Bozcaada, Ege’nin kuzeyinde sessiz ama sarsılmaz bir duruşa sahip. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olduğunu bilir ama bunu bir reklam panosu gibi göğsüne asmaz. Gökçeada’nın o biraz fazla içine kapanık halinden sıyrılmış, daha görünür ama hala seçici. Buraya ilk geldiğinde burnuna çarpan o keskin iyot ve kurumuş kekik kokusu, aslında sana adanın karakterini fısıldar: “Burada aceleye yer yok.”
Dışarıdan bakanlar için burası sadece bağcılık ve deniz demek olabilir ama adanın asıl gücü, insanın içindeki o bitmek bilmeyen telaşı kapıda bıraktırmasında gizli. Batı ucundaki devasa rüzgar santrallerinin o ritmik, derin uğultusu, adanın kendi müziği gibidir. Bağların arasında dolaşırken, toprağın o sıcak ve tozlu kokusuyla güneşin tenindeki yakıcı hissi birbirine karışır. Burası, gösterişten uzak ama kendinden emin, insanların kendi yolunu bulduğu bir yaşam alanı.

Bozcaada son yıllarda biraz fazla parlatılmış bir “vitrin” haline getirilmeye çalışılsa da, kalabalıkların çekildiği o akşamüstü saatlerinde, limandaki balıkçı motorlarının tıkırtısı hala en sahici sestir. Hafta sonu kalabalığı bazen adanın o vakur sessizliğini gölgeleyebilir, bu yüzden mümkünse ziyaretini hafta içine yaymaya çalış.
Kahvenizi ya da çayınızı alın; Bozcaada’yı anlatayım. Rüzgârla dövülmüş, üzümle beslenmiş, her taşı başka bir hikâye fısıldayan bir ada burası. Ege’nin hırçın rüzgârıyla terbiye edilmiş bu yerde vitrin süsü bir tatil beldesi yok; ne varsa yaşanmış, eskimiş ve hâlâ ayakta. Bozcaada nasıl bir yer, nerede, nasıl gidilir, neye benzer — kartpostallara değil, kendi deneyimlerime dayanarak anlatacağım. Çünkü burası gel-geç bir durak değil; ritmine uyana kendini açan bir ada.
Bozcaada Gezi Rehberi: Kalelerden Kadehlere Bir Ada Masalı 🏝
Bozcaada, Ege Denizi’nin kuzeyinde sessizce ayağını yere basan, zamansız ve gösterişsiz ama bir o kadar da güçlü bir karakter. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olmayı bilir ama bunu bir tabela gibi göğsüne asmaz. Çanakkale’ye bağlı olan bu toprak parçası, anakaraya 6 kilometre uzaklıkta, 40 kilometrekarelik bir alana yayılır. Burası, Türkiye’de il merkezleri hariç köyü olmayan tek ilçe; yani adanın her köşesi aslında tek bir ruhun parçası.
Adanın kişiliği, toprağın derinliklerine işleyen antik hikayelerden besleniyor. Mitolojide Tenedos, antik çağda ise Leukophrys adıyla anılan bu coğrafya, MÖ 3. binyıldan beri stratejik konumu nedeniyle sayısız el değiştirmiş. Pelasglar ile başlayan yerleşim; Fenikeliler, Persler, Büyük İskender ve Bizans gibi devlerin izlerini taşıyor. 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen ada, yüzyıllar boyu Osmanlı ve Venedik mücadelelerinin merkezinde durmuş. Sokaklarda yürürken, her taşta bu karmaşık ama mağrur geçmişin soğuk dokusunu hissedebilirsin.
Adada yaklaşık 500 yıl boyunca Türkler ve Rumlar omuz omuza yaşamış. Bu ortak yaşamın izleri, bugün sarmaşıkların arasından süzülen evlerin mimarisinde ve mutfaktaki kokularda gizli. 1831 yılında yapılan nüfus sayımında 439 Türk ve 793 Rum’un paylaştığı bu topraklar, bugün 3.023 kişilik bir nüfusa sahip. Rum mahallesinin dar ve düzenli sokakları ile Türk mahallesinin daha kıvrımlı hatları birbirine karışırken, adanın asıl ruhu bu iki kültürün fısıltısında saklıdır. Burada gelişim, betonla değil; korunan bağcılık ve restore edilen butik otellerle ölçülür.
Adanın fiziksel yapısı, rüzgarla girdiği o bitmek bilmeyen iddialaşmanın bir sonucudur. En yüksek noktası olan 192 metre yükseklikteki Göztepe’ye çıktığında, çevredeki 17 adacığın ve uçsuz bucaksız maviliğin keskin kokusunu içine çekersin. Adada 12 koy ve 12 burun bulunuyor; ancak bu koyların suyu, Ege’nin güneyine alışkın olanları sarsacak kadar serin ve diridir. Batı ucundaki rüzgar santrallerinin o derin uğultusu, adanın kalp atışları gibidir; modern dünyanın gürültüsünü değil, doğanın bitmek bilmeyen enerjisini temsil eder.
Özellikle İstanbul, Ankara ve Bursa gibi metropollerden gelen hafta sonu akınları, adanın o meşhur sessizliğini bazen bir tüketim panayırına dönüştürebiliyor. Bozcaada’nın o dürüst ve sakin yüzüyle tanışmak istiyorsan, kalabalıkların çekildiği Eylül sonu veya hafta içi sabahlarını tercih etmelisin.

Bozcaada Gezilecek Yerler 📌
Bozcaada, her adımda tarihin başka bir katmanıyla karşılaştığın, bir kadehte yüzyıllık bağların emeğini içtiğin bir açık hava müzesi. Bozcaada’da gezilecek yerler listesi, aslında bir keşif yolculuğu. Ada merkezi, o bildiğin turistik kalabalıktan sıyrılıp dar sokaklara daldığında sana asıl hikayesini anlatmaya başlar.
Bozcaada sokakları, adadan söz edildiğinde akla ilk gelen duraklardan. Arnavut kaldırımlı yollar, yan yana dizilmiş taş ve ahşap evler, burada süs olsun diye korunmuş bir dekor değil; hâlâ kullanılan, hâlâ yaşayan bir doku. Kimi ev küçük bir kafe, kimi restoran, kimi de butik otel olmuş; bu dönüşüm adaya yapay bir canlılık değil, gündelik bir hareket katmış. Özellikle Rum Mahallesi, mimari detayları ve sakin ritmiyle dikkat çekiyor.
Bu sokaklar “gezilecek” gibi değil, yürünecek yerler. Harita açmaya gerek yok; amaçsızca dolanmak burada en doğru yöntem. Bir köşede gölgede oturan bir masa, başka bir sokakta açık bir pencere, kapı önünde konuşan insanlar… Her sokakta küçük bir detay yakalarsınız. Bozcaada’yı tanımak, müzeden önce bu sokaklarda vakit geçirmekle başlar. Acele etmeyin; ada kendini adım adım anlatır.
Bozcaada’nın sembolü Bozcaada Kalesi, merkezde ayakta kalıp tarihle hakikatin (görsel: taş, işitsel: rüzgar) konuştuğu yer. Eski Rum Mahallesi’nin dar sokakları, sarmış sakaklar arasında zamanın (dokunsal: asırlar) yığılı olduğu hissini verir. Meryem Ana Kilisesi, adada ibadete açık tek kilise olarak, dinsel katmanlaşmanın izini taşır.
Doğa ve tarih beraber yürür burada. Göztepe (192 metre), adanın tepesinde gün batımını izlemenin yeri. Polente Feneri, denizden 32 metre yükseklikte, fotoğraf sanatçılarının mabedidir. Ayazma Manastırı, taş duvarları rüzgarla sınava çekerek ayakta kalır.
Plajlar vardır, hepsi farklı: Ayazma, Sulubahçe, Habbele, Beylik, Akvaryum, Çayır, Tuzburnu, Poyraz Limanı, Tekirbahçe. Hangisi seçilirse seçilsin, rüzgarı (işitsel) ve tuzu (koku) her yerde bulursunuz.
1. Merkezdeki Hafıza: Kale, Sokaklar Ve Çan Kulesi 🏰


Adaya ayak bastığınızda ilk dikkatinizi çeken yapı Bozcaada Kalesi oluyor. Limanın hemen yanında, ulaşması kolay ve hâlâ sağlam durumda. Ege’de bu ölçekte korunmuş kale sayısı çok az. Surlara çıktığınızda limanı, feribot iskelesini ve karşı kıyıyı net şekilde görüyorsunuz. Manzara güzel ama beklentiyi abartmayın; burası seyir terasından çok, adanın geçmişini okumak için çıkılan bir nokta.
Kaleden merkeze indiğinizde Eski Rum Mahallesi başlıyor. Renkli kapılar, taş evler, dar sokaklar… Evet, fotojenik ama açık söyleyelim: bazı sokaklar artık fazlasıyla “turistik düzenlenmiş”. Yine de aralarda hâlâ özgünlüğünü koruyan evler var. Mahallenin içinden yükselen Meryem Ana Kilisesi’nin çan kulesi, adada ibadete açık tek kiliseye ait. Çan sesi sık duyulmaz ama kule, adanın Rum geçmişini hatırlatan net bir işaret.
Merkezde kısa bir mola verip adanın geçmişini daha iyi anlamak isterseniz Bozcaada Müzesi ve Yerel Tarih Araştırma Merkezi işinizi görür. Çok kapsamlı sergiler beklemeyin ama adanın Osmanlı öncesi, Rum ve Türk dönemlerine dair temel bilgileri toparlamak için yeterli. Özellikle ilk kez gelenler için faydalı.
Bozcaada sokakları, adadan söz edildiğinde en çok konuşulan konu. Arnavut kaldırımı, taş ve ahşap evler yan yana. Bu evlerin çoğu artık kafe, restoran ya da butik otel olarak kullanılıyor. Bu durum adayı canlı tutuyor ama bazı bölgelerde aynılaşma hissi de var. En karakterli sokaklar hâlâ Rum Mahallesi tarafında. Tavsiyem net: belirli bir rota çizmeyin. Amaçsızca dolaşın, tabelalara değil ev detaylarına bakın. Merkez, hızlı geçilirse sıradan gelir; yavaş yürürseniz adanın gerçek yüzünü gösterir.
2. Bağların Büyüsü: Şarap Ve Kadim Gelenek 🍷
Bozcaada’yı anlamaya çalışıp şarap mirasını pas geçerseniz, hikâyenin önemli bir katmanı eksik kalır. Amadeus Vinotek, Ataol, Corvus, Gülerada, Talay Şarapçılık ve Yunatçılar — her biri bağlarında, mahzenlerinde ya da şişelerinde bir şey saklar. Bu adada şarap sadece içilen bir şey değildir; rüzgârla, toprakla ve zamanla kurulan uzun bir ilişkinin sonucudur. Üzüm burada acele etmez, ada gibi davranır. O yüzden şişenin içindeki tat, sadece damakta değil, hafızada kalır.
Açık söyleyeyim: Bozcaada şaraplı bir sabah da yaşanır, şarapsız bir akşam da. İkisi de eksik hissettirmez. Ama şarap yokken bile varlığını hissettirir; bağların kokusunda, rüzgârın taşıdığı toprak tadında, akşam serinliğinde. Adaya gelen biri için şarap içmek zorunlu değil; fakat burada bir şarap yolculuğu olduğunu bilmek önemli. Çünkü Bozcaada’nın dili sadece sokaklardan değil, bağlardan da konuşur. Dinlemek isteyene fazlasını anlatır.
3. Rüzgarın Ve Güneşin Dansı: Polente’den Göztepe’ye 🌅

Adanın en ikonik karesi, şüphesiz denizden 32 metre yükseklikteki Polente Feneri ve hemen yanındaki dev rüzgar gülleridir. Güneş alçalırken bu fenerin gölgesinde oturup rüzgarın uğultusunu dinlemek, Bozcaada’daki en gerçek andır. Eğer tüm adayı tek bir bakışla kucaklamak istersen, en yüksek nokta olan Göztepe’ye çıkmalısın. Yol üstündeki Ayazma Manastırı ise çınar ağaçlarının gölgesinde sana serin bir mola imkanı sunar.
4. Akvaryum Berraklığı: Kuzey Ege’nin Serin Koyları 🌊
Bozcaada plajları, “sıcak su” bekleyenleri biraz üzebilir ama o diriltici soğukluk bir kez alışınca bağımlılık yapar. Ayazma Plajı adanın popüler yüzüyken; Sulubahçe, Habbele ve Beylik daha sakin sığınaklar arayanlar içindir. Şnorkelini alıp Akvaryum Koyu’nun dibindeki o cam gibi berraklığı görmeden dönme. Daha bakir duraklar için Çayır, Tuzburnu, Poyraz Limanı ve Tekirbahçe plajlarını listenin üst sıralarına eklemelisin.
KISA BİR NOT: Polente’de gün batımını izlemek bir Bozcaada ritüeli olsa da, son yıllardaki aşırı kalabalık bazen o anın büyüsünü bozabiliyor. Yanına sandalyeni ve içeceğini alıp, daha sessiz bir burunda günün bitişini selamlamak çok daha sahici bir deneyim olabilir.
Bozcaada Nerede 📍
Bozcaada, Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale’ye bağlı; Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde dururyo. Haritada bakınca anakaraya uzaklığı sadece 6 kilometre ama ruhen mesafe daha fazla. Adaya ayak bastığınızda bu kopuş hemen hissedilir. Yerleşim, adanın kuzeydoğusunda, tek bir ilçe merkezi etrafında toplanmıştır. Başka bir merkez yoktur, başka bir hayat odağı kurulmamıştır. Bu rastlantı değil; Bozcaada’nın bilinçli bir tercihi, adanın kendi geometrisi.
Bozcaada’nın konumu, tarihini baştan yazmıştır. Çanakkale Boğazı’na hâkim bu nokta, binlerce yıl boyunca stratejik olmayı hiç bırakmamıştır. Bugün karşı kıyıda Gelibolu, Lapseki, Eceabat ve Kilitbahir gibi yerleşimler vardır; bu da adayı ulaşılmaz değil, ulaşmayı seçene açık kılar. Ama önemli olan şu: bu geçişkenlik adanın huzurunu bozmaz. Tam tersine, Bozcaada’ya bir özgürlük tanır. Yaşamak isteyen yaşar, ziyaret etmek isteyen gelir, geçip gitmek isteyen durmaz. Ada kimseyi tutmaz, kimseyi de çağırmaz. Bu mesafeli duruş, Bozcaada’nın en net karakteridir.
Bozcaada’ya Nasıl Gidilir Ulaşım Seçenekleri Ve Gerçekçi Rotalar 🚢
Bozcaada’ya erişim, hava yolu, deniz yolu, otobüs ve özel araç kombinasyonlarıyla sağlanır. Adaya doğrudan uçuş yok; mutlaka bir noktada karaya, ardından denize geçersiniz. Bozcaada ulaşım rehberi arayanların bilmesi gereken ilk gerçek bu. En yakın havalimanı Çanakkale Havalimanı, şehir merkezinde yer alıyor ve İstanbul Havalimanı’ndan düzenli seferler var. Alternatif olarak Balıkesir Edremit (Koca Seyit Havalimanı) ve Bursa Yenişehir Havalimanı da kullanılabilir ama yol uzar.
Çanakkale Havalimanı, Bozcaada’ya yaklaşık 60 km mesafede. Buradan adaya gitmek için önce Çanakkale Otogarı’na geçmeniz gerekir. Otogardan kalkan Geyikli dolmuşları ile Geyikli Yükyeri Feribot İskelesi’ne ulaşırsınız. Feribot yolculuğu yaklaşık 30 dakika sürer. Yaz sezonunda ayrıca Çanakkale–Bozcaada deniz otobüsü seferleri olur; yolculuk yaklaşık 1 saat, ancak bu seferler yalnızca yayalar içindir. Açık söyleyelim, yazın bu hatta bilet işi son dakikaya bırakılmaz.
Özel araçla gelenler için seçenek çok ama kafa karıştırmaya gerek yok. İstanbul çıkışlı sürücüler, Çanakkale Boğazı’nı üç ana noktadan geçer:
- Gelibolu–Çardak arabalı vapuru (15 dakika)
- Gelibolu–Lapseki Gestaş vapuru (30 dakika)
- Eceabat–Çanakkale Gestaş vapuru (25 dakika)
Hangi hattı seçerseniz seçin, yanlış yapmış olmazsınız. Boğaz geçişinden sonra Geyikli tabelalarını takip ederek yaklaşık 1 saat içinde iskeleye ulaşırsınız. Ardından feribotla adaya geçilir. Bu noktadan sonra tempo zaten düşer; feribotta telefonlar cebine girer, yol kendi halini alır.
İzmir yönünden gelenler için iş daha basit. Çanakkale merkeze girmeden Ezine–Geyikli güzergâhı takip edilir. Bandırma üzerinden gelmek de mümkündür: İstanbul–Bandırma deniz otobüsü ile yaklaşık 2 saat, ardından kara yoluyla Lapseki–Çanakkale hattı üzerinden toplamda 3 saat civarı bir yolculuk çıkar. Daha sakin bir alternatif arayanlar için Biga–Çan–Bayramiç rotası da tercih edilebilir.
Otobüsle gelmek isteyenler için seçenek bol. Pamukkale, Çanakkale Truva, İstanbul Seyahat, Kamil Koç gibi firmalar Geyikli Yükyeri İskelesi’ne doğrudan sefer düzenler. Kış sezonunda bazı seferler Ezine Otogarı’nda sonlanır; buradan minibüs ya da taksiyle iskeleye geçilir. Net söyleyelim: otobüsle gelenler için tek zahmet, feribot saatine uyum sağlamak. Onun dışında sistem düzgün çalışıyor.

Ama Bozcaada zaten hurra patırtı sevmez. Kendini öne atmaz, “beni seç” diye bağırmaz. Yolunu bilen gelir, bilmeyen de zamanla öğrenir. Adayı anlamanın ilk şartı da bu: acele etmeyeceksiniz.
Bir sabahınızı buna ayırın. Erken gidin, rüzgâr henüz tam gücüne ulaşmamışken. Taş sokaklarda yürüyün, tuzlu havayı içinize çekin. Polente Feneri’nde durup güneşin denizin üzerinden ağır ağır yükselmesini izleyin. Yanınıza bir bardak şarap alın, yaklaşık 3.000 yıllık bir tarihin üstünde durduğunuzu hatırlayın.
Burada zaman hızlanmaz. Ada sizi kovalamaz. Bozcaada, bekler. Siz de onun temposuna uyarsınız. Gün sonunda fark edersiniz ki ne ada sizden bir şey istemiştir ne de siz ondan fazlasını. Bozcaada gezi rehberi arayanların çoğu bunu yazar ama azı gerçekten yaşar. Siz yaşayan tarafta olun.





Bir sonraki ada planım olmaya aday :)