Pol Pot liderliğindeki Khmer Rouge, 1975-1979 tarihleri arasında 7 milyon nüfuslu Kamboçya’da tam 1,5 milyon insanın ölümüne ve bir o kadarının sakat kalmasına sebep oldu. Batılı ülkelerin göz yumduğu, hatta desteklediği bu soykırımdan sonra Kamboçya’da hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Pol Pot (asıl adı Saloth Sar) Fransa’ya eğitim görmek için gitmiş çiftçi bir ailenin oğluydu. Gençliğinde siyasi olarak oldukça aktifti, Kamboçya’da o sırada iç savaş vardı ve herkes tarafını seçmek zorunda bırakılmıştı. O da Fransa’da komünizme ilgi duymaya başladı, ama komünizmi çok radikal, hastalıklı bir şekilde yorumluyordu. Taş devri komünizmi deniyordu fikirlerine. Kamboçya’ya geri döndüğünde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Maocu bir gerilla örgütüne katıldı ve kısa sürede hızla yükselerek örgütün başı haline geldi. Khmer Rouge (Kızıl Khmer) diyorlardı kendilerine, 100,000 kişilik asker ordusu siyah üniforma üstüne kırmızı poşu takıyordu. İç savaşta sürgündeki kralın desteğini alan Pol Pot, rakibi olan generali devirerek ülkenin başbakanı oldu. Tüm yetki artık kendisindeydi.

Phnom Penh şehrine tanklarla girdikleri gün herkesin yüzü gülüyordu, halk askerleri alkışlarla ve kutlamalarla karşıladılar çünkü savaş artık bitmişti ve uzun zamandır bekledikleri huzur dolu hayata biraz olsun kavuşacaklardı. Ertesi gün aynı askerler şehri boşaltmaya başladı, yapılan anonslarda halkın yanına eşya almadan evlerini bir an terketmeleri ve şehir dışındaki tarlalara gitmeleri söyleniyordu. Çünkü Amerika birkaç gün içinde şehri bombalayacak, geride kalanlar bombardıman altında kalacaktı. Tabi tüm halk apar topar terketti şehri, şanslı olanların arabaları vardı ama fakirler günlerce, haftalarca yürümek zorunda kaldı askerler tarafından belirlenmiş yerlere.

Amerikan saldırısı falan olmadı, işin iç yüzü Pol Pot’un hastalıklı beyninde yatıyordu. Kendisi modern hayatın, paranın, eğitimin ve dinin zararlı olduğuna inanıyordu. Tek gerekli meslek çiftçilikti ve çiftçilik dışındaki tüm meslekler ortadan kaldırılmalıydı. Kamboçya sıfır yılına (Year Zero) geri dönmeliydi. Böylece yok etmeye başladı tüm şehirleri, hastaneleri yıktı, okulları kapattı, tapınakları yakıp heykelleri parçalattı, başta doktor, öğretmen, avukat, sanatçı, yazar gibi eğitimli kesim olmak üzere herkesi tutuklattı ve yüzlerce insanın tek hücreye yığıldığı hapishanelere dağıttı. Para kullanımını yasakladı, merkez bankasını yok etti. Eski siyasi rakiplerini, rakibi olabilecekleri, ünlü aktörleri, şarkıcıları, o sırada ülkede bulunan turistleri, herkesi sorgusuz sualsiz yakalıyordu askerler. Okuma-yazma bilmek, gözlüklü olmak, elleri nasırlı olmamak bile tutuklanma sebebiydi.

Koca ülkede hapiste olmayan sadece Kızıl Khmer askerleri ve çiftçilik yapan, pirinç tarlalarında köle gibi çalıştırılan insanlar kalmıştı. İş tutuklamalarla kalmadı, çok daha fazlası vardı. S-21 hapishanesinde akıl almaz işkenceler yapıldı, aç bırakıldı, kadınlara tecavüz edildi, açlıktan ya da dayaktan ölmeyenler kamyonlarla en yakındaki tesislere götürüldü. Bu tesislerde gözbağıyla bağlanan zavallılar genellikle palayla, zincirle, baltayla defalarca vurularak öldürüldükten sonra kafaları bedenlerinden sökülüyordu, silah kullanmıyorlardı çünkü kurşun israfı yapmak istemediler! Cesetler önceden kazınmış toplu mezarlara, kafalar ise ayrı bir yere atıldı. Ve çocuklar, bebekler…

Pol Pot çocukların öldürülmesinin çok önemli olduğunu, çünkü öldürülmeyenlerin seneler sonra intikam almak isteyeceklerini düşünüyordu. Bu yüzden bu küçük çocuklar bedenleri ağaçlara vurula vurula, olabilecek en vahşi şekilde öldürüldüler. Ölüm tarlaları (killing fields) bunun için vardı. Askerlerin hiç acıma duygusu yoktu, tek düşündükleri liderlerinin emrini yerine getirmekti. Ve bu sırada ülkeye milyonlarca mayın döşendi. Gitmemesi gereken yerlere ayak basanlar mayınların gazabını çekti, kısa sürede herkes sakat kalmış, herkes beyinsizleştirilmişti.

Bir belgeselde izlemiştim, her şey bittikten sonra 1980’de hayatta kalanlarla ropörtaj yapmışlar, adamın biri şöyle diyordu: “Ben ağaca tırmanırım, ağaca tırmanmak için yetişirildim. Başka bir şey yapmayı bilmem, sadece ağaca tırmanırım ve hindistan cevizi toplarım. Soru sormayın.” İnsanlar düşünmeye korkuyordu ve herkes birilerinin müdahale edip kendilerini kurtarmasını bekliyordu ama o yardım çoook uzun süre gelmedi. Üstelik soykırım devam ederken Birleşmiş Milletler’in düzenli toplantılarına Kamboçya da davetliydi, tek temsilci olarak bilin bakalım kim katılıyordu Kamboçya adına: Pol Pot! Başta ABD olmak üzere batılı ülkeler yaşanan katliamların bilincinde olmasına rağmen Pol Pot’a ne laf söyledi ne de yaptırım uyguladı, sadece seyirci kaldılar.

Kamboçya’yı kurtarma görevi komşusu Vietnam’a kalmıştı. Vietnam, Amerika ile olan savaştan çıkalı uzun süre olmamıştı, buna rağmen 1979’da ülkeye girerek Kızıl Khmer’leri kısa sürede yenilgiye uğrattılar ve hayatta kalan şanslı(?) insanları serbest bıraktılar. Geride 3,3 milyon ceset, harabe halinde masumların kanıyla bulanmış bir ülke kalmıştı. Pol Pot ve örgütün diğer liderleri hemen toz olarak Çin ile Tayland’ın ücre köşelerinde gerilla hareketlerine devam ettiler. Bu sırada Kızıl Khmer’ler İngiltere tarafından eğitildiler ve bir sonraki darbe için yoğun bir şekilde hazırlandılar.

Ancak 1997’de başkenti tekrar ele geçirme denemesi başarısızlığa uğradı ve Pol Pot yandaşları tarafından ömür boyu ev hapsine mahkum edildi. Sağlığı gitgide bozuldu ve 1998’de kalp krizinden öldü. Tüm eşyaları ve cesedi yakılarak Kamboçya’nın ufak bir köyündeki mezara konuldu. Örgüt zamanla zayıfladı ve diğer elebaşları çok geçmeden tutuklandılar. Yaptıkları suçların hepsini itiraf edip vicdanlarının rahat olduklarını belirttiler. Çünkü örgütün en önemli sloganı “Bizim için halkın canlı kalması kazanç olmadığı gibi, ölmesi de kayıp değildir” idi. Batılı ülkeler tarafından düzenlenen(!) uluslararası bir mahkemede ceza olarak 35’er yıl hapse çarptırıldılar ve şu anda cezalarını çekiyorlar. Herhalde birkaç yıla iyi halden serbest kalırlar.

Ülkenin toparlanması, binaların yeniden inşa edilmesi, tapınakların onarılması yıllar aldı. Ama halkın yaşadığı travmayı onarmak, işte o çok zordu. O kadar yakın bir tarih ki, Kamboçya’da şu anda yaşayan her bir ailenin bu olayla ilgili hatırası var. Şu anda bakıyorsunuz, yaşlı neslin yüzünde hep aynı acı ifadesi hakim, dillerini bilip anlatacaklarını dinlemeyi, onları anlamayı çok isterdim. Ülkenin her yerinde zamanla sayısız yetimhane açıldı, hayatta kalan öksüz yetimlerden şanslı olanlar yetimhanelerde barındırıldılar ama diğerlerinin ağır şartlarda çalıştırılmaktan ya da dilencilik yapmaktan başka çaresi yoktu. Ve mayınlardan her sene binlerce yeni insan ölmeye ya da sakat kalmaya devam ediyordu. Günümüzde bile ülke topraklarına gömülü toplam 4-6 milyon mayın olduğu tahmin ediliyor, korkunç bir rakam. Gideceklere tavsiyem, eğer kendi başlarına ülkeyi örneğin motorsikletle geçmek istiyorlarsa ana yolların ve kasabaların dışına çok çıkmamaları.

Yazı: Bekran Sarsılmaz

5 YORUMLAR

  1. Böyle bir hasta nasıl mutlak eşitliği ve özgürlüğü hedefleyen komünizmi temsil ettiğine inanılır. Adi bir faşisttir.

  2. Kamboçya belgesini bir kaç kez tvde izleme fırsatı bulmuştum. Hala belleğimdedir. Cani, merhametsiz, meczup Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kremler tarihin en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirmiş ve masum 1.5 milyon sivili, çocuk, bebek demeden hunharca katletmişler. Bu makaleyi okuyunca geçenlerde internette izlediğim Ruanda katliamı aklıma geldi.

    Belçika’nın ektiği nefret tohumlarıyla orada da iç savaş çıkmış ve 1 milyon insan maalesef öldürülmüş. 🙁 Allah’ın adaleti mutlak adalettir ve bunun hesabını mutlaka soracaktır. Said-i Nursi’nin dediği gibi “Zalimler için yaşasın cehennem”! Umarım dünya literatürüne bir daha bu tarz katliamlar geçmez, dünyadaki tüm insanlar barış içinde yaşar.

  3. Buraları gezince çok etkilendik. İnsan ürperiyor. Nasılda canilik yapılmış buralarda. Hitlerde farkı yokmuş.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!