Tirilye, Bursa’nın Mudanya ilçesinden 11 km mesafede, zamanın pürüzsüzleştirdiği asırlık dokusunu her sokakta hissettiren Marmara kıyısındaki sessiz belde. İstanbul’un şehrin damarlarında akan kaotik enerjisinden kaçıp, zeytin bahçeleri ve ahşap evlerin arasında geçmişin izlerini sürmek isteyenler için zamansız bir sığınak. Kıvrıla kıvrıla giden yol, bir yanı denizin mavisi, diğer yanı yemyeşil tepelerin katmanlı atmosferiyle sizi karşılıyor.
Açık konuşayım, Tirilye‘yi ilk kez gördüğümde en çok dikkatimi çeken, adının arkasındaki tarihsel derinlikti. Adını, İznik’teki Hristiyanlık’ın ilk konsili sırasında sürgüne gönderilen üç papazdan aldığı rivayet ediliyor. Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Sotiri—muhalif görüşleri nedeniyle aforoz edilen bu üç din adamı, müritleriyle birlikte bu kıyı şeridine yerleşmiş. Zamanla Rumca “üç papaz” anlamındaki “Tri ilya” adıyla anılmaya başlamış.
Sahil boyunca yürürken, denizin hafif tuzlu kokusunun zeytin yapraklarının keskin aromasıyla karıştığını hissediyorsunuz. Tirilye, Marmara’ya nazır konumuyla misafirperverliği yaşam sanatı haline getirmiş bir belde—özellikle günübirlik kaçışlar için İstanbullular’ın tercih ettiği sahici bir adres.
Sit alanı ilan edilen bu yerleşim, antik çağlardan bu yana kesintisiz bir yaşam merkezi olmuş. Limanı sayesinde ticaret merkezi işlevi gören beldede, Misya, Trak, Antik Roma ve Bizans dönemlerinden kalma bin yıllık taş duvarların her bir parçası, medeniyetler arası geçişin sessiz şahidi olarak duruyor.
Peki Tirilye‘yi sadece üç papaz hikayesi mi var? Diğer bir rivayete göre adını, barbunya balığı anlamındaki “triglia“dan almış. Köyün adı 1963’te “Zeytinbağı” olarak değiştirilmiş, ancak 2011’de tekrar eski adına kavuşmuş. Cumhuriyet, Melekler Adası, Sev Kardeşim gibi yapımların çekim noktası olan bu küçük kasaba, toprak ve tarihin harmanlandığı atmosferiyle her mevsim ziyaretçilerini bekliyor.
Trilye Gezi Rehberi
Trilye‘yi ilk kez 2018’de gördüğümde, bu köyün Marmara kıyısında nasıl bu kadar sessizce durabildiğine şaştım. Mudanya‘ya 10 dakikalık mesafede, çevresi antik çağlardan beri yerleşime açık olmuş bir köy—ama turist kalabalıklarından uzak, zamansız bir atmosferi var.
Taş döşeme sokaklar ayaklarınızın altında tıkırdarken, her adımda tarihin katmanlarını hissediyorsunuz. 13. yüzyılda Cenevizliler döneminde zeytin ve üzümünün kalitesiyle adını duyuran bu küçük liman kasabası, ormanlarla kaplı vadinin iki yamacına kurulu. Sabah erken saatlerde denizden yükselen sis, eski taş evlerin arasında dolaşır—sanki geçmiş ile bugün arasında bir köprü kurarcasına.
İsminin Rumca “3 Aziz” anlamına geldiği ya da “barbunya balığı” demek olan “trigliya”dan aldığı rivayet edilen Trilye, köklü bir tarihe sahip. Misyalılar, Traklar, Antik Romalılar ve Bizanslılara uzanan hikayesinde, Antik Kapanca Limanı ile tarihin her devresinde önemli bir ulaşım noktası olmuş. Peki Trilye‘yi Mudanya‘dan ayıran ne? Bu köyün ruhu, çok daha derin—her sokakta bin yıllık hikayeler fisıldıyor.
Cenevizlilerden Osmanlı’ya: Bir Ticaret Limanının Serüveni
Trilye‘nin önemi 1261’de bir kez daha artmış. Bu tarihte imzalanan Nympheaum Anlaşması ile Bizans İmparatoru Mikhael Palailogos’un, Marmara sahillerinde Cenevizlilere verdiği ticaret garantisi sayesinde, liman kasabası altın çağını yaşamış. Cenevizliler, Apollonia Gölü kuzeyinden elde ettikleri tuzun ihracatında Trilye ve Apameia (Mudanya) limanlarını kullanmışlar.
Tarihin pürüzsüzleştirdiği asırlık dokuda yürürken, eski liman duvarlarının sesini duyabiliyorsunuz—gemilerin dalgalara vurduğu o huzurlu ritmi. Mudanya‘nın fethi sonrasında, Mirzaoba ve Kaymakoba Türkmen köylerinin kuruluş evresinde (1321-1330) Osmanlı tarafından ele geçirilen Trilye‘de mübadeleye dek nüfusunun büyük çoğunluğu Rumlardan oluşuyormuş.
Öyle ki bir camiye karşılık, 7 kilisesi, 3 manastırı bulunan köyde, 1 Müslüman okulu varken 2 Hristiyan okulu yer alıyormuş. Bu rakamlar size ne anlatıyor? Trilye‘nin kültürel mozaiği ne kadar zenginmiş.
Mübadele: Tarihin En Sessiz Sayfası
Takvimler 1481-1512’yi gösterdiğinde ise II. Beyazıt, İstanbul’dan getirttiği 30 aileyi Trilye‘ye yerleştirmiş. 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilen ve 1922’de geri alınan köy, 1924’teki nüfus mübadelesinin ardından bambaşka bir kimliğe büründü. Buradan giden Rumların yerlerine, Selanik, Usturumca, Dedeağaç, Serez, Tikveş, Karacaova ve Girit’ten gelenler yerleştirilmişler.
Eski evlerin bahçelerinde hâlâ Rum mimarisinin izlerini görebiliyorsunuz. Pencere pervazlarında yetişen sarmaşıkların kokusu, denizin tuzlu havasıyla karışır. Tarihi kayıtlara göre Trilye‘de 1908’de 820 hane bulunuyormuş. 19. yüzyılın sonlarında ise beldede 109 Türk ve 3,657 Rum’un yaşadığı biliniyor.
💡 İpucu: Trilye‘yi gezerken en çok etkilendiğim nokta şu oldu—Trilyeli Rumlar Yunanistan’da aynı isimde bir köy kurmuşlar. Onların bıraktıkları evlere de Yunanistan’dan gelen mübadil Türkler yerleştirilmiş. Günümüzde ise beldede hiç Rum yok. 1963’e ‘Zeytinbağı’ olarak değiştirilse de 2011’de eski adı iade edilmiş.
TRİLYE NEREDE
Trilye, Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı bir belde. Mudanya’nın 11 km batısında, Marmara Denizi kıyısında yer alıyor. Bursa merkez Trilye arası 41 km ve özel araç ile yaklaşık bir saat sürüyor.
🚘 Trilye gezinizde araç kiralayacaksanız www.discovercars.com web sitesinden güvenle uygun fiyatlı araç kiralayabilirsiniz. DiscoverCars.com, online araç kiralama rezervasyonlarında lider konumda. Farklı şirketlerin araç kiralama tekliflerini kıyaslayıp size listeliyor ve bu sayede siz de seyahatiniz için en iyi olanı seçebiliyorsunuz.
Trilye’ye Ulaşım: Deniz mi, Kara mı?
✈️ Havayolu ile: Türk Hava Yolları ve özel havayolu şirketlerinin düzenlediği seferlerle Bursa Yenişehir Havalimanı‘nın şehir merkezine uzaklığı 50 km. Buradan hava yolu servisleri ile önce merkeze, ardından da minibüslerle Mudanya‘ya geçip oradan Trilye‘ye ulaşabilirsiniz.
⛵ Deniz otobüsüyle (tavsiye edilen): Trilye‘ye ulaşımın en keyifli yolu deniz otobüslerini kullanmak. İstanbul-Yenikapı‘dan deniz otobüsüyla Mudanya‘ya gelip, buradan 15 dakikalık bir dolmuş yolculuğuyla Trilye‘ye ulaşım mümkün. Mudanya‘da deniz otobüsünden iner inmez Trilye minibüslerini görüyorsunuz. Yenikapı-Mudanya arası yolculuk 1.5 saat sürüyor.
Deniz yolculuğu sırasında Marmara’nın masmavi sularında seyrederken, Trilye‘nin kıyıdan nasıl göründüğünü izleyebiliyorsunuz—tıpkı yüzyıllar önceki tüccarların gözüyle.
🚐 Kara yoluyla: Mudanya – Güzelyalı 3 km, Zeytinbağı (Trilye) 10 km, Gemlik 24 km mesafede. İstanbul’dan Trilye‘ye karayolu ile gelmek isterseniz, İstanbul’dan Bursa yönünde Gemlik‘i 3 km geçtikten sonra Engürücük sapağına girerek Kurşunlu, Güzelyalı, Mudanya üzerinden Trilye‘ye ulaşabilirsiniz.
🚘 Trilye gezinizde araç kiralayacaksanız www.discovercars.com web sitesinden güvenle uygun fiyatlı araç kiralayabilirsiniz. DiscoverCars.com, online araç kiralama rezervasyonlarında lider konumda—farklı şirketlerin araç kiralama tekliflerini kıyaslayıp size en uygununu buluyor.
Bursa’dan Trilye’ye Toplu Taşıma
Bursa merkeze 18 km olan ve araçla yaklaşık 20 dakika süren Mudanya‘dan toplu taşıma ile Trilye‘ye gelmeyi düşünüyorsanız, Bursa Organize Sanayi Bölgesi Metro İstasyonu‘ndan her 10 dakikada bir Mudanya‘ya minibüs seferleri düzenleniyor.
Büyükşehir Belediyesi özel halk otobüsleri yarım saate bir sefer yapıyor: • 1/M Emek İstasyonu-Mudanya • 2/GM Güzelyalı–Mudanya • 104 Gemlik-Kurşunlu-Güzelyalı–Mudanya İskelesi • F/1 Bursa Terminali-Mudanya İskelesi
Bu hatlarla önce Mudanya‘ya geçip oradan Trilye‘ye ulaşabilirsiniz. Mudanya‘dan Trilye‘ye her 15 dakikada bir kalkan minibüsler çalışıyor—yeşillikler içinden geçen 10 km’lik yolda eşsiz deniz manzarasını seyrederek Trilye‘ye varıyorsunuz.
TRİLYE’DE NEREDE KALINIR 🏨
Osmanlının son döneminden kalan yenilenmiş Trilye Bay C Konak, zamansız atmosferi olan bir seçenek. Tarihi dokusu korunmuş odalarında sabahları denizin sesini duyabiliyorsunuz.
Trilye Gezilecek Yerler 📌
Tirilye, antik çağlardan bu yana yerleşime açık olmuş eski bir kasaba. 13. yüzyılda Cenevizliler döneminde, özellikle zeytini ve üzümüyle adını duyurmuş. Ormanlarla kaplı bir vadinin iki yamacına kurulmuş bu yerleşim, yürüyerek gezmesi birkaç saati bulan kompakt bir yapıya sahip. Son yıllarda fotoğraf meraklılarının da gözdesi; açık konuşayım, ışık ve doku burada cömert.
Attığınız her adımda, kısmen ayakta kalmış ya da tamamen harap halde bir tarihi yapı çıkıyor karşınıza. Bir zamanlar ağırlıklı olarak Rumlar ve diğer Hristiyan toplulukların yaşadığı köyün dar, dolambaçlı sokaklarında dolaşırken; eski Rum evleri, kiliseler, camiler, çeşmeler ve asırlık çınar ağaçlarıyla karşılaşıyorsunuz. İnsan bazen gerçekten zamanda geri gitmiş gibi hissediyor.
Ama işin can sıkan tarafı da var. Güzelim tarihi binaların büyük bölümü bakımsız, yıkılmaya yüz tutmuş halde. Apartmanların arasına sıkışıp neredeyse görünmez olmuşlar. Restorasyon yapılmadığı için taş ve ahşap mimarinin bu zarif örneklerinin çoğu içler acısı durumda; bazıları “bir kış daha çıkar mı?” dedirtiyor.
İki ya da üç katlı evlerin bazılarının tarihi 500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Görkemli ama terk edilmiş Taş Mektep ile Kemerli Kilise ise harap halde; ne yazık ki sadece dışarıdan bakmakla yetiniyorsunuz. Tirilye güzel, çok güzel… ama biraz da insanın içini burkan bir güzelliği var.
1. Trilye Çınar 🌳


Arabayla geliyorsanız Tirilye Meydanı’na kadar inip park edebilirsiniz; yer bulamazsanız sahile doğru uzanıp otopark alanına bırakmak en kolayı. Meydandaki o koca çınarın yanına gelip aşağı doğru baktığınızda, Tirilye’nin en bilinen, en çok fotoğraflanan karesi açılıyor önünüzde. Açık konuşayım, burası köyün kalbi. Çınarı, eski evleri, yokuşu doya doya fotoğraflayın; ışık burada genelde cömerttir.
Meydanın çevresi küçük ama ruhu olan dükkânlarla dolu. Vaktiniz varsa acele etmeyin, tek tek girip çıkın. Kadınların işlettiği Tirilye Sofrası’nda kısa bir mola verip bir şeyler atıştırmak iyi fikir. Hanımağa Konağı Pansiyon’u, Tirilye Çarşısı’nı ve çevredeki diğer dükkânları dolaşın, bol bol fotoğraf çekin. Burası “bir bakıp geçilecek” değil, oyalanmalık bir nokta.
2. Taş Mektep

Taş Mektep, Tirilye Çınar’ın bir sokak üstünde yer alıyor. Abdülmecid Dönemi reformları sayesinde papaz okulu olarak inşa edilen yapı, kurulduğu yıllarda gerçekten de bu amaçla kullanılmış. 1909 yılında neo-klasik tarzda yapılan bu Papaz Okulu, Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Makarios’un eğitim aldığı yer olarak da biliniyor.
Rumların Tirilye’yi terk etmesinin ardından yapı, 1924 yılında Kazım Karabekir Paşa tarafından öksüz, yetim ve şehit çocukları için Dar-ül Eytam (Öksüz Yurdu) olarak değerlendirilmiş. Daha sonraki yıllarda ise 1980’lere kadar ilkokul binası olarak hizmet vermiş.
Ne yazık ki Taş Mektep hak ettiği değeri hiç görmemiş. Son gördüğümde yapı oldukça harap durumdaydı. Bugüne kadar koruma ya da restorasyon adına ciddi bir çalışma yapılmadığı için, daha fazla zarar görmemesi adına çevresi tel örgülerle çevrilmiş durumda. Bildiğim kadarıyla yapı belediye tarafından satışa da çıkarılmış. Tirilye’nin en görkemli ama en hüzünlü yapılarından biri.
3. Dündar Evi (Aziz Yuhanna Kilisesi)

Dündar Evi, aslında Rumlardan kalan tarihi bir dini yapı; bilinen eski adıyla Aziz Yuhanna (Yuannes) Kilisesi. Yapının 3. yüzyıla kadar uzandığı düşünülüyor ki bu da Tirilye’deki en eski yapılardan biri olduğu anlamına geliyor. Rumların 20. yüzyılın başlarında bölgeyi terk etmesiyle birlikte yapı özel mülkiyete geçmiş.
Sonraki yıllarda bina, sahibi tarafından kiraya verilmiş ve üç ayrı aile tarafından konut olarak kullanılmış. Üç katlı yapıya kemerli taş bir kapıdan giriliyor; dışarıdan bakıldığında bile geçmişte bir ibadet mekânı olduğunu hissettiren bir havası var. Zaman içinde kilise kimliği silinmiş olsa da mimarisi hâlâ çok şey anlatıyor.
Bugün Dündar Evi, İstanbullu iş insanı Ömer Elal’a satılmış durumda. Kamusal ziyarete açık değil ama Tirilye sokaklarında gezerken önünden geçip durup bakmaya değer; burası tam olarak “ev mi, tarih mi?” dedirten yapılardan biri.
4. Kemerli Kilise

Kemerli Kilise, Tirilye’nin en önemli kutsal yapılarından biri. Hristiyanlığın erken dönemlerinden itibaren büyük ilgi gören Tirilye ve çevresinde zamanında çok sayıda kilise ve manastır inşa edilmiş; ancak bugün bunların sadece 3 kilisesi ve 1 manastırı ayakta kalabilmiş. 13. yüzyıl sonlarında yapıldığı kabul edilen Kemerli Kilise de bu nadir yapılardan biri.
Resmî adıyla Panagia Pontobasilissa Kilisesi, beldede ise daha çok Kemerli Kilise olarak biliniyor. Dört büyük meleği tasvir eden fresklere sahip olan yapı, kaynaklarda duvarlarına resim yapılan ilk kilise olarak geçiyor. Yunan haçı planında inşa edilmiş ve Hz. Meryem’e adanmış.
Hristiyan dünyası açısından büyük önem taşıyan bu yapı, günümüzde İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’nin Bursa Metropolitliği’ne atadığı Elpidophoros Lambriniadis tarafından satın alınmış. Restorasyonun ardından yeniden kilise olarak hizmet vermesi planlanıyor; umarım bu kez gerçekten ayağa kaldırılır.
Ne yazık ki kilise uzun süre harabe halde kaldı. Avlusu incir ve erik ağaçlarıyla dolu, duvarlarındaki freskler ise bakımsızlık, çizilme ve boyanma nedeniyle ciddi zarar görmüş durumda. İlk gidişimde duvar kenarından bakınca içeri kısmen görünüyordu; ikinci gidişimde ise tamamen kapatılmış, kapısına kilit vurulmuştu. O zaman içeriden bir şey görmek mümkün değildi. Şu anki durumu açıkçası ben de bilmiyorum. Tirilye’nin en hüzünlü duraklarından biri.
5. Tarihi Trilye Çamlı Kahve ☕🌿

Taş Mektep’in yanından yukarı doğru çıktığınızda Tirilye’nin balkonu diye anılan Tarihi Çamlı Kahve’ye ulaşıyorsunuz. Asırlık çınar ve çam ağaçlarının altında, denize ve zeytin bahçelerine nazır bir manzara var. Açık konuşayım; burada çay başka güzel içiliyor. Sürekli püfür püfür esiyor, tam bir tepe noktası olduğu için çevredeki köyleri ve koyları kuşbakışı izleyebiliyorsunuz.
Bahçesi bakımlı, ortam sakin. Denize en yakın masaya kurulun, acele etmeyin. Manzara gerçekten nefis. 18 çeşit kahvaltının 220 TL olduğu Çamlı Kahve’de, özellikle hafta sonları yer bulmak zor olabiliyor; erken gelmekte fayda var. Araçla gelenler için otoparkı mevcut, bu da Tirilye için ciddi bir avantaj.
Buradan sonra yolu biraz daha takip ederseniz, bu kez Tirilyeli Kadınlar Kooperatifi’nin işlettiği başka bir mekâna ulaşıyorsunuz. Ev işi lezzetler, samimi ortam… Yeme içme için iyi bir alternatif daha. Açık söyleyeyim; Tirilye’de manzaraya karşı oturup vakit geçirmek istiyorsanız, bu yokuşu çıkmaya değiyor.
6. Fatih Camii ve Avlulu Hamam 🕌

Fatih Camii, eski adıyla Hagios Stephanos Kilisesi, kiliseden camiye dönüştürülmüş önemli bir ibadethane. Kapısında yer alan Hicri 968 (Miladi 1560) tarihli kitabe, yapının Osmanlı döneminde camiye çevrildiğini gösteriyor. İçeride ve çevrede kullanılan Bizans dönemine ait sütun başlıkları, yapının geçmişine dair en net ipuçlarından biri. Açık konuşayım; Tirilye’de tarih dediğin şey burada üst üste binmiş durumda.
Caminin hemen yanında yer alan Osmanlı Hamamı (Avlulu Hamam) ise Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmış. Hamamın kesin yapım tarihi bilinmiyor, ancak genel kabul 16. yüzyıl olduğu yönünde. Günümüzde kültür merkezi olarak kullanılmak üzere restore ediliyor. Eğer proje hakkıyla tamamlanırsa, Tirilye’ye gerçekten yakışan bir durak olacak.
Net söyleyeyim; Fatih Camii ve yanındaki hamam, Tirilye’de “bir bakıp geçilecek” yerlerden değil. Tarihi dokuyu biraz anlayarak gezerseniz, kasabanın neden bu kadar özel olduğunu daha iyi kavrıyorsunuz.
7. Atatürk Meydanı ve Yat Limanı

Tirilye’de “denizle temas edeyim” diyorsanız yolunuz mutlaka Atatürk Meydanı’na düşer. Sahil boyunca kısa ama keyifli bir yürüyüş hattı ve küçük bir yat limanı var. Meydanın hemen yanındaki plajdan denize girilebiliyor ama net söyleyeyim: öğleden sonra dalga artıyor.
Alternatif olarak Kadın Kooperatifi ile Çamlı Kahve’nin alt kısmı da denize girilen noktalardan. Plaj kumluk değil; daha çok siyaha çalan çakıl taşları var. Deniz temiz, ayakkabısız gireyim derseniz biraz can yakabilir ama iki kulaç sonra değiyor.
8. Tirilye Köylü Pazarı

Tirilye’de sahile inip Atatürk Meydanı’na geldiğinizde, liman tarafında ufak ama iştah kabartan tezgâhlar karşılıyor sizi. Bir kısmı el işi hediyelikler; asıl mesele ise köylü pazarı. Her şey iddiasız ama net: ev yapımı, katkısız, gerçekten köyden.
Tezgâhların başında çoğunlukla kadınlar var. Kendi zeytinlerini kurmuşlar, kendi turşularını basmışlar, salçayı, reçeli evde yapmışlar. Portakal reçelini tattırıyor, ayvayı kaşıkla uzatıyorlar; bir bakmışsın acılı sosu deniyorsun. Hangisini alacağına karar vermek zor, çünkü “bundan da alayım” hissi çok hızlı geliyor.
Net tavsiyem şu: zeytin. Köy kadınlarının kendi tarlalarından toplayıp hazırladığı zeytinler hem gerçekten doğal hem de fiyat olarak şehir pazarlarına göre hâlâ makul. Yanına bir kavanoz turşu, bir de reçel eklersen çanta ağırlaşıyor ama vicdan rahat; çünkü Tirilye’den alınacak en doğru hatıralar bunlar.
9. Medikion Manastırı
Medikion Manastırı, Tirilye’den Eşkel Limanı’na giden yol üzerinde, gözden kaçması çok kolay ama hikâyesi ağır bir durak. İlk yapıldığında Hagios Sergios’a adanan bu manastırın adı, 11. yüzyılda Medikion Manastırı olarak değiştirilmiş. 8. yüzyılda kurulduğu, bir dönem çiftlik olarak da kullanıldığı biliniyor.
Bugüne manastırdan çok şey kalmamış; ayakta duran duvarlar ve her biri yaklaşık 200 kilo ağırlığındaki görkemli giriş kapısı. O kapının önünde durunca, “burada zamanında ciddi bir yapı varmış” hissi net geçiyor. Abartı yok, süsleme yok; taş konuşuyor.
Manastırın kuzeybatısında bir Rum Mezarlığı bulunuyor. Sessiz, bakımsız ama atmosferi güçlü. Açık söyleyeyim, restore edilse turistik olurdu ama bu haliyle daha çarpıcı. Meraklısı için kısa bir durak, tarih seven içinse hüzünlü bir mola.
10. Kapanca Limanı

Kapanca Limanı, Tirilye’de Roma Dönemi’nden kalma, her taşında ticaret kokusu olan eski bir kıyı durağı. Kapanca Bölgesi’ndeki bu antik liman, yüzyıllar boyunca Marmara’daki en stratejik deniz ulaşım noktalarından biri olmuş; Tirilye’nin zeytini, zeytinyağı ve bereketli topraklarından çıkan ne varsa buradan İstanbul’a gönderilmiş. Bugün sakin ve biraz unutulmuş görünse de, bir zamanlar ciddi bir liman kentiydi burası.
Kapanca’dan yaklaşık 5 km ileride ise Aya Yani Manastırı yer alıyor. Yunan haçı planında inşa edilen manastırın 709 yılında kurulduğu ve adını papaz Aya Yani’den aldığı rivayet ediliyor. 1922’ye kadar aktif olan yapı, günümüzde ne yazık ki harap halde; ayakta kalan duvarlar, geçmişteki görkemini ancak hayal ettiriyor. Açık konuşayım, burası restore edilse Tirilye’nin hikâyesi bambaşka bir seviyeye çıkar.
Tirilye’de Ne Yenr?
Açık konuşayım, Trilye’de ne yenir sorusunun tek bir cevabı yok ama üç kelime her şeyi özetliyor: zeytin, zeytinyağı, balık.
Trilye sahilinde ailelerin işlettiği, tahta masalı, rengârenk örtülü balık lokantaları ve çay bahçeleri var. Lüks beklerseniz hayal kırıklığı olur ama samimiyet, lezzet ve manzara garanti. Eski lambalı radyosundan hâlâ şarkılar yükselen Savarona Restoran, Liman Restoran, Taş Mahal, Şekerev, Mahur ve ev yemekleriyle bilinen Mehmet Ali Restoran sahilde gönül rahatlığıyla oturabileceğiniz yerler. Net söyleyeyim; buraya gelip balık yemeden dönmek yazık olur.
Sofra kuruldu mu önce Trilye zeytinyağı geliyor. O zeytinyağına kekik ve pul biber ekilir, odun ekmeği banılır… Daha yemek gelmeden iş biter zaten. Mevsimindeyseniz balık şart; özellikle Trilye barbunyası buranın alametifarikası. Lezzetin sırrı balık kadar kullanılan zeytinyağında.
Zeytin meselesi ise bambaşka. Trilye zeytini gerçekten başka zeytinlere benzemez; orta boylu, küçük çekirdekli, çekirdeği meyvesine yapışmaz. Salamura yöntemiyle 3–4 yıl bozulmadan saklanabilir. Kırma, çizme, az tuzlu yeşil zeytin ve yağlık olarak her haliyle kullanılıyor. Başka yerde zor bulunur; köylüler o yüzden isteyenlere kargoyla gönderir. Köylü pazarında tattırmadan satmazlar, dikkat edin… Hangisini alacağınızı şaşırırsınız.
Bugün Trilye’de halkın %90’ı zeytincilikle geçimini sağlıyor. Balıkçılık hâlâ önemli ama bağcılık, şarapçılık ve ipekçilik artık mazide kalmış. Yine de sofraya oturduğunuzda bu toprakların ne kadar bereketli olduğunu ilk lokmada anlıyorsunuz. İyi ki buradayım dedirten yerlerden.
Tirilye’de Ne Alınır?
Açık konuşayım; Tirilye’den magnet alıp dönmek yazık. Burası çantayı ağırlaştıran, bagajı dolduran yerlerden. Alınacak şeyler net, süslü püslü değil, gerçekten köy işi.
1️⃣ Zeytin & Zeytinyağı
Listenin tartışmasız başı. Köylü pazarında satılan zeytinlerin çoğu kadınların kendi bahçesinden. Sele zeytin, kırma, çizik… Tadına bakmadan almayın. Zeytinyağı da aynı şekilde; filtresiz, ağır kokulu, gerçek Ege yağı. Ucuz mucize beklemeyin ama şehirde yediğiniz “köy yağı” masallarından daha dürüst.
2️⃣ Ev Yapımı Turşular
Lahana, biber, salatalık, acur… Asıl farkı suyu. İçince “bu turşu olmuş” diyorsunuz. Acılı soslarla birlikte satılanlar var, dikkat: eve gidince bağımlılık yapıyor.
3️⃣ Reçeller (Portakal, Ayva, İncir)
Portakal reçeli Tirilye klasiği. Şeker oranı abartı değil, kaşık kaşık gidiyor. Ayva ve incir de iyi. Etiket okuyun; gerçekten ev yapımı olanı seçin.
4️⃣ Salça & Soslar
Güneşte kurutulmuş domates salçası ve acı soslar güzel. Ama uyarayım: Her gördüğünüz salçayı almayın, önce tadına bakın. İyi olan kendini belli ediyor.
5️⃣ El İşi Hediyelikler
Atatürk Meydanı çevresinde ufak tezgâhlarda bez çantalar, küçük süsler, zeytin ağacından objeler var. “Almasam da olur” kategorisi ama sevdiklerin için tatlı bir hatıra.
6️⃣ Sabun & Doğal Ürünler
Zeytinyağlı sabunlar, lavantalılar… Kullanımlık alın, dekor diye değil. Bazıları gerçekten iyi.
📌 Kısa Tavsiye:
Tirilye’de en mantıklı alışveriş yenilen–içilen şeyler. Cam, seramik, biblo işi burada hikâye. Zeytin, turşu, reçel ise gerçek.
Kısacası Trilye, aceleye gelmeyen bir yer. Birkaç saatliğine bile gelseniz, sokaklarında yavaşlamayı, sahilde oturup bir çay içmeyi, eski evlerin önünde durup şöyle bir etrafa bakmayı öğretiyor. Kusurları var, bakımsız yapıları insanın içini burkuyor ama belki de bu yüzden sahici. Net söyleyeyim; İstanbul’un gürültüsünden kaçıp bir günlüğüne nefes almak isteyen herkesin yolu eninde sonunda Trilye’ye düşmeli. İyi ki gelmişim dedirten, sessiz sedasız ama akılda kalan yerlerden.





