Borneo Adası’nda, Api Dağının zirvesine yakın, The Pinnacles olarak adlandırılan keskin ve ilginç kaya oluşumlarını görmek için sabah 7:30’da yola çıktık. Bu tırmanış yolu sadece 2.4 km, ancak başlangıç noktası ile zirve arasındaki yükseklik farkı 1.200 metre. Yürüyüşün ilk yarım saatini neredeyse düz sayılabilecek orman içerisinde yapıyorsunuz, ancak sonrasında neredeyse 45 derecelik açıda kendinizi kan ter içerisinde, ağaç gövdelerine ve köklerine tutunarak tırmanmaya çalışırken buluyorsunuz.

Tırmanışı kolaylaştırmak için ağaçlar arasın halatlar çekikmiş. Yine bir çok tırmanma bölümünde kayalara çakılmış kazıklara bağlı iplerle kayalara tırmanıyor veya iniyorsunuz. Kimi yerlerde yine bu kazıklara tutturulmuş metal basamaklar ve platformları  kullanıyorsunuz.

Mulu Ulusal Parkı inanılmaz yağmur ormanları ile kaplı. Trekking yolumuz üzerindeki ağaç gövdeleri ve kayalar sarmaşıklar ve yosunlarla kaplı. Küçük sırt çantamda öğlen yemeğim ve  2 adet 1,5 litrelik su şişem var. Bu tırmanışta yanınıza 3 litre su almanız zorunlu. Sabahın bu erken saatinde tırmanışa başlamış olsak bile havanın ısınması, yüksek nem ve zorlu tırmanış nedeniyle çokça su kaybediyorsunuz.

Mini Pinnacles adı verilen yerde 15 dakikalık ilk molamızı verdik. Oturduğumuz yerden zor kalktık, ancak daha çok yolumuz var. 51 yaşındaki kılavuzumuzun arkasında tırmanışa devam ettik. Deneyim gerektiren, zor ve riskli bir tırmanış olduğundan adımlarınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Bu kayaların üzerinde yürürken veya tırmanırken yapacağınız herhangi bir hata ile dengenizi kaybetmeniz veya ayağınızın kayması ile kendinizi birkaç metre aşağıda kayaların üzerinde, bir yerinizi kırmış halde bulabilirsiniz. Elbette adım kayaların üzerinden, altından, arasından ve geçitlerden geçmek, zorlu bir basamağı atlatıp geriye dönüp bakıp nereyi ve ne kadar yükseğe tırmanmış olduğunuzu görmek, zirveye bir adım daha yaklaşmak heyecan verici.

Küçüklüğümde dağlarda çokça dolaşmış olmamdan dolayı, kayaların üzerinde yürümek veya tırmanmada sorunum yok. Boy avantajı da işe yarıyor ama ya nefes almak ve enerji? Onu da dinlenerek aşmaya çalıştık. Bu anlarda geriye doğru dönüp baktığınızda, inanılmaz güzellikte ve mavilikteki gökyüzü ve bulutların altında yemyeşil çarşaf gibi serilmiş ormanı görmek tüm o yorgunluklara değiyordu. Bu manzara eşliğinde kayadan kayaya sekerek, nihayet tırmanışa başladığımızdan 3 saat sonra Api Dağı’nın zirvesine yakın The Pinnacles izleme noktasına varmıştık.

Gökyüzüne doğru bir kule gibi yükselen, gri, keskin, dik ve kocaman The Pinancles Kayalıkları, bulunduğumuz yerin birkaç yüz metre aşağısında, iki tepenin arasında, yemyeşil ormanın içerisinde bulunuyor. Bu keskin kayalar, yüzlerce yıldır yağan yağmurların ve erozyonun kayaları aşındırması ile ortaya çıkmış ve bazılarının yüksekliği 40-50 metreyi buluyor. Dinlenmek için oturduğumuz kayaların hemen birkaç metre önünde de bu kayaların daha küçük olanlarından bulunuyor. Bu küçük pinnacles noktasında çok güzel fotoğraf çekme ve manzarayı izleme fırsatı var. Tabi dikkat etmek lazım, çok keskinler. Ben ve yol arkadaşım dışında diğer 6 kişi Polonya’dan. Önce onlar bu yeri kaptılar.

Yorucu bir tırmanıştan sonra acıkmıştık. Yanımda getirmiş olduğum mısır konservesini açmak için orada bulduğum keskin kayalardan birini kullandım. Kampta satın aldığım pirinç pilavı ile karıştırdığımda öğlen yemeğim hazırdı. Yemek kokusu alan sincaplar ise etrafımızda cirit atıyorlardı. Kılavuzumuz Penan köyünden ve onunlar dinler hakkında sohbet etmeye başladık. Kendisi koyu bir Hıristiyanlık savunucusu. Çok arkadaş canlısı ve keyifli, 51 yaşında ama görünüşüne baksanız yaşını tahmin edemezsiniz. 25 yıldır bu dağa tırmanıyormuş ve yakında da emekli olacakmış. İkinci kılavuzumuz ise güler yüzlü ve keyifli. Kendisi Iban kabilesinden, daha 50 yıl önce dedeleri diğer kabilelere saldırıp kafataslarını avlıyorlarmış. Ne kadar çok kafatası toplarsan o kadar etkili ve güçlü kabul edildiğin gibi ekinlerin de bereketli olacağı düşünülüyormuş.

Bir saat kadar dinlendikten sonra kamp alanımıza geri dönüş için inişe başladık. Tırmanmak ne ise de inmek zor ve daha riskli. Yukarıdaki kayalardan sızan sular nedeniyle bazı yerler yosun tutmuş. Yerdeki ağaç kökleri ve ıslak toprak zaten kaygan. 3 saatte tırmandığımız yolu 5 saate ancak inebildik. Kampa varır varmaz ilk yaptığımız şey kendimizi kamp alanının önünden akan Melinau  Nehri’nin soğuk sularına kendimizi bırakmak oldu.

Gün batımından önce, ziyarete açık olmadığı söylenen yakınlardaki bir mağaraya 20 Ringit (12 TL) karşılığı bir trekking düzenlendi. Katılmadığım bu trekkinge katılan arkadaşların söylediğine göre bu mağara kafatası avcılığı yapan kabilelerin yaşam alanı olduğundan çokça iskelet ve kurukafa varmış. Yine katılmadığım, Night Shift olarak adlandırılan diğer bir trekking ile gece ortaya çıkan böcek ve hayvanları izleme trekkingi düzenlendi. Kucağımda Singapur’dan almış olduğum Samsung tabletimle film izleyip dinlenmenin keyfini çıkarıyordum. Trekkinge katılan arkadaşlardan aldığım  fotoğraflar oldukça ilgi çekiciydi.

Day 420: Borneo:8 Mulu National Park, 28 Eylül 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!