Derler ki, Bali’de seremoninin olmadığı gün yoktur! Bali’ye özgün bir Hinduzim anlayışı olan Bali Hinduizm’inde (Agama Hindu Dharma) ayinlerin önemi çok büyüktür. Ayinler doğumla başlar ve ölünceye kadar sürer. Doğum, ergenlik, evlenme, ölüm, ölü yakma gibi ayinlerin yanında tapınaklara takdis edilen ayinler de vardır. Ay takvimine göre 210 gün 1 yıl kabul edilir ve bu takvim takip edilerek tapınakların önemli günleri belirlenir ve bu günlerde, dans, müzik ve performanslarla tanrılarını, atalarını ve tapınağı onurlandırırlar.

Balinese seremoni ve ritüellerden biri olan Odalan bunlardan biridir. Her 5, 10, 30 ve 100 yılda tapınaklar için çoğunlukla 3 gün süren Bali Tanrılarını onurlandırmak için büyük kutlamalar yapılır. Bu ayinlerden bazıları 11 gün veya daha uzun olabiliyor.

Ubud’dan başlayan motosiklet turumuzda önce Celuk Köyü’nde altın ve gümüş işçiliği sanatını incelemiş, sonrasında ise motosikletlerimizle gönlümüzce yollarda kaybolup simsiyah kumlardan oluşan bir plajı keşfetmiştik. Aslında asıl amacımız dünyaca ünlü bir Bali dansı olan Keçak Dansını görmek için yola çıkmıştık, ancak sabahki gösteriyi kaçırmıştık. Yolumuza devam edip ağaç oymacılığı sanatı ile ünlü Mass Köyü’ne geçip orada nadide el oyması sanat ürünlerini sanat galerinde incelemiştik.

Mas Köyü’nün büyük tapınağı olan Penataran Sasih Temple‘da (The Moon Temple) Odalan ayini olacağını öğrendiğimizde ise hemen oraya geçmeye karar verdik. Büyük tapınağın önündeki büyük alan tam bir panayır yerine dönmüştü. Kurulan stantlarda hazır giyim ürünlerinden, hediyelik eşyalara, batik ürünlerinden saronglara, hediyelik eşyalardan oyuncaklara kadar hemen her şey vardı.

Büfelerden gözümüze hoş gelenlerden seçip bir poşet dolusu yiyeceğe 10.000 Rupiah (2 TL) ödeyip bir yandan yiyip bir yandan da alanı gezdik. Tapınağa girmek için altınıza sarong adı verilen şeyi giymeniz gerekiyor. Tek parçadan oluşan ve belinize dolanan ve etek tarzından olan saronglar tapınak ziyaretlerinden giymek mecburi. Pazarı dolaşıp, beğendiğimiz sarong için pazarlığa girişip çifti 150.000 Rupiah denilen fiyatı 90.000 Rp’a indirip alıp saronglarımızı aldık. Şortlarımızın üzerinden sarongları belimize dolayıp Mas Hindu Tapınağına geçtik.

Gianyar’a 6 km uzaklıkta bulunan bu tapınak Ay Tapınağı olarak da biliniyor. Tapınakta bulunan, MÖ 300 yılından kalma 2 metre genişliğindeki ve tek bir defada dökülmüş olan gong Güney Asya’nın en büyük gongu olarak geçiyor ve 2000 yıldan fazla bir yaşı var. Endonezya’nın en önemli tunç çağı eseri kabul edilen gong kum saati şekilinde olup dizayn ve kökeninin Kuzey Vietnam ve Güney Çin civarında MÖ 1500’lerde yaşamış Dong Son kültürüne kadar uzandığı tahmin ediliyor.

Her taraf rengârenk, tapınaktaki heykellerin bazılarına sarong giydirilmiş ve başları sarılmış. Kolonlar ve sütunlar ve ağaç gövdelerine kumaşlar giydirilmiş. Her tarafta yine renkli şemsiyeler var, alan buram buram hoş tütsü kokuyor. İnanılmaz bir atmosfer var içeride, kokular, renkler, hareketlilik birbirine karışmış durumda. Sizi derinlemesine içerisine çekiyor, karşı koymak imkânsız. İlk duyduğunuzda ezan sesine benzeteceğiniz dini ilahiler hoparlörden okunuyor. Kutsal alanlarda diz çökmüş seremonilerini gerçekleştiren, ailecek gelmiş insanlar var. Herkesin yüzü gülüyor.

Tapınak içerisinde 3 farklı yerde kurulmuş ve içerisinde kutsal sayılan yaşlı kişinin oturduğu yüksekçe yerler var. Tapınağa gelen Balililer, bu kutsal kişileri önce ziyaret ediyor. Bu kişi kutsal suyu ziyaretçilerin üzerine serpip sonra da elindeki tabaktan pirinçler önce alınıp ağza biraz atıldıktan sonra, bir kısmını alınlarına ve boyunlarının hemen altına yapıştırıyorlar.

Tapınağın ana kapısından, her yanımızı çevreleyen ilahi seslerin altında, bugüne has krem renkli kıyafetleri, başlarının üzerinde tanrılara adanmak için hazırlanmış meyve sepetleriyle sıralar halinde içeri giren kadınlar, inanılmaz renkli görüntülere sahne oluyorlar. Her dakika, her saniye, başınızı çevirdiğiniz gördüğünüz her an fotoğrafik sahnelerle dolu. Elimde iPhone’um ve yol arkadaşım Farid’den aldığım fotoğraf makinesiyle, oradan oraya heyecan içerisinde koşturup her anı karelemeye çalıştım.

Tapınağın meydanlarından birinin bir köşesinden yaklaşık 20 kişinin oluşturduğu bir orkestra inanılmaz etkileyici bir müzik çalıyorlardı. Bu müziğe Gamelan Müziği deniyordu. Hani o anı tarif etmek zor. Çoğunluğu kadınlarca oluşturulmuş ve neredeyse hepsi vurmalı çalgılardan oluşan orkestranın yarattığı ahenk, ses insanı transa sokacak şekilde. Eşsiz bir ses, bir yandan videoya çekerken bir yandan da müziğin sizi çevrelediğini hissediyorsunuz.

Java Mitolojisinde Gamelan Müziğinin, Sang Hyang adlı bir guru tarafından, Maendra Dağı’nda oturup tanrıları davet etmek için yaratıldığına inanılıyor. Bunun için gongu keşfeden guru, daha sonra uzun mesajları iletmek için 2 gong daha yapmış. Böylece ilk orijinal Gamelan Müzik seti oluşmuş. Şimdilerde gamelan orkestrasında çeşitli gonglar ve davullar, metalofonlar kullanılıyor. Küçük gongların bir sıra üzerinde dizilmesiyle elde edilen Bonang ise en baskın sesleri üreten enstrümanlardan birisi Yine metal veya ağaç çekiçlerle çalınan Saron ise diğer bir ana enstrüman.

Orkestra, yaklaşık olarak her biri yirmişer dakika çalıyorlar, 10 dakika mola verdikten sonra tekrar çalıyorlardı. Yaklaşık 3 saat her çaldıklarında gidip karşılarına oturup dinledim, mola verdiklerinde ise arkadaşım Farid ile sohbet ettim ve tapınağın diğer bölümlerini ziyaret ettim, ibadet için gelenleri izledim ve fotoğrafladım.

Üç değişik yerde benzer müzikler çalıyordu ve eş zamanlı olarak da hoparlörden hani ezan veya kuran okuma sesine benzettiğim dini okumalar birbirine karışıyordu, artık oluşan havayı siz düşünün. Dini ritüellerin birçoğunun insana hissettirdiğini burada kat ve kat fazlasıyla yaşıyorsunuz. Havada yoğun tütsü kokusu var, gözlerinize hitap eden rengârenk kumaşlar, şemsiyeler, meyveler, çiçekler, kulağınıza hitap eden çevreleyen müzik ve ilahiler, kalabalığın yüzündeki sevinç, gülümseme ve rahatlık… Hepsi tüm duyu organlarınıza zevk vermeye odaklanmış sanki.

Akşam saat 9’da başlayacak olan dans gösterileri için bekledik. Dans gösterisinden çok halka yönelik açık hava kabaresine benziyordu. Farid sıkılıp erken kaçtı, ben biraz daha sabır ve ilgiyle izledim, ama hiçbir şey anlamadığımdan ben de oradan ayrılıp otelime döndüm. 5 saatten fazla bir zamanı tapınakta geçirmiştim. Güzel ve ucuz yemekler yedim, sarong aldım, dinlerken kendimden geçtiğim kadim müzikler dinledim, birçok seremoni ve gösteri gördüm. Daha ne isterim ki, yaşamak diye buna denir!

Day 350: Endonezya:7, Bali, Ubud, 19 Temmuz 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!