Ana Sayfa Avustralya Adelaide

Adelaide Gezi Notları: Karavanla Bir Devrin Günlüğü

Kemal Kaya
Seyahat Yazarı · 29 yıldır dünyayı keşfediyor, 16 yıldır tam zamanlı deneyimle, bizzat gezdiği yerlerin rehberlerini yazıyor
Son Guncelleme ·

Adelaide, Avustralya’nın Güney Avustralya eyaletinin başkenti ve ülkenin o dingin, şık ve planlı yüzü. Gulf St. Vincent sahilinde, yeşilliklerin ortasına kurulmuş bu şehir; mimarisi, plajları ve kültürel derinliğiyle her zaman “Dünyanın En Yaşanılabilir Şehirleri” listesinin gediklisi oldu. Benim içinse Adelaide, 3 aylık dev Avustralya seyahatimde, karavanımın tekerleklerinin durduğu ve beni o meşhur “Kiliseler Şehri” atmosferiyle sarmalayan çok özel bir duraktı.

Henüz 175 yaşında genç bir şehir olmasına rağmen; Sidney ve Melbourne’ün karmaşasından uzak, ılımlı ve ekonomik yapısıyla tam bir huzur limanı. Aşağıdaki notlar, 2011 yılında karavanımla şehre girdiğim o ilk andan itibaren tuttuğum ham güncelerdir.

📌 Kemal'in Notu: Bu sayfa, 2011 yılında gerçekleştirdiğim 500 günlük dev Avustralya seyahatimin Adelaide duraklarını içeren ham seyahat notlarımdır. Eğer güncel fiyatlar, ulaşım ipuçları ve modern bir şehir planı arıyorsanız Adelaide Gezi Rehberi sayfama göz atmanızı öneririm. Burası, o günkü duyguları ve ilk keşif anlarını koruyan bir arşiv niteliğindedir.

Day 314: Adelaide’e İlk Merhaba ve Karavan Parkı

Hiç görmediğiniz bir yere gecenin bir yarısında varıp da sabahında gözünüzü açtığınızda, kendinizi hiç beklemediğiniz bir güzelliğin içerisinde bulursunuz ya? İşte ben tam da böyle bir ortamda uyandım bugün.

Tazmanya’nın başkenti Hobart’tan aldığım karavanla Melbourne’e geçtikten sonra; dünyanın en güzel sürüş rotalarından biri olan Great Ocean Road‘ı boydan boya geçip, tam 729 km yol yapmıştım. Gecenin çok geç bir saatinde, büyüleyici bir atmosfere sahip o karavan parkına vardım.

Karanlıktan dolayı nasıl bir yerde olduğumu fark edememiştim. Günün ilk ışıklarıyla uyandığımda henüz güneş doğmamıştı; perdeleri aralayıp dışarı baktığımda, gökyüzünün kızıllığına mavi, yeşil, mor ve turuncu renklerin eşlik ettiğini gördüm. Bir karış çimle kaplı parkın hemen ötesinde masmavi bir göl uzanıyordu. İki göl arasında kalan bir burun üzerindeki bu park, tam anlamıyla bir “kafa dinleme” yeriydi.

Yaşlı Teyzenin Feribotu ve Adelaide Yolları

Bu enfes yerden ayrılmak zor olsa da duş ve kahvaltı sonrası Adelaide’e doğru yola çıktım. Karşı kıyıya geçmek için bindiğim feribot aslında sadece 4 aracın sığabildiği küçük bir saldan ibaretti. Tek araç olmama rağmen hiç bekletmeden beni karşıya geçirdiler; ilginç olan ise bu küçük feribotu yaşlı bir teyzenin kullanıyor olmasıydı.

İki saat sonra Adelaide Havalimanı yakınındaki karavan ofisindeydim. Şunu net söyleyebilirim: Şimdiye kadar gördüğüm en geniş ve en güzel yollar bu şehirde. Sidney veya Melbourne’de “highway” denilen yollar genellikle tek şeritken, Adelaide’de şehir merkezine kadar neredeyse bir saat boyunca 4 şeritli otoyollardan geçtim.

Planların Esnekliği: 3 Gün mü, 10 Gün mü?

Karavanı teslim edip sırt çantamı yüklendim ve otobüsle şehir merkezindeki Adelaide Central YHA Hostel’e geçtim. Aslında yoldayken bir Help Exchange daveti almıştım ama hostele yerleştiğimde cevap geldiği için gitmekten vazgeçtim.

Doğrusu ben plan yapmayı pek sevmiyorum ya da yaptığım planlar çok esnek oluyor. Aklımda 3 gün kalmak var ama bu 10 güne de çıkabilir; nitekim 5 gün diye gittiğim Tazmanya’da 20 günden fazla kalmıştım.

Adelaide
Adelaide

Kiliseler Şehri’nde İlk İzlenimler

Eşyalarımı odaya bırakıp kendimi sokağa attım. Kraliçe’nin doğum günü nedeniyle uzun bir hafta sonu geçiren Adelaide sokakları oldukça sessizdi. Ama bu haliyle bile şehri sevdim. Hoparlörlerden müzik yayınının yapıldığı, mağazalarla dolu uzun bir sokağı boydan boya yürüyüp Botanic Garden’a vardım.

Şehrin haritasına baktığımda planlama beni hayrete düşürdü:

  • Yeşil Kuşak: Dikdörtgen şeklinde planlanmış şehri çevreleyen tüm alan tamamen yeşil.
  • Şehir ve Doğa: Kocaman bir hayvanat bahçesinin bile şehrin tam merkezinde olduğu bir yerleşim düşünün.
  • Teraslar: Şehri çevreleyen geniş bulvarlara Güney, Kuzey ve Batı Teras adları verilmiş.

Güney Avustralya’nın başkenti olan bu şehir, 1.28 milyon nüfusuyla ülkenin beşinci büyüğü. Nüfusun dörtte biri inançsız olsa da, sokaklardaki çok sayıda kilise nedeniyle buraya “The City of Churches” (Kiliseler Şehri) deniliyor. Sidney ve Melbourne’e kıyasla ev ve kira fiyatlarının yarı fiyatına olması ve göçmenlere karşı en ılımlı şehir olarak bilinmesi, Adelaide’i benim gözümde çok daha “yaşanılır” kıldı.


📌 Kemal’in Notu: Adelaide’in o meşhur 4 şeritli yollarından geçerken hissettiğim ferahlık, şehrin genel karakterine de yansımış. Eğer siz de benim gibi plan yapmayı sevmeyen bir gezginseniz, Adelaide'in parklarla çevrili düzenli sokakları size kaybolma değil, özgürce nefes alma şansı tanıyacak. Yarın müzeleri ve o meşhur Aborjin kültürünü keşfetmeye devam edeceğiz.

Adelaide’in o meşhur sakinliği ve Avrupa şehirlerini andıran düzeni, karavanla katettiğim yüzlerce kilometrenin ardından bana çok iyi gelmişti. Sidney ve Melbourne’ün o baş döndüren hızından sonra burada karşılaştığım “incelik”, şehre neden “dünyanın en yaşanılabilir şehirlerinden biri” dendiğini hemen kanıtlıyordu.

İşte 2011’in o güneşli Haziran gününde, Kiliseler Şehri’nde tuttuğum ilk izlenim notlarım:


Dünyanın En Yaşanılabilir Şehirlerinden Biri: Adelaide

Adelaide gerçekten çok sakin ve planlı bir şehir. Sokaklarında kaybolmak neredeyse imkansız; çünkü şehir merkezi, adeta bir nefes borusu gibi tamamen devasa parklarla çevrelenmiş. Bu haliyle Avustralya’nın diğer metropollerinden ayrılıp, o bildiğimiz zarif Avrupa şehirlerine göz kırpıyor.

Özgür Ruhlu Bir Koloni Geçmişi

Adelaide’in tarihinde diğer kolonilerden ayrılan çok gururlu bir detay var: Burası suçluların sürgün edildiği bir yer değil, kendi iradeleriyle gelen özgür insanların kurduğu bir koloni. İngilizler burayı “Güney Avustralya Şirketi” aracılığıyla özelleştirmiş, toprakları hektar başına sadece 1 Pound’dan satışa sunarak sistemi kendi kendine yetecek şekilde kurgulamışlar. Bu özgür ruh, şehrin sokaklarındaki o vakur ve huzurlu havaya hâlâ yansıyor.

Torrens Nehri ve Şehir Planı

Şehri Torrens Nehri ikiye bölüyor; kuzeyde yerleşim yerleri, güneyde ise ofisler ve iş dünyası yükseliyor. Toplamda 5 kare plan üzerine oturtulan bu telaşsız şehirde yürümek büyük bir keyif. Eyaletin kuzeyi çöl olsa da, bu güney kesimi o kadar bereketli ki bugün Avustralya şaraplarının üçte biri tam da burada üretiliyor.

Adelide Avustralya Gezi
North Terrace

Adelaide’in Kalbine Yolculuk

Şehri keşfederken birkaç ana nokta hemen hafızama kazındı:

  • King William Caddesi: Şehrin kalbi burası. En eski ve görkemli yapılardan biri olan Town Hall tüm ihtişamıyla burada yükseliyor.
  • Rundle Mall: Trafiğe kapalı, alışverişin ve sosyal hayatın nabzının attığı o meşhur cadde.
  • North Terrace: İşte burası şehrin en görkemli bölgesi. İki yanında ağaçların sıralandığı bu caddede müzeler, kiliseler ve tarihi anıtlar birer inci tanesi gibi dizilmiş.
  • Botanic Garden: North Terrace’tan sadece 15 dakikalık bir yürüyüşle kendinizi doğanın tam ortasında, bu muazzam bahçede bulabiliyorsunuz.

Sanat ve Kültürün İzinde

Caddenin devamında sanat ve tarih meraklılarını mest edecek iki durak var: Güney Avustralya Sanat Galerisi ve Güney Avustralya Müzesi. Parlamento binası ve başkanlık konutunun o ağırbaşlı mimarisini izleyerek günü, Aborjin kültürüne dair büyüleyici eserler barındıran Tandanya National Aboriginal Cultural Institute’de noktaladım.


Day 314: Avustralya: 59. Adelaide, 13 Haziran 2011

📌 Kemal’in Notu: Adelaide, sadece binalardan ve parklardan ibaret bir şehir değil; burası planlı bir dehanın doğayla yaptığı sessiz bir anlaşma gibi. Eğer yolunuz buraya düşerse acele etmeyin; Rundle Mall’da bir kahve alın, North Terrace’ın tarihi dokusunu soluyun ve şehrin size sunduğu o dingin ritme kendinizi bırakın. Avustralya’nın en resmedilmeye değer manzaralarından bazıları tam da bu sokaklarda saklı.

Adelaide’deki ikinci günümde, şehrin o meşhur kültürel derinliğine daha yakından bakmak için yola koyuldum. “Kiliseler Şehri”nin sessiz sabahında, rotamı North Terrace üzerindeki devasa yapılara çevirdim.

İşte 15 yıl önceki o salı gününden, müze koridorlarından ve Adelaide sokaklarından kalan notlarım:


Day 315: Kiliseler Şehri ve Müze Keşifleri

Bugünkü ilk durağım South Australian Museum oldu. Her ne kadar Melbourne’deki kadar devasa olmasa da burası da oldukça etkileyici. Müzenin doğa tarihi bölümünde, içleri doldurulmuş gerçek hayvanların dünya haritası üzerindeki popülasyonlarını incelemek çok keyifliydi. Müzede sadece hayvanlar yok; kocaman balina iskeletleri, Güney Pasifik adalarından getirilmiş mistik eşyalar, maskeler ve kalkanlar arasında adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz.

Okyanusya ve Aborjin Kültürü

Müzenin kalbi diyebileceğim Aborjin kültürüne ayrılmış bölümden sonra, Okyanusya ülkelerinde yaşamış insanların izlerini sürdüm. Benim için günün en ilginç anları; taş baltaları, kabile şeflerinin görkemli kıyafetlerini ve o dönemlerde ateş yakmak için kullanılan ilkel aparatları incelemekti. Müzik enstrümanlarından av aletlerine kadar her parça, bu toprakların ne kadar köklü bir geçmişi olduğunu hatırlatıyor.

adelaide gezisi

North Terrace: Şehrin Entelektüel Aksı

Müzenin hemen yanında bulunan sanat merkezinde o günlerde çok az eser vardı ancak sıra dışı bir tasarımcının sergisi 18$ karşılığında gezilebiliyordu. Zaten müze, parlamento binası, üniversite ve hastane gibi kentin en önemli kurumlarının hepsi North Terrace üzerinde toplanmış. Ben de bu kuzey terasta bulunan şehir kütüphanesine geçip ücretsiz internetten faydalandıktan sonra kendimi tekrar Adelaide sokaklarına bıraktım.

Adelaide’in Sessiz Akşamları ve İklim Şaşkınlığı

Şehirle ilgili gözlemlediğim en belirgin şey, akşam 5-6’dan sonra sokakların hızla sakinleşmesi. Saat 9’u geçtiğinde ise dışarıda sadece gece kulüpleri ve barların önünde insan görebiliyorsunuz; hayat resmen kapalı kapılar ardına çekiliyor.

İklim ise tam bir ironi:

  • Gündüz: Hava güneşli ve rüzgarsız, şahane görünüyor ama benim gibi sıcak seven biri için oldukça soğuk.
  • Tezatlar: Ben hırkamın üzerine montumu çekmiş üşürken; kimisi tişört ve şortla koşuyor, kimisi sandaletle yürüyüş yapıyor.
  • Gece: Gün batımıyla birlikte hava iyice keskinleşiyor. Sanırım benim iklim yönünden huzur bulmam, ancak ülkenin kuzeyindeki tropikal bölgelere geçtiğimde mümkün olacak. O günlere de çok az kaldı!

Day 315: Avustralya: 60, Adelaide, 14 Haziran 2011 Salı


📌 Kemal’den Son Bir Tavsiye: Eğer North Terrace üzerindeki müzeleri gezecekseniz, kendinize geniş bir zaman dilimi ayırın. Sadece müze içleri değil, bu binaların bahçeleri ve kütüphanenin o sessiz atmosferi bile Adelaide’in neden "yaşanılacak şehir" olduğunu anlamanıza yetiyor. Akşam serinliğine kalmadan önce Botanic Garden’da son bir tur atmayı unutmayın!