüsüm burada mola vermişti.

Alice Springs’den Uluru Ulusal Parkına

Bu çöllerde yakıt deponuzun hemen her zaman dolu olması öneriliyor.  Yolda hemen hemen hiç viraj yok ve dümdüz, gökyüzündeki beyaz bulutlar, yeşil ağaçlar ve kırmızı toprakla ahenkli muhteşem bir manzarayı izleyerek yol alıyoruz. İlk önce oldukça süratli araç kullanmama rağmen saat 3:30 sonrası yavaşlamak zorunda kaldım. Bu saatler kanguru ve wallabylerin genelde aktif oldukları saatler olduğundan riske girmemek için daha kontrollü ve yavaş kullandım. Yol kenarlarında araçların ezdiği kanguruları sıkça görebiliyorsunuz. Yine bu yörede çölde yaşayan vahşi develer de araçlar için tehlike arz ediyorlar. Uluru ve Kata Tjuta’dan daha yaşlı olup sıklıkla da onlarla karıştırılan Mount Conner dağı izleme noktasında mola verdik. Özel bir arazi üzerinde olduğundan ancak özel turlarla ziyaret edilebiliyor.

Mount Conner
Petrol Tankerli Kamyon – Erlunda

Saat 5 gibi gün batımından önce Uluru-Kata Tjuta National Park girişini olduğu Yulara’ya vardık. Ulusal park girişinde kişi başı 25$ olan üç günlük ziyaret ücretini ödedikten sonra nihayet parkın içerisindeydik ve kısa bir süre sonra tüm görkemi ve kızıl görüntüsüyle Uluru karşımızdaydı. Gün batımına yakın olan bu saatlerde çok sayıda ziyaretçi Sunset lookout olarak adlandırılan otoparkı doldurmuş ve heyecanla, kızıl ışık altında büyüleyici bir manzara sunan aborjinlerin kutsal kayasını izliyordu. Oluru, gün ışığının açısına ve saatine göre farklı renkler alabiliyor; griden, kahverengiye ve nihayet siyaha dönen renkler. Bu saatler, yani gün batımında ise olabilecek en kızıl rengi aldığından muhteşem bir görüntü sergiliyor.

Çalı ve bitkilerle kaplı çöl toprağı yeşil, gökyüzü mavi ve ikisi arasındaki kutsal kaya Uluru ise kıpkızıl. Bir müddet mola verip bizde kalabalığa karışıp, bu büyülü görüntüyü izleyip fotoğraf çektikten sonra tekrar aracımıza atlayıp kayanın etrafındaki araç yolunu kullanarak bir daire çizdik ve hemen kayanın dibinde olan otoparka geldik. Doğrusu insan kayanın bu kadar yakınındayken farklı hissediyor. Karşınızdaki bu görkemli kaya sanki uyuyormuş da, canlıymış hissi uyandırıyor. O parlak kırmızı rengi gitmiş, yerine kahverengimsi bir renk gelmişti.

Hava kararmadan oradan ayrıldık. Önce Yulara’ya dönüp camping alanının ücretlerini öğrendik. Kişi başı 17$ olan ücreti ödemeye niyetimiz olmadığı için kendimizi ulusal parkın dışına attık. Park sınırları içerisindeki bu ücretli yerler veya hostel ve oteller dışında konaklamak yasak olduğundan, biz de kampın hemen dışında çalılıklar arasında bir kamp yeri bulduk. Çadırlarımızı kurduk. Güneş battıktan sonra hava hızlıca soğumaya başlamıştı. Çevreye dağılıp kuru ağaç dalları toplayıp ateşimizi yaktık.

En son sanırım 2004 yılında, İzmir Bozdağ’da, -10 C ‘de kar üzerinde kurduğumuz bir çadırda kamp yapmıştım. Sıcak seven biri olarak benim için soğuk havada kamp yapmak zordu, ancak burası farklı. Gündüzün 20 dereceler civarında olan hava sıcaklığı kamp yaptığımız saatlerde 5 derece civarında. Marketten aldığımız patates ve soğanları kamp ateşimizde pişirip baharatlar ve ekmekle birlikte yedik. Konserve kutusuna su ekleyip yanımızdaki kahvemizi de içtikten ve bolca sohbet ettikten sonra gece 10 gibi çadırıma geçtim.Soğuk, gerçekten soğuk.

Yeni Zelanda’da almış olduğum şişme  yatağımı hazırlayıp, uyku tulumumla birlikte çadırımda nispeten konforlu bir uykuya bıraktım kendimi. Laurie ise arabada uyuyacak, Benjamin ise çoktan çadırında horluyordu.

Sabah erken uyanabilirsek gündoğumunda Uluru‘da izlemeye niyetimiz var. Yarın uzun ve yorucu bir gün beni bekliyor olacak.

Day 322: Avustralya:67. Uluru, 21 Haziran 2011

10 YORUMLAR

  1. Kutsal mekanlar Türkiye nin her köşesinde vardır ve sizleri sabırsızlıkla beklemektedir. Hemen Antalya ya bir bilet alın ve tarihi yerleri gezin.

  2. Budget rent a car; Antalya daki ofis oldukça ucuza araç kiralıyor kış aylarında günlük 20 € lara araç kiraladılar, bu havalimanında bulunan firmalar kışın çok ucuz veriyor. Güvenilir hem de.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!