Borneo’nun kalbinde, nehrin bulanık sularına karşı oturduğumda hissettiğim tek şey, nemin ve heyecanın birbirine karıştığı o çiğ atmosferdi. Malezya’nın Sarawak eyaletinde, Marudi adlı küçük bir kasabada düzenlenen Baram Regatta, 1899 yılında kabile savaşlarını sona erdirmek için başlatılan bir barış antlaşmasıdır. Miri’den kalkan ve adeta bir denizaltını andıran metal yığını botlardan birine atlayıp bu tarihi yarışları izlemek için Borneo cangılının derinliklerine doğru yola çıktım. 3 saatlik sarsıntılı yolculuk sonrasıı, dünyanın en izole ve en gerçek deneyimlerinden birini yaşadım.
Baram Regatta hikâyesi, 1899 yılında İngiliz memur Charles Hose’un dâhice bir fikriyle başlıyor. O dönemde bölgeyi kasıp kavuran kabile savaşlarını ve kafatası avcılığı (headhunting) geleneğini bitirmek için Hose, mızrakların yerine kürekleri koymayı teklif eder. Bir zamanlar birbirinin izini süren Iban, Kenyah ve Kayan kabileleri, onurlarını artık ormanlarda değil, Baram Nehri’nin üzerinde, binlerce kişinin çığlıkları arasında kanıtlıyorlar. 100 yılı aşkın bu miras, bugün hala o günkü vahşi enerjisini koruyan ama barışla yoğrulmuş bir festivale dönüşmüş durumda.

Marudi’ye ayak bastığımda kendimi bir “sırt çantalı turist” gibi değil, okyanusun ortasındaki tek yabancı gibi hissetmiştim. Burada ne süslü otel odaları ve rehberli turlar ne de AVM veya plaza var. Borneo’nun bu en filtresiz halini soluduğum, kabilelerin savaş boyaları ve dövmeleriyle nehirde süzülüşünü izlediğim, modern seyahatin tüm konforunu bir kenara ittiğim anlardan biriydi.
Bu yolculukta İran asıllı Hollandalı yol arkadaşım Farid ile birlikte botun üzerinde, nehirdeki timsahları izleyerek rüzgârı yüzümüzde hissederek geldik. O anlar, gerçek bir “yolda olmak” halinin özeti gibiydi. Marudi’nin tozlu sokaklarından, hastane laboratuvarında çalışan ve internetten öğrendiği Türkçesiyle bize “seni seviyorum” diyen yerli Nancy’ye kadar her detay, buranın bir festivalden çok daha fazlası olduğunu bana kanıtladı.
Baram Regatta, Sarawak’ın “tepe kabileleri” olarak bilinen Orang Ulu halkının kültürel hafızası ve biz beyaz adamlar (orang puti) için bu hafızaya en yakından tanıklık etme şansı sağladı.
Baram Regatta Nedir? Kanlı Bir Geçmişten Gelen Kürek Sesleri
Kısa tanım: Baram Regatta, 1899 yılında kabile savaşlarını sona erdirmek için başlatılan bir barış antlaşmasıdır. Fışarıdan bakıldığında sadece nehir üzerinde hızla ilerleyen kano yarışları gibi görünebilir; ancak bu etkinliğin kökleri Sarawak’ın en karanlık ve vahşi dönemlerine, kafatası avcılığına (headhunting) dayanıyor.
19. yüzyılın sonlarında Borneo’nun iç kesimleri, kabilelerin birbirlerinin izini sürdüğü ve mızrakların hiç susmadığı bir savaş alanıydı. İşte bu kanlı döngüyü kırmak isteyen İngiliz memur Charles Hose, 1899 yılında tarihe geçecek o dâhice fikri ortaya attı: Kabilelerin onur mücadelesini ormanlardan nehir sularına taşımak.
7 Nisan 1899 tarihinde Marudi’de palmiye yapraklarıyla kurulan derme çatma bir binada toplanan Iban, Kenyah, Kayan ve Lirong gibi savaşçı kabileler, ilk kez bir barış antlaşması için yan yana geldi. O gün nehrin yukarısından aşağısına doğru kürek çeken 20 devasa savaş kanosu, aslında mızrakların ve parangların (geleneksel bıçak) yerine küreklerin konuşabileceğini kanıtladı. Her bir kanoda yer alan 60-70 savaşçı, o güne kadar birbirlerini öldürmek için harcadıkları enerjiyi, ilk kez bitiş çizgisini göğüslemek için harcadı.


Bugün Baram Regatta, iki yılda bir düzenlenen devasa bir kültürel diplomasi örneği. Sadece yarışlardan ibaret değil; aynı zamanda kabilelerin geleneksel dans gösterileri, güzellik yarışmaları ve el sanatları sergileriyle Sarawak’ın “tepe kabileleri” olan Orang Ulu halkının kültürel kalbinin attığı yerdir. Yarışların en ilginç yanı ise, hala o günkü gibi her kabilenin kendi özgün savaş kıyafetleri, dövmeleri ve tüylerle bezeli başlıklarıyla nehre inmesidir.
Bu festivalin günümüzdeki anlamı, Malezya’nın “farklıyız ama biriz” felsefesinin nehir üzerindeki somut hali. Bir zamanlar düşman olan kabilelerin torunları, bugün aynı teknede ter dökerek barışın kürek seslerini tüm Borneo’ya duyuruyorlar.
Marudi Kasabası: Sarawak’ın Kültürel Hafızası
Marudi, benim gözümde parlatılmış Malezya broşürlerinin çok uzağında, Borneo’nun en ham ve filtresiz haliyle tanışacağınız bir “sınır kasabası.” Coğrafi olarak Baram Nehri‘nin o meşhur çikolata rengi çamurlu sularının kıvrıldığı, cangılın derinliklerine açılan bir noktada yer alıyor. Burası sıradan bir yerleşim değil; Miri petrolün bulunmasıyla parlamadan önce Sarawak Eyaletinin kuzeyindeki en önemli idari merkezdi.
Bu yüzden kasabaya girdiğinizde sizi ilk karşılayan şey, nehre hakim bir tepede yükselen, ahşap mimarisiyle göz kamaştıran 1901 yapımı Fort Hose (Hose Kalesi) oluyor. Bu kale, sömürge döneminden kalan bir otorite simgesi olsa da, bugün kabilelerin el sanatlarını ve tarihini saklayan bir kültürel hafıza deposu gibi hizmet veriyor.
Kasabanın karakteristik ruhu, nehir üzerindeki yaşamın hızıyla belirleniyor. Burada her şey Baram Nehri‘ne endeksli; ulaşım, ticaret ve hatta sosyal hayat suyun üzerinde dönüyor. Marudi’de yürüdüğünüzde, modern binaların arasından fırlayan asırlık Çin dükkanlarını ve nehir kenarındaki derme çatma ama hayat dolu klübeleri görüyorsunuz. Tozlu yollar, yoğun tropikal nem ve nehir kokusu kasabanın ayrılmaz bir parçası. Ancak Marudi’yi asıl özel kılan şey, Orang Ulu (Nehir Yukarı İnsanları) olarak bilinen kabilelerin oluşturduğu o muazzam insan mozaiği.


Burada Iban, Kenyah, Kayan ve Penan kabilelerini bir arada, kendi doğal akışlarında görmeniz işten bile değil. Özellikle pazar yerlerinde (Tamu), ormanın derinliklerinden gelen kabile üyelerinin egzotik meyveler veya el yapımı kabile bıçakları (Parang) satıyorlar. Kayan ve Kenyahların o meşhur kulak memesi estetiği ve karmaşık dövmeleri, burada bir müze nesnesi değil, yaşayan bir gelenek.
Siz bir “orang puti” (beyaz adam) olarak bu sokaklarda dolaşırken, aslında sadece bir kasabayı değil, Borneo’nun binlerce yıllık kabile hiyerarşisinin ve barışa evrilmiş savaşçı ruhunun günümüzdeki yansımasını soluyorsunuz. Marudi, lüks arayanların değil, Borneo’nun kalbine dokunmak isteyenlerin durağı.
Marudi’ye Nasıl Gidilir? (Zaman ve Sabır Denklemi)
Marudi’ye ulaşım için üç alternatifiniz var; ancak en unutulmaz olanı kesinlikle nehir yolu.
- Ekspres Tekneler: Miri’nin yarım saat dışındaki iskeleden kalkan bu tekneler, 20 metre uzunluğunda, metal aksamlı ve adeta bir denizaltı gibi tasarlanmış. Yaklaşık 3 saat süren bu yolculukta, botun loş ve klimalı iç kısmında oturmak yerine güverteye (aslında botun üstüne) çıkıp nehir manzarasını izlemek, timsahların yaşadığı bulanık sularda süzülmek gerçek bir deneyim.
- Hava Yolu: Küçük uçaklarla hızlı bir geçiş sağlayabilirsiniz.
- Kara Yolu: Sadece 4×4 araçların gidebildiği stabilize bir yol mevcut; ancak festival zamanı toz bulutu ve trafik nedeniyle bu yol bir çileye dönüşebilir.


Görülmesi Gereken Yerler ve Yerel Lezzetler
Kasabada geçirdiğiniz sürede sadece nehre odaklanmayın; Marudi’nin sokaklarında Sarawak’ın idari tarihini de bulacaksınız.
- Fort Hose (Baram İlçe Müzesi): Brooke döneminden kalma bu asırlık ahşap kale, kasabanın en önemli cazibe merkezi. Charles Hose’un çektiği etnografik fotoğrafları ve yerel el sanatlarını burada görebilirsiniz. Kaleden nehir manzarasını izlemek ise paha biçilemez.
- Da Bo Gong Tapınağı: Kasabanın arazi ıslahı döneminden kalan antik bir Çin tapınağı.
- Ne Tadılır? Marudi’ye gelip de meşhur balık köftelerini, büyük karideslerini ve Marudi Kway Teow (kızarmış erişte) yemeğini denemeden dönmeyin. Ah Seng Food Centre içindeki Fortune Restaurant bu konuda en iyi duraklardan biri.
📌 Kemal’in Notu: Marudi'ye giden o metal botta, içerisinde dik duramadığınız loş kompartımanda 3 saat geçirmek yerine, yerlilerle birlikte botun tepesine tünemek seyahatin en keyifli anıydı. Biz o botta "iki beyaz maymun" (monyet puti) gibi meraklı gözlerin odağındaydık ama o rüzgarı yüzünüzde hissederek cangılın içinden geçmek, modern ulaşımın tüm sterilize edilmişliğini size unutturuyor. Marudi’ye gitmek sadece bir yere varmak değil, o nehir yolculuğunun kendisidir.


Marudi’deki o tozlu ve heyecan dolu günlerin ardından, Borneo’nun asıl vahşi yüzüyle tanışmak için rotanızı nehrin daha da derinlerine çevirmelisiniz. Baram Regatta’da birlikte vakit geçirdiğimiz Robert ve Mulu ekibinin evi olan Mulu Milli Parkı, devasa mağaraları ve keskin kireçtaşı kuleleriyle (Pinnacles) sizi bekliyor. Eğer nehir üzerindeki bu kültürel şöleni, dünyanın en görkemli yer altı ağlarıyla ve her akşam gökyüzünü kaplayan milyonlarca yarasanın dansıyla taçlandırmak isterseniz, hazırladığım detaylı rehber size yol gösterecektir.
Konaklama ve Hayatta Kalma Rehberi
Baram Regatta döneminde Marudi’de başınızı sokacak bir yer bulmak, kano yarışını kazanmaktan daha zor olabilir. Kasaba kapasitesinin çok üzerinde bir yerli turist akınına uğradığı için pansiyonlar aylar öncesinden rezerve ediliyor. Biz bu sorunu öngörüp, yola çıkmadan önce Miri’deki bir outdoor mağazasından 180 RM ödeyerek iki kişilik bir çadır ve mat alarak çözdük. Eğer Marudi’de geceliği 25 RM olan ortalama bir oda bulamazsanız, çadırınız sadece birkaç gecede kendi maliyetini amorti ediyor; üstelik size otellerin sunamayacağı bir özgürlük tanıyor.
Konaklama için en stratejik noktamız, nehre hakim bir tepede, yaşlı ağaçların gölgesindeki çimlik alandı. Burayı mükemmel kılan sadece manzarası değil, hemen 10 metre ötemizde yer alan patlak bir şehir suyu borusuydu. Fışkıran temiz su sayesinde elimizi yüzümüzü yıkama ve serinleme ihtiyacımızı zahmetsizce karşıladık. Çadırımızı kurduğumuz bu “saray”, festivalin gürültüsünden biraz uzaklaşmak ama ruhundan kopmamak için biçilmiş kaftandı. Hemen yanımızda Mulu’dan gelen Robert ve ekibinin kaldığı alanın bulunması ise bize bölgede ihtiyaç duyduğumuz o yerel güvenliği ve aidiyeti sağladı.
Hayatta kalma meselesi sadece uyuyacak yerle sınırlı değil; kalabalığın içinde sağlığınızı da korumanız gerekiyor. Toz ve nemin tetiklediği alerjiler için kasabada eczane bulmak imkansız olabilir. Neyse ki tanıştığımız yerli dostumuz Nancy sayesinde Marudi Hastanesi’ne gidip ücretsiz alerji ilacı ve parasetamol bulabildik. Borneo’nun bu ücra köşesinde bir hastane laboratuvarında klima ve internet eşliğinde vakit geçirmek, seyahatin en beklenmedik konforlarından biriydi.


Marudi Yol Günlüğü: Borneo Baram Regatta Gezi Notları (423. Gün)
Malay ve Endonezya dilinde orang insan demek. Biz Kafkasya kökenli beyazlara orang puti yani beyaz adam diyorlar. Hayvanat bahçelerinde en çok ilgi gören hayvanlardan birisi maymunlar. Maymunlar, kendilerini görmeye gelenleri izlerken, meraklı gözler de onları izler; öylece uzun süre bakışırlar.
Biz de aynen kendimizi bu maymunlar gibi hissediyorduk. “Two monkey in the zoo” sözü, yol arkadaşım Farid ile aramızda bir parola haline gelmişti. Monyet, Malay dilinde maymun anlamına geliyor. Şimdi iki monyet puti, içerisinde başka hiçbir beyaz adamın olmadığı ilginç bir botla, Miri’den Marudi kasabasına doğru, 100 yıllık kano yarışlarını izlemek üzere yola çıkıyordu.
Miri’den Marudi’ye: “Denizaltı” Botunda 3 Saat
Sırt çantalarımızı hostele bırakıp nehir üzerindeki iskeleye ulaştık. Hayatımda hiç böyle bir bot görmemişim; 20 metre uzunluğunda, metal aksamlı ve adeta bir denizaltı gibiydi. 100 yolcu kapasiteli botun içerisi loş ve klimalıydı. Dışarıdaki ten yakan sıcakta klimasız gitmek bir işkence olurdu ancak içerisi o kadar doluydu ki dik durmak bile imkansızdı.
Bir süre sonra yolcuların botun üzerine çıktığını fark ettik. Biz de onları takip ettik. Cangılın içerisinde kıvrıla kıvrıla uzanan, timsahların yaşadığı ve yağmur suyuyla bulanıklaşmış o nehirde, botun üzerinde esen serin rüzgarı hissederek doğayı izlemek unutulmaz bir deneyimdi. İki monyet puti, meraklı bakışlar eşliğinde Borneo’nun kalbine ilerliyordu.


Marudi’de Beklenmedik Bir Selam: “Seni Seviyorum”
Öğlene doğru Marudi iskelesine vardık. Kasaba inanılmaz kalabalıktı; Miri’den gelen Çinli Malezyalılar ve yerli turistlerle doluydu. Gördüğümüz yabancı sayısı beşi geçmiyordu. Yemek yerken üç çocuğuyla oturan Nancy adlı bir yerliyle tanıştık. İnternetteki oyun sitelerinden Türk arkadaşları olduğunu ve biraz Türkçe bildiğini söyleyince şaşırdık. Borneo’nun bu ücra kasabasında bir yerlinin ağzından “seni seviyorum” cümlesini duymak çok garip bir histi.
Çadır Sarayımız ve Patlak Su Borusu
Konaklama tam bir sorundu. Mulu takımı ve Robert’i bulmak için kaldıkları yere gittiğimizde her yerin çadırlarla dolu olduğunu gördük. Biz de nehir manzaralı bir tepeye, yaşlı ağaçların gölgesine çadırımızı kurduk. Şansımıza 10 metre ötemizde patlak bir şehir suyu borusundan temiz su fışkırıyordu; banyomuzu ve temizlik ihtiyacımızı orada giderdik. Karşımızdaki nehir manzarası ve yarışan renkli kayıklarla her şey mükemmel görünüyordu.


Marudi Hastanesi’nde Sıradışı Bir Gün
Alerji ilacı ararken tekrar Nancy ile karşılaştım. Beni küçücük arabasına bindirip çalıştığı Marudi Hastanesi’ne götürdü. Orada laborant olarak çalışıyordu. Bana sadece ilaç vermekle kalmadı, ücretsiz kan ve idrar tahlili de yaptı. Yıllarca hastanelerde çalışmış biri olarak bu hayatımdaki en ilginç deneyimdi; bir yanda çocuklar yerdeki matlarda oyun oynuyor, diğer yanda Naomi resimler çizip bana gösteriyordu. Nancy, internet üzerinden chat yaparak harika bir İngilizce öğrenmişti; dil okullarına binlerce dolar dökmenin gerekmediğinin canlı kanıtıydı.
Kültürel Bir Şölen: “Farklıyız Ama Biriz”
Akşam Nancy ile birlikte kabileler arası güzellik yarışmasını ve dans gösterilerini izlemeye gittik. Sarawak başbakanı ve yabancı diplomatların da katıldığı törende yapılan konuşmaların ana teması barış ve kardeşlikti. Malezya, yüzlerce farklı kökene ve dile sahip insanın “farklıyız ama biriz” diyerek bir arada yaşadığı renkli bir coğrafya.
Geleneksel kıyafetleriyle podyuma çıkan kızların zarafeti ve ardından gelen geleneksel danslar, günün tüm yorgunluğunu unutturdu. Gecenin sonunda yeni dostlarımıza teşekkür edip “çadır sarayımıza” döndük. Günün gürültüsü yerini nehrin ve cangılın sessizliğine bırakmıştı.
Kemal’in Notu: Marudi, sadece bir yarış alanı değil; Borneo'nun en saf, en filtresiz halidir. Burada bir yabancı değil, nehrin ritmine uyum sağlamaya çalışan bir misafirsinizdir.
Baram Regatta Finali ve Marudi’ye Veda: Borneo Yol Günlüğü (424. Gün)
Day 424: Borneo:12 Miri, 2 Ekim 2011
Sarawak’ın bu ücra köşesinde, nehir manzaralı “çadır sarayımızda” uyandığımız son sabah; rutinimiz yine aynıydı. Hemen yanı başımızdaki patlak borudan sızan suyla yüzümüzü yıkayıp, kasabanın o tanıdık kalabalığına karışmak için şehre indik. Kahvaltıdan hemen sonra, Baram Nehri’nin üzerinde günlerdir süren o büyük heyecanın doruk noktasına, yani final yarışlarına şahitlik etmek için kıyıdaki yerimizi aldık.
Nehrin aşağı kısmından fırlayan kanolar, kürekçilerin tempolu bağırışları ve suya vuran o müthiş güç… Herkesin nefesini tuttuğu o anlarda, bizim de taraftarı olduğumuz Mulu kanosu tüm gücüyle asıldı ancak yarışmayı 4. sırada tamamlayabildi. Derece ne olursa olsun, o kabilelerin nehir üzerindeki prestij mücadelesi izlemeye değer bir görsel şölendi.
Bir Kabile Hediyesi: Kafatası Avcılarının Kılıcı “Parang”
Öğle yemeği, bu seyahatin en dokunaklı anlarından birine sahne oldu. Nancy ve çocukları, ellerinde dün yaptırdığım kan ve idrar tahlili sonuçlarıyla yanımıza geldiler. Sonuçların temiz çıkması bir yana, Nancy’nin bana uzattığı paket her şeyi değiştirdi: El yapımı, kabilelerin bir zamanlar kafatası avında kullandığı geleneksel bir kılıç, yani bir Parang.
Dün güzellik yarışması sırasında çocuklara göz kulak olmamın teşekkürüydü bu. Savaş aletlerine mesafeli olsam da, bu el emeği ve tarih kokan hediyeyi geri çevirmek imkansızdı. Ancak aklımda tek bir soru vardı: “Elde kılıçla sınır kapılarından nasıl geçeceğim?” Çantaya sığmayan, keskin ve kırılgan bu hatırayı bir şekilde memlekete göndermenin yolunu bulmalıydım.


Botun Üzerinde Elde Kılıçla 3 Saat: Miri’ye Dönüş
Yarışlar biter bitmez, ulaşımdaki izdihama yakalanmamak için erken ayrılmaya karar verdim. Yol arkadaşım Farid, yeni tanıştığı arkadaşlarıyla kara yoluyla gelecekti. Sırtımda çantam, elimde Sarawak bıçağı (Parang) ile iskeleye vardığımda bot çoktan tıklım tıklım dolmuştu. İçerideki fırın sıcağını çekmektense, yine botun üzerine tırmandım.
Bu defa botun tepesinde tek bir “monyet puti” (beyaz maymun) vardı. Başımda güneşten korunmak için Arap usulü sardığım sarongum, elimde kılıcımla, kızgın güneşin altında nehri izleyerek, bazen uyuyarak 3 saatlik bir yolculuktan sonra Miri iskelesine vardım. Nehirdeki timsahları ve cangılın sessizliğini arkamda bırakıp şehre ulaştığımda, insanların kılıcıma olan meraklı bakışları (ve sürekli kaç paraya aldığımı sormaları) ne kadar sıradışı bir durumda olduğumun kanıtıydı.
📌 Kemal'in Notu: Baram ve Mulu bu devasa adanın sadece birer parçası. Eğer Borneo’nun tamamını kapsayan, ulaşımdan bütçeye kadar her detayın yer aldığı geniş bir plan arıyorsanız bu iki rota rehberi işinizi fazlasıyla görecektir: 🔗 Borneo Turu: 15 Günlük Vahşi Doğa ve Kültür Rotası 🔗 Malezya, Borneo ve Singapur: Adım Adım Gezi Planı
Otostop ve Miri’de Son Gece
Miri iskelesinden şehre giden yolu bulmak kolay olmadı; Google Maps yardımıyla yolun karşısına geçip otostop çektim. Eşya dolu bir minibüs, “Miri” dememle beni içeri aldı. Şoförün elimdeki kılıca attığı o şüpheli yan bakışları hala unutamıyorum. Şehir merkezine ulaştığımda, tanıdık bir uyarı aldım: “Şehirde o kılıçla böyle açıkta gezme!” Hemen bir gazeteye sarıp paketledim.
Miri’ye döndüğümüzde kalacağımız hostelin tadilatta olması küçük bir pürüz çıkarsa da, hızla başka bir otele geçip Farid’in çantalarını da oraya taşıdım. Farid akşam geç saatlerde, yolların bozukluğu ve dönüş trafiğinin yarattığı toz bulutu yüzünden perişan bir halde otele ulaştı. Şimdi sırada Sarawak’tan ayrılıp, Sabah eyaletinin başkenti Kota Kinabalu’ya geçmek var. Borneo serüveni, her anında yeni bir sürprizle devam ediyor.
📌 Kemal’in Notu: Marudi'den ayrılırken botun üzerinde o kılıçla yaptığım yolculuk, seyahatimin en ikonik anlarından biriydi. Bir kabile yerlisinin samimi teşekkürü olarak aldığım o kılıç, sadece bir nesne değil; Borneo'nun o sert ama dürüst ruhunun bir parçasıydı. Yarın yeni bir eyalet, yeni bir hikâye başlıyor.
Bu içerik, Kemal Kaya’nın orijinal notlarından 2026 vizyonuyla modernize edilmiştir.




