Hiç görmediğiniz bir yere gecenin bir yarısında varıp da uyursanız ve sabahında gözünüzü açtığınızda da kendinizi olağanüstü güzellikte hiç beklemediğiniz bir güzelliğin içerisinde uyanırsınız ya? İşte ben böyle bir ortamda uyandım bugün. Tazmanya’nın başkenti Hobart’tan aldığım karavanla Melbourne geçtikten sonra, çok uzun bir yolculukla Dünyanın en güzel sürüş rotalarından Great Ocean Road‘ı boydan boya geçip, 729 km yol yapıp, gecenin geç bir saatinde buraya varmıştım

Karavan parkına, diğer araçların ve karavanların arasına aracımı park ettiğimde nasıl bir yerde olduğunu karanlıktan dolayı fark edememiştim. Günün ilk ışıkları ile uyandığımda güneş de doğmak üzereydi. Perdeleri aralayıp dışarı baktığımda gün doğumunun kızıllığı ile renklenmiş gökyüzüne, mavi, kızıl, yeşil, mor, turuncu renkler eşlik ediyordu.

Bir karış çimlerle kaplı parkın birazcık ötesinde ise mavi bir göl vardı. Yedi sekiz karavanın olduğu parkta, bazı karavan sahipleri balık avından dönüyorlardı. Sanırım burayı görünce bir çoğunuzun aklına tam kafa dinleme yeri demek gelir.

Duş ve kahvaltı sonrası Adelaide doğru yola çıktım. Bulunduğum yerin daha önce 2 göl arasında kalan bir burun olduğunu söylemiştim. Bulunduğum yerden karşıya geçmek için feribotu kullandım. Siz oraya varır varmaz sizi hiç bekletmeden, gerekli hazırlıkları yapıp sizi feribota alıyorlar.

Feribot dediğime bakmayın, 4 araç ancak sığar. Karşı kıyı oldukça yakın, tek araç olarak karşıya geçtim, 2 saat sonra da Adelaide havalimanının oradaki karavan kiralama şirketinin ofisindeydim.

Tek araç olduğunda bile hareket eden küçük feribot. Yaşlı bir teyze kullanıyordu.

Şimdiye kadar gördüğüm en geniş ve güzel yollar bu şehirde. Sidney, Melbourne, Tazmanya’da adına highway denilen yolların çoğu tek şerit. Belli yerlerde sıkışıklığı eritmek için sollama bölümleri oluşturmuşlar, ancak Adelaide’de belki 1 saat boyunca 4 şeritli otoyoldan geçip şehir merkezine varmıştım. Tekrar sırt çantalarımı yükleyip otobüsle şehir merkezindeki Adelaide Central YHA Hostelime geçtim.

Aslında bugün yoldayken Help Exchange işi davet alıp, kabul etmiş, birkaç günlüğüne yardım edebileceğimi söylemiştim. Ancak ben hostele yerleştikten sonra mailime cevap yazdığından gitmekten vazgeçtim.  Adelaide’de fazla kalmayı düşünmüyorum. Aklımda 3 gün kalmak var. Doğrusu genelde plan yapmıyorum veya yaptığım planlar çok esnek. 3 gün diyip de 10 gün de kalabilirim. Nitekim 5 günlüğüne gittiğim Tazmanya’da 20 günden fazla kalmıştım.

Eşyalarımı odaya bırakıp kendimi sokağa attım. Kraliçenin doğum günü nedeniyle uzun bir hafta sonu geçiren ülkenin sokakları çok sessiz. Doğrusu bu şehri de sevdim. Hoparlörden müzik yayınının olduğu, üzerinde çok sayıda alışveriş mağazası olan uzunca bir sokağı boydan boya yürüyüp Botanica Garden’e vardım.

Hani şehir haritasına baktığımda bile inanılmaz gelmişti bana. Bir dikdörtgen şeklinde planlanmış şehri çevreleyen tüm alan tamamen yeşil. Bir şehir düşünün ki kocaman hayvanat bahçesi şehrin içerisinde olsun. Şehri çevreleyen geniş bulvarlara Güney, Kuzey ve Batı Teras olarak adlar verilmiş.

Cetvelle çizilmiş gibi şehir planı

South Australia eyaletinin başkenti olan Adelaide 1.28 milyon nüfusuyla Avustralya’nın beşinci büyük şehri. Nüfusunun dörtte biri inançsız olmasına rağmen şehirdeki çok sayıdaki kiliselerden dolayı The City of Churches olarak adlandırılıyor.

İşsizlik oranları düşük, gelir düzeyi yüksek, ev ve kira fiyatları diğer büyük şehirler olan Sydney ve Melbourne göre yarı fiyatında. Yine göçmenler konusunda en ılımlı şehir Adelaide. Diğer şehirlere göre daha çok sayıda Uzak Doğulu ve Afrikalıyı şehrin sokaklarında gördüm.

Tandanya National Aboriginal Cultural Institute olarak adlandırılan ve aborjin kültürü etkisinde sanat eserleri barındıran merkezi ziyaret ederek günü noktaladım.

Day 314: Avustralya:59. Adelaide, 13 Haziran 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!