Tunku Abdul Rahman Park, Sabah Eyaleti’nin başkenti olan Kota Kinabalu’nun sadece yarım saat ötesinde uzanıyor. Yarım saatlik bir bot yolculuğu sonrasında beyaz kumlara sahip plajı, yağmur ormanları olan tropikal adada kendinizi turkuaz sulara atabiliyorsunuz. Büyük şehirlerimizin o kalabalık trafiğinde yarım saatte ancak birkaç kilometre ilerlediğim günleri hatırladım… Bu açıdan Kota Kinabalu şanslı kent olsa gerek.

Kota Kinabalu şehrinde bu tropik adalardan 5 tane bulunuyor. Mamutik, Manukan, Sapi, Gaya ve Sulug olarak adlandırılan adaları ziyaret etmek için sırt çantama çadırımı yerleştirip, Jesselton Point olarak adlandırılan bulunduğumuz hostele 10 dakikalık yürüyüş mesafesindeki feribot iskelesine geçtik. Tunku Abdul Rahman Park adaları için transfer hizmeti sağlayan firmaların bilet satış gişeleri yer alıyor. Biz adaların hepsini ziyaret edeceğimizi söylediğimizde bizi 7 numaralı gişeye yönlendirdiler.

Yol arkadaşım Hollandalı Farid ile birlikte, 2 gece çadırda kalacağımızı söyleyerek birlikte plan yaptık. İlk durağımız en batıda bulunan Mamutik Adası olacak, bir gece orada çadırla kamp yaptıktan sonra, ertesi gün saat 10’da, Manukan Adası’na geçip, oradan da  öğleden sonra 2’de Sapi Adası’na geçeceğiz.  Sapi’de 1 gece yine çadır kampından sonra K.Kinabalu’ya geri döneceğiz. Ulusal park girişi için RM10 ödedik. Her bir ada transfer ücreti RM17 ve 3 ada için RM51 ödedim.

Hemen iskeleye geçip bizi götürecek bota atladık. Botumuzun önce Sapi Adası’na uğrayıp yolcuları indirdi ve bazı yolcuları da aldıktan sonra bizi Mamutik Adası’na götürdü. Ada girişindeki iskelede park giriş ücreti olan adam başı RM10 ve çadırımız için de RM5 ödedim.  Adanın güney ve doğu yönünde 300 metre kadar beyaz, bembeyaz kumlarla çevrili. Çoğu Çinli belki 200 kişi ağaç diplerine serpiştirilmiş masaları kaplamışlar. Orang putiler (beyaz insanlar) dışında güneşlenen yok.

Çadırımızı kalabalıktan uzak bir ağaç dibine kurup, öğlen yemeği olarak yanımızda getirdiğim ekmek arası domatesi salatalık ve ton balığıyla geçiştirdik. Hemen şnorkel kiralayıp mercanları arasında balıkları izlemek için kendimizi denize attık. Adanın doğu kıyısının deniz altı snorkeling için en iyi yer. Yine bu kıyıdaki kayalıklarla adanın batı ucuna gidebilirsiniz. Kayalar kaygan ve üzerindeki deniz kabuklarından dolayı biraz keskin olduğundan dikkat etmek gerekiyor. Bu kuzey doğu kıyısı oldukça rüzgarlıyken, güney kısmında rüzgardan eser yok.

İskele ayaklarını kendilerine sığınak olarak kullanan binlerce balık orada kümelenmiş durumda. Çevrelerinde ise onları avlamaya çalışan barracuda ve diğer iri balıklar devriye geziyor. Zaman zaman ataklarda bulunduklarında oluşan manzara enfes. Denizdeki karaltı dalgalar halinde görünüyor o an.

Akşam saat 5 olduğunda adadaki tüm turistler ayrılmış, açık olan market ve restoran tamamen kapanmış olarak adada sadece çalışanlar ve biz vardık. Adada elektrik jeneratörden elde ediliyor. Elimize kitabımızı alıp, kamelyanın ışığında kitabımızı okurken, aniden gelen yağmurdan dolayı çadırımızı da kamelyanın altına taşıdık. Hava tamamen kararmış, dalgaların, yağmurun  ve ormanın sesinden başka bir şey olamayan adada çadırımıza geçip uyuduk.

Ertesi gün kahvaltı sonrası, saat 10’da diğer ada olan Manukan Adası’na geçtik. Bu ada güzelliğiyle büyüleyiciydi. Ada üzerinde resort olduğundan burada konaklayamayacağız. Resortun oda fiyatlarına göz attığımda RM2.000’e kadar ulaştığını görmek şaşırtıcı değildi. Diğer adalar içerisinde en popüleri olan Mamutik Adası, yine yağmur ormanları ile kaplı ve 1.5 km uzunluğunda beyaz kumlara sahip.

Mamutik Adası kadar olmasa da snorkeling açısından güzeldi. Bunun yanında arzu edenler için deniz altı scooteri olarak adlandırılan, herhangi bir deneyim gerektirmeden kullanabileceğiniz, üzerine oturup, içerisinde nefes alabileceğiniz bir başlığa sahip aygıtla deniz altında turlar atıp  balıkları izleyebiliyorsunuz. İlginç bir aktivite. Adada, II.Dünya Savaşı’ndan kalan birkaç bombanın da sergisi var.

Saat 2’ye kadar burada oyalandıktan sonra, bizi alan botla son ziyaret edeceğimiz Sapi Adası’na geçtik. Sapi ve Gaya Adaları arasında, pırıl pırıl yeşil ve türkuaz renklerde sığ bir boğaz bulunuyor. Çadırımızı adanın doğu kıyısına, Gaya Adası manzarasına bakacak şekilde kurdum.

Buradan karşıdaki Gaya Adası’na suyun içerisinde yürümeniz mümkün. Yer yer derinlik 1.80’leri buluyordu. Ben karşıya geçmek için girişimde bulundum, ancak belirlenen sınırı geçtiğimde geri dönmem için görevlilerden uyarı aldım. O noktadan sonra botların geçiş yolu ve geri dönmek zorunda kaldım. Oysa niyetim sadece Gaya Adası’na da ayak basmaktı.

Her 3 adada da cankurtaran hizmetleri var. Endonezya gibi olmasa da etrafta yine pet şişeler ve çöpleri bulmanız gayet normal. En temizi Mamutik Adası’ydı.  Hollandalı yol arkadaşım Farid, ödemesi gereken son dakikada çıkan bir vergi borcu olduğunu maillerinden öğrenince, o da adadaki diğer turistler gibi akşam botuyla K.Kinabalu’ya döndü.

Mamutik Adası’ndan farklı olarak bu defa ada çalışanları dışında sadece tek yabancı kişi olarak bir ada üzerinde bulunuyordum. Huzur tüm benliğimi ve adayı çevrelemiş gibiydi. Çadırımın önüne sandalye atıp hava kararıncaya kadar kitabımı okudum. Hava artık kararmıştı. Kucağıma Samsung Tabletimi alıp film izlerken, rüzgar, dalgalar ve ormanın sesine yabancı bir çıtırtı duydum. Ayağa kalktığımda 10 metre kadar ötemde bir karaltı beni izliyordu. Köpeğe benziyordu ama oldukça iriydi. Cep telefonumdan fener programını çalıştırıp karaltıya tuttuğumda, karaltı hızlıca ormana doğru kaçmaya başladığında fark ettim ki gördüğüm sakallı bir domuzdu. Hem de kocaman bir domuz.

Gece uymaya yakın hava serinlediğinden çadırıma geçtim, rüzgar da şiddetlenmişti. Ufaktan yağmur da çiselemeye başlayınca, olur da dünkü gibi güçlü bir yağmur yağabilir diye çadırı adadaki kamelyanın altına taşıdım. Kamelyanın altı betondan olduğundan orada bulunan masa örtüleri ve gazeteleri çadırın altına serpiştirdim.

Yalnızlığı hissetmediğiniz bir yalnızlığın ne anlama geldiğini biliyor musunuz acaba? İşte benim o anda hissettiğim buydu ve ilginç olan bir nevi mutluluk sarhoşluğu vermesiydi. Kendinizi gülümserken bulduğunuz an ve anlar, güzel bir his. Adadaki kulübelerde ada çalışanları uyuyor ama ben bu tropikal bir adada doğanın kucağında kendimi, tamamen dünyadan ve insanlardan soyutlanmış hissettim. Yalnız değildim, dalgaların ve rüzgarın sesi vardı, çiseleyen yağmurun, etrafımda dolanıp çöpleri karıştıran domuzun sesi vardı. Doğa ana vardı her yanımı çevreleyen. Bir de beni memleketime bağlayan facebook ve twitter vardı. Hem yalnızsınız hem değil, hem soyutlanmışsınız hem bağlı… Sonrasında ise deliksiz bir uyku…

Day 428: Borneo:16, Sapi Island, 6 Ekim 2011

1 YORUM

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!